'Mahkeme müebbette bonkör davrandı'
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Ergenekon davası, Cumhuriyet tarihinin en büyük hukuki hesaplaşmasının adıdır. Çünkü, hesabı görülen Türkiye'dir, Türk milletidir, hesabı kesilen Türk Silahlı Kuvvetleri'dir. Hesaplaşılan, hesaba çekilen ve hesap sorulan vesayet, statüko, darbe kılıfıyla Türkiye'nin temel ve milli kurumlarıdır. AKP hükümeti küresel ve bölgesel projeler gereğince Türk Silahlı Kuvvetleri'ne operasyon yapmış, hukuku baltalamış ve Türkiye'nin kanına girmiştir" dedi.
Bahçeli, partisi genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, kamuoyunca Ergenekon davası olarak bilinen hukuki sürecin, 2007'den beri ülke gündemini birinci dereceden etkilediğini ve üst seviyede meşgul ettiğini belirtti.

2007'de alınan bir ihbar telefonuyla İstanbul Ümraniye'deki bir evde yapılan arama sonucunda 27 el bombası ele geçirildiğini ve arkasından yakın tarihin en uzun, en tartışmalı, en meşakkatli ve en çok konuşulan hukuki sürecinin başladığını anımsatan Bahçeli, şöyle devam etti:

"Yıllar içinde ardı arkası kesilmeyen operasyon dalgaları, evlere şafak vakti yapılan baskınlar, şüpheli olarak görülenlerin yaka paça tutuklanmaları, özel hayat ihlalleri, telefon dinlemeleri, fişlemeler, itibarsızlaştırma hamleleri hepimizin gözü önünde vuku bulmuştur. Görülen sözde darbe davasının karar günü olan 5 Ağustos 2013 gününe kadar 23 ayrı dosya ana davayla birleştirilmiştir. Binlerce sayfalık iddianame yazılmış, yüzlerce kişi mahkeme salonlarında ecel terleri dökmüş, yıllarca süren yargılamalar yapılmıştır.

Geçen uzun zaman zarfında cezaevinde hastalananlar, hatta mahkeme sonuçlanmadan vefat edenler bile yaşanmıştır. Yerli ya da yersiz, haklı ya da haksız sanık olarak gösterilen kişilere yöneltilen suçlamalar Türkiye'nin adeta üzerini örtmüş, toplumsal güvene ve adaletin inandırıcılığına ağır hasar vermiştir.

Yargılamalar uzadıkça tartışmalar alevlenmiş, yanlı ve tarafgir değerlendirmeler arttıkça kutuplaşmalar zincirlerinden boşanmıştır. Ergenekon davasına konu olan iddialar ne kadar önemli ve ciddiye alınması gerekli ise de adaletin üzerine düşen siyaset gölgesi, geçmişle hesaplaşma ve rövanş alma hedefleri söz konusu davanın sulanmasına ve yıpranmasına hizmet etmiştir. Doğru ve yanlış bu kapsamda birbirine girmiş ve aralarındaki ayrım oldukça incelmiştir."

"Karanlık odaların iftiraları"

Davada, darbe iddialarıyla ilgili kuşkuların kuvvetli delillerle desteklenemediğini, sağlam ve güvenilir tanıklarla güçlendirilemediğini savunan Bahçeli, "gizli tanık eziyetinin Ergenekon davasındaki kararların, tekemmül ettirilen hükümlerin oluşmasında hatırı sayılır bir fonksiyon icra ettiğini" dile getirdi.

Bahçeli, şunları kaydetti:

"Nitekim 'Parmaksız Zeki' kod isimli teröristin görüşleri bile önemli ve kayda değer bulunmuş, Türk Silahlı Kuvvetleri bu şekilde zan ve töhmet altında bırakılmıştır. Buna göre PKK militanları, Ergenekon davası muhteviyatında sunulan fırsat ve imkânları boş çevirmemişler, dağda yapamadıklarını duruşma salonlarında, karanlık odalarda iftiralarıyla yerine getirmişlerdir.

AKP iktidarının taraf olarak müdahil olduğu söz konusu dava, başından itibaren siyasal mülahaza, tesir ve telkinlere açık olmuştur. Adaletin ilke ve esasları hiç gözetilmemiş, hiç umursanmamıştır. Usul konusunda kastı aşan yanlış ve yaptırımlar ne hükümeti ne de hukuk insanlarını vicdanen ve kanunen rahatsız etmemiştir"

Silivrinin adeta Türk ordusunun yargılandığı ve silindir gibi üzerinden geçildiği zulümhaneye döndüğü savunan Bahçeli, "Hepsinden daha da hazin verici olanı ise, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev almış, makam ve mevkii olarak bu kurumun zirvesine tırmanmış değerli şahsiyetlerin terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanması olmuştur" ifadesini kullandı.

TSK'nın terör örgütüyle eşdeğer görülmesi, şerefli isminin terörizmle bir anılması ve bu Peygamber Ocağı'na terörist yetiştiren çete muamelesi yapılmasının en nazik ifadeyle müfterilik olarak damgalanacağı eleştirisinde bulunan Bahçeli, şöyle devam etti:

"Şüphesiz AKP hükümeti ve tüm hücrelerine kadar zehirlediği adalet müessesesi tescilli ve kanlı asıl teröristbaşını aklama derdine düşerken, Genelkurmay Başkanlığı yapan saygın isimlere terör örgütü çamuru sıçratması ve örgüt yöneticiliği iftirasını reva görmesi ahlaksızlıktır. Türk milleti bu rezil tezgahı inanıyorum ki bağışlamayacak ve kimsenin de yanına bırakmayacaktır. Anlaşılan Nemrut Mustafa Paşa Divanı deyim yerindeyse on yıllar sonra tekrar harekete geçmiştir.

En alt rütbeden en üste kadar her seviyedeki Türk askeri, darbeci ve darbe teşebbüsüyle itham edilmiştir. Gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, sanatçılar, siyasetçiler, işadamları, emekliler darbeci yaftasına maruz kalmışlardır. Masumlarla suçlular birbirine karıştırılmış; darbe kafesine, darbeci safına sağlıklı ve objektif bir tasnif yapılmadan muhalif özellikleriyle bilinen birçok kişi konulmuştur. Bu nedenle doğru bir şekilde başlayan, gerçek manada darbenin ve darbecilerin üstüne gitmesi gereken yargı süreçleri, ilerleyen yıllarda bağlayıcılığını ve inandırıcılığını hem ahlaken hem de hukuken yitirmiştir."

"Tarafsızlığı kalmamış, objektifliği tarumar olmuş bir hukuk"

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin Ergenekon davası kapsamında yargılanan birçok kişiye ceza yağdırdığını ve önüne gelene mahkumiyet verdiğini ileri süren Bahçeli, 66'sı tutuklu olmak üzere 275 kişi hakkında belirlenen kararların açıklandığını söyledi.

Mahkeme heyetinin, özellikle ağırlaştırılmış müebbet ceza verme konusunda çok bonkör davrandığını ve hukuk zihniyetinde olmaması gereken yorumlarda bulunduğunu iddia eden Bahçeli, yargılananlar arasında bulunan 3 kişiye iki kez olmak üzere ağırlaştırılmış müebbet, 7 kişiye ağırlaştırılmış müebbet ve 9'una da müebbet ceza verildiğini söyledi. Bahçeli, bu çerçevede 254 kişinin değişik cezalar aldığını, 21 kişinin suçsuz bulunduğunu ve 16 kişinin de tahliye edildiğini kaydetti.

Hukukun kararlarına saygı duymanın uyulması gereken başlıca kurallar arasında olduğuna dikkati çeken Bahçeli, ancak hukukun her şeyden önce saygıyı ve riayeti de hak etmesi gerektiğini ifade etti.

Tarafsızlığı kalmamış, objektifliği tarumar olmuş bir hukuk anlayışına saygı duymanın ve kararlarını vicdanlarda onaylamanın hiç şüphesiz akla ve mantığa aykırı olduğunu vurgulayan Bahçeli, "Ergenekon davasında, dayanaksız şüphelerden ve mesnetsiz delilerden hareket edilerek varılan sonuçlardan, aşırı ve ölçüsüz cezalardan malum bir azınlık dışında kimse memnun kalmamış ve olağan görmemiştir. Halbuki yandaşlar verilen uçuk ve kaçık cezalara sevinmiş ve neredeyse bayram etmişlerdir. AKP hükümetinin ise bir tek havalara uçmadığı, şenlik düzenlemediği kalmıştır. Hükümet sözcüsü Başbakan Yardımcısı alay eder gibi, 'herkese geçmiş olsun' diyerek yargının kararına saygı duyulması gerektiğinden bahsetmiştir" diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın en yakınında bulunan danışmanın da, bu davanın Türk demokrasisinin geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade etmenin yanında, bir hesaplaşma olduğunu da belirttiğini dile getiren Devlet Bahçeli, "Ergenekon Davası Cumhuriyet tarihinin en büyük hukuki hesaplaşmasının adıdır. Çünkü, hesabı görülen Türkiye'dir, Türk milletidir, hesabı kesilen Türk Silahlı Kuvvetleri'dir. Hesaplaşılan, hesaba çekilen ve hesap sorulan vesayet, statüko, darbe kılıfıyla Türkiye'nin temel ve milli kurumlarıdır. AKP hükümeti küresel ve bölgesel projeler gereğince Türk Silahlı Kuvvetleri'ne operasyon yapmış, hukuku baltalamış ve Türkiye'nin kanına girmiştir" görüşünü paylaştı.

Bahçeli, şöyle devam etti:

"Şimdi Başbakan veya görevlendireceği birileri çıkıp şu soruların cevaplarını bize vermelidir. Hükümetin atadığı, Başbakan ve Cumhurbaşkanıyla iki yıl boyunca aynı mesaiyi paylaşan Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ'un müebbet hapis cezasıyla cezalandırılması doğru ve yerinde midir? Bu müebbet ceza verilmesi demek, Sayın Başbuğ ve onun gibilerini demir parmaklıklar ardında ölüme mahkum etmek değil midir? Başbakan'ın bile şikayet ettiği örgüt yöneticiliği suçlamasından dolayı, bu değerli komutanın yargılanması bırakınız adaleti, insanlığa sığacak mıdır? İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi; hangi delil, tanık ve belgelere dayanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin cebir ve şiddet kullanılarak ortadan kaldırılacağı veya görevlerini yapmasını kısmen ve tamamen engelleneceği kanısına varmıştır? Cebir nerededir, şiddet nerede yaşanmıştır?"

"Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, iki yıl boyunca kendilerine sözde cebir ve şiddet uygulayan birisine nasıl katlanmışlar, buna nasıl dayanmışlardır? Başbakan ve hükümeti hangi maksat ve gerekçeyle İlker Başbuğ'u Genelkurmay Başkanlığı görevinde tutmuştur" ifadesini kullanan Bahçeli, "Sayın Başbuğ, tıpkı İmralı canisi gibi müebbet ceza aldığına göre, şerefle şerefsizlik, şeytanla melek, caniyle kahraman nasıl, ama nasıl ayrıştırılacaktır?" diye sordu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Hukuk devletine olan itibar ve hürmetin gölgelenmesi, keyfi ve zorlama kararlarla insan hayatlarının karartılması gün gelecek misliyle muhataplarına geri dönecektir" dedi.

Bahçeli, tutuklu MHP Milletvekili emekli Korgeneral Engin Alan'ı Sincan Cezaevi'nde ziyaretinin ardından partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

Toplumu millet halinde bir arada tutan ve aynı zamanda devletin alametifarikası olan hukuk ve adaletin linç edildiğini savunan Bahçeli, Türkiye'nin askeri darbe dönemlerinden sonra, sivil nitelikli bir darbeyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Mahkemelerin AK Parti'nin arka bahçesi haline getirilmek istendiğini ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın çete mantığıyla devlet ve hükümet yönettiğini ileri süren Bahçeli, şöyle konuştu:

"Erdoğan, hoşuna gitmeyen, aklına yatmayan, kafasının bozulduğu, hareketlerini tasvip etmediği, eleştirilerinden bunaldığı, tipini sevmediği, sesini beğenmediği, siyasi tercihini benimsemediği kim varsa tuzaklar kurmakta, ya darbeci ya da demokrasi karşıtı olarak lanse etmektedir. Balyoz Darbe Planı kapsamında cezaevinde bulunan Milletvekilimiz Sayın Engin Alan'a Başbakan'ın kin ve garez dolu sözleri hala hatırımızdadır. Erdoğan, Alan'a bedel ödetmek, birlikte görev yaptığı Sayın Başbuğ'a haddini bildirmek için darbe davalarını paravan olarak kullanmış ve tüm hatlarıyla da saldırmıştır. Böylesi bir hukuk zihniyeti, böylesi intikamcı bir bakış, böylesi ilkel bir tavır demokrasiyle bağdaşmadığı gibi inançlarımızın hiçbir yerinde de yoktur."

