DP'de referandum sonuçlarının hesabını kim ödeyecek?

Fakat bu cephenin küçük partilerinde böyle bir telaş yok. Eski Genel Başkan Süleyman Soylu ve referandumdaki olağanüstü gayreti olmasa belki DP'de de hiç hesap soran olmayacaktı. Oysa ortada garip bir durum var. DP'nin varlık sebebi olan 'millet', Cindoruk'un değil partideki 'evet'çilerin savunduğu tezlere onay verdi. Fakat 'evet'çiler şu an partiden ihraç edilmiş durumda. Yani, milletin onayladığı Soylu 'dışarıda', reddettiği Cindoruk partinin başında. Peki başarısızlığın faturasını kim ödeyecek? Kasım ayında kongrenin toplanacağı bile meçhul. Soylu, aday olmayacağını açıkladı. "Parti, yüzde yarımlık bir 'Ergenekonist' kitleye kaldı." değerlendirmesi yaptı.

Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk, Bahçeşehir Üniversitesi'ndeki bir panelde, "Bunların anayasa yapma ihtimali beni ürpertiyor." demişti. "Bunlar" dediği, AK Parti'ydi. Yani, bir önceki seçimde milletin yüzde 47'sinden oy almış iktidar partisi. Halbuki Demokrat Parti'nin kuruluş gayesi de, varlık sebebi de milletin görüşünün iktidara taşınmasıydı. 1950 seçimlerine 'Beyaz İhtilal' denmesinin ardında da milletin DP kanalıyla iktidara taşınması vardı. Zaten merkez sağ siyasetin en temel özelliklerinden biri milli iradenin üstünlüğünü savunmaktı. Yassıada'da yargılanan DP'li Bahadır Dülger'in eşine, bir hâkim, "Benim oyumla sokaktaki adamın oyu bir sayıldıkça senin kocan Yassıada'da daha çok yatar." demişti. Aynı Dülger'in, "Din, inanç olmasa DP bir komünist partisi olarak telakki edilebilirdi." tespiti de bu noktada ister istemez hatırlara geliyor. Sorun, mevcut DP yönetiminin o Yassıada hâkimiyle aynı safta yer alması olarak kendini gösteriyor. Cindoruk'un İzmirli olması bu durumu açıklamaya yetmiyor. Daha 'derin' bir analize ihtiyaç var. Belki de, olup biteni, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın tam da bugünlerde Menderes'in kabrini ziyaret edip, millete hizmet yolunda canını kaybettiği için kendisini 'şehit' olarak anmasıyla beraber düşünmek gerekir. DP'nin Genel Başkan Vekili Salih Uzun, "Adamlar (AK Parti) Menderes'i, Özal'ı sahipleniyorlar, biz de Ergenekon'u sahipleniyoruz. Bunda bir terslik yok mu? Bu nedir Allah aşkına! Yeter artık!" diye isyan ediyordu.

Buradaki tersliği anlayabilmek için cephelerin iyi tahlil edilmesi gerekiyor. Siyaset bilimciler, Türk siyasetinde birini CHP'nin, diğerini de merkez sağın temsil ettiği iki ana damardan söz eder. Fakat bu fotoğrafın içerisinde özellikle AK Parti'nin iktidara gelmesiyle berraklaşan bir başka tespitin altını çizmek şart. O da DP içerisinde de artık çok belirgin olarak görünen iki ayrı damarın varlığı. Biri, bugün Hüsamettin Cindoruk'un temsil ettiği ve 'DP içerisindeki CHP'liler' olarak özetlenebilecek statükocu kanat; diğeri de Süleyman Soylu'nun temsil ettiği geleneksel 'demokrat misyon'. Bu açıdan bakıldığında ortada bir terslik yok. Herkes kendi emanetine sahip çıkıyor. Yazdığı portrelerle ünlü usta edebiyatçı Cemal Süreya, '99 Yüz' isimli kitabında Cindoruk için, "Özünü titizce gizler gibidir. Gerçek anlamda emanetçi." diye yazıyordu. Soylu'ya göre, yıllardır titizce gizlenen bu 'öz', artık apaçık ortada. DP açısından yaşananları, 'patolojik' olarak nitelemesi de bundan. (Zaman)





Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.