MAKALE

7589 SAYILI KANUNLA GETİRİLEN MİRASÇILAR ARASINDA CEBRİ SATIŞIN KAPSAMI

Abone Ol

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 322/2. maddesi uyarınca, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin kararların yerine getirilmesinde İcra ve İflâs Kanunu hükümleri uygulanır. Bu atıf nedeniyle ortaklığın giderilmesi davalarında verilen satış kararlarının infazı, İcra ve İflâs Kanunu’nun cebri satışa ilişkin hükümlerine tabidir. Nitekim 7589 sayılı Kanun ile İcra ve İflâs Kanunu’nun 114. maddesinde yapılan değişiklik de doğrudan bu atıf dolayısıyla ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin ilamların icrasında uygulama alanı bulmaktadır. Başka bir ifadeyle, ortaklığın giderilmesine ilişkin esaslar Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre belirlenmekte; satışın nasıl gerçekleştirileceği ise HMK’nın İcra ve İflâs Kanunu’na yaptığı atıf sebebiyle İİK m. 114 ve devamı hükümlerine göre yürütülmektedir. Bu nedenle, 7589 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle İİK m. 114’te yapılan değişiklik, dolaylı olarak ortaklığın satış suretiyle giderilmesi kararlarının icra aşamasında uygulanacak özel ihale usulünü düzenlemektedir.

7589 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle İcra ve İflâs Kanunu’nun 114. maddesine eklenen hükümde, birinci artırmanın yalnızca malik mirasçılar arasında yapılabilmesi için ilk şart olarak taşınmazın tüm malikler tarafından miras yoluyla edinilmiş olması aranmıştır. Kanun koyucu burada bilinçli olarak “paylı mülkiyet” veya “birden fazla malik” ifadelerini kullanmamış, bunun yerine “tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri” ibaresine yer vermiştir. Böylece düzenlemenin uygulanma alanı yalnızca belirli nitelikteki ortak mülkiyet ilişkileriyle sınırlandırılmıştır.

“Miras yoluyla edinme”, Türk Medeni Kanunu anlamında miras bırakanın ölümüyle birlikte terekenin kanuni veya atanmış mirasçılara külli halefiyet ilkesi gereğince kendiliğinden geçmesini ifade eder. Başka bir anlatımla, taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kaynağı herhangi bir satış, bağış, trampa veya başka bir hukuki işlem değil; doğrudan mirasçılık sıfatıdır. Bu nedenle düzenleme, yalnızca mülkiyet hakkının hukuki sebebi miras olan taşınmazlarda uygulanabilecektir.

Kanaatimizce, kanunda yer alan “miras yoluyla edinme” ibaresi dar yorumlanmamalıdır. Bu kapsamda, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın mirasçılar adına tespit ve tescil edilmiş olması hâlinde de söz konusu şartın gerçekleştiği kabul edilmelidir. Zira bu durumda kadastro tescili, mirasçılara yeni bir mülkiyet kazandırmamakta; miras bırakanın ölümüyle Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi uyarınca kendiliğinden kazanılmış bulunan mülkiyet hakkını açıklayıcı (bildirici) nitelikte tapu siciline yansıtmaktadır. Dolayısıyla mülkiyetin hukuki sebebi kadastro işlemi değil, mirastır. Bu nedenle, kadastro sırasında mirasçılar adına tescil edilen ve maliklerin tamamının mülkiyet hakkını mirasçılık sıfatıyla kazandığı taşınmazlar hakkında da 7589 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle getirilen özel artırma usulünün uygulanabileceği kanaatindeyiz.

Bu görüş, kadastro tespitinin kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğu ve mirasın ölüm anında kendiliğinden kazanıldığı (TMK m. 599) esasına dayandığından, kanunun amacı olan aileye ait taşınmazların öncelikle mirasçılar arasında korunması düşüncesiyle de uyumludur.

