Yargıç kontrolünde siyaset veya hakem topa girerse...

Doç. Dr. Yusuf Tekin 
 
Tuhaf olan, kendi alanlarını siyasetin dışında tutmaya çalışanların, aynı zamanda siyaseti kendi müdahale alanlarında görüyor olmaları. Siyasete müdahale ve hatta onu belirleme konusunda kendilerini hiç de yetkisiz görmemeleri.

Buna en son hararetli olarak eklenen grup ise yargı bürokratları. Önce uzun uzun "yargı siyasallaşıyor'' nutukları dinledik. Akabinde yargının niçin siyasetin dışında olması gerektiği üzerine "derin" analizler. HSYK ve Anayasa Mahkemesi'nin yapısına ilişkin yasal değişiklik önerilerinin ne kadar büyük sorunlar yaratacağını dinledik. Fakat iş siyasete müdahaleye gelince işler birden değişiverdi. İçinde bulunduğumuz günlerde bunun çokça örnekleri mevcut.

Son yıllarda Türk yargısı siyasete futbol tabiriyle adeta gol yağdırıyor. Siyaseti etkilemenin çok ötesine geçti, adeta topa giren veya tuttuğu takım lehine olmadık yerde ve sık sık penaltı veren hakem gibi, tam anlamıyla siyaseti yönlendiriyor ve belirliyor. Örneğin Anayasa Mahkemesi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi'ni kapattı. Bu kararları neticesinde bir iktidar partisi yarattı. Siyasette hem aktörleri değiştirdi hem de siyasetin tarzını değiştirdi. 2007 yılında önce 367 ve ardından 411 kararıyla siyasetin alanına girdi, siyasetin yetkilerini gasp etti. Siyasal aktörlerin yerine geçerek onlar adına karar verdi.

"Şimdi bunlar eskide kaldı" demeyin, son anayasa paketiyle gerçekleştirilen kısmî yargı reformuna rağmen, yargı siyasete kaygı verici müdahalelerini sürdürüyor. 2010 yılında Ekim ayında Saadet Partisi'nin kongre sürecine müdahale etti, partiye "kayyum" diye tasfiye edilen grubu yönetici kadro atadı. Böylece bu siyasi parti içindeki iktidarı doğrudan belirledi. Bu kararıyla Numan Kurtulmuş'un genel başkanlığını sona erdirdi, Erbakan'ı ve kadrolarını yeniden siyasete döndürdü. Saadet Partisi'nin kendi içinde bir dönüşüm geçirmesine ve evrilmesine engel oldu. Sonuçta Türk siyasetine "Has" bir parti kazandırdı. SP küçük bir partiydi, çokları oradaki tartışmayı anlamadı ve dolayısıyla yapılan müdahalenin parti kapatmaktan daha vahim olduğunu anlamadı. Oysa bu karar, bazı güçlerin herhangi bir partiyi küçük bir hizbe teslim etmesinin yolunu açtı.

Bu anlamda örnek olabilecek bir başka etkileme çabası referandumun hemen sonrasında Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafından geldi. Kendi görev alanı ile hiç ilgisi olmayan bir konuşma yaptı ve akabinde Türk hukuk ve siyaset tarihinde eşine ender rastlanır bir polemiğe girdi. "Statükonun kibirli temsilcileri" ifadesiyle bir siyasi partiyi hedef aldı ve o siyasi partinin genel başkanını muhatap aldı. O ona cevap verdi, vs...

Benzer bir müdahaleyi aynı günlerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yaptı. İktidar ve anamuhalefet partisi arasında başörtüsü ile ilgili tartışmalar ve bir anlamda pazarlıklar sürerken başörtüsünü serbest bırakacak bir değişikliğin kapatma davasına delil teşkil edeceğini ima ederek siyasi partileri tehdit etti. Bu uyarı özellikle CHP'de "derin" bir etki yarattı.

Yargının siyasete müdahalesinin son örneği ise çok daha vahim. Son örnekte yargı mensubu bir bürokrat, siyasete müdahale etmenin çok daha ötesine gitti. Bir siyasi parti bünyesindeki iktidar mücadelesine açıkça taraf olduğu biçiminde yorumlanabilecek bazı açıklamalarda bulundu. CHP içindeki tüm dengeleri adeta altüst etti.

NE YAPACAĞIZ BİZ BU YARGIYLA?..

