TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

B. S. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/103924)

Karar Tarihi: 17/6/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Anıl İbrahim BAKIRCI

Başvurucu

:

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen başvurucunun rütbesinin geri alınması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu, emniyet müdürü olarak görev yapmakta iken 17/4/2015 tarihinde kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayrılmıştır. 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3/10/2016 tarihli ve 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (675 sayılı KHK) ekli listede ismine yer verilmek suretiyle başvurucunun rütbesi ve buna bağlı olarak hakları geri alınmıştır. Rütbenin iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) yapılan başvuru 20/11/2018 tarihinde reddedilmiştir.

3. OHAL Komisyonu kararında başvurucu ile ilgili yapılan tespitlerde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen hapis cezasına dair mahkûmiyet kararı, ByLock kullanımı, Emniyet teşkilatı personeline ait örgüt arşivinde A4 olarak kodlandığı, Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunulduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı, yahut da bunlarla irtibatlı olduğu ifade edilmiştir.

4. Başvurucu, OHAL Komisyonu işleminin iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Ankara 21. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 12/01/2021 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucu hakkında terör örgütü üyesi olma suçundan Ankara 27. Ağır Ceza Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) verilen mahkûmiyet kararının kesinleştiği, telefon numaraları, IP adresleri ve bağlantı sayılarına ilişkin detayların yer aldığı Ağır Ceza Mahkemesinin kararında belirtildiği üzere başvurucunun ByLock programını kullandığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/68532 hazırlık numaralı dosyası kapsamında ele geçirilen emniyet teşkilatı personeline ait örgüt arşivinde A4 olarak kodlandığı belirtilmiştir. Bu kapsamda OHAL Komisyonu kararında ve ceza yargılamasında tespit edilen eylemleri kapsamında başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile en az irtibat derecesinde bağı olduğu değerlendirilmiştir.

5. Başvurucu, İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi (Daire) 22/09/2021 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.

6. Başvurucu, bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi 27/09/2022 tarihinde verdiği kararda Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka, usule uygun olduğunu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını belirterek temyiz başvurusunun reddi ile anılan kararın onanmasına karar vermiştir.

7. Başvurucu, nihai kararı 16/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 9/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

8. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

9. Başvurucunun adli yardım talebi bulunmaktadır. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

10. Başvurucu; olağanüstü hâl (OHAL) döneminde çıkarılan 675 sayılı KHK ile rütbesinin alındığını, yargılama sürecinin etkin ve adil bir şekilde yürütülmediğini, dava konusunun yanlış nitelendirilerek hüküm kurulduğunu, dava konusu işlem tarihindeki hukuksal durum esas alınmadan karar verildiğini, idarenin iddiaları ve delilleri dikkate alınarak kendi argümanları değerlendirilmeden ve iddiaları cevapsız bırakılarak neticeye varıldığını ileri sürmüştür. Başvurucu; FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı gösterdiği konusunda delil olarak kabul edilen ByLock uygulamasını kullandığına ilişkin iddiadan rütbesinin geri alınması işleminin yapıldığı tarihte haberdar olmadığını, ByLock verilerinin hukuka aykırı şekilde ele geçirildiğine yönelik iddialarının yeterli şekilde değerlendirilmediğini iddia etmiştir.

11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı formdaki iddiaları ile aynı doğrultuda açıklamalarda bulunmuştur.

12. Başvuru özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Metin Diler ([1. B.], B. No: 2023/12376, 24/12/2025) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

13. Anayasa Mahkemesi, Metin Diler kararında başvurucunun çeşitli haklara müdahale edildiğini içeren iddialarını temeldeki müdahalenin görevlerinden bir şekilde ayrılan (emeklilik vb.) kamu görevlilerinin rütbelerinin geri alınması ve bir daha kamu görevinde istihdam edilmemelerine yönelik olduğundan hareketle ele almıştır. Söz konusu müdahalenin başvurucunun özel hayatına ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı sonucuyla iddiaları bir bütün hâlinde özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirmiştir (Metin Diler, §§ 58-62).

14. Anayasa Mahkemesi; söz konusu tedbirin OHAL durumuyla bağlantılı olarak bireysel işlem şeklinde tesis edildiğini, tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliğinin bulunmadığını ve başvurucu hakkında OHAL döneminde defaten uygulanarak hüküm ve sonuçlarını doğurduğunu belirterek incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiğine karar vermiştir (Metin Diler, §§ 63-65). Anayasa Mahkemesi; olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkının yer almadığını, başvuruya konu tedbirlerin cezai niteliğinin bulunmadığını, dolayısıyla ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durumun olmadığını ve tedbirlerin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırılık teşkil etmediğini tespit etmiştir (Metin Diler, §§ 68-74).

15. Anayasa Mahkemesi, öncelikle OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin hukukiliğinin incelendiği iptal davalarının ceza yargılamalarından farklı olduğunu ve mevcut başvurular yönünden tedbirin gerekliliğinin ilgili ve ikna edici şekilde açıklanıp açıklanmadığının değerlendirileceğini vurgulamıştır. Diğer bir anlatımla Anayasa Mahkemesi, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvurulara konu tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanıp açıklanmadığını irdelemiştir (Metin Diler, § 79).

16. Anayasa Mahkemesi, tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesi konusunda yaptığı incelemede öncelikle 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL sürecinde gerçekleştirilen rütbelerin geri alınmasına ilişkin tedbirlerin niteliğini, gerekçelerini ve OHAL koşullarını değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi 15 Temmuz darbe teşebbüsünün sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı bağı olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturduğunu ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olduğunu vurgulamıştır (Metin Diler, §§ 81-87).

17. Anayasa Mahkemesi 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu ilgili idari ve yargısal organlarca tespit edilen FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğunu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullandığına ilişkin hususların yargı kararlarıyla sabit olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğünü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak içinde olan polis, asker gibi bir kısım kamu görevlilerinin, görevde olmasalar dahi rütbelerinin alınması konusunda olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğunu kabul etmiştir (Metin Diler, §§ 84-87).

18. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır yükümlülükleri olabileceğini belirtmiştir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğunu vurgulayan Anayasa Mahkemesi; bu bağlamda hâkim, savcı, polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğini kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi, söz konusu hakların ve ayrıcalıkların bu tür mesleklerden emekli olan kişiler için de geçerli olabileceğini ifade etmiştir (Metin Diler, § 88). Bunun yanında Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarılmaya yönelik başvurularda ortaya koyulan ilkelerin kamu güvenliği için hassas birtakım kamu kurumlarında görev yaparak emekli olan personelin rütbelerinin alınması şeklindeki müdahaleler açısından da uygulanabilir olduğunu belirtmiştir (Metin Diler, § 89).

19. Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini de vurgulamıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi; rütbelerin geri alınması tedbirinde uygulanan kamu görevinden çıkarma tedbirinden farklı olarak iltisak ve irtibat terimleri yanında "aidiyet" ibaresi kullanıldığını, söz konusu kavramın kapsam ve sınırları durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla tespit edilebilecek nitelikte olduğunu, bu nedenle anılan kavramın belirsiz olmadığını kabul etmiştir (Metin Diler, § 92).

20. Metin Diler kararında Anayasa Mahkemesi; FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin ve üyelerinin tespitinde ByLock sunucusundan elde edilen verilerin oldukça önemli bir role sahip olduğunu, örgütün birçok yöneticisinin ya da üyesinin veya bu örgütle iltisak ya da irtibat içinde olanların ByLock verilerinin analizi neticesinde tespit edilebildiğini vurgulamıştır. Söz konusu kararda, ByLock sunucusunda bulunan verilerin elde edilmesinin ve bu delillerin ilgili kamu görevlilerinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkıp kalkmadığının belirlenmesi bakımından dikkate alınmasının OHAL döneminde demokratik düzenin korunması açısından bir gereklilik içerdiği ifade edilmiştir. Ayrıca kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Yalçınkaya/Türkiye ([BD], B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında ByLock uygulamasının yalnızca herhangi bir olağan ticari mesajlaşma uygulaması olmadığına ve FETÖ/PDY ile bir çeşit bağlantıyı akla getirebildiğine yönelik tespitlerine de yer verilmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesince, ByLock uygulamasının kullanıldığına ilişkin tespiti içeren delil, anayasal düzene sadakat bağının bulunmadığı hususunun ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulduğunu ve rütbelerin geri alınması konusunda alınan tedbirin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunu göstermesi açısından tek başına yeterli kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının kullanıldığının açıkça tespit edilmesi hâlinde durumun gerektirdiği ölçünün korunup korunmadığının belirlenmesi bakımından diğer delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek olmayacağını da belirtmiştir (Metin Diler, § 97).

21. Anayasa Mahkemesi; FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin rütbelerinin geri alınmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığını ve bahse konu tedbirlerin demokratik anayasal düzene yönelen somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edilerek alındığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğunu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığını, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığını da tespit etmiştir (Metin Diler, § 100).

22. Söz konusu ilkeler çerçevesinde Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasını kullandığı tespit edilen ve geçmişte polis, asker gibi görevlerde bulunan başvurucuların darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğunu ve bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve ikna edici gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaştığı sonucuna ulaşmıştır. Neticede alınan tedbirlerin OHAL ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğunu ve keyfîlik içermediğini tespit ederek OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna karar vermiş ve bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (Metin Diler, §§ 81-101).

23. OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik olduğu anlaşılan söz konusu tedbirden kaynaklı olarak ileri sürülen ve yargılamanın usuli güvencelerine ilişkin olmayan temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahale iddiaları, müdahalenin sonuçları itibarıyla bir bütün hâlinde ele alınmış ve özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir. Bu nedenle müdahalenin sebepleri üzerinden ve başkaca temel hak veya hürriyetler bağlamında ileri sürülen ihlal iddiaları yönünden ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

24. Somut başvuruya konu olan yargılama sürecinde verilen kararlarda, başvurucunun ByLock ağına dâhil olduğu ve bu suretle FETÖ/PDY ile süregelen bir ilişki içinde olduğu hususu ortaya konulmuştur. Kararlarda adli soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde yer alan olgu ve tespitlerden de yararlanılarak gerekçelerin oluşturulduğu görülmüştür. Bu bağlamda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvurulara konu tedbirlerin gerekliliği, irtibat ve iltisak kavramları çerçevesinde idari yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmıştır.

25. Ayrıca başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, bu suretle yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı görülmüştür. Darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen ByLock uygulamasını başvurucunun kullandığına ilişkin olarak açıklanan gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin OHAL'in ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.

26. Neticede başvurucunun ByLock uygulamasını kullandığına ilişkin tespiti içeren delile dayanan ve tedbirin durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaştığı hususunda ilgili ve yeterli gerekçeler içeren mevcut başvuruda da söz konusu Metin Diler kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

27. Açıklanan gerekçelerle başvurunun özel hayata saygı hakkı yönünden diğer kabul edilebilirlik şartları bakımından incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.