Yargıcına Bile Güven Vermeyen Yargı
Cesim PARLAK / internethaber.com

Her iki hakim de tutuklu yargılanan polislerle ilgili verdikleri kararlardan dolayı suçlanıyor.

Bir yargıç hakkında mesleğini icra ederken vermiş olduğu karar dolayısıyla suçlama yapılabilir. Kararın kasıtlı verildiği iddia edilebilir. Ama bu iddiaların hiçbiri bir yargıcın apar topar tutuklanması ve tutuklu yargılanmasına gerekçe olamaz.

Hakim ve savcıların böyle durumlarla karşılaşmamaları için soruşturma ve kovuşturmaları özel bir usule bağlanmış.

Hakim Ve Savcılar Nasıl Yargılanır?

Hakim ve savcıların soruşturma ve yargılanmaları 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununda düzenlenmiş usullere göre yapılır.

Hakim ve savcıların görevden doğan ve görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturulabilmeleri HSYK iznine bağlı. Yani soruşturma HSYK’dan alınan izinden sonra başlar.

Önce savunmaları alınır ve deliller toplanır. Hazırlanan dosya Ağır Ceza Mahkemesine gönderilir. Ağır Ceza Mahkemesi de toplanan deliller ışığında soruşturulan kişi hakkında davanın açılıp açılmayacağına karar verir. Davanın açılmasına karar verildiğinde hakim veya savcı birinci sınıfa ayrılmışsa davası Yargıtay’ın ilgili ceza dairesinde görülür. Birinci sınıfa ayrılmamışsa Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılır ve yargılaması orada yapılır.

2802 sayılı Yasann 88.maddesinde “ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri” dışında hakimler sorguya çekilemez ve tutuklanamaz. Bu düzenlemeyle hakimlerin soruşturma ve kovuşturma sürecinde tutuksuz yargılamaları sağlanmak istenmiştir.

Hakimlerin bağımsızlığı ancak yasal güvencelerle sağlanabilir. Hakimin bağımsızlığı yargı bağımsızlığının olmazsa olmazıdır. Anayasanın 139. Maddesi “ Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz.” Anayasa’nın 140.maddesinde ise “Hakimler mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”

Üst norm olan Anayasada hakimin mesleki anlamda güvencesi sağlanmış. Bu güvenceyle hedeflenen de hakimin karar verirken endişe duymaması ve önündeki dosyanın gereklerine uygun kararı özgürce vermesi.

Bu Yasal Güvencelere Rağmen Hakimler Nasıl Tutuklandı?

Hem Anayasa hem de 2802 Sayılı Kanunun güvencesine rağmen nasıl oldu da hakimler tutuklanabildi?

Her iki hakim de Ceza Kanunun 314.maddesi olan “silahlı örgüte üyelik” suçundan tutuklandı. Delil olarak da hakimlerin polislerle ilgili verdiği kararlar gösterildi.

Tutuklama gerekçesine bakıldığında bir örgütün varlığı kabul edilmiş ve bu iki hakimin de o örgüte üye olmalarından dolayı tutuklandıkları belirtilmiş.

Böyle bir gerekçe ortaya konuluyorsa delil olarak sadece hakimlerin verdiği kararların gösterilmesi yeterli değil. Bu iddia için ortaya daha çarpıcı veriler konulmalıydı.

Hakimlerin verdiği ve birçok hukukçu tarafından doğru kabul edilen kararların gerekçe gösterilmesi; tutuklamanın ve suç isnadının sorunsallığını ortaya koyuyor.

Mahkeme tutuklama gerekçesinde Ceza Kanunu madde 314’e dayandığına göre burada silahlı terör örgütünden bahsediyor. Öncelikle bu hususun aydınlatılması gerek.

Yargı kararı ile kesinleşmiş bir örgüt yoksa örgüte üyelikten tutuklama yapılamaz. Bir yapının terör örgütü olarak nitelendirilmesi ancak Yargıtay’ın denetiminden geçmiş ve kesinleşmiş bir karar ile mümkündür.

