Avrupa tekrar faşizme dönmekten korkuyor
Röportaj Abdullah Yavuz Altun 

Kitabınızda başörtüsü sorununun, küresel boyutta yaşanan problemlerle ilgili olduğunu söylüyorsunuz. Biraz açar mısınız? 

Ben hiçbir zaman bu konuda bir kitap yazılması gerektiğini bile düşünmüyordum. Her zaman bu sorun, birkaç yıl içinde hallolacak diye bakıyordum. Ortaokul lise yıllarımda bile, bu sorunu biliyordum. Ama bunun böyle global bir sorun haline dönüşeceği hiçbir zaman aklıma gelmezdi. 1990'lı yıllarda üniversitede hocayken, Ankara Hukuk Fakültesi'nde, "Başörtülü öğrencileri içeri almayın" diye bize emirler gelmeye başlamıştı. Sonra Amerika'ya gittiğimde, özellikle 11 Eylül'den sonra, bu işin son derece ciddi bir şekilde global alana kaydığını gördüm. Amerikalı Müslüman öğrencilerim vardı, kimisi başını örttü, kimisi başını açtı. Bu durum beni de birdenbire etkilemeye başladı. 

11 Eylül öncesinde böyle bir şey var mıydı? 

Okuldan atılma, işten çıkarılma gibi bir şey söz konusu değildi. Ama 11 Eylül'den sonra, kayıtlara göre yüzde 600'lük, yüzde 700'lük artış var. Bu durum mahkemeye gittiğinde, hatta gitmeden bile hallediliyor ABD'de. Avrupa'daki gibi değil. Çünkü Amerika'daki anayasa çok geniş bir din özgürlüğü vermiş. Ama ileride değişir mi? Onu bilmiyoruz. 2008'de yapılan bir araştırma var. Orada, Müslümanların din özgürlüğüyle ilgili mahkeme kararlarında, davaları kaybetmeye başladıkları yazıyordu. İslam'a karşı negatif bir hukukî yorum yavaş yavaş geliyor ki, bu Amerika'da çok yeni. Avrupa'daki hukukî ayrımcılık çok daha önceye dayanıyor. 

ABD'deki Müslümanlar daha üst sınıfta yer alıyor, bunun bir etkisi var mı? 

Amerika'daki Müslümanlar, Avrupa'ya göre sosyal ve ekonomik açıdan üst sınıfta. Sosyal açıdan kuvvetli olduklarından, böyle bir tepki ancak 11 Eylül'den sonra ortaya çıkabildi. Kitapta yaptığım şey, konuyla ilgili diğer çalışmalardan farklı olarak, mahkeme kararlarına bakmaktı. Burada çok ilginç bir şey gördüm. Hangi ülkede olursa olsun, hangi şartlar altında olursa olsun, davalı olan kişi, başörtülü öğretmen olabilir, öğrenci olabilir, genç çocuklar olabilir, hemen hepsi ayrı sosyal sınıflarda olmasına rağmen, mahkemede aynı şeyle karşılaşıyor. Burada böyle acayip bir 'network' var. 

Bunları anlatırken, "İslam'ın ırklaştırılması" (racialization of Islam) tabirini kullanıyorsunuz... 

Amerika'daki ırkçılık yasallaştırılmış bir kurum. Ancak 1960'lı yıllardan sonraki insan hakları hareketleri ile siyahlara yasal haklar verildi. Amerika'da bir biçimde ırkçılık hâlâ devam ediyor. Siyahların halen farklı bir biçimde değerlendirildiklerini görüyoruz. Mesela hapishanelerdeki Amerikalıların yüzde 80'i beyaz olmayanlar, şimdi buna 'latino'lar, 'hispanik'ler de katıldı. Teninizin rengi, üzerinizdeki elbisenin şekli, karşı tarafı çok etkiliyor. Daha önce siyahlara karşı olan ırkçılık statüsü, Müslümanlara karşı kullanılmaya başlandı. Bu yüzden akademisyenler, "İslam'ın ırklaştırması" üzerine yazılar yazmaya başladı. Derken İslamofobi yazıları çıkmaya başladı. Mesela ben kendi başıma geleni söyleyeyim. Yıllarca Türk pasaportuyla yaşadım ve Amerikan vatandaşı olmadım. Ama 11 Eylül'den sonra ne zaman seyahat ettiysem arka odaya alıp uzun uzun soruşturma yaptılar. Avrupa vizesi almak için çok zorluk çektim. Bunun üzerine Amerikan vatandaşı oldum. Eğer başım örtülü olsaydı ne olurdu? "Racial profiling" diye bir şey var: "Irka bağlı fişleme". İstatistikî olarak siyahlar daha fazla suç işliyorlarsa, o zaman bizim siyahlara karşı kontrollerimizi daha fazla yapmamız lazım. Bu kavram Müslümanlara karşı da kullanılmaya başladı. 