Bahçeli, hukukun objektifliğini kaybetmesinin ve önyargılı kararlara imza atmasının büyük badire ve belalara davetiye çıkaracağına dikkati çekerek, "Hukuk devletine olan itibar ve hürmetin gölgelenmesi, keyfi ve zorlama kararlarla insan hayatlarının karartılması gün gelecek misliyle muhataplarına geri dönecektir. Tarihin her devrinde geçerli olan bu insanlık kuralını kimsenin unutmaması lazımdır. Hukuk herkes içindir ve herkese bir gün öyle ya da böyle gerekli olacaktır. Bugünün mağrurları, bugünün zorbaları, bugünün insafsızları ve bugünün azgınları şayet böyle giderse, gün gelip de mahkum olduklarında kimsenin yüzüne bakamayacak, kimseden de anlayış ve hoşgörü bulamayacaklar" diye konuştu.

Askeri "darbeci" diyerek sindirmeye kimsenin hakkı yok

Darbelere karşı durmanın, darbelere karşı çıkmanın, darbecileri hukuken etkisiz bırakmanın demokrasinin ve insanca yönetim tercihinin zorunlu bir yönü olduğunu ifade eden Bahçeli, üç ihtilal, iki muhtıra yaşayan bir neslin ferdi olarak, demokrasinin derinleştirilmesini, temsil ve yönetimde adaletin sağlanmasını ve çoğunluğun azınlığa tahakküm kurmamasını çok önemsediğini bildirdi.

Ara rejim dönemlerinden ders alınması isteyen Bahçeli, siyasetteki tıkanıklıkların, aşınmaların, egemenliğin kullanımındaki çarpıklıkların nelere mal olduğunun ve olacağının unutulmaması gerektiğini dile getirdi.

Darbe teşebbüsüne kalkıştığı tam ve kesin emarelerle, şahitlerle, bilgi ve bulgularla belirlenenler ile darbeye çanak tuttuğu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde teyit edilenlerin üzerine kararlılıkla gidilmesini savunan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Parti olarak, darbelerin ülkemiz ve milletimiz açısından ağır maliyetlere neden olduğu ve demokrasinin önemli oranda zedelendiği dönemleri yaşayarak biliyoruz. Şunu da kabul etmeliyiz ki, darbeci bile olsa, kişilerin insan olmaktan doğan hakları vardır ve bu asla yabana atılmamalıdır. Hukuki süreçler açık ve şeffaf olmalı, hiç kimseye işlemediği bir suçla ilgili ceza layık görülmemelidir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde eğer varsa darbecilerin ayıklanması da yapılmalıdır. Fakat her fırsatta Türk askerini 'darbeci' diyerek sindirmeye ve şüphe altında bırakmaya da kimsenin hakkı yok. Türkiye'nin hak ve menfaatlerinin yanında olan, Türk milletinin birliği ve varlığı için ölümü bile göze alan Türk ordusunun yüzlerce yıllık şahsiyetiyle oynamak, rencide etmek hainler, teröristler ve emperyalist maskaralık dışında hiç kimseye bir şey kazandırmayacak."

Bahçeli, Ergenekon Davasının temyiz aşamasında Yargıtay'daki hakimlerin suçsuz ve günahsızların aklanması ve temize çıkması konusunda üzerlerine düşen tarihi sorumluluğu yerine getireceğine inandığını belirterek, "Şu nazik ortamda, Silivri'deki hesabın Yargıtay'dan dönmesi milletimizin en acil beklentisi haline gelmiştir. Bilinsin ki, Türk askerini darbeci, provokasyoncu, suçlu, örgüt üyesi, terörist olarak göstermeye çalışan AKP-PKK ve hıyanet güruhunun hayal kırıklığıyla sarsılacakları ve mutlaka da kaybedecekleri günler çok uzak değil" diye konuştu.

"Türkiye'nin egemenlik hakları çarçur edilmekte"

İç ve dış gelişmelerin Türk milletini endişeye sevk ettiğini ve sınırların alarm verdiğini öne süren Bahçeli, "AKP'nin müsamahakar ve aciz siyaseti, teröristlerle düşüp kalkan utanmazlığı tüm musibetleri mıknatıs gibi üzerimize çekmektedir. Türkiye'nin egemenlik hakları çarçur edilmektedir. Türkiye'nin itibarı iki paralık olmaktadır. Türkiye'nin yaptırım gücü, devlet olmaktan kaynaklanan hakları, sünepe bir iktidar, işi gücü yalnızca dedikodu olan bir Başbakan tarafından harabeye çevrilmektedir" diye konuştu.

Sınırların "arı kovanı" ve "delik deşik duvar" gibi olduğunu dile getiren Bahçeli, şöyle devam etti:

"Hayat ve varlık haklarımız yerlerdedir, kuvvet ve kudretimiz serbest düşüş halindedir. Özellikle sınırlarımızdaki il, ilçe ve köylerimizde yaşayan vatandaşlarımız can ve mal korkusunu aşırı şekilde yaşamaktadır. Ceylanpınar'da yaşananlar ve bu ilçemizde Suriye'nin kuzeyinden açılan ateş sonucunda vefat eden ve yaralanan kardeşlerimiz hepimizi kedere boğmuştur. Başbakan Erdoğan ise bu kadar mesele varken, bu kadar tehlike ortadayken tencere tava avcılığına soyunmuş, demokratik tepkilerini gösteren öğrencilerin peşine düşmüştür. Türkiye bu denli zillete, hakarete ve mahcubiyete mahkum haldeyken, Başbakan Erdoğan iftar ve açılışlarda üfürmekle ve maval okumakla vakit geçirmiştir."

"Bir devlet sınırındaki olaylara göz yumamaz"

Başbakan'ın, Gezi Parkı gerilimini sıcak tutarak oluşan siyasal cepheleşmeden azami derecede istifade etmeyi ve bu yolla baskıyı şiddetlendirmeyi planladığını iddia eden Bahçeli, Başbakan'ın, Türkiye'nin milli güvenliğini ve milli bekasını da bölgesel ve küresel emrivakilere rehin bıraktığını öne sürdü.

Devletin, kaçakçıları, hainleri, haramileri aramak, taramak, bulmak ve imha etmekle mükellef olduğunu belirten Bahçeli, şunları söyledi:

"Bunun dışında her şey boyun bükmektir, alttan almaktır ve Türk devlet geleneğinde, Türk tarihinin hiçbir şanlı ve asaletle süslenmiş sayfasında böylesi bir atalet ve acziyet görülmemiştir. Geçmişte Uludere'de yaşananları normal karşılayan bir yönetim anlayışının kaçakçıyla, hırsızla, yasa dışı yollardan para kazanmaya çalışanlarla başa çıkması olmayacak bir şeydir. Kim olursa olsun, bir devlet sınırlarındaki hukuksuzluklara göz yumamaz, tolerans gösteremez, vaka-i adiyeden kabul edemez.

Merakımız odur ki, Başbakan Erdoğan kaçakçıları ve aralarına karışarak Türkiye'ye saldıran canileri ne zaman görecektir? Bu karanlık gecenin şafağı ne zaman sökecektir? Bu zulmet ne zaman sonlanacaktır? Başbakan Erdoğan Türkiye'nin dünyada parlayan yıldız olduğunu söylerken baktığı nedir, gördüğü aslında neye benzemektedir? Bu nasıl bir yıldızdır ki sınırları kapkaradır. Bu nasıl bir yıldızdır ki etrafı fitneyle çevrilmiştir. Bu nasıl bir yıldızdır ki geleceği şimdiden puslanmış ve sis altında kalmıştır. Türkiye kayıptadır, zarardadır, dardadır ve maalesef idam sehpasına çıkarılmaktadır."

"Başbakan'ın sessiz kalması affedilir gibi değil"

Terör örgütü PKK'nın tehditlerinin çıtasını inanılmaz boyutlara taşıdığını iddia eden Bahçeli, "Ne yazık ki, Başbakan ve hükümetinin gündemi başkadır, aklı başka yerlerdedir. Mursi'yi düşündüğü kadar Türkiye'nin derdinde değildir. Türkiye bölgesinde yalnızlaşan, bir başına kalan, herkesle düşman kamplara bölünen bir ülke haline dönüşmüştür" dedi.

Hükümetin terör örgütleriyle kader ve eylem birlikteliği olduğunu savunan Bahçeli, şöyle konuştu:

"El Nusra'ya destek veren, PYD'ye kucak açıp süreç ihanetine dahil eden, PKK'ya el bebek gül bebek muamelesi yapan bellidir ve o da AKP'den başkası değildir. Hükümet öyle bir noktaya sarsıla sarsıla gelmiştir ki, PYD'ye özerk yönetim konusunda destek vermeyi bile vaat etmiştir. Basına yansıyan haberlerden anlaşılan budur. Yani, Türkiye'yi yönetmekle görevli Başbakan ve hükümeti ülkemizi sabote eden, bağımsız Kürdistan'ın kurulmasına basamak olan bir tutumun içine savrulmuş ve sürüklenmiştir."

Bahçeli, ay sonunda Irak'ın kuzeyinde toplanacak Kürt Ulusal Konferansı'nda, Filistin benzeri bir yapılanmanın konuşulacağının kamuoyuna yansıdığını belirterek, "Başbakan Erdoğan bu yeni gelişmenin, bu yeni muammanın neresindedir? Bu düşüncede bir pay ve görüş sahibi midir? Türkiye'nin yanı başında kıyamet koparken, Başbakan'ın sessiz kalması ve ayak sürümesi affedilir gibi değildir" diye konuştu.

Ramazan Bayramı arefesinde Başbakan Erdoğan'ın "yanlıştan dönecek irade ve kararı" oluşturması gerektiğini belirten Bahçeli, "Özerlik, federasyon, konfederasyon ve son tahlilde bağımsızlık hülyasına kapılan bölücüler ve terör örgütüyle girdiği 'al-ver' sürecinden çıkmalıdır" ifadesini kullandı.

Konuşmasının sonunda bütün vatandaşların Ramazan Bayramını kutlayan Bahçeli, tam İslam aleminin de bayramını huzur ve kardeşlik içerisinde geçirmesini temenni ettiğini söyledi. Bahçeli, "Müslüman ülkelerinin yeniden dirilişi ve toparlanması için bu bayram günlerinin fırsat olmasını umuyorum" dedi.

Sorular

Basın toplantısının sonrasında gazetecilerin sorularını da cevaplayan Bahçeli, Engin Alan'a gerçekleştirdikleri ziyaretin bayram ziyareti olarak mı, destek mesajı olarak mı görülmesi gerektiğine ilişkin soruya, Alan'ın herhangi bir desteğe ihtiyacı olmadığını ve moralinin yüksek olduğunu, kendilerinin de Başkanlık Divanı üyeleriyle birlikte bayram tebriği için gittiklerini bildirdi. Bahçeli, "Başka bir mahkemeyle etkileşecek kadar bir sıkıntı hissetmediğini gördüm. O bakımdan kendilerini tebrik ettim. İnşallah gün gelir neler olur hep beraber göreceğiz" dedi.

Bahçeli, Alan'ın Ergenekon Davası'yla ilgili bir yorumunun olup olmadığına yönelik bir soruya da, hasret giderdiklerini, görüşmelerinin kendi çerçevelerinde olduğunu başka konular üzerinde herhangi bir yorum yapılmadığını söyledi.

Bir gazetecinin "Hem Ergenekon sanıklarını hem PKK ve benzer diğer davalardan mahkum olanları da içeren genel af konuşulmaya başlandı. Bu konudaki düşünceleriniz neler" şeklindeki sorusuna, Bahçeli, "Bu rezilliğin ta kendisidir. Zaten yapacaklarını yaptılar. Türk Silahlı Kuvvetleri'ni terörist başıyla ve teröristlerle eşdeğer mütalaa ettikleri yetmiyormuş gibi bir de karşılıklı genel afla iyice itibarsızlaştırmaya yönelik bir davranışı, Türk milletinin kabulleneceğine hiç ihtimal vermiyorum. Çünkü bu millet ordu millettir. Orduya karşı aşırı derecede saygısı, sevgisi vardır. Yeter ki Türk milletinin ayranı kabarmasın" şeklinde yanıt verdi.

Bahçeli, İlker Başbuğ'a kararın açıklanması sonrasında tekrar ziyaret gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğinin sorulması üzerine, şu an için bu yönde bir düşünceleri olmadığını dile getirdi.



Kaynak: Haber7

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.