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı önce Baykal ve ekibinin talebi üzerine CHP yönetimini uyardı, devamındaki müdahaleleriyle de CHP içindeki en az üç aktörlü (Kılıçdaroğlu, Baykal ve Sav) siyasal iktidar yarışında açıkça taraf oldu ve tarafı olduğu hizbin kazanması için çaba sarf ettiği ve argüman ürettiği biçiminde yorumlanacak açıklamalar yaptı.

Bu yorumları güçlendirecek ipuçlarını Önder Sav, Kanal D ana haber bülteninde Mehmet Ali Birand ile konuşurken verdi. Sav, bu röportajda, satır aralarında Başsavcı'nın teamüllere ve hukuka aykırı davranışlarının da altını çizdi. CHP içindeki tüzük kaosu sürerken ve kamuoyunda Yargıtay'ın uyarı yazısı CHP genel sekreteri tarafından saklandı, Kılıçdaroğlu'na duyurulmadı tartışmaları yapılırken tarafı olduğu hizbin işini kolaylaştıracak bir hamle yaptı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın teamüllere ve hukuka aykırı bir biçimde uyarılarından habersiz olma ihtimaline karşılık Kılıçdaroğlu'nu muhatap alan ikinci bir yazı gönderdiğini Sav'dan öğrendik. Sav, bunun hem ikinci bir yazı gönderilmiş olması hasebiyle ve hem de usulen muhatap olarak doğrudan Genel Başkan'ın alınması açısından teamüllere ve hukuka aykırı olduğunu belirtti. Kamuoyu bu yazıdan Önder Sav'ın açıklamalarıyla haberdar oldu. Mehmet Ali Birand'a bunu bir serzenişle açıkladı ve Başsavcı'nın Kılıçdaroğlu ile aralarındaki tartışmada taraf olduğunu ima etti. Kılıçdaroğlu, arkasına yargı bürokratlarını da almıştı ve CHP'deki iktidar mücadelesinde artık Başsavcı da taraftı.
 
Belki dışarıdan bakanlara garip görünebilir, ama bütün demokratikleşme reformlarına rağmen, Türkiye'de siyasetin alanını daraltmaya yönelik bürokratik müdahaleler artıyor.

Bu savı güçlendirecek ikinci açıklama CHP içerisindeki tartışmanın en hararetli olduğu bir anda geldi. Kurultayın gerekli olup olmadığı, eğer gerekliyse bunun bir seçim kurultayı mı yoksa tüzük kurultayı mı olduğu konusunda Kılıçdaroğlu, Baykal ve Sav arasındaki tartışmaya müdahale etti. Kılıçdaroğlu'na adeta Hızır gibi yetişti ve kurultaya gerek olmaksızın yeni tüzüğe göre parti yönetiminin şekillendirilmesinin yeterli olacağını açıkladı. Genel Başkan'ı rahatlattı. Nitekim Kılıçdaroğlu da bu uyarıdan ilham alarak yeni tüzüğe göre parti yönetimini yeniden oluşturdu. Kılıçdaroğlu da partinin yeni yönetici kadrosunu açıklarken bu himayenin verdiği rahatlıkla, kendinden emin bir konuşma yaptı.

Başsavcı'nın açıklaması daha önce hiç örneği olmayan türden bir müdahale. Adeta taraf olanlardan birinin yapabileceği bir açıklama. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın bu açıklamaları sadece kamuoyu tarafından değil, taraflardan birisi olan Önder Sav tarafından da garipsendi. Yıllardır yüksek yargının neredeyse tüm kararlarını savunan Sav bile, Başsavcı'nın tartışmanın tarafı gibi davrandığını ve hukuka aykırı karar vererek CHP'ye müdahale ettiğini ve bunun düşündürücü olduğunu açıkladı.

Başsavcı'nın bu açıklamalarını nasıl anlamalı? Acaba yüksek yargı mensupları CHP'nin kamuoyu nezdinde itibar kaybetmesinden üzüntü duydukları ve buna izin vermek istemedikleri için mi "oyuna girdiler"? Bu müdahale, önümüzdeki seçimlerde ve sonrasında emekli yargı mensubu siyasetçilerimizin sayısının bir anda artacağı şeklinde mi yorumlanmalı? Yoksa CHP içindeki değişim ve iktidar kavgasının taraflarından biri devletin "derinlerinden" destek mi buldu?

Ne yapacağız biz bu yargıyla?..
 




(Zaman)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.