Amerika'da yakın zamanda "Müslümanların kendi hukuklarını uygulamaları" meselesi tartışıldı. "Amerika'ya şeriat mı geliyor?" dendi. Nereden çıktı bütün bunlar? 

İlginçtir bu tartışmalar 11 Eylül'den hemen sonra başlamadı. Son 3-4 yıldır gündemde. Adeta yavaş yavaş kurumsallaşan bir tepki görüyoruz. Mesela "park 51" olayı var. New York'ta bir İslam merkezi kurulması için bir bina alınmıştı. Bu binaya karşı müthiş bir hareket başladı. Sonra bunu yapmak isteyenler vazgeçtiler. Yasal hakları olmasına rağmen, sosyal baskıya dayanamadılar. Bu sırada bir de "şeriat"a karşı bir hareket başladı. Bu aslında bilgisizlikten kaynaklanıyor. Amerika'da şeriat filan uygulandığı yok. Çok kültürlülüğün getirdiği bir durum var sadece. Eğer kimliğiniz nedeniyle, farklı hukuk kurallarına uyum gösteriyorsanız ve bu kurallar Amerika'daki genel kamu kurallarına aykırı değilse o zaman siz kendinize bu tür bir hukukun uygulanmasını isteyebilirsiniz. 


Ama İngiltere kadar serbest değil galiba? 

İngiltere kadar serbest olabilir. Yine de eyaletlere bağlı bir şey bu. Orada da yargıcın bu konuda karar vermesi lazım. Mesela diyelim boşanma davası açtınız. Müslüman'sınız ve çocukların kime verileceği, nafakanın nasıl tayin edileceğine dair İslam hukukunu ileri sürerseniz, yargıç da bunun Amerikan hukukuna aykırı olmadığını görürse, özellikle kadınları ve çocukları koruyucu bir hükümse, bunu uyguluyor. "Şeriat kanunları"nın Amerika'ya hükmetmesi gibi bir şey söz konusu olamaz. Kongre'de bununla ilgili açık bir tartışma yapıldı 5-6 ay önce. "Ne biliyorsun şeriat hukuku hakkında?" diye soruldu. "Hiçbir şey bilmiyorum ama bilmem de gerekmez." ya da "Öğrenip geleceğim." gibi şeyler söylediler. Yani kimsenin "şeriat"ı bildiği yok. "Şeriat" dediğiniz zaman kadınların taşlanması, ellerin kesilmesi örnekleri veriliyor. 

Siz yasalardan çok, hâkimlere sorumluluk yüklüyorsunuz... 

Amerikan hukukunda zaten yasaların yeri çok az. Yargıçların çok büyük bir özgürlüğü var. Avrupa'da ise mesela AİHM'nin verdiği kararlar çok ciddi bir bunalıma yol açtı. Bütün diğer ülkelere yansıdı o. Orada mahkeme, din özgürlüğü ile ilgili maddeyi çok tuhaf bir biçimde yorumladı. Yani din özgürlüğünü neredeyse önemsemedi bile. Leyla Şahin davasında din özgürlüğü yerine Türkiye'deki laiklik ve "İslam korkusu" ile karar verdiler. 

Laikliğin tanımlanmasında mı sıkıntı var? 

AİHM kararında, Türkiye'deki laikliğin çok iyi bir tanım olduğuna dair bir değer yargısı bile yapılmış. Sonra İslam'da kadın-erkek eşitliğinin ancak medeni yasalarla sağlandığı söylenmiş. Çok inanılmaz değer yargıları var. İtalya'da ateist bir anne, çocuklarının lisede haç altında okumasını istemediği için mahkemeye gitti. Mahkemede kaybetti. Son çare olarak AİHM'ye götürdü. AİHM, ilk önce kadını haklı buldu. Bu karar üzerine, bütün Avrupa ayağa kalktı. Karar, Büyük Daire'ye (Grand Chamber) gitti. Orada mahkeme değiştirdi kararını. Dedi ki, bu aslında İtalyanların kültürel bir sembolüdür. Sadece dini bir sembol değildir, o nedenle laikliğe aykırı değildir. Avrupa mahkemeleri İslam'la ilgili konularda karar vermeye alışık değil. 

"Türkiye'de İslam'ı hayattan silemeyecekleri için güçleri kadınlara yetti." diyorsunuz kitapta. Amerika'da da "Müslüman kadın" diye bir kategorinin oluştuğuna dikkat çekiyorsunuz. Kadınlar açısından durum nedir? 

İslam'ı kamusal alandan silmek zor olduğundan kadınlar kolay hedefti. O yüzden başörtüsüne odaklandılar. Avrupa ve Amerika'da da "İslam'ın yüzü" hep kadınla temsil ediliyor. Başörtüsünü biraz metafor olarak kullandım. Başörtüsü altında politika var, din var, kadın-erkek eşitliği var, ırkçılık var, jeo-politik var, mültecilere karşı hareketler var. Son 10-15 yıldaki değişiklikler bir "Müslüman Amerikalı kimliği" ortaya çıkardı. Camilerde eğitimler, konuşmalar yapılıyor. Amerika'da çok değişik Müslüman kültürler var. Yavaş yavaş içeriden bir birliktelik oluşmaya başladı. Bir diyalog kurulmaya başladı. Çünkü dışarıya karşı beraber olmaya çalışıyorlar. Bir sürü kadın daha ciddi bir şekilde kendi kimliğini ortaya çıkarıyor. 

Bu toplulukların manipüle edilebilme ihtimalleri var mı? 

Son yıllarda muhbirlik diye bir şey çıktı ABD'de. Camilere, bu muhbirler gönderiliyor. Ama sadece haber vermiyor, ayrıca kışkırtıcı rolü oynuyor. Bu rolü oynayarak, bu konuda zayıf karakterleri bulup onları suça teşvik ediyorlar. Sonra onlar yakalanıyor. Hatta yakın zamanda bombalı bir saldırıyı planlarken bir kişiyi yakaladılar. Bu kişinin muhbir olduğu ortaya çıktı, gazeteler yazdı. Kimse de bir şey demedi. İnanılmaz bir şey. Çünkü buna büyük paralar yatırılıyor. Bu yüzden birilerinin de suç halinde yakalanması lazım. Her şeyin bir ekonomisi var. Bunu aslında Amerikalılara da yapıyorlar, sadece Müslümanlara değil. Son zamanlardaki Wall Street hareketinin arasına da bir sürü muhbir sızdırdılar. Eskiden muhbirler sadece gördüklerini anlatırlardı, şimdiyse konuşup ikna etmeye başladılar. Çok dikkatli olup, elinize patlayıcı verdiklerinde "asla yapmam" demeniz gerekiyor. Çok korkuyorlar, yeni bir şey olacak diye. Özellikle Bin Ladin öldürüldükten sonra her an, her yerde bir şeyler olacak diye bekliyorlar. 

Avrupa'da ırkçılık ana-akım denilen alana kaydı. Ekonomik kriz de bunu tetikliyor. Kriz bitmeden bir çözüm mümkün mü? 

Avrupa'da, politikacılar açıkça İslam'a ve Müslümanlara karşı konuşmalar yapıyorlar. Amerika'da bunu yapamıyorlar. Amerika'da güvenlik sorunu olarak algılanıyor. Avrupa'da ise kültürel ve tarihsel bir durum. Avrupa kendi sorunlarına döndüğü zaman, bunları bırakabilir diye düşünüyorum. Zor dönemlerde, zararı ilk gören azınlıklar ve mültecilerdir ama belki sorunlar daha da büyüyecek ve mültecileri unutabilecekler. Yunanistan'a bakarsanız, durum onu gösteriyor. Orada aşırı sağcı ya da solcu bir hükümet geldiğinde Avrupa kendine çekidüzen vermek zorunda kalacaktır. Mesela Fransa'da İslamiyet'i çok kullandı Sarkozy, ama ters tepti. Faşizmden çok korktukları için o yöne gitmeyebilirler. Kendi korkuları üzerinden bir hesaplaşmayla bu durumlardan kurtulabilirler gibi geliyor bana. 


Almanya'da Merkez Bankası yöneticilerinden Thilo Sarrazin, İslam'a hakaret eden bir kitap yazdı ve bestseller oldu. Bu ürkütücü değil mi? 

Almanya'da ekonomi iyi gittiği için biraz daha temkinli olabilirler. Orada Nazizm'e dönüşten çok korkuyorlar. "Park 51" olayı sırasında onun bahanesiyle bir cami kapattılar Almanya'da. Uluslararası bir ağ da var bu konuda. Amerika'da bir şey olursa hemen Almanya'da da rastlıyoruz. Almanya'da bir şey olursa Fransa da bir şey yapıyor. Ama bunlar hâlâ azınlıkta diye düşünüyorum. Andres Breivik olayında mesela Norveçliler hemen internet konusunda ciddi araştırmalara başlamışlar. Önceleri herkes anti-İslam propagandası yapabiliyordu internette ve şimdi bunu yaptırmamaya çalışıyorlar. 

Kitaba nasıl tepkiler geliyor? 

Çok olumlu tepkiler geliyor özellikle Ame-rika'da. Tabii çok erken. Olumsuz tepkiler de alacaktır. Çünkü benim görüşüm ana-akım (mainstream) görüş değil. Amerika'da Ayaan Hirsi Ali bir kitap yazsaydı o hemen bestseller olurdu çünkü onlar İslam'ı kötü gösteriyorlar, o çok güzel satıyor. Herkes memnun ondan. "İslam'da kadın hakları yoktur, İslam katıdır, kadınlar perişandır..." yazdığınız zaman onların istediği bir şeyi söylemiş oluyorsunuz. Onlar da diyor ki, biz bunlara kötü davranıyoruz ama bak hakkımız var. Antropolojide "yerel muhbir" dedikleri kimseler oluyor bunlar.




Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.