Yargı kararlarına bakıldığında Türkiye’de en son “KCK” örgüt olarak kabul edilmiş. KCK’nın örgüt olduğu da hiyerarşik yapısı, cebir ve şiddet unsuru, amaçları gibi tanımlamalar yapılarak ortaya konulmuş.

Bu kapsamda hakimler hakkındaki tutuklama kararına tekrar bakıldığında yapılanın hukukla izahının mümkün olmadığı görülüyor.

Hakimlere isnat edilen suçun varlığı konusunda şüphe olduğu kabul edilse dahi bu sefer de tutuklama için “suçüstü halinin” varlığı gerekiyor.

Suçüstü hali Ceza Muhakemesi Kanunu 2. Maddesinde tanımlanmış. Buna göre suçüstü “işlenmekte olan suç” olarak tanımlanabilir. Yani kişi suç işlediği anda yakalanırsa suçüstü hali olur. Suç işlendikten sonraki bir zaman diliminde suçla ilgili deliller ortaya çıktığında artık suçüstü halinden bahsedilemez.

Bu yönüyle de tutuklama koşulu hakimler açısından oluşmamış. Dosya ile bir ilgileri kalmamışken tutuklama gerçekleştiği için suçüstü halinden bahsedilemez.

Peki yasal düzenlemelere ters düşen bir uygulamaya gidilmesinin gerekçesi ne olabilir? Bu sorunun farklı şekilde onlarca cevabı var. Ben meseleye yasal mevzuat açısından baktığım için işin sadece hukuksal yanlışlığını söyleyebilirim. Diğer cevapları ise okuyucunun yorumuna bırakıyorum.

Hakimlerin tutuklanması hakim ve savcılar tarafından sessiz karşılandı. Aslında bu olay “hakim güvencesi” ni sağlayan yasal çeperde gedik açan büyük bir toptu.

Yargıçlar ve savcılar dönem dönem mesleki teminatlarına rağmen haksız uygulamalara maruz kaldı. Bu haksızlığa maruz kalan hakim ve savcılara kendi meslektaşları bile sahip çıkmadı. O yüzden de değişen koşullara göre her kesimden hakim ve savcı bu tür haksızlıklar yaşamaya devam ediyor.

Savcı Sacit KAYASU, Kenan EVREN ve arkadaşları hakkında iddianame hazırladığı için dönemin HSYK’sı tarafından apar topar meslekten ihraç edilmişti. O dönem kimse savcıya sahip çıkmadı. Ancak yıllar sonra Sacit KAYASU’nun haklı olduğu anlaşıldı.

2006 Yılında Van Savcısı Ferhat SARIKAYA bir iddianamede dönemin kara kuvvetleri komutanının ismini geçirdiği için meslekten ihraç edilmişti.

2010 yılında Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan CİHANER Cumhuriyet tarihinde bir ilke muhatap oldu. Makamında gözaltına alındı. Dehşet bir durumdu. Suçu ise sadece yürüttüğü soruşturmaydı. Yine o gün de meselenin üstünde durulmadı.

Bir savcı soruşturma yürütürken nasıl bir suç işlemiş olabilir ki odasında gözaltına alınsın? Bu sorunun üzerinde yeteri kadar durulsaydı belki bugün yargı ve yargıç bağımsızlığını tartışmıyor olacaktık.

İki hakimin verdiği kararların örgüt üyesi oldukları konusunda delil kabul edilmiş olması yargı iç hesaplaşmasının işaret fişeği.

Eğer kendi iç hesaplaşmasını hukuka aykırı yöntemlerle yaparsa bu hesaplaşamadan bütün yargı camiası zarar görür. Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi hukuk devletinin vazgeçilmezidir.

Bugün her iki hakimin tutuklanması verdikleri kararlara bakılmaksızın irdelenmeliydi. Sadece baktıkları davalar ve kişisel duruşları ile yapılan değerlendirmeler olan biteni izah etmeye yetersizdir.

Hakimler hakkında verilen tutuklama kararı yargının yeni bir döneme evirildiğini gösteriyor. Bu dönemde yargı içinde büyük bir tasfiye yaşanacak.


Cesim PARLAK / internethaber.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.