Bir dava süreci başlatıldığında çoğu kişi için işler tek bir imzayla avukatına emanet edilir. Dosyalar hazırlanır, dilekçeler yazılır, duruşma günleri beklenir. Ancak süreç ilerledikçe taraflar arasında güven zedelenebilir ya da müvekkil, “artık devam etmek istemiyorum” diyerek avukatıyla yollarını ayırmak isteyebilir. İşte bu noktada hukuki literatürde sıkça karşımıza çıkan “azil” kavramı devreye girer. Azil, en basit ifadeyle, müvekkilin avukatına verdiği vekâlet yetkisini tek taraflı olarak geri almasıdır. Günlük hayatta oldukça sıradan görünen bu işlem, hukuki sonuçları bakımından çoğu zaman sanılandan çok daha kapsamlıdır; zira avukatın emeği, harcadığı zaman ve üstlendiği sorumluluklar, azlin haklı mı yoksa haksız mı yapıldığına göre farklı hukuki sonuçlar doğurur.

Vekâlet ilişkisi, niteliği gereği taraflar arasında karşılıklı güvene dayanan özel bir hukuki bağdır. Müvekkil, hukuki sürecini yürütmesi için avukata yetki verirken; avukat da bu yetkiyi mesleki bilgi, deneyim ve özen yükümlülüğü çerçevesinde kullanmayı taahhüt eder. Ancak uygulamada, dava veya takip henüz sonuçlanmadan müvekkilin avukatını azletmesi sıkça karşılaşılan bir durumdur. Özellikle gerekçe içermeyen veya soyut ifadelerle yapılan bu aziller, çoğu zaman yeni bir uyuşmazlığın doğmasına neden olmaktadır. Bu noktada temel tartışma, avukatın haksız azil hâlinde hangi alacak kalemlerine hak kazanacağıdır.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrası, haksız azlin sonuçlarını açık şekilde düzenlemiştir. Buna göre, avukatın haklı bir sebep olmaksızın azledilmesi durumunda, kararlaştırılan avukatlık ücretinin tamamı muaccel hâle gelir. Bu kapsamda müvekkil, yalnızca taraflar arasında akdedilen sözleşmeden doğan ücret alacağından değil; aynı zamanda yürütülen dava veya takip sonucunda karşı tarafa yükletilmesi muhtemel vekâlet ücretinden de sorumlu tutulur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 24.10.2011 tarihli, 2011/10297 E., 2011/16097 K. sayılı kararında da bu husus açıkça ifade edilmiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 22.10.2013 tarihli, 2013/24191 E., 2013/25404 K. sayılı kararında ise haksız azlin kapsamı daha da genişletilmiştir. Anılan kararda; avukatın, haksız azil nedeniyle yalnızca sözleşmesel ücret alacağından değil, aynı zamanda takip ettiği dosyanın sonuçlanması hâlinde hükmedilmesi muhtemel olan karşı taraf vekâlet ücretinden de yoksun kaldığı belirtilmiş; bu nedenle söz konusu kalemin de avukatın zarar hanesinde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Kararda, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin son fıkrasına atıfla, hasma yükletilecek vekâlet ücretinin de haksız azil hâlinde talep edilebileceği vurgulanmıştır.

Taraflar arasında yazılı bir avukatlık ücret sözleşmesinin bulunmaması ya da sözleşmenin kapsamının belirli olmaması, avukatın ücret hakkını ortadan kaldırmaz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 30.11.2017 tarihli, 2016/13340 E., 2017/11764 K. sayılı kararında; bu gibi durumlarda avukat lehine hükmedilecek ücretin, Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesi uyarınca, asgari ücret tarifesinin altında olmamak kaydıyla ve avukatın sarf ettiği emek dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Kararda ayrıca, haksız azil hâlinde, takip edilen iş henüz sonuçlanmamış olsa dahi avukatın ücretin tamamına hak kazanacağı açıkça ifade edilmiştir.

Yargıtay içtihatlarında, hangi durumların haksız azil olarak değerlendirileceğine ilişkin çeşitli örneklere yer verilmiştir. Avukatın yaptığı masrafların ödenmesini talep etmesi üzerine azledilmesi veya avukatın tutuklanması gerekçesiyle vekâlet ilişkisinin sona erdirilmesi, haksız azil hâlleri arasında sayılmıştır. Buna karşılık, müvekkilin avukata yargılama giderlerini ödememesi, Yargıtay uygulamasında avukatın istifasını haklı kılan nedenlerden biri olarak kabul edilmektedir.

Azlin gerekçesiz veya soyut ifadelerle yapılması da haklı azil kapsamında değerlendirilmez. “Gördüğüm lüzum üzerine” şeklinde somut hiçbir vakıaya dayanmayan azil beyanlarının, kusur veya ihmal isnadı içermediği sürece haksız azil niteliğinde olduğu Yargıtay’ın yerleşik kararlarında açıkça ortaya konmuştur. Bu tür azillerde, neden gösterilmemiş olması, azlin haklı kabul edilmesi için yeterli görülmemektedir.

Avukatlık ücret alacağına ilişkin davalarda görevli mahkemenin tespiti de uygulamada önem taşımaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.04.2021 tarihli, 2017/3173 E., 2021/398 K. sayılı ilamında; avukatlık hizmetinin müvekkilin ticari ya da mesleki faaliyeti kapsamında alınmaması hâlinde, taraflar arasındaki ilişkinin tüketici işlemi niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Bu durumda, uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine tabi olacak ve dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk sürecinin işletilmesi gerekecektir.

Bu yazıda, haksız azil hâlinde avukatın ücret hakkına ilişkin temel esaslar ve Yargıtay uygulaması çerçevesinde ortaya çıkan ilkeler ele alınmıştır. Bununla birlikte, her vekâlet ilişkisi kendi somut özellikleri içinde değerlendirilir; bazı durumlarda azil haksız kabul edilirken, bazı hâllerde haklı nedenlerin varlığı söz konusu olabilir. Avukatlık ücret alacağına ilişkin uyuşmazlıklar, çoğu zaman sözleşme hükümleri, dosya kapsamı ve yargılamanın seyri birlikte değerlendirilerek çözüme kavuşturulur. Bu nedenle, haksız azil iddiasına dayanan bir uyuşmazlıkta hak kaybı yaşanmaması adına sürecin doğru yönetilmesi ve hak kaybı yaşanmaması için bir avukattan hukuki destek alınması önemlidir.

Av. Umut ÖZER