Yargının genetiği reforma ne kadar yatkın?

Necati Daştan
Ordu Hakimi 


"Hiçbir sorun, onu yaratan bilinç düzeyi ile çözülemez" Einstein

Yargının bugünkü genetik kodlarında, yargıyı düzlüğe çıkaracak bilgi derinliği ve reform iradesi, üzülerek ifade etmek gerekirse eksiktir. Yargıçlığı, Yargıtay kararlarını Tanrı buyruğu gibi görerek şablon tarzında uygulamaktan ibaret olarak algılayan bir yargı dünyasının genlerine işlenmiş virüslerden arınması kolay değildir. Konunun yeterince anlaşılabilmesi için birinci sınıfa ayrılmayan hakimlerin Yargıtay'a karşı vermiş oldukları direnme kararlarının sayısına bakılması yeterlidir.

Mevzu, Türk yargısı olunca klasik kavram ve doktrinlerin dışına çıkmak ve olaya farklı bir perspektifle bakmak zorundayız. Nedeni Türk yargısının çok tartışılan ancak çok az bilgi sahibi olunan bir kurum olmasıdır. Elbette yargıda reform yapılabilir, yargıç veya mahkeme sayısı artırılabilir, ancak tek başına bunlarla yargının sorunlarının çözüleceğine inanmak, en yumuşak tabirle safdillik olur. Zira adaleti, adalet yapmanın yegâne unsuru bunlar değildir. Yargı iki tarafı keskin bıçaktır. Yetkisini yerinde kullanmadığı durumlarda insan hak ve özgürlüklerinin sigortası olması gereken yargı, bu özgürlüklerin çiğnendiği alanlar olurken; yetkisi tırpanlanmış yargı ise silahı boşaltılmış askere benzer. Mademki bir ülke yargısız olmaz, o halde yapılması gereken, sistemi karanlık geçitlerden ve gediklerinden ayıklamak ve yargıçları mükemmele yakın adalet duygusu ile yetiştirmektir. Temelde yargı sorunlarının iki faili vardır. Birincisi, hakimleri bir yılda beş bin davaya bakmaya mecbur bıraktıran bir düzene duyarsız kalan siyasi irade, diğeri ise yargının pür melaline kayıtsız kalan yüksek yargıdır. Ayrıca angarya yasağının anayasal güvence ile teminat altına alındığı bir ülkede yargının sırtına kaldıramayacağı kadar yük bindirerek çökmesine seyirci kalan bu ülkede kim varsa bu vebali paylaşabilirler.

Reform, yargıyı yargı olmaktan uzak tutan tüm kirlerden arınmaktır. Reform, mağdurların vicdanını serinletecek, belirsizlik ve kaosu izale ederek kamunun huzur ve saadetinin temini için atılması gerekli adımların kendisidir. Bir başka ifade ile sistemin oksijenle temasını sağlamaktır.

Vaktiyle adamın biri 1 TL'lik alacağı için dava açmış. Hakim, davanın uzadığını görünce davacıya, "Bu parayı sana biz verelim sen davandan vazgeç, biz de meşgul olmayalım." deyince adamın cevabı ilginç olmuş: "Hakim bey, ben para peşinde değil, hak peşindeyim." Evet bizim en çok anlamadığımız ve en çok ihmal ettiğimiz şey. Hakkı sahibine iade etmeyen bir adli sistemin tıkanması kaçınılmazdır. Dosyalar biter, yüzlerce yeni dosya açılır. Verilen kararlar Yargıtay'ca bozulur, döner, yeniden verilen karar yeniden bozulur. Bir kısır döngüdür bu, herkesin gözü önünde devam eder.

TEMEL SORUN İNSAN KAYNAKLARI

Yargının ağır iş yükü nedeniyle entelektüel gelişimi eksik kalmış uygulayıcılar veya uygulamadan uzak akademisyenlerle çıkılacak reform sürecinde kazaların olması kaçınılmazdır. Altyapısı hazırlanmadan açılan reform kapısı yeni fırtınalara gebe kalabilir. Bu nedenle yapılması gereken şudur: Gelecekteki yargıyı inşa edecek bilgi düzeyi ve sorun çözme tekniği yüksek yargıçları bugünden yetiştirmek ve bunun kapılarını şimdiden aralamaktır. Devletin adli mercilerine müracaat ederek can güvenliğim yok diyen vatandaşını öldürülmekten koruyamayan bir hukuk sisteminin inandırıcılığı ne kadar olursa halkımız da bu sisteme o kadar inanmaktadır. Yargı, fildişi kulelerden halkın gerçek gündemine inmelidir artık.

Yılların kemikleşmiş kronik sorunları arasında savrulan bir yargı sistemimiz var. Aslında bugün sorun olarak addedilen birtakım sorunlar, sistemin yüksek tepelerinin saha mücadelesi ve ideolojik kamplaşmaların bir sonucudur. Yargıya neşter vuracak kadronun belirsizliği ve sahipsizliği bu aşamada önemli bir sorundur. Yargının sorunlarını ortak bir sesle duyuracak, bir bakıma yargının vicdanını yansıtacak bir merciin bulunmaması büyük bir kayıptır. Taşra yargısı bu konuda sürekli yok sayılmıştır. Her ne kadar yüksek yargı zaman zaman parlamento ile karşı karşıya geliyorsa da bu tartışmalar hukuki olmaktan çok siyasidir. Yargı yoğun bakımdadır ve cerrahi müdahale beklemektedir. Ancak sağlıklı bir teşhis henüz ortaya konmamıştır.

