'Bu Meclis anayasa yapar mı yapmaz mı' tartışmalarının geride bırakılması gerektiğini vurgulayan Çiçek, "Anayasacılar, siyaset bilimciler arasındaki bu fantezi tartışmayı geride bırakmamız lazım. Darbeyi yapanların kurduğu Meclis yeni anayasa yapacak, halkın neredeyse yüzde 100'ünün temsil edildiği bir Meclis'in yetkisi tartışma konusu yapılamaz. Bu Meclis yeni bir anayasa yapar, buna yetkisi de vardır, sorumluluğu da vardır. Lüzumsuz fantezi tartışmalarla ortalığı karıştırmanın anlamı yoktur. Bu Meclis halkın iradesini temsil ediyor, Meclis'in yetkisini tartışmaya açarak kimse kafa karıştırmamalıdır. Bu Meclis'in yeni bir anayasa yapmaya yetkisi var, imkanı ve fırsatı vardır." diye konuştu.
 
Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından düzenlenen Milli Anayasa Şurası'nda konuşan TBMM Başkanı Cemil Çiçek, yeni anayasa çalışmalarını değerlendirdi. Konuşmasına şehitler için rahmet dileyerek başlayan Çiçek, toplumu oluşturan grupların, kendisini yönetenden şikayeti olabileceğini, farklı taleplerini dile getirebileceğini, yürütülen politikaları protesto edebileceğini kaydetti. Çiçek konuşmasını şöyle sürdürdü: "Demokratik toplumda adam öldürmeyi, cinayeti meşru görecek kesim bulunamaz. Kan dökerek, kin kusarak, masum insanları öldürerek sonuç almaya çalışırsa bu çağ dışılıktır, bunlar çağ dışı yaratıklardır. Herkesin safını belirlemesi lazım. Ya demokrasiden ya terörden yana olacaksın. Safların net, açık ortaya çıkmış olması gerekir. Kim ne istiyorsa, bunun sebebini anayasada görüyorsa sürece katılması gerekir."
 
"14 BİN KURULUŞA DAVETİYE GÖNDERİYORUZ"

Anayasa toplantılarının ülkenin her tarafında, ilçelerde de yapılması gerektiğine dikkat çeken Çiçek, siyasi partilerin çalışmalarında buna yer vermesini istedi. 'Vatandaşın bilgilendirilmeli ve aktif desteği sağlanmalıdır.' diyen Çiçek, şöyle konuştu: "Herkes anayasanın içinde kendini bulacaksa sürecin içinde olmalıdır. Herkesin katkı vermesini istiyoruz. Daha sonra 'benim fikrim alınmadı' demesin. Her türlü imkanı kullanarak herkese ulaşmaya çalışıyoruz. 14 bin kuruluşa davetiye gönderiyoruz. Meclis'in internet sitesinde sayfa açtık, vatandaşlar görüşlerini bildirebilir. Meclis'te büro açtık, oraya bildirebilir. Uygulamalardan şikayet ediliyorsa yolu bu çalışmaya destek vermektir. Hem öncelikleri hem dengeleri sağlayan anayasa yapamazsak kimsenin şikayet hakkı olmaz. Yeni anayasa yapamazsak, mevcut anayasa 30 yıl daha devam eder. Genel çerçeve çizildikten sonra içini birlikte doldurmalıyız. Dolduramazsak bugünkü anayasa gibi şikayet ettiğimiz bir anayasa ortaya çıkar."
 
ZORU BAŞARMAK ZORUNDAYIZ

Yeni bir anayasa yapmanın zorluğuna dikkat çeken Çiçek, şöyle devam etti: "Bu zoru başarmak mecburiyetindeyiz. Dağı yerinden oynatmak gibidir. Bunu yapacak kadar tecrübe ve yetkin insanımız var. Yapabileceğimiz inancı ve ümidi taşıyorum. Toplumda birçok gerilimin ve bunalımın sebebi bu anayasadır. Gerçekten Türkiye'nin iyi yönetilememesinin, toplumsal sorunların temelinde anayasa var. Ansiklopedi gibi her şeyin çaresi orada olamaz. Bugün 20 yıl sonrayı ön göremeyiz. Anayasa ön görülemeyenlerin çözümünün önünü kapatmaması gerekir."
 
ACELEYE GETİRİLMEMELİ, FAZLA UZATILMAMALI

'Aceleye getirilmemeli, olduğun daha fazla uzatılmamalı.' diyen Çiçek, anayasada hak ve özgürlüklerin öncelikli olduğunu, vesayetten herkesin şikayet ettiğini vurguladı. Tarafların fikirlerini 'kabul ettireceğim' anlayışı içinde olmaması gerektiğine dikkat çeken Çiçek, "Ön şartla oturursan, herkesin ön şartı ile uğraşır dururuz. Süreci doğru götürümeyiz." dedi.
 
Meslek örgütlerinin üzerinde mutabık kalınamayan konularda çözümler üretmesi gerektiğini vurgulayan Çiçek, "Anayasa yapım sürecine ümidi, olumlu katkıyı değil de korkuyu egemen kılarsak, korkular elimizi kolumuzu bağlar. Korkular önümüzü kesmemeli. Doğruları yapmamıza engel olmamalı. Daha özgür, daha demokratik anayasa istiyoruz. Amalarla fakatlarla sınırlanmadığı bir anayasa istiyoruz. Devletin organları içinde dengeyi kurmuş, bireyin kedini geliştirmesine imkan veren çerçeve içinde yapmamız gerekir." şeklinde konuştu.(Cihan)


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
BURHAN İŞCAN 5 yıl önce


Çünkü bu mecliste benim seçtiğim milletvekilinin üstünde benim yerime partisini,n liderinin ipoteği var. Bu mecliste lider sultası var. Bunun da sebebi yolsuzluk ekonomisi politikaları.
Bu meclisten bu politikalara uygun yasalar çıktığını göre göre bu meclise bu yetki verilemez.
"Andolsun ki, birçok cini ve insanı cehennemlik olarak yarattık. , Onların kalpleri var. Fakat anlamazlar, gözleri var, fakat görmezler, kulakları var, fakat işitmezler. Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta hayvanlardan da sapıktırlar. Onlar gaflet içindedirler. " (ARAF 179)
İNSANI BU HALDE BİR KÖSTEBEK YAPAN SEBEP NEDİR? SEBEPDÜŞÜNEMEMEK, DÜŞÜNMEMEKTİR.
Hiç kimse görmek istemeyenden daha kör değildir.
Allah’ın Sünnetullah dediğimiz değişmeyen yasaları vardır. Bu yasalardan bazıları sizler düşününüz diye sıralıyorum.
“Hak geldi batıl kayboldu. Batıl zaten kaybolmaya mahkumdur” -Yanlışı başka bir yanlışla düzeltmeye yeltenmek bu ayete karşı gelmektir.”
Tamam anayasa değişmelidir. Ancak bu değişimle birlikte devletin yönetim şekli de değişmelidir. Yeni Anayasa yeni bir sistemin anayasası olmalıdır. Başkanlık sistemi gibi yanlış bir yapılanmanın anayasası olmamalıdır.
Yapılanlar yapılacakların teminatıdır. Bu güne kadar yapılanlar; bir yanlışın varlığı işaret edilerek, başka bir yanlışın oluşması için zemin hazırlamak olmuştur.
“SİZ KENDİ İÇİNİZDE OLANI DEĞİŞTİRMEDİKÇE, ALLAH SİZİN HAKKINIZDA OLAN HÜKMÜ DEĞİŞTİRMEZ ." ( RA'D :11 - ENFAL .53)
Müminlerin, hayat sürecinde birtakım olumsuz sonuçlara yol açabilecek düşünsel ve amil sapmalardan doğal bireysel ve toplumsal sorunları bilinçli bir şekilde göğüslemeleri bir sorumluluktur. Bu da, olumluluklar ve olumsuzluklarıyla toplumun gidişatına hükmeden sosyal prensipleri iyi kavrayan kapsamlı bir sorumluluk duygusu içinde bunlarla mücadele etmekle sağlanabilir. Kuran-ı Kerim, insanların yaptıklarından dolayı sorumlu olduklarını bildirir. İnsan yaptığı hayırlı amellerin de kötü işlerinde karşılığını görecektir. Bu, gerek dünyada gerekse ahirette ortaya çıkan bir durumdur.
Kötü amellerin karşılığı dünyada ve ahirette azaptır. Ancak azap sadece kafirleri ve zalimleri mi kuşatır?
İnsanların ilişki ve çıkarları, çağrıştırdıkları duygu ve düşüncelerle oldukça karmaşık bir manzara arz ederler. Bu nedenledir ki toplumun dar birimlerinden birinde meydana gelen ihtilafların çoğu zaman bu birimle sınırlı kalmadığını aksine diğer birimlerin de bazı duygu ve düşünce boyutlarında bundan etkilendiklerini görürüz. Bu bir tür virüs veya bireyler arasındaki yoğun ilişkiden dolayı gayri ihtiyari bir etkileşim olarak tanımlanabilir. İşte iyiliği emredip kötülükten sakındırma emri bu bağlamda gündeme gelmiştir. Bu ilke, İslam toplumunun dinamik karakteristiğidir. İslam toplumu, bireylerinin bir bölümünün çarpıklığından birinci derecede sorumludur.
Çünkü mesele sadece çarpıklık içinde olanları ilgilendirmekle kalmamakta, şu veya bu şekilde toplumun diğer katmanlarını da etkilemektedir. Kişi özgürlüklerine saygı iddiasıyla bunlara karşı kayıtsız kalmak mümkün değildir. Çünkü öyle kişi özgürlükleri vardır ki birçok alanda toplumun tamamının özgürlüğünü kısıtlayabilmektedirler.
Kuran, Müslümanları o tür bir fitneden ve sonucu azabından sakındırmaktadır ki; onun etkileri sadece onu ortaya atanlara ve ateşini körükleyenlere değil, sosyal olay ve sorunların içiçeliğinin tabii sonucu olarak diğerlerine de dokunacaktır. "Sadece sizden zulmedenlere ulaşmayacak fitneden sakının"(Enfal 8/25) Bireylerin hareketleri toplumun geleceğini belirlediği için çıkarılan fitne sadece sahiplerini değil diğer bireyleri de yakacaktır.
“Zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır.” “zulme sessiz kalmak, zalimden taraf olmaktır.”
Allah Rahman Suresinde mealen; “ben kainatı ölçüye bağlı bir denge(hak-adalet) içinde yarattım, sakın o dengeyi –mizanı bozmayın” emrinde bulunmuştur. Zaten Kuran’ın özeti olan ASR Suresinde de HAK kı tavsiye etmektedir.
Denge bozulduğu zaman ne olur?
Denge bozulduğu zaman karşılığı verilecek azap; bu fitne zulmedenlere isabet etmekle kalmaz, umumileşir. Bazı günahlar vardır ki zararı geneli ilgilendirir. Sebep olacağı fitne ve ihtilal, celbedeceği sıkıntı ve musibet yalnız o günahı yapan, işi yerinden oynatan ve bu suretle kendine ve diğerlerine zulmetmiş olan zalimlere has kalmaz da kurunun yanında yaşı da yakar. Mesela açıkça, kötülük, iyiliği emir ve kötülüğü nehiyde uzlaşma, akidenin ifsada uğraması ve cihatta gevşeklik bu kabildendir. Bir şahsın hatası bir yapıyı batırabilir. Hadisi nebevide belirtildiği üzere bir geminin dibini delmeye uğraşan bir kişinin fiili öyle bir batışa neden olur ki bu fitne o geminin içinde bulunanlardan yalnız onu delene veya ona yardım edenlere veya görüp sessiz kalanlara değil hiç haberi olmayanlara varıncaya kadar hepsine isabet edecek bir genel bir musibet olur. (Buhari, VII, 433) Ve hatta ilgisizlikten dolayı hiç haberdar olmayanların, gafletlerinden dolayı durumları daha feci olabilir. Bunun için böyle bir musibete başlangıçta meydan vermemek için korunmak genel gözlemde bulunmak ve onu deleni engellemek o gemide bulunanların görevidir. İçlerinden bazıları bu görevi yerine getirdikleri zaman kurtulur, hiçbiri aldırmayıp gemi delindiği surette hepsi etkilenir. (Yazır, IV, 2387-2389)Genel fitne yalnız suçu işleyen zalimlerin cezası o değil aynı zamanda korunmayıp onunu vuku bulmasına meydan veren gafillerin gafletlerinin de cezasıdır. Son nefese kadar zulme karşı olup da başarılı olamayanlara gelince ma'zireten ila rabbikum (Rabb'inize bir mazeret olsun diye uyarıyoruz) ayetin uyarınca mazur sayılırlar. Ancak o zalim veya gafillerin içinde bulunup onlara komşuluk ettiklerinden dolayı dünyada o genel musibetin dairesi içinde kalmaları da mümkündür.
BUNUN İÇİN İNSANIN, SORUMLULUKLARININ MUHASEBESİNİ YAPMASI DÜŞÜNMESİ GEREKİR. SONUCU VE SONUCA ETKİ EDECEK SEBEP VE NEDENLERİ DÜŞÜNMEK GEREKİR.
“Biz insanı, çok şerefli bir görevi yapma takvimi içinde ve bu şerefli görevi yapabilecek yeteneklerde yarattık da sonra o; kendi kendini inkar ederek sefiller sefili oldu” (tin suresi)
İnsana Allah’ın yeryüzünde halifeliği görevi verilmiştir. Yani İnsan yeryüzünde Allah’ın fiiliyatlarının benzerlerini yapmak için imtihandadır.
Bu görev sorumluluğu başkalarına devredilemez. Bunu yapmak bu görevi red etmektir.
Allah Şura Suresinde mealen;
“ Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir. (Bunlar,) Büyük günahlardan ve çirkin -utanmazlıklardan kaçınanlar ve gazablandıkları zaman bağışlayanlar, Rablerine icabet edenler, salatı (namaz salatın bir cüzüdür, Allah rızasını kazanmak için yapılan hayırlı amellerin tümüdür salat) dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler, Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.” Demektedir. Ayetlerde görüldüğü gibi işlerimizi birbirimizle danışarak, anlaşarak birlik halinde yapmamız emredilmektedir.
Ben bilmem, büyüklerim bilir diye bu görevi başkalarına devretmek gaflettir.
“Bir politikayı ancak birkaç kişi ortaya koyabilir. Ancak hepimiz bu politikayı yargılayacak yeteneklere sahip olmalıyız.” Bu sözler ikibin beşyüz küsur yıl önce Perikles tarafından söylenmiştir. Sözlerin devamında; “BİZ TARTIŞMAYA SİYASAL EYLEMİN ÖNÜNDE BİR ENGEL DEĞİL, BİLGECE DAVRANMANIN VAZGEÇİLMEZ ÖN HAZIRLIĞI OLARAK BAKIYORUZ. Devlet işlerine karışmayanlara, kendi işi gücü ile uğraşan sessiz bir yurttaş değil, hiçbir işe yaramayan biri gözüyle bakıyoruz.”
İNSAN YERYÜZÜNDE ISLAH EDİCİDİR. ALİMDİR
“Bir toplumda azgınlık yapanlar yeryüzünü ifsad edenler arttığında kötülükleri engelleyemeyen müslümanlar hicret etmelidirler. Zulüm ile bir arada yaşamak cehennemi tercih etmek demektir.” (Nisa 4/97)
Bu kararı vermek müminlerin birlikte yapacakları değerlendirmeye bağlıdır. Zira bu durumda verilecek ferdi kararlar yeryüzünü ıslah etme sorumluluğundan kaçış anlamına gelebilir.
Kuran-ı Kerim bir şehir halkından bahseder. Onlar geçimlerini balıkçılık ile sağlamaktadırlar. Rabbimiz onların azap karşısında üç farklı tavır aldıklarından söz eder: "Onlardan bir topluluk: "ALLAH'IN kendilerini helak etmek ve azaba uğratmak istediği bir topluma ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediğinde, "Rabbinize karşı bir özür için ve belki sakınırlar" dediler.
Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, biz de kötülükten sakındıranları kurtardık. Zulme sapanları ise fıskları dolayısıyla pek şiddetli bir azap ile yakalayıverdik.
Kendisinden sakındırıldıkları şeyde ısrarla isyana sapınca onlara: "Aşağılık maymunlar olunuz" dedik. (Araf 7/163-167)
Bu husus, söz konusu şehirde üç çeşit insan olduğunu gösterir: Birinciler, ilahi kanun ve düzenlemelere açıkça ve küstahça karşı gelenlerden oluşan grup. Bunları, ilahi kanunlara bizzat karşı gelmeyen fakat dini değerlere karşı gösterilen yıkıcı hareketlere sessiz kalan ve birinci guruba nasihat edenlere de o kanun tanımazlara herhangi bir nasihatte bulunmanın hiçbir yararı yoktur diyen insanlar izlemekte. Son gurup ise, son derece cesaret ve vekar ile şereflenmiş ve ilahi kanuna karşı açıkça karşı gelmeye hiçbir müsamaha gösteremeyen yukarıdaki iki grubun dışında kalan diğer insanlardır. Bunlar, o kanuna aykırı hareket edenleri belki doğru yola yeniden dönerler diye, veya en azından bu zalimleri uyarmak konusunda üzerlerine düşeni yaptıklarını, Rableri katında gösterebilecekleri bir amelleri olsun diye, onları iyilik yapmaya ve kötü işlerden uzak durmaya çağırırlar. Ve
ALLAH'IN korkunç belası o şehre geldiğinde bu cezadan kurtarılmış olanlar sadece bu son gruba mensup olanlardır. Kuran'a göre, bizzat kötülüğün ortadan kaldırılmasına çalışmış oldukları için onlar, gelen bu afetten kurtarıldılar. Diğer iki grup ise, günah işleyenlerden sayılmak suretiyle ve suçlarının yapısı ve yaygınlık derecelerine göre cezalandırıldılar. Ancak bu kurtarılanların dünyada bir kurtuluşa erdikleri net değildir.
Kuran, dünyevi azaptan kurtulmanın yolunu şöyle gösterir: "Sizden önceki nesillerden akıllı kimselerin insanları yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan menetmeleri gerekmez miydi? Fakat onlar arasından, ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi böyle yaptı. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar ve suç işleyen insanlar olup çıktılar. Halkı ıslah edici kimseler olsalardı, Rabbin o şehirleri haksız yere helak edecek değildi."(Hud 11/116-7)
GÜNÜMÜZDE İNSANLAR EMPERYALİST OTORİTENİN DAYATMALARINA RIZA GÖSTERECEK TOPLULUKLAR HALİNE GETİRİLMEK İSTENMEKTEDİR. Vahşi kapitalizmin kuralsızlıklarını oluşturan “yolsuzluk ekonomisi politikaları ve bu politikaların yasaları bu amaç içindir. Ülkemiz on yıllarca bu politikalarla yönetilmektedir. Bu politikaların beyni sözde Allah dostu!, Siyonizm uşağı belamlar, kalbi bankalardır.
İnsan için gerçekte iki taraf vardır. Her kes tarafını göstermek zorundadır. Bu taraflar malumunca cennetlikler ve cehennemlikler taraflarıdır.
İman ve ihlas kesir kabul etmez. Bir bütündür. Ehven-i şer, hile-i şer kesre yeltenmenin şekilleridir.
“Zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır.” “zulme sessiz kalmak, zalimden taraf olmaktır.”
Mümin bir delikten iki kez ısırılmaz.” Hadiste anlatılan şudur: Mümin insan akıllıdır, ihtiyatlı hareket eder. Elinin ısırıldığı bir deliğe ikinci kez elini sokmaz. Elinin ısırıldığı deliğe ikinci kez elini sokan insan düşüncesizdir, akılsızdır. Yani tecrübeyle zarar gördüğü bir şeyi ikinci kez yapan, akıllı hareket etmeyendir. Akıllı insan zarar gördüğü şeyi bir daha yapmaz, tehlikesini anladığı şeyi yinelemez.
Hz. Peygamber Bedir Savaşı’nda esir düşen şair Ebu İzze’yi, kendisini yermeyeceği, insanları Müslümanlara karşı kışkırtmayacağı şartıyla serbest bırakmıştı. Ama bu kişi kendi toplumunun, adamlarının yanına varınca tekrar Peygamber’i yermeye ve insanları Peygamber’e karşı kışkırtmaya devam etti. Uhud Savaşı’nda da yeniden tutsak düşen Ebu İzze, yine Peygamber’den merhamet ve lütuf diledi, serbest bırakılmasını istedi. İşte o zaman Hz. Peygamber, “(Akıllı mümin) Bir delikten iki kez ısırılmaz” dedi (Müslim, Zühd: 63).
TÜM BU YUKARDA YAZDIKLARIMA RAĞMEN, VATANDAŞIN SEÇTİĞİ MİLLETVEKİLİNİN LİDER SULTASI İLE TEMSİLİYETİ ELİNDEN ALINDIĞINI GÖRE GÖRE, BUGÜNKÜ PARLAMENTER SİSTEMLE YÖNETİLMEYİ KABULLE DEVAM ETTİRMEK HER TÜRLÜ AZABA DAVETİYE ÇIKARMAKTIR.
Bu parlamento içinde üretilen ve devlet politikası olarak algılattırılan tek politika yolsuzluk ekonomisi politikasıdır. Sadece dayatmacılara menfaati vardır. Bu parlamento içinde hiçbir partinin diğerinden tek farkı yoktur. Hepsi dayatmacılara hizmet etmektedir.
Bunları kabul etmek Müslümanlık ve insanlık ayıbıdır.
RABBİM HELAK OLMAKTAN KORUSUN