Jak Kamhi: Almanya bizi AB'ye istemedi
O kadar mücadeleyi, renkliliği, zenginliği ve hareketli bir hayatı, tek bir kitapta anlatmak zor olsa da Jak Kamhi, intihar ederek canına kıyan oğlu Hayati Kamhi’ye adadığı kitapta bunu başarmış diyebiliriz. “Gördüklerim, Yaşadıklarım” başlığını koyduğu kitapta kurucusu olduğu Profilo Holding’in nasıl doğduğunu da anlatıyor. 
 
Türkiye’yi anlamak için...
 
Kamhi’nin çarpıcı yaşamı yanında Türk sanayisinin tarihçesi, ilk nesil kuşak arasında gerçekleşen acı ve tatlı rekabetler de yer alıyor. Bir Musevi işadamının gözüyle yazılan kitabı okurken kimi zaman gurur duyduk, kimi zaman da üzüldük. İkinci Dünya Savaşı’na girmekten kıl payı kurtulan Türkiye’nin bugüne gelişinde yaşanan kilometre taşlarını, politik kargaşaları, iş dünyasının içyüzünü daha iyi anladık. Kamhi, Avrupa Birliği (AB) girişte yönetiminde olduğu İktisadi Kalkınma Vakfı’nın (İKV) aracılığıyla nasıl dişe diş mücadele edildiğini de yalın biçimde dile getirmekten çekinmiyor. 
 
Papalık’ın etkisi de var
 
*Jak Bey, sohbetimize güncel bir konuyla başlayalım. AB’ye onca mücadelemizden sonra bir türlü ‘üye’ olamadık. Son ‘İlerleme Raporu’nun tartışıldığı bugünlerde açık sözlülüğünüze güvenerek şunu sormak istiyorum: Bizi Müslüman ülke olduğumuz için mi almıyorlar?
 
Rekabet gücümüz artıyor
 
Geçmiş yıllarda, İKV’nin yönetiminde bu konuyla meşgulken, pek çok olumsuzluğa şahit oldum. Başta ülkemize karşı sömürücü bir tavrı olan Almanya’nın, AB’ye girmemizin kendilerinin sömürücü tutumlarına zarar verecek olmasından dolayı, Alman kökenli AET komiserlerinden daima çok baltalama yaşadık. Fransız Cumhurbaşkanı Chirac’in müdahalesiyle müzakere tarihini sağladık ancak orada da, ülkemizi güçlendirmemek için, Avusturya’nın müzakereleri başlatmasını engellemeye çalıştılar. Bu olumsuzluklar, Dışişleri-mizin, Sayın Cumhurbaşkanı Chirac ve İsrail Cumhurbaşkanı Perez nezdindeki müdahaleleri ile önlenebildi. Olumsuz etki eden bir diğer unsur da Papalık’ın, Avrupa Topluluğu’nun laiklik ilkesinden vazgeçmesi yönündeki gayretleridir.
 
*İlk sanayici kuşağı olarak bu ülkeye siz ve şirketleriniz birçok “ilk”i getirdiniz. Türk sanayinin dününü ve bugünü karşılaştırırsak neler görülüyor? 
 
Sanayi ile uğraşanların çoğu bu meslekten haz duyan insanlardır. Çünkü hep söylendiği gibi, “mesleğini seven yorulmaz.” Türkiye’mizde sanayin yeni yeni inkişaf etmeye başladığı ilk yıllarda neredeyse sadece tekstil vardı. Ne mutlu bizlere ki ülkemizdeki sanayicilerin sayısı çok arttı. Tabii ki her sektörde, özellikle dış ülkelerdeki rakiplerle zorluklar yaşanır ancak becerimizle rekabetin zorluklarının üstesinden geliyoruz. Türkiye her geçen gün rekabet kabiliyeti yükselsen bir ülke oluyor. Halihazırda en önemli konu, ülke-mizin enerji üretiminin yeterli olmaması nedeniyle enerji ithal etmek zorunluluğumuzdur ve bunun bütçemize büyük bir maliyeti var.
 
Sevdiğim işle uğraştım
 
*Eğer, Anadolu Grubu’nun kurucularından olan İzzet Özilhan’dan etkilenip ticarete girmeseydiniz, mühendis olarak neler yapardınız? 
 
O dönemde başıma konan talih kuşunu yakalama becerisi göstermem sayesinde sevdiğim işle uğraştım. Dolayısıyla da yorulmadım. Bizim grubumuzda bütün çalışanlarımız da sanayiyi yani işlerini seven kimselerdir ve uzun yıllar bile çalışsalar yorulmuyorlar. Benim girişimlerimi takip ederek aynı alanlarda uğraş veren çok oldu ama buna rağmen dayandık. 

İstanbul efsanedir

*Bir Musevi olarak İstanbul’da yaşamanın hangi zorlukları, hangi kolaylıkları oldu? 

İstanbul şarkılara, şiirlere konu olmuş bir ‘efsane’ şehirdir. İstanbul’u hatta Türkiye’mizin pek çok köşesini gören her yabancı, ülkemizden ayrılırken, ‘Biz nasıl kötü niyetlilerin sözlerine inandık, bu ülkeyi bütün üstün değerleriyle bugüne kadar göremedik ve bu güzelliklerden daha çok istifade edemedik’, diye üzüntü duyar.
 
İstanbul’un benim çocukluk dönemindeki nüfusu 350 bin kişi idi, bugünlerde 15 milyondan fazla olması, bunca insanın bu şehirde yaşama mutluğunu arzuladığını gösterir. Zorlu yıllarımız oldu, ancak her yerde benzer sorunlar olmuştu; ben bir daha dünyaya gelsem yine İstanbul’da doğmak isterim.

Hayati’nin ölümünde BSH’nin etkisi de var

*Sizin yaptığınız ortaklıklarda en çok hayal kırıklığı yaşadığınız konu BSH (Bosch- Siemens Hausgerate) ile PEG’in (Profilo Elektrikli Gereçler) birleşmesi olmuş. Kitabınızda bunu anlatırken, oğlunuz Hayati’nin intiharının da bundan kaynaklandığını düşünüyorsunuz. Kimler, onu tehdit etti ki, intihara kadar gitti?  
 
Tesellisi ve telafisi olmayan bu acı kaybımın sebebini, bugüne kadar anlamlandıramadım. Oğlum Hayati’ye çok şey borçluyum, onun üstün becerilerden, grup olarak çok istifade ettik. Kuruluşlarımızın en önemli yöneticisi olan oğlum Hayati’nin hayatına son vermesinde de, BSH’nin Profilo Grubu’na ve tüm hissedarlarımıza verdiği zarardan duyduğu üzüntünün önemli bir payı olduğunu düşünüyorum.

*Bu ortaklıktan çıkardığınız en önemli ders ne oldu?
 
Bu kabustan öğrendiğimiz şudur: Yabancı şirketler, Türkiye’ye geldiklerinde öncelikle önemli pazar payı olan yerli şirketleri tespit ediyorlar. Bu şirketlere de cazip ortaklıklar teklif ediyor, ancak sonrasında bezdirerek bu yerli şirketlerin pazarlarını ve geleceğini ele geçiriyorlar.

Marshall Yardımı’nı eğitime kullanmadık

*Güney Kore ile yola aynı düzeyde başladık 40 yıl önce. Bugün bu ülke dünyanın teknoloji merkezliğine aday gösteriliyor. Biz niye böyle olamadık? 

Güney Kore her alanda geniş ABD desteği aldı. Maalesef ki biz 2. Dünya Savaşı sonrasında ‘Marshall Yardımı’ndan, önemli bir bütçe elde edemedik. O süreçte bize sağlanacak ABD Marshal Yardımı’nı, bütünüyle eğitimde kullansaydık, Türkiye’mizin gücü ile çok yol alırdık.

Herzog’u davet ettim başıma suikast geldi

*Bir özel soru; Size yapılan suikastla ilgili kitapta çok az bilgi var. Acaba, sizi kimler öldürmek istedi? O soruşturma doğru yapıldı mı?
 
Bana karşı suikast girişimi, bazı odaklarca ülkemize karşı üretilen olumsuzluklarla mücadele etmek amacıyla kurduğumuz 500. Yıl Vakfı’nın tanıtımı için Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen bir davetle ilgili. O davete, dönemin devlet başkanlarıyla birlikte, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’u da davet ettiğim için, olumsuzluk yaratan odakların sebep olduğu bir suikasttır.

Vehbi Bey benimle çok uğraştı

*Vehbi Koç ve Koç Holding’le sıkı bir rekabet yaşamışsınız. Hatta bu yüzden bazı büyük projelerden de vazgeçtiğiniz olmuş değil mi?
 
Sayın Vehbi Bey, çok hırslıydı, benim rekabet olanağımı önlemek için çok uğraştı ve bana zarar verdiği de oldu. Ancak evlatları çok değişik ve insancıl kişiliklerdir. Semahat Hanımefendi’yle, Rahmi Bey’le çok yakın dostluğumuzdan mutluluk duyuyorum.

Dönüşüm halka zarar vermemeli

1950’lerde başa geçen Demokrat Parti, Almanya’daki gibi yatay kalkınma modeli uygulasaydı, insanlar yine İstanbul’a göç eder miydi? Bugün tüm ülkede başlatılan ‘kentsel dönüşüm’e bu açıdan nasıl bakıyorsunuz?
 
Maalesef Sayın Adnan Menderes ve özelikle de dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın yanlış politik tutumları ülkemize bu alanda çok süre kaybettirdi. Almanya’nın sömürgesi olmadığından, hem Osmanlı hem Cumhuriyet döneminde ülkemizi sömürmeye çalışmıştır. Kentsel dönüşüme gelince istihdam yaratan bir unsurdur. 
 
AKP bu yöndeki uğraşlarıyla, büyük olanaklar yarattı. Bildiğiniz gibi inşaat lokomotif bir sektördür, her sektöre olumlu etki eder. Kentsel dönüşüm, halkımıza zarar vermemek şartıyla, olumlu olacaktır.

İlk görüşte aşk var

Jak Kamhi, kitabında aşklarını da anlatıyor. Başından iki evlilik geçen Kamhi, Hayati ve Jefi’nin anneleri Lea Hanım’dan boşanıp ikinci evliliğini, büyük bir aşk yaşadığı Tüli Hanım’la yaptı. Onun kuzeni Feride Hanım, Mısır Kralı Faruk’la evlenmişti. Kamhi, “İlk görüşte aşk diye bir şey vardı ve görür görmez aşık olmuştum Tüli’ye” diyor.  

Bugün

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.