Anayasa Mahkemesi; 10.09.2025 tarihli, 2025/122 E. ve 2025/185 K. sayılı kararı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 26. maddesinin 21.11.2024 tarihli ve 7533 sayılı Kanunun 25. maddesiyle değiştirilen 5. fıkrasının 4. cümlesinin, Anayasanın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile oyçokluğuyla iptaline karar vermiştir. Aşağıda; iptal kararının gerekçelerine, karşıoya, iptalin olası sonuçları ile görüşümüze yer verilecektir.
I. Anayasa Mahkemesi’nin 10.09.2025 Tarihli İptal Kararı
KTK m.26/2’ye göre; “Mevzuatta belirtilen ışıklı ve/veya sesli uyarı işareti veren cihazların mevzuatta izin verilmeyen araçlara takılması ve kullanılması yasaktır”.
Kanunun “Araçlara ait trafik ayırım işaretleri ve diğer işaretler:” başlıklı 26. maddesinin 5. fıkrasında, ışıklı ve/veya sesli uyarı işareti veren cihazları mevzuatta izin verilmeyen araçlara takan ve/veya kullanan sürücüye idari yaptırım uygulanacağı düzenlenmiştir. Aynı fıkranın son cümlesinde, “Sürücü, aynı zamanda araç sahibi değilse, ayrıca, tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenlenir.” ifadesine yer verilmiştir. Bu cümlenin; araç sahibinin, işlenen fiil ile ilgili kusurunun bulunup bulunmadığı değerlendirilmeden, kendisine de kabahate konu fiil sebebiyle yaptırım uygulanmasını öngördüğünden bahisle, cümlenin iptali için AYM’ye başvurulmuştur.
Anayasa Mahkemesi;
Hükmün bu kısmının, Anayasa m.38’de düzenlenen “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesine aykırı olduğunu, bu ilkenin “kusur” ilkesine dayandığını, buna göre kişinin sadece kendi kusurlu fiilinden dolayı cezalandırılabileceğini,
Ayrıca; araç sahibinin hangi fiilinin suç sayıldığının da hükümde açıkça gösterilmediğini, araç sahibi olma ile suç arasında illiye bağının kurulmadığını,
AYM’nin daha önce 12.07.2017 tarihli, 2017/122 E. ve 2017/122 K. sayılı kararıyla; taksimetre kullanmayan taksi sürücüsünün aynı zamanda araç sahibi olmaması durumunda, ayrıca tescil plakasına da aynı miktarda ceza tutanağı düzenleneceğine ilişkin hükmü iptal ettiğini,
İfade ederek, KTK m.26/5’in son cümlesinin oyçokluğu ile iptaline karar vermiştir.
Karşıoyda ise;
Araç malikinin fiilinin, araçta bulunmaması gereken sesli ve ışıklı cihazlar ile veya yine araçta bulunması gereken yazı, sembol, ışık, plaka gibi işaretler olmaksızın aracın üçüncü kişilere kullandırılması olduğu, esasında sürücü ve araç maliki yönünden farklı idari yaptırımların öngörüldüğü,
Anayasa m.38’de; idari ve adli cezalar arasında bir ayırım yapılmadığını, bu nedenle idari yaptırımlar yönünden de m.38’de belirtilen ilkelerin geçerli olduğu,
Ancak ilgili fıkranın; KTK’nın amacına uygun olduğu gibi, aynı fiil sebebiyle farklı kişilere ceza verilmesinin de öngörülmediği, araç sahibinin fiilinin, araçta zorunlu olan gereçler bulundurulmadan aracın başkasına kullandırılması olduğu, dolayısıyla şahsın kendi fiili sebebiyle cezalandırıldığı,
Tüm bu nedenlerle; KTK m.26/5’in son cümlesinin iptaline karar verilmemesi gerektiği,
Belirtilmiştir.
II. Görüşümüz
Öncelikle belirtmeliyiz ki; Anayasa m.38’de yer verilen suç ve cezalara ilişkin esasların, hükümde adli ve idari cezalar ayırımına gidilmediğinden, her ikisi yönünden de geçerli olduğu kabul edilmektedir[1]. Dolayısıyla; suçsuzluk/masumiyet karinesi, “kanunilik” ve “ceza sorumluluğunun şahsiliği” gibi ilke ve esasların, kabahatler yönünden de uygulama alanı bulacağı görülmektedir.
Kanaatimizce; “Sürücü, aynı zamanda araç sahibi değilse, ayrıca, tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenlenir.” ifadesinden, sürücü ile araç sahibinin aynı fiil sebebiyle cezalandırılması anlaşılmamaktadır. Amaç; kuralı ihlal ettiğini bilerek aracı kullanan kişi ile aracını bu şekilde kullandıran kişinin cezalandırılmasıdır. Sürücü ile araç sahibinin aynı kişi olması halinde, elbette aynı fiil sebebiyle kişiye iki defa ceza verilmeyecektir. Ancak araç sahibinin farklı olması durumunda; aracını gerekli şartları taşımamasına rağmen kullandıran kişinin cezalandırılması ve bu şekilde fiilin cezasız kalmaması öngörülmüştür. Bir başka ifadeyle; sırf iptale konu cümleden hareketle, hükümde kusursuz sorumluluk halinin düzenlendiğini söylemek mümkün değildir. Anayasa m.38’de yer verilen ilke ve esaslar kabahatler yönünden de geçerli olduğundan, araç sahibinin, sürücünün aracı mevzuata aykırı şekilde kullandığını bildiği ve fiile iştirakinin olduğu tespit edilerek cezalandırılması yoluna gidilmelidir.
KTK m.26/5’in son cümlesinin iptali ile birlikte, araç sahibine bu sebeple ceza verilemeyecek, ancak aracın şoförün, hem idari para cezası uygulanabilecek, hem sürücü belgeleri 30 gün süreyle alınabilecek ve hem de araç 30 gün süreyle trafikten menedilecektir. Örneğin; araç sahibinin aracına, geçiş üstünlüğü tanıyan ışıklı uyarı işareti takıp, şoförü ile trafiğe çıkması halinde, sadece şoför yaptırıma tabi tutulacaktır. Ayrıca sürücü; son ihlalin gerçekleştiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde iki veya daha fazla kez ihlal etmişse, daha ağır idari yaptırımlara maruz kalacaktır. Araç sahibinin ayrıca cezalandırılmasını öngörmeyen bu düzenlemenin, hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açacağına şüphe yoktur.
Netice itibariyle; ilgili cümlenin iptal edilmesi sebebiyle kusurlu araç sahibinin cezalandırılmasının olanaksız hale getirildiği, yani aracını mevzuata aykırı olarak kullandıran kişiye ceza verilmesinin önüne geçildiği, oysa iptal edilen cümlenin tek başına kusursuz sorumluluğa işaret etmediği, elbette aracına mevzuata aykırı şekilde cihaz takıldığını ve bu şekilde kullanıldığını bilmeyen kişinin kusursuz sorumluluğuna gidilemeyeceği, Anayasa m.38’de yer verilen ilke ve esasların yaptırım tatbiki sırasında dikkate alınacağı, bu şekilde kusurlu olduğu tespit edilen araç sahibinin de kendi kusurlu fiili sebebiyle cezalandırılmasının isabetli olduğu, bu bakımdan sürücü ile araç sahibinin farklı fiiller sebebiyle cezalandırıldığı sonucuna varılmalıdır. Ancak AYM; bu şekilde değerlendirme yapmak yerine, konuyu ceza sorumluluğunun kusursuz olamayacağı çerçevesinde inceleyerek, hükmün oyçokluğu ile iptal yoluna gitmiştir. Oysa iptal edilen hüküm, kusursuz olsa da araç sahibinin cezalandırılacağı yönünde bir ibare içermemektedir.
Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Doğa Ceylan
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
------------
[1] Danıştay 13. Dairesi’nin 06.05.2024 tarihli, 2024/562 E. ve 2024/2027 K. sayılı kararına göre; “Anayasa’nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından, belirli normların sadece kanunlarla düzenlenebileceğini öngören kanunilik ilkesi, ceza hukukunda olduğu gibi idari yaptırımlarda da uygulanması zorunlu olan bir ilkedir. Nitekim, başta Anayasa’nın 38. maddesinde yer alanlar olmak üzere, temel ceza hukuku ilkelerinin idari yaptırımlara da uygulanması gerektiği Anayasa Mahkemesi ve Danıştay tarafından kabul edilmektedir.”
Anayasa Mahkemesi’nin 12.07.2017 tarihli, 2017/122 E. ve 2017/122 K. sayılı kararında; “Ceza sorumluluğunun şahsiliği ceza hukukunun temel kurallarındandır. Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Diğer bir anlatımla, bir kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır. Bu ilkeye göre asli ve feri fail olmayan kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları mümkün değildir. Anayasa’nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari para cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tabidir.” ifadesine yer verilmiştir.