Tutuklu öğrenciler için yargı reformu
ADNAN BOYNUKARA
Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri
 
Türkiye’de, hukuk alanında yapılan iyileştirme ve demokratikleşme çabaları ile oluşan toplumsal dönüşüme rağmen, yargı erkinin tutumu, farklı şikayetlere neden olabiliyor. Tutuklu yargılanan öğrenciler, bu sorunlardan birisi. Gençlerin geleceğinin şekillendiği eğitim sürecinin kesintiye uğramasının sorun olduğu açık. Bu görmezden gelinemez. Ancak konuyu sağlıklı veriler üzerinden, doğru zeminde tartışmak da önemli.
 
Tutuklu öğrencilerin durumunu irdeleyen, konuya ilişkin verileri ve yaşanılan sorunları kamuoyu ile paylaşan üç temel çalışmadan bahsetmek mümkün. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ile Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi’nin raporları ve CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün değerlendirmeleri.
 
ÇHD’nin web sayfasındaki Ekim 2011 tarihli raporunda, 89 isim bulunmaktadır. Listedeki 89 isim, cezaevi verileri ile karşılaştırıldığında; 3 kişinin hükümlü olduğu, 30 kişinin tahliye edildiği, 5 kişinin kayıtlarda bulunmadığı, 11 kişinin üniversite ile ilişkisinin tespit edilemediği ve 40 kişinin ise üniversite öğrencisi olduğu anlaşılmıştır.
 
Raporlar ve gerçekler
 
Tutuklu öğrencilerin kamuoyunda karşılık bulmasında, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, konuyu TBMM gündemine taşımasının etkili olduğu açık. Aygün, “500 Tutuklu Öğrenci Raporu”nu, ÇHD verilerinden yararlanarak hazırladığını belirtmişti. 500 kişi olarak adlandırılmasına karşılık, raporun ekindeki liste, 227 isimden oluşuyordu. Listede yer alan isimler ile cezaevi verileri karşılaştırıldığında; 40 kişiye ilişkin herhangi bir kaydın olmadığı, 52 kişinin tahliye edildiği, 25 kişinin üniversiteyle ilişkisin bulunmadığı ve üniversite öğrencisi olduğu tespit edilen 110 kişinin ise farklı cezaevlerinde bulunduğu tespit edilmiştir.
 
Konuya ilişkin en kapsamlı çalışma ise Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi (TÖDİ) tarafından hazırlanan rapordur. Raporda, 771 isim bulunuyor. Ancak mükerrer isimler çıkarıldığında sayı, 738’e düşüyor. 738 isim ile cezaevi verileri karşılaştırıldığında ise şu tablo ortaya çıkıyor; 65 kişi hükümlü, 124 kişi tahliye edilmiş, 119 kişinin cezaevi verilerinde kayıtları bulunmuyor, 14 kişinin soyadı verilmediği için bilgilerine ulaşılamıyor, 28 kişinin isim-soyadı benzerliği nedeniyle (fazla kayıt çıktığı için) durumları kesinleştirilemiyor, 113 kişinin eğitim bilgisi yok ve eğitim bilgileri doğru olan 275 kişi ise tutuklu...
 
Raporlardaki veriler ile cezaevi verileri arasında önemli farklılıklar dikkati çekiyor. Bu durum, kuşkusuz olayın önemini hafifletmez, ancak tartışmanın sağlıklı veriler üzerinden yapılmasının gerekliliğine işaret eder.
 
Adalet Bakanlığı’nın soru önergesine verdiği cevaptan çıkartılan, “2.824 öğrenci cezaevinde” ifadesi, cezaevlerindeki eğitim süreçlerinden yararlanan herkesi kapsamaktadır. Yani, cezaevine girdikten sonra, dışarıdan eğitim sürecine giren kişileri (açık lise, açık üniversite vs.) de kapsamaktadır. Bu nedenle ilgili veriyi, tutuklu üniversite öğrencilerine ilişkin bir veri olarak değerlendirmek doğru değildir.
 
Öncelikle önemli bir unsura dikkat çekmek gerekiyor; cezaevlerine alınan kişilerle ilgili tutulan bilgi formunda, meslek ve eğitim durumuna ilişkin bölümün doldurulması zorunlu değil. Ancak cezaevine giriş sırasında, tutuklu ve hükümlülerin özel ihtiyaçları konusunda verdikleri bilgilere dikkat edilmekte ve gerekli kayıtlar alınmaktadır. Öğrenci olduğunu beyan eden kişilerin eğitim ihtiyaçlarının karşılanması ve sınav süreçlerinin takibi gibi konularda da, bu durum geçerli.
 
Tutuklu öğrencilerin konu olduğu TÖDİ’nin raporu, rakamsal verilerin yanı sıra, öğrencilerin karşılaştığı kimi güçlüklere işaret etmesi nedeniyle de anlamlı. Rapordaki kimi somut konulara değinmek gerekirse;
 
1. Soruşturma, tutukluluk ve yargılama süreçlerinde yapılan değerlendirmelerde yapılan temel yanlışlık, tüm adli süreçlerin Adalet Bakanlığı’yla ilişkilendirilmesidir. Anayasanın 98 maddesi ve Bakanlığın kuruluş kanunu incelendiğinde, Bakanlığın bu süreçlere ilişkin herhangi bir rolünün olmadığı açıkça görülecektir. Dolayısıyla, öğrenciler veya diğer tutuklu ve hükümlülerle ilgili yargılama süreçleri, Adalet Bakanlığı’nın dışında ve bağımsız yargı tarafından sürdürülen işlemlerdir. Bakanlığın sürece müdahale etmesi mümkün değil.
 
2. Cezaevlerindeki öğrenciler için temel mesele, eğitim süreçlerinin devamı ve sınavlara katılabilmeleridir. Cezaevi yönetimine müracaat eden her öğrencinin sınava götürülmesi için gerekli tedbirler alınmaktadır. Ancak, sınava gidiş-geliş masrafları üzerinden yürütülen bir tartışma var. Öğrencinin kaldığı cezaevi ve sınav yeri aynı şehirde olanlar konusunda herhangi bir sorun çıkmamakta ve öğrenciler sınava götürülmektedir. Şayet, sınav yeri ile cezaevi farklı şehirde ise nakil ve güvenliği sağlayan askerlerin ihtiyaçları ortaya çıkmakta. Bu masrafı ise öğrencinin karşılaması gerekmekte. Ancak, farklı şehirde sınava girecek olan ve masrafını karşılama olanağı bulamayanların ihtiyaçları, Kurum ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları olanaklarıyla karşılanmaya çalışılmaktadır. Bu arada, öğrencinin sınava alınıp alınmaması konusu ise üniversite yönetimiyle ilgili bir karar. Öğrencilerin okul harçları ise Adalet Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında ödenmektedir.
 
3. Raporda, öğrencinin ihtiyaç duyduğu ders kitaplarının sağlanmasının engellendiğine vurgu yapılıyor. Ders kitaplarıyla ilgili herhangi bir engellemenin olması mümkün değil. Ancak ders notu olarak talep edilen fotokopilerde, kurum güvenliği açısından, belgelerin tek tek kontrol edilmesinden kaynaklanan sıkıntılar olabiliyor.
 
4. Sınav koşulları ve güvenliğin sağlanması, üniversite yönetimi ve cezaevi dışına çıkarılanların güvenliğinden sorumlu olan jandarmanın görev alanına girmektedir. 
 
Tutuklu öğrencilerin okul sorunu
 
5. Cezaevinde internete ulaşım da, tartışma konusu. İnternetin kullanımında sınırlama bulunuyor. Ancak cezaevlerinde, ilgili okul ve eğitim sitelerine girmek koşuluyla, ihtiyaçların karşılanmasına çalışılıyor.
 
6. Üniversitede okuyan öğrencilerin tutuksuz yargılanması talebi, önemli. Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan ve TBMM’de kabul edilen Üçüncü Yargı Paketi, tutuksuz yargılamayı sağlayacak önemli düzenlemeler içermekteydi. Ancak buna ilişkin kararı, ilgili mahkemeler verebilir. 
 
Bu noktada temel bir gerçeği hatırlatmakta yarar var; cezaevi yönetimlerinin uygulama süreçlerine ilişkin tüm kararları, yargı denetimine açıktır. Herhangi bir sorun yaşayanların, sorunlarını yargıya taşımaları, Başsavcılık, Adalet Bakanlığı ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na iletmeleri, çözüm sürecine katkı sağlayabilecektir.
 
Sonuç olarak; kamuoyunda konuşulan tutuklu öğrenciler konusunun, sağlıklı veriler üzerinden tartışılması önemlidir. Tek bir öğrencinin bile eğitim sürecinin dışında kalması, üzerinde durulması ve çözüm üretilmesi gereken bir konu. Ancak konuyu, tartışmayı ve çözüm yollarını doğru olmayan bilgiler üzerinden konuşmanın ve siyasal iktidar ile yürütülen mücadelenin aracı haline getirmenin, sorunlu bir yaklaşım olduğunu da ortaya koymak lazım!




Star
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.