'Torba davaların içine atıldık'
KCK davası kapsamında yaklaşık 8 ay tutuklu kalan ve geçen günlerde tahliye olan Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Türkiye’de “terörist” kavramıyla insanların “torba davaların” içine atılmasının ABD’nin Müslümanlara yönelik başlattığı uygulamanın benzeri olduğunu belirterek “Bu arada şiddeti gerçekten kullananlar da sıyrılabiliyor” dedi.

Cezaevinden çıktıktan sonra kendisini cemaat ve iktidar kanadından sadece Hüseyin Gülerce’nin arayıp özür dilediğini belirten Ersanlı; Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana’nın Başbakan Tayyip Erdoğan’la, “iktidar olan çözer” umuduyla görüştüğünü söyledi.


Prof. Büşra Ersanlı’nın Cumhuriyet’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

- Tutuklanmanız AKP içinde çatlağa da yol açtı. İçişleri Bakanı “terörist” olduğunuza hükmederken, Dışişleri Bakanı “terörist olduğuna inanmıyorum” dedi. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu yaklaşımları?

Terörist kavramıyla insanları torba davalara atmayı çok kötü bir alışkanlık olarak görüyorum. ABD’nin Müslümanlara karşı başlattığı bu ağzı çok geniş torbaya suçsuz insanları atıp, ağzını da sıkma tavrı çok adaletsiz ve de hukuksuz. Bu global uygulama müthiş elverişli bir esneklik yarattı, herkes hele otoriter devletler ve hükümetler sonuna kadar yararlanıyor bu esneklikten. Bu arada şiddeti gerçekten kullananlar da aradan sıyrılabiliyor.

- Serbest bırakıldıktan sonra, hükümetten, AKP kanadından, cemaatten arayanlar oldu mu, “Bunca yıl sonra sizi terörist yaptık özür dileriz” diyen oldu mu?

Özür dileyen bir tek Hüseyin Gülerce oldu, Zaman gazetesinden. Onun özrü “siz bize baskı zamanlarında, zor zamanlarımızda destek oldunuz, bir size olamadık” babındaydı. Ama kimse, bu suçlamaları “KCK” adı altında bu terör suçlamalarını hepimize yöneltenlerden hiç kimse, “Biz sizi şiddetle bağlantılı asla göremeyiz” deme cesaretini ortaya koymadı henüz. Terör kavramının çok seveni var. Onunla kuvvet buluyor bazıları… Fiziki şiddet kullananlar da kullanamayanlar da bu kavramı çok sevdiler. “Errorism” yapıyorlar, yani hataperestlik. Oysa hiçbir insanın kabul edemeyeceği terör yani şiddet yoluyla insanları paniğe uğratarak bir şeyi kabul ettirme yöntemi siyasetle hiç alakası olmayan bir şey ve diyalog yolunu kapatmaktan başka işe yaramıyor. Bu kavramla muhalif Kürtleri ve onların muhalif partisini “bitirmek” de Emniyet’in en sevdiği laf. Hep bitirmekten söz ediyorlar. Bitireceklerini nesne zannediyorlar oysa insanlardan bahsediyorlar. Tehlikesizlik hakaretle, suçlamayla, iftira ile temin edilemiyor, artık anlamak lazım. Çok kayıplı bir ülkeyiz. Çok kimlikli bir ülke olmak daha iyi değil mi?

İddianame öfke ve nefret birikimi

- Daha önce iddianameler üzerinden “terörist” oldunuz mu?

Kâğıt üzerinde, kâğıt altında, sözde veya özde terörist olmam mümkün değil. Bunu mümkünmüş gibi göstermeye çalışanlar son derece sorumsuz ve ülkesini sevmeyen insanlar bence, ülkelerini sevmedikleri için Kürtlerden gerçek anlamda nefret edip kurtulmak isteyen insanlar var. Ama böyle olmuyor. Nefret iletişimi kırar, insanlığı kırar, anlayışı kırar, her şeyi parçalar ve tahrip eder. Yeni Akit başta olmak üzere, özel köşe yazıları ve bazı haberleriyle Star, Yeni Şafak, Zaman, Sabah ve hatta bazı özensiz haberleriyle Milliyet ve Radikal bile nefret söylemine alet oldular. Emniyet’in “derleme raporlarını” esas kaynak olarak aldılar, hiç sorgulamadılar, işin diğer yanlarına bakmadılar; Samanyolu TV, Fox TV, Flash, Kanal D, Show TV Kasım ve Aralık 2011 aylarında hakkımda çok sorumsuz yayınlar yaptılar. Molotofların atıldığı arşiv videolarının üzerlerine kimliğimden elde ettikleri fotoğrafı yapıştırdılar. Verdiğim eğitimin “dağa kadro yetiştirmek” olduğuna kendilerini inandırmak istediler. 40 defa söyleyince olur derler ama olmadı işte, kimse inanmadı.

- Tutuklandığınızda neler hissettiniz, çıkarken, nasıl duygularla çıktınız? İçeri girerkenki Türkiye ile tahliye olduğunuz Türkiye’yi karşılaştırdığınızda ne gibi farklılıklar gördünüz?


Partiyi kapatmak istemedikleri için bu yönteme başvuruyorlar diye düşündüm. Diyalog işini, müzakere işini herhalde tam başaramadılar, bizi rehin alarak birilerini korkutmak istiyorlar diye düşündüm. 9 ay içindeki farklar yine birçok kayıpla dolu… En büyük kayıp da yeni yıldan hemen önce Uludere’de oldu. Kış aylarını her sabah televizyon yoluyla azarlanarak geçirdik, birçok hakaretler duyduk parti olarak, parti çalışanları olarak yaza doğru bir paket furyası başladı ama ben uygulamalar yaygınlaşmadan yani benim ilgili olduğum davaya iyice yayılmadan bu paketlerle ilgilenmek istemiyorum. Sonuçları görmem lazım.

