KARARLAR

AYM'nin 2022/103543 başvuru numaralı kararı

Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2022/103543 başvuru numaralı kararı

Abone Ol

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

H.C. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/103543)

Karar Tarihi: 17/6/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Hikmet Murat AKKAYA

Başvurucu

:

Vekili

:

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı fiillerden dolayı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. 1991 doğumlu başvurucu, 2010 yılında Hitit Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünde üniversite eğitimine başladığını, anılan Üniversiteden 2015 yılında mezun olduğunu ve mezuniyet sonrasında 2015 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinde mühendis olarak çalışmaya başladığını belirtmiştir.

3. Başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatılmış ve 17/11/2016 tarihinde başvurucu gözaltına alınmıştır. Soruşturma sonucunda Çorum Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 3/8/2017 tarihli iddianamesinin kabulüyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.

4. İddianamede; başvurucunun bölge talebe mesulü, üniversiteci, ev imamı olarak örgüt içinde faaliyet yürüttüğüne ve örgüt üyesi olduğu yönündeki tanık beyanlarına yer verilmiştir. Ayrıca başvurucunun örgütle bağlantılı bir derneğe üye olmasına, haklarında örgüt üyeliği veya yöneticiliği suçundan soruşturma yürütülen şüphelilerle tespit edilen irtibatına, Samanyolu TV ve Zaman gazetesine yönelik işlemlere karşı Çorum Adliyesi önünde yapılan basın açıklamalarına farklı günlerde katıldığına da yer verilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun FETÖ/PDY'nin çağrılarına uyarak örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda eylem ve faaliyetlerine katıldığı, yaptığı faaliyet ve etkinliklerle terör örgütü çıkarları doğrultusunda çalıştığı belirtilmiştir.

5. Mahkûmiyet hükmüne ifadesi esas alınan tanıklardan A.B.nin beyanı şöyledir:

"Ben 2008-2015 yılları arasında İTÜ'de işletme bölümünde okudum, H.C. da bizim üniversitemizde öğrenciydi, ben o dönem cemaat olarak bilinen yapının evlerinde 2008-2015 yılları arasında üniversite hayatım boyunca kaldım, sanık ile aynı evde kalmıyordum, ben de evlerde abilik yaptım, konumumuz gereği sanık ile aynı sohbet ortamında bulunduk, sanığın görevi de evlerde abilik yapmak, sohbet düzenlemekti, biz kendimiz toplandığımızda Fetullah Gülen'in CD'sini izler, kitabını okurduk, bu şekilde sohbet düzenlerdik, sohbetlerde risale de okunurdu, bu sohbet toplantıları haftada bir gün şeklinde olurdu, ben ve sanık cemaat içinde abi konumundaydık, abinin görevi evde sorumluluk almak, sohbet düzenlemek, evin idaresini sağlamaktı, sohbetlerde himmet parası toplandığına şahit olmadım, sanığın da bu şekilde bir eylemine şahit olmadım, 2015 yılında okul bittikten sonra sanığın hiç görmedim, H. C. daha önce vermiş olduğum ifademde anlattığım gibi Subaylık sınavlarına hazırlandı ve Deniz Kuvvetlerinde Teğmen oldu, sınavı kazanırken cemaatin bir katkısı olup olmadığını bilmiyorum, kendisine soru verilip verilmediği konusunda bilgim yoktur, sanığın bölge talebe mesulü olup olmadığı hakkında net bir bilgim yoktur, sadece abilik yaptığını biliyorum, ancak sanığın abi mi yoksa bölge talebe mesulü olduğu konusu şu an tam olarak hatırlayamıyorum, her iki görevi de yapmış olabilir, bilgim görgüm bundan ibarettir, tanıklık ücret talebim yoktur dedi."

6. Hükme ifadesi esas alınan tanık F.Z.nin beyanı şu şekildedir:

"Ben İTÜ'de 2010-2014 yılları arasında siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümünde okudum, sanık ile bu sebeple tanıştık, sanık da İTÜ'de mühendislik bölümünde öğrenciydi, H. C. cemaat içinde bölge talebe mesulü olarak ifade edilen görevdeydi, bu görevdeki kişi bölgesindeki talebelerle ilgilenmek olur, her bölgede 4-5 olduğunu düşünürsek bu evlerde de 4-5 kişinin kaldığını düşünürsek, ortalama 20-25 kişi civarında öğrenciden sorumlu olması gerekir, ben bu dönemde H.C.a bağlı olarak ev abiliği görevi yapıyordum, ben evde bulunan 4 kişiden sorumluydum, H. C.'ı en son 2016 yılının Şubat ayında gördüm, bu tarihte cemaat içindeki görevine devam ettiğini biliyorum, sanığın sonradan Subay olduğuna ilişkin herhangi bir bilgim yoktur, bilgim görgüm bundan ibarettir..."

7. Mahkûmiyet kararında ifadesi esas alınan tanık Y.B.nin beyanı şöyledir:

"Ben 2007 yılı ile 2015 yılı arasında Çorum'da bulunan Hitit Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünde öğrenim gördüm. Okulu 6 yılda bitirdim ancak 2 yılda yüksek lisans yaptım. 8 sene boyunca okulum sebebiyle Çorum ilinde ikamet ettim. Ben bu süre zarfında o zaman cemaat olarak bilenen FETÖ örgütü ile iltisaklı öğrenci evinde kaldım. Her öğrenci evinin kendi sohbet toplantıları olurdu. Öğrencilerin sohbeti sınav durumuna göre 2 haftada bir veya ayda bir yapılırdı. Sohbetlerde biz öğrenci olduğumuz için himmet adı altında para istenmezdi. Biz sadece evin iaşesine belli oranda aylık para verirdik. Sanıkla örgütün düzenlediği toplantılara katılırdık. Kendisi örgütün Çorum küçük bölge talebe mesulü idi. Küçük talebe mesulünün görevi 7-8 öğrenci evinin organizasyonunu sağlamaktır. Bundan kastım öğrenci evlerinin iaşesini sağlamak, öğrencilerin eve kaçta gidip geldiğini, sohbetlere aktılıp katılmadığını, ders çalışıp çalışmadığını o evin abisinden öğrenip denetlemektir. Küçük bölge talebe mesulü yapmış olduğu işler ile ilgili bir üstü olan küçük bölge imamına bilgi verir. Sanıkta benim gibi Çorum'da öğrenci idi. Biraz önce belirttiğim gibi öğrenciler evin iaşesi dışında ekstra himmet adı altında para vermez. Sanık yanlış hatırlamıyorsam üniversiteyi bitirildikten sonra Çorum'dan ayrıldı ondan sonra kendisi ile bir bilgi sahibi değilim,..."

8. Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) mahkûmiyet gerekçesinde; eylemler değerlendirilirken tüm faaliyetlerin tek tek ve ayrıca bir bütün hâlinde gözetilmesi gerektiğini, bazen tek bir eylemin örgüt üyeliği için yeterli olduğunu, legal gibi görünüp işin içinde illegal birçok faaliyetin olması hâlinde ise bu eylemlerin ayrıca bir bütün olarak da ele alınması ve buna göre başvurucunun hukuki durumunun belirlenmesi gerekeceğini belirtmiştir. Bu bağlamda;

i. FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu için kapatılan Ufuk Akademi Derneğine üye olduğu,

ii. Tanık beyanlarına göre başvurucunun FETÖ/PDY içinde bulunduğu, örgüt içinde bölge talebe mesulü olduğu ve sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğünün tespit edildiği,

iii. 14/12/2014 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma çerçevesinde FETÖ/PDY'ye müzahir basın yayın kuruluşlarının yönetici ve yazarlarının gözaltına alınması uygulamalarını protesto amacıyla örgüte müzahir sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde ülke genelinde adliye binaları önünde protesto eylemleri yapılması çağrısı sonrasında 15/12/2014, 16/12/2014, 17/12/2014, 19/12/2014, 23/12/2014 ve 24/12/2014 tarihlerinde adliye sarayı önünde gerçekleştirilen basın açıklaması ve oturma eylemine katılarak destek verdiği,

iv. HTS analiz raporuna göre diğer örgüt mensupları ile irtibatlı olduğu hususlarına dayanmıştır.

9. Sonuç olarak yürütülen yargılama sonucunda başvurucunun yakalandığı dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olması da dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılmış ve takdirî indirim uygulanarak silahlı terör örgütüne üye olma suçundan neticeten 6 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

10. Hüküm, istinaf ve temyiz kanun yolu denetiminden geçerek 11/10/2022 tarihinde kesinleşmiştir.

11. Başvurucu, nihai hükmü 25/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 29/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, suçta ve cezada kanunilik ilkesi dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

13. Başvurucu; Anayasa'nın 38. maddesine atıf yaparak kanunun suç ve cezayı açıkça tarif etmiş olması gerektiğini, bu bağlamda kanunun öngörülebilir olması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, Yargıtayın kararlarında FETÖ/PDY'nin kendine has yapısından bahsedildiğini ve bu karmaşık yapının kendisini dinî ve hukuki meşruiyet maskesine dayandırdığını ifade etmiştir. İlk derece mahkemesinin gerekçesiyle birlikte kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Adnan Şen ([GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021) kararındaki ilkeler hatırlatılmış, değerlendirme yapılırken Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında iddialarını yinelemiştir.

14. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

''Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.''

15. Başvuru, suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmiştir.

16. Anayasa’nın Suç ve cezalara ilişkin esaslarbaşlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13). Anayasa’nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suç ve cezaların kanuniliği ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 62).

17. Anayasa Mahkemesi de önüne gelen birçok başvuruda FETÖ/PDY'ye üyelik suçu bağlamında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin kapsam ve içeriğini incelemiş, ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmuştur (Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, §§ 26-52; Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 44-64; Yahya Turgut [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, §§ 44-58).

18. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik şikâyetleri kapsayan başvurularda çözümlenmesi gereken öncelikli meselenin başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçunda delil olarak kabul edilen fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngörebilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi, başvurucunun örgütün terör niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği, örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığı ortaya konulduğu takdirde söz konusu fiillerden dolayı cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini kabul etmiştir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 40; Hasan Sarıcı, § 33).

19. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarihin verilmesi yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesi ile hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (Yahya Turgut, § 53; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 54; Hasan Sarıcı, § 36).

20. Ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi kanunilik ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu kapsamda yargı organlarınca yapılacak yorumun ceza normlarının özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken, özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47; Adnan Şen, § 107; Hasan Sarıcı, § 48; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62). Bu kapsamda somut olayda değerlendirilmesi gereken, terör örgütüne üye olma suçunun kapsamının öngörülemez şekilde sanığın aleyhine olarak genişletici bir yoruma tabi tutulup tutulmadığıdır (Ahmet Aslan [1. B.], B. No: 2021/23949, 6/10/2022, § 68; Hasan Sarıcı, § 48; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (Hasan Sarıcı, § 48; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62).

21. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).

22. Bir kişinin yasa dışı örgüt üyeliği suçundan cezalandırılabilmesi için henüz bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına cezalandırılan bir suçtur. Bu itibarla örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olması da gerekmez. Terör örgütüne üye olma suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (Metin Birdal [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 60, 61).

23. Bir oluşumun terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş yargı kararının suçun unsurlarından biri olmadığının altını önemle çizmek gerekir. Örgütün niteliklerinin mahkemece belirlenmesi bir tespit kararıdır (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 14). Aksinin kabulü, hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan terör örgütlerinin eylemlerinin unsur yokluğu nedeniyle cezalandırılamaması sonucunu doğurur. Yukarıda alıntılanan Yargıtay içtihadının da gösterdiği gibi bir oluşumun terör örgütü olarak tespitine dair kesinleşmiş yargı kararının bu suç özelinde en önemli fonksiyonu, terör örgütüne hukuki varlık kazandırması ve bu bağlamda yapının bir terör örgütü olduğunu bilinebilecek hâle getirmesidir. Dolayısıyla henüz terör örgütü olduğuna dair yargı kararlarının bulunmadığı, dolayısıyla herkesçe bir terör örgütü olarak bilinebilir hâle gelmediği sırada bir örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı olan kişilerin kasıtlarının ortaya konulması hayati önemdedir (Ahmet Aslan, §§ 50, 51; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 50).

24. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirildiği tespit edilen örgütsel faaliyetlerin varlığının ortaya konulması suretiyle örgütün nihai amacının bilindiği sonucuna varılan durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine de karar vermiştir (Yahya Turgut, §§ 57-59).

25. Öte yandan vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi, bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (Metin Birdal, § 47; Yılmaz Çelik [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. Metin Birdal, §§ 67-71).

26. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi Metin Birdal kararında, temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiştir (Metin Birdal, §§ 60-72). Anayasa Mahkemesine göre yargı mercilerince başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren deliller birlikte incelenmeli; temel haklar kapsamında kalan her bir delil terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği, kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (Metin Birdal, § 72). Mahkemece değerlendirmeye alınan dernek üyeliği ve toplantıya katılma delilleri de bu ilkeler çerçevesinde incelenmelidir. Nitekim Yargıtaya göre FETÖ/PDY'ye müzahir olduğu tespit edilen derneğe üye olması ancak kişinin terör örgütü hiyerarşisine dâhil olup süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetleri tespit edildiği takdirde mahkûmiyet kararı için yeterli kabul edilebilir (Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 17, 18, 57).

27. Somut olayda Mahkeme; dernek üyeliği, başvurucunun katıldığı toplantı ve gösteri yürüyüşleri, HTS kayıtları dışında başvurucunun bölge talebe mesulü olarak örgüt içinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğünü tanık beyanlarıyla tespit etmiştir. Tanık beyanlarına göre başvurucunun örgütteki bu konumunun 2016 yılına kadar sürdüğü anlaşılmaktadır. Örgüte yönelik soruşturmaların yürütüldüğü süreçte başvurucunun adalet sarayı önünde gerçekleşen protesto eylemlerine katıldığı hususları ve dernek üyeliğine ilişkin diğer deliller bu bağlamda sınırlı bir etkiyle dikkate alınmış görünmektedir. Dolayısıyla başvurucunun örgüt içindeki faaliyetleri, örgütsel eylemleri ile dosyada yer alan delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda Mahkemenin oluşturduğu kabulün somut olayın koşullarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır.

28. Nitekim Mahkeme, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği sonucuna varmış ve bu yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir. Mahkemenin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme, atılı suçun unsurlarını netleştirirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen göstermiştir. Buna göre başvurucunun yukarıda anılan eylemleri dolayısıyla bu oluşumun suç işlemek amacında olduğuna ve üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarını bilebilecek konumda bulunduğuna ilişkin varılan sonucun temelsiz olduğu söylenemez.

29. Dolayısıyla Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

30. Açıklanan gerekçelerle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.