Türkiye'nin mutluluğu ve 'anayasal vatandaşlık'
Nur Vergin  
 

Bir iki dergide de bu kavrama değinmemden sonra birilerinin de öfkesine muhatap oldum. Siyasal düşünce hayatına bilgisizliğiyle katkıda bulunan birisi ise üst perdeden "anayasal olmayan vatandaşlık mı varmış?" diyerek dudak büktükten sonra kavramın "zırva" olduğunu da yazdı. Meğerse zamanın cumhurbaşkanı Sayın Demirel de aynı tarihlerde bu kavramı telaffuz etmişmiş, bu sefer acaba bu "zırvanın" suflörlüğünü ben mi yapmışım diye kıyamet koptuydu. Oysa benim dahlim yoktu. Cumhurbaşkanı, Avrupa'nın akademik ve siyasal çevrelerinde tartışılan bu kavramdan başka kanallardan haberdar edilmiş olmalıydı. Suçlu ben değildim. 

Bu tehlikeli kavramı Türkiye'ye tanıtma çabamdam ötürü birkaç yılım kendimi savunmakla geçtiyse de caymadım. Zira varlık nedenim, en gelişkin yeni kavramlar üzerinde çalışmak, onları tanıtmak, tartıştırmak, genç kuşakları haberdar etmekti. Vukufsuzların infialine rağmen görevimi yapmamın huzuru içindeydim. Bugün geldiğimiz noktada ise birçok bilim ve siyaset adamı bu kavramı tartışıyor ve Türkiye için araçsal olmanın ötesinde ahlâki bir değer taşıdığını ifade ediyor. 

Çünkü anayasal vatandaşlık, özellikle bizimki gibi etnik ve kültürel bakımdan türdeş olmayan toplumlar için sosyopolitik barışı sağlamaya yönelik bir nosyon olarak karşımıza çıkıyor. Biliyorum, 'yoktur biribirimizden farkımız' üzerine bina edilmiş bilindik söylem yanlıları buna yine itiraz edeceklerdir. Ama güneş balçıkla sıvanmıyor ve Türkiye, etnik ve kültürel farklılıkların ülkesi olmaya devam ediyor. Birilerinin dizaynına inatla karşı çıkıyor, tekilliğin değil, çoğulluğun hüküm sürdüğü bir toplum kimliğini koruyor. Birliği sağlamanın farklılıkları yok farz etmekten geçmediğini, yükselen bir dinamizmle ifade ediyor. 

Bu konuda, hemen söyleyeyim, gerçekliliğin kaynağı ve sahibi şu veya bu mihrakın siyasal projesi değildir. Meşruiyetin kaynağı toplumdur. Bunun içindir ki, yeni anayasada toplumsal barış için kaale alınması gereken siyasal elitlerin kişisel ideolojik tercihleri değil, ülkenin sosyolojik gerçekliliği ve toplumsal taleplerdir. Mevcut hiçbir kültürel gruba öncelik ve üstünlük tanımayan anayasal vatandaşlık ise bu taleplere tatminkâr bir imkân sağlayan bir kavram olarak karşımıza çıkma potansiyelini taşımaktadır. Her bir etnik ya da dil grubunun kimliğini korumasını ve ülke bütünlüğüne 'gönüllü sivil beraberlik' içinde, dayatıldığı için değil, bilerek isteyerek katılmasını temin etmektedir. Farklılıkları baskılamaya, silip süpürmeye yönelik olmayan bir vatandaşlık anlayışıdır. Bir kısım yurttaşın doğuştan sahip olduğu kimlikten feragat etmesini dayatmayan bir ahlâki önermedir. (2) İmkânsızın peşinde olmayan, var olanı tanıyan bir anlayışın ürünüdür. Somut gerçekliliğin kavramsal düzeyde arayışı ve karşılığıdır. 

Anayasal vatandaşlık 'vatanseverlik' duygusunu etkiler mi? 

Buna karşı itirazların iki kümede dillendirileceği öngörülebilir. Acaba anayasal vatandaşık kavramı üzerinde bina edilmiş bir vatandaşlık federatif bir sisteme yol açarak ulus-devlet ya da tekil devlet için tehlike teşkil eder mi? Cevap: Uluslararası sistemi şekillendiren 1648 Vestfalya antlaşmasından sonra Fransa gibi bazı ülkeler bizim de benimsemiş olduğumuz tekil ve ulus-devlet sistemi uyarınca örgütlenmişlerdir. İngiltere, ABD, Almanya gibi devletler ise federasyoncu bir tercihte bulunmuşlardır. Devletlerin farklı sistemler doğrultusunda örgütlenmiş olmalarının nedeni, devlet olma keyfiyetinin sadece her bir ülkenin iç yönetimi ile değil, özellikle ve öncelikle uluslararası sistem içinde egemen varlığına sahip olmasıyla ilgilidir. Bu durum, devlet olmanın sadece iç düzenlemelerle ve yönetilen halk üzerinde kurulan otoriteden sınırlı olmadığına işaret etmektedir. Modern çağlarda egemen devlet olmanın önde gelen özelliği, diğer egemen devletler nezdinde sahip olunan haklar ve ödevlerdir. 

Bu hak ve ödevler, tekil ulus-devletlerin tekelinde olmayıp, federatif sisteme sahip devletler için de geçerlidir. Bunun içindir ki, onlar da herhangi bir dış politika sorununda ya da savaş halinde ulus-devlet refleksleri ve uygulamalarıyla tarihte temayüz etmişlerdir. Günümüzde de hepimizin gözü önünde cereyan eden olaylar, bu niteliklerini koruduklarını göstermektedir. Buna ABD'nin yerkürenin birçok köşesinde güttüğü savaşlarda ya da İngiltere'nin anavatanın 13.000 kilometre ötesinde Falkland müdahalesinde de tanık olduk. Ne Teksas eyaletinin yurttaşları ne de örneğin, Galler ülkesinin insanları "ben bu işte yokum" dememişlerdir. Kaldı ki, Türkiye'de azınlıkta olan herhangi bir farklılık grubunun öngörülebilir bir gelecekte federatif bir sistem talebinde bulunacağına dair tahminde bulunmak imkânsızdır. Ülkenin tarihi, demografik dağılımı, ekonomik yapısı buna engeldir. Orijinal olmak ya da mızmızcılık yapmak pahasına seslendirilebilecek tek tük sözler ise demokratik bir siyasal sistemde düşünce özgürlüğü kapsamında yerini almakla sınırlı kalmaya adeta mahkûmdur. Endişeye mahal yoktur. Kâbus senaryoları yazmaya hiç gerek yoktur. 

İkinci itiraz belki daha dokunaklı. Çünkü siyasi ideolojiden çok, doğrudan duygularla ilgili. Beyinden çok kalbe hitap eden bir soru. Bunun içindir ki zahir benim de içime oturmuyor değil. Acaba anayasal vatandaşlığın -veya başka bir deyişle 'anayasal vatanseverliğin'- yarattığı motivasyon gücü insanların vatanseverlik içgüdülerini harekete geçirmeye yeterli midir? Habermas'a karşı Dominique Schnapper gibi bazı düşünürlerin sorduğu gibi, anayasal vatandaşlığın "insan hakları, hukuk devletine saygı gibi entelektüel bazda temellenen soyut ilkeler, insanları içselleştirdikleri milli gelenekler gibi siyasi ve duygusal açıdan hareketlenmeye davet etme gücüne sahip midir?" (2) İnsanların vatanlarını korumak için seferber olma saiklerini zayıflatmaz mı? Ülkelerini savunmak için canlarını feda etme insiyaklarını törpülemez mi? Cevap: Soru anlamlıdır ve üzerinde düşünülmeye değerdir. Ne var ki, Habermas'ın bu konudaki düşüncesinin yarısını göz ardı etmesi nedeniyle bu sorunun da geçersiz olduğunu ileri sürmemiz mümkündür. Habermas, anayasal vatandaşlık ve buna bağlı olan 'anayasal vatanseverliği' önerirken sadece 'soyut' evrensel ilkeler üzerinde durmakla yetinmemiştir. Anayasal vatandaşlık uygulamasının her bir ülkenin milli geleneğinin ve siyasal kültürünün özgül niteliği uyarınca hayata geçirilmesi gereğini de vurgulamıştır. (3) Her topluma şifa verecek hazır bir reçete sunmamıştır. Anayasal vatandaşlık ve vatanseverlik çerçevesinde öngörülecek bir anayasa oradan buradan toparlayarak 'kes yapıştır' yöntemiyle elde edilecek bir rehber metin değildir. Yurttaşları gönülden bağlayıcı etik bir değer taşıması toplumsal geleneğe sadık olmasına bağlıdır. (4)

O halde bize düşen, yeni anayasa hazırlıkları çerçevesinde bu konuda da çalışmaktır. Çünkü konu Türkiye'nin egemenliği ve huzuruyla ilgilidir. Türkiye'nin, insanlarının mensup oldukları kültürel farklılıklardan ötürü kendilerini mağdur hissettikleri için dünyanın taşrası değil, birçoğumuzun özlem duyduğumuz gibi halkının mutlu olduğu bir dünya ülkesi olmasıyla ilgili bir konudur.

O halde, burada bize düşen, anayasal vatandaşlık prensibinin farklılıklar arasında toplumsal barışa katkısının yanı sıra Türkiye'nin tarihi ve geleneklerine nasıl uyum sağlayabileceği üzerinde de düşünmektir. Bize düşen, yeni anayasayı yazacak olan hukukçulara tarihçilerin, sosyologların ve siyaset felsefecilerinin, bu konuda yardımını talep etmektir. Onları yeni Türkiye'yi inşa etmeye davet etmektir. Yılmadan ve azimle...

(1) Habermas J. ve diğerleri, L'Europe au soir du siècle. Identité et démocratie, Paris, Éditions Esprit, 1992, 'Citizenship and National Identity: Some Reflections on the Future of Europe', Praxis International, vol. 12, no. 1, 1992.

(2) Schnapper D., La Communauté des Citoyens, Paris, Gallimmard, 1994.

(3) Habermas J., "Struggles for recognition in the Democratic Consitutional State", The Inclusion of the Other, MIT Press, 1998.

(4) Müller, J-W., Constitutional Patriotism, Princeton Univ. Press, 2007.



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.