- Cezaevi süreci, kişisel olarak sizi nasıl etkiledi? Birileriyle konuşurken, yazışırken, tartışırken, “dinleniyor muyum?” kaygısı yaşıyor musunuz? Sizi daha “dikkatli” olmaya mı itti, yoksa sizi daha mı cesur yaptı?

Dinleniyor muyum (telefon veya ortam) kaygısı yaşamak istemiyorum, daha önce de yaşamıyordum. Özel hayatın politik yanı olduğunu da biliyorum. Ama telefon dinlemelerinin delil olma niteliğinin yok denecek kadar az olduğu görüldü. Ayrıca insan telefonda söylediklerini birçok durumda yapamıyor. Delil toplama tarzını bizim iddianame için hiç anlamak mümkün değil, sadece, öfke ve nefret birikimi… “Daha dikkatli” olabilecek ne var bilemem, tamamen şeffaf çalışan bir insan için “dikkatin” ne anlama geldiğini bilmiyorum. Bu yaştan sonra daha da cesur olmak diye bir şey de olmaz herhalde. Ama şu olur; ne yaptıysam açık ve doğru yaptım, haklı olanın inatla peşindeyim. Metot değiştirmek ise ancak gençlerde kolay olabilir, benim metodum aynı kalacak barışçı, demokratik ve muhalif, şeffaf bir şekilde her zaman haklı olanın yanında olacağım.

‘Zana iktidar olan yapar’ dedi

- Siz ilk başlarda AKP’nin “Demokratikleşme adımları”na destek verdiğinizi belirtmiştiniz ve “Demokrasi var zannetmiştim” diyerek de hayal kırıklığını dile getiriyosunuz. Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüşen Leyla Zana da AKP’nin Kürt sorununu çözeceğini zannediyor olabilir mi? Bu girişiminin sonucu benzer bir hayal kırıklığına yol açabilir mi?

Hiçbir zaman destek vermedim, sadece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görece en demokratik hükümet olduğunu düşünmüştüm kısa bir süre 2007’de. Ben 1990’ların başından beri SHP-HEP-HADEP-DEHAP-DTP, hep aynı parti geleneğine oy verdim. “Demokrasi var zannetmiştim” demek ifade özgürlüğü konusunda bazı ilerlemeler oldu, artık insanlar yazdığı, okuduğu için muhalif görüş belirttiği için veya muhalif bir partide faaliyet gösterdiği için tutuklanmaz diye düşünmüştüm. Yani özerklik üzerine yaptığım araştırmanın gizli ve yıkıcı bir faaliyet olarak değerlendirilebileceğini hiç düşünmemiştim doğrusu. Benim böyle müthiş bir hayal kırıklığım olmadı. AKP konusunda, sadece ifade özgürlüğünün dahi tehlikede olabileceğini düşünmemiştim. Leyla Zana’nın da bir hayal kırıklığı yaşadığını veya yaşayacağını düşünmüyorum. Haklı talepleri dile getirdi ve “iktidar olan yapar” demek istedi, “gücü var AK Parti’nin” demek istedi.

‘Kızıp uzaklaşmak olmaz’

- Meclis de bir yandan “sivil-demokratik anayasa yapma” iddiasıyla çalışmaları yürütüyor. Tutuklamaların art arda geldiği bir ortamda gerçekten sivil-demokratik anayasa yapılabileceğine inanıyor musunuz?

Umutlu olmak durumundayız, ben de tüm barışseverler, demokrasiseverler gibi inanmak istiyorum. Tutuklamalar birçok dava için inandırıcılık sorunu yaşattı herkese. Kendi davamda çok büyük sorunlar var, “BDP’yi siyasi alandan kovma” davası gibi, ideolojik karşı duruşlarla, ideolojik öfke ile yapıldı bu. Temel ilkeler konusunda, özellikle insan hakları konusunda sürekli yasal direnç göstermek gerekir. Ama öfkelenip uzaklaşmak olmaz. Bu iş, yani yeni bir anayasa, ortak yaşama adabını geliştirmek için bir vesile; fırsatı değerlendiren “insan” kazanır. Şu veya bu partinin şanı şöhreti için yapılmıyor anayasa, çoğul kimliklerin bir aradalığı için yapılıyor, Rusların “sobornost” dediği şey; “çeşitliliğin beraberliği”.

- Bundan sonraki süreçte neler yapmayı planlıyorsunuz, siyaset mi, üniversite mi ağırlık kazanacak?


Üniversite daima ağırlıktaydı zaten. Çünkü insan mesleki özelliklerini uzun sürede kazanıyor ve onlar davranışlarının esasını oluşturuyor. Ben siyasi bir partiye ilk kez 58 yaşımda girdim ve tek sebebi Kürtlerin haklı talepleri karşısında yaşanılan, benim de yaşadığım bildiğim 40 yıllık adaletsizliklerdir. Bu adaletsizliklerin hukuksuzlukların ya da ayrımcılıkların DTP/BDP aracılığıyla çözümlenebilmesi yolunda bir umut gördüğüm için, barış için demokrasi için ve en önemlisi Kürt kadınlarının bu konuya aktif olarak katılımını çok takdir ettiğim için… Parti için yapabildiklerim ve yapabileceklerim akademisyen kimliğime uygun olan faaliyetler olacak her zamanki gibi.


Ayşe Sayın/Cumhuriyet

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.