Soruna yüzeysel bakanlar aysbergin ana gövdesiyle henüz yüzleşmemişlerdir. Yargı, bugüne kadar güç ve iktidar savaşından kendi sorunlarına ayıracak yeterli bir vakit bulamamıştır. Ayrıca sorunları çözme iradesine sahip yetkiyi elde bulunduranların bizzat kendilerinin sorun teşkil etmesi, sistemi adeta kilitlemektedir. Bugüne kadar yargının sorunları üzerinde denenmiş ve sonuca ulaşılmış bir reform örneği yoktur. Örneği olmayan projeler üzerinde çalışılmaktadır. Ayrıca insan kalitesini yükseltmeye dönük projeler yetersizdir. Her şeyden önce bu sorunu gidermeyen reformun bekleneni vermeyeceği, aksine bu sorun çözüldüğü an sistemin kendiliğinden reforma kapılarını açacağı bilinmelidir. Meslekteki insan kalitesini yükseltmenin yolu, her hukukçunun gönlünde yatan ilk mesleğin yargıçlık olduğu bir sistemi kurmaktan geçer.
 
ADALETİN KUTSALLIĞINA SADAKAT

TESEV'in 2007 yılında yapmış olduğu yargıda algı ve zihniyet kalıpları konulu raporda yargıçlar, kendilerini Yargıtay'ın görüşlerini sorgulamadan uygulayan otomat hukukçular olarak adlandırmaktadırlar. Yargıçlar adaletin yüce bir değer olduğuna inandırılmalıdır. Yetkinin kendi üstünlüklerinden değil, yargılamanın kutsallığı ve ehemmiyetinden kaynaklandığının idrakinin hissettirilmesi gerekir. Bu kural istisnasız tüm yargı aktörleri için de geçerlidir. Bir mahkemenin hangi hakime verilirse adaletin maksimal düzeyde gerçekleşeceğinin fikri sancısını yapmayan bürokratlar ile yargının sorunları çözülemez. Hukukun kendi içinde kısır döngüye girmesinin en büyük müsebbibi budur.

Reformun olmazsa olmazı hiç şüphesiz zihniyet kalıplarının değişmesinden geçer. Henüz adaleti içselleştirmemiş, adaleti eldeki iki kapaklı dosya olarak gören, taraflardan birinin devlet olması durumunda devleti koruma refleksini elinden bırakamamayı maharet sayan bir yargıçlar ordumuz var. Altmış yıldır bitirilemeyen kadastro davalarının varlığı bile sistemin çürümüş olduğunun ve kaderine terk edildiğinin bir işaretidir. Ülkemizde enerjisini boşa tüketen kurumların en başında yargı gelmektedir. Bir ülke bu duruma yıllarca nasıl sessiz kalır, anlamak mümkün değil. wBu nedenle diyoruz ki yargıda reformun yolu meşakkatli. Mevcut yapıyla yapılacak reformun bir yanı eksik kalmaya ve yeni sorunlar üretmeye mahkûmdur. Çünkü yargı, mevcut sistemini öz dinamikleri ile reform rotasına çevirecek entelektüel birikime geçmişte izin vermedi. Yargı, hantal yapısı nedeniyle sorunlara yerinde ve hızla müdahale edecek bir sistemi de bugüne kadar kuramamış, sorunlar kangrenleşince harekete geçilmiştir. Bu nedenle yargı, sorunlarının görülebilir olmasını, ülkeyi derinden sarsan ve geçmişiyle hesaplaştığı büyük davalara borçludur.

Başta Danıştay olmak üzere idari yargı, zaman zaman yargıç ferasetinin de dışına çıkarak almış olduğu birtakım kararlarla yargının üzerinde sis perdeleri oluşmasına zemin hazırlamış, bunun sonucunda yasama ve yürütmenin yargıyı abluka altına alma ve sorunlarını görmezden gelme yolunda bir irade belirmesinin önünü açmışlardır. Çünkü siyasetin doğasında, yargıyı her platformda baskılamanın kendilerine geniş bir hareket alanı açabileceğini düşünen mantık yatar. Bunun yanında siyasetçinin bu düşüncesini pekiştiren idari yargının fecaat arz eden kararlarını yok saymak elbette mümkün değildir. Yargıçlar siyaseti ellerindeki yargı silahı ile dizayn etmeye kalktıklarında siyaset, bu kez adli ve idari yargı ayrımı yapmaksızın adaleti bloke etme gayretine düşer. Bu güç savaşında kaybedense daima millet olmaktadır.

Hukuk dışı her karar karşı tarafa bir hamle meşruiyeti doğurur. Bu tarz bir mücadele her ülkede kamplaşmalara kapı aralar. Oysaki adalet, barış, huzur ve bir arada olmanın tek bütünleyici çimentosudur. Hiç kimse toplumda bir grubun mutluluğu için bir başka grubun haklarını hukuk eliyle katletme yetkisine sahip olamaz.

Yargı, aynı zamanda bir ülke sorunudur. Bu nedenle yargının yeniden yapılandırılması basite indirgenecek bir durum değildir. Eski alışkanlıklar, feraset yoksulu yanlışlıklar, fildişi kuleden kibirli bakışlar ve eski hantal yapı aynen devam edecekse bırakın yargı bu haliyle kalıversin. Bir banka müdürünün yıllarca zarar ettiği halde görevine devam ettiği görülmüş bir şey midir? Yargının elit kadrosu tüm başarısızlığına rağmen yıllar boyu neden yerinden oynatılamadı? Başarısızlık neden adeta ödüllendirildi? Sonunda olan oldu ve yargıya olan inanç meşruiyet krizine dayandı. Ne yazık ki bundan sonra kuracağımız en mükemmel bir yargı bile eski tortuları üzerinden atamayacak ve güvensizliğin gölgesi yıllar boyu sürecektir.




Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.