Yine Kanaatimizce, “miras yoluyla edinme” kavramı yalnızca veraset ilamına dayanılarak yapılan intikallerle sınırlı değerlendirilmemelidir. Mirasçılık sıfatı veya miras payı, bir mahkeme kararı sonucunda kazanılmış olsa dahi, bu karar mülkiyetin hukuki sebebini değiştirmez. Örneğin, mirasçılık belgesinin iptali, mirasçılık sıfatının tespiti, soybağının kurulması, mirasçılık hakkının tanınması veya miras payının aidiyetine ilişkin bir mahkeme kararı üzerine taşınmazın mirasçı adına tescil edilmesi hâlinde de mülkiyetin kazanılma sebebi mahkeme kararı değil, mirastır. Mahkeme kararı yalnızca mevcut mirasçılık hakkını tespit eden veya açıklayan niteliktedir. Bu nedenle, mahkeme kararıyla miras payını kazanan maliklerin de, 7589 sayılı Kanun’un 1. maddesinde öngörülen “miras yoluyla edinme” şartını taşıdığı ve hükmün korumasından yararlanabileceği kanaatindeyiz.

Bu görüş, Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesinde düzenlenen mirasın ölüm anında kendiliğinden kazanılması (külli halefiyet) ilkesiyle de uyumludur. Çünkü mahkeme kararı mirası kazandıran değil, mirasçılık sıfatını ve buna bağlı mülkiyet hakkını tespit eden veya sicile yansıtan hukuki işlemdir. Dolayısıyla, bu kişilerin de ilk artırmanın yalnızca mirasçılar arasında yapılmasına ilişkin düzenlemeden yararlanması gerektiği kabul edilmelidir.

Kanundaki “tüm malikler” ibaresi büyük önem taşımaktadır. Buna göre taşınmazdaki maliklerden birinin dahi payını miras dışında bir yolla edinmiş olması hâlinde söz konusu özel artırma usulü uygulanmayacaktır. Örneğin mirasçılardan biri payını üçüncü kişiye satmış ve üçüncü kişi malik olmuşsa veya mirasçılardan biri diğer mirasçının payını satın almışsa, artık taşınmazın bütün maliklerinin mülkiyet sebebi miras değildir. Aynı şekilde mirasçılar arasında yapılan satışlar sonucunda payların edinilme sebebi satış sözleşmesine dayandığından, yeni düzenlemenin uygulanma şartı ortadan kalkacaktır.

Buna karşılık, miras bırakanın ölümü üzerine mirasçılar adına intikal eden ve malikler arasında bugüne kadar herhangi bir satış, bağış veya benzeri tasarruf işlemi yapılmamış taşınmazlarda “miras yoluyla edinme” şartı gerçekleşmiş sayılacaktır. Bu durumda ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde ilk açık artırma yalnızca malik mirasçılar arasında yapılacaktır.

Kanun koyucunun bu şartı aramasındaki temel amaç, aileye ait taşınmazların öncelikle mirasçılar arasında korunmasını sağlamaktır. Zira mülkiyet tamamen miras ilişkisine dayanıyorsa, taşınmazın aile içinde kalmasına yönelik korunmaya değer bir menfaat bulunmaktadır. Buna karşılık üçüncü kişilerin malik olduğu veya mülkiyetin satış gibi iradi işlemlerle el değiştirdiği durumlarda bu aile bağının zayıfladığı kabul edilmiş ve genel ihale usulünün uygulanması tercih edilmiştir.

Sonuç olarak, “miras yoluyla edinme” şartı yalnızca mirasçılık sıfatının bulunmasını değil, taşınmazdaki bütün maliklerin mülkiyet hakkının hukuki sebebinin münhasıran miras olmasını ifade etmektedir. Bu şart gerçekleşmediği takdirde, 7589 sayılı Kanun’un getirdiği yalnızca mirasçılar arasında yapılacak birinci artırma usulünden yararlanılması mümkün değildir. Bu yorum, kanun metninin lafzı, amacı ve aile mülkiyetini koruma düşüncesi birlikte değerlendirildiğinde isabetli görünmektedir.

SELİM ALTINAY
(İstanbul BAM Üye Hakimi)