Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun 2026/02 sayılı Sirküleri, motorlu araç sigortalarında uzun süredir uygulamanın içinde bulunan fakat çoğu zaman başvuru süreleri üzerinden tartışılan bir meseleyi yeniden gündeme getirdi: Hasarın teknik incelemesi henüz tamamlanmamışken, sigorta şirketinin gerçek zarar hakkında nihai bir değerlendirme yapabildiğinden ve taraflar arasında maddi anlamda belirginleşmiş bir uyuşmazlığın bulunduğundan söz edilebilir mi?
Sirkülerin önemi, bu soruya yeni bir kanuni süre ihdas ederek cevap vermesinde değil; hasar incelemesi ile uyuşmazlık çözümünü birbirinden ayırmasındadır. Düzenleme bu nedenle normlar hiyerarşisinde kendisinden üstte bulunan kanun hükümlerinin yerine geçen, bunları daraltan veya askıya alan bir metin olarak okunmamalıdır. Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesinde düzenlenen başvuru rejimi varlığını sürdürmektedir. Sirküler, bu hükümlerin üzerinde yeni bir başvuru şartı yaratmamakta; sigortacıya kanunda bulunmayan ilave bir ödeme süresi de tanımamaktadır. Düzenlemenin asıl işlevi, mevzuata uygun biçimde yürüyen ve sigortacıya yüklenemeyen nedenlerle henüz sonuçlanmamış teknik incelemenin, tek başına ret iradesi olarak kabul edilmemesi gerektiğini ortaya koymaktır. SEDDK'nın 2026 yılında Sigorta Eksperleri Atama Yönetmeliği ile eksper atama sistemini yeniden düzenlemiş ve bunu 2026/7 sayılı Genelge ile uygulamaya taşımış olması da Sirkülerin tek başına değil, aynı yıl oluşturulan hasar ve ekspertiz düzeni içerisinde okunmasını gerekli kılmaktadır.
Kanuni Çerçeve: TTK m.1427 ve KTK m.99
Bu noktada Türk Ticaret Kanunu'nun 1427. maddesi özel bir önem taşımaktadır. Sigorta tazminatının muacceliyetini düzenleyen hüküm, sigortacının edimine ilişkin araştırmalarını tamamlamasını hukuken önemsiz bir işlem olarak görmez. Aksine kanun koyucu, rizikonun gerçekleşmesinden sonra sigortacının borcunun kapsamını belirleyebilmesi için bir araştırma sürecinin bulunabileceğini kabul etmiş; bununla birlikte bu araştırma imkânını sınırsız bir bekleme hakkına da dönüştürmemiştir. Başka bir ifadeyle TTK m.1427'nin kurduğu sistem, araştırma ihtiyacı ile zamanında ifa yükümlülüğünü aynı hukuki zeminde birlikte korumaktadır. Bu yönüyle Sirkülerin ekspertizin tamamlanmasına verdiği önem, TTK m.1427'nin sigorta tazminatının belirlenmesine ilişkin yaklaşımından bağımsız değildir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası bakımından ise KTK m.99'da öngörülen sekiz iş günlük ödeme süresi ayrıca gözetilmeli; Sirküler, bu kanuni sürenin yerine geçen veya onu kendiliğinden uzatan bir düzenleme olarak yorumlanmamalıdır.
Burada gözden kaçırılmaması gereken husus, ekspertizin sigorta şirketinin ödeme kararını ertelemeye yarayan idari bir aşama olmadığıdır. Motorlu araç hasarlarında zararın meydana geldiğinin bilinmesi ile zararın kapsam ve miktarının belirlenmiş olması farklı meselelerdir. Değişmesi gereken parçalar, onarım yöntemi, işçilik bedelleri, hasarın kazayla uyumu, aracın ekonomik onarıma elverişli olup olmadığı, rayiç ve sovtaj gibi değerlendirmeler çoğu kez teknik inceleme gerektirir. Sigortacının borcunun doğru miktarda belirlenebilmesi de bu incelemenin sağlıklı yapılmasına bağlıdır. Bu nedenle ekspertiz yalnızca sigortacının değil, gerçek zararının eksiksiz karşılanmasını isteyen hak sahibinin de menfaatine hizmet eder.
Bağımsız Ekspertiz ve Akıllı Atama
Eksperin hukuki ve mesleki konumu da bu değerlendirmede önemlidir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun benimsediği eksperlik modeli, eksperi sigorta şirketinin talimatıyla zarar miktarı belirleyen sıradan bir yardımcı kişi olarak görmez. Teknik tespitin bağımsızlığı ve tarafsızlığı sistemin esas unsurlarındandır. 2026 yılında yürürlüğe giren Sigorta Eksperleri Atama Yönetmeliği ile oluşturulan atama yapısı ve buna bağlı akıllı atama/koordinasyon sistemi de bu niteliği ortadan kaldırmamaktadır. Sıralı eksper atama sisteminin pilot uygulamasının genişletilmesi, atama sisteminin fiilen de yaygınlaştırıldığını göstermektedir.
Akıllı atama sistemindeki koordinasyonun doğru anlaşılması gerekir. Koordinasyon, eksperin mesleki kanaatini merkezileştiren veya hasar miktarı, onarım yöntemi, rayiç, sovtaj yahut rapor sonucu hakkında başka bir eksperin talimat verebildiği bir yapı değildir. Koordinatörlük, iş akışının düzenli yürütülmesine ve sistemin işlerliğine hizmet ederken teknik değerlendirmenin sorumluluğu dosyaya atanan eksperde kalmaktadır. Bu ayrım önemlidir. Çünkü hasar sürecinde hızlılık kadar, teknik kanaatin kimin tarafından ve hangi sorumluluk altında oluşturulduğunun belirli olması da gerekir. Bağımsızlığın kaybolduğu bir ekspertiz hızlı olabilir; fakat güvenilir bir zarar tespiti sağlayamaz. Buna karşılık bağımsız fakat denetlenemeyen ve süresiz ilerleyen bir ekspertiz de etkin bir hasar sisteminin gereğini karşılamaz.
Süreli, Kayıtlı ve Denetlenebilir Ekspertiz
2026/7 sayılı Genelgenin önemi tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Genelge, ekspertiz sürecini belirsiz bir zaman alanına bırakmamış; sürecin çeşitli aşamalarını somut sürelere bağlamıştır. Gerekli belgelerin tamamlanmasından sonra eksper atamasının bir iş günü içerisinde yapılması, eksperin aynı ilde atamayı takip eden ilk iş günü, farklı ilde ise iki iş günü içerisinde ekspertiz işlemini gerçekleştirmesi; incelemenin gerçekleştirilememesi veya raporun düzenlenememesi hâlinde durumun ön raporla kayıt altına alınması öngörülmüştür.
Ön rapor kurumunun uygulamadaki değeri ayrıca vurgulanmalıdır. Araç görülemiyorsa veya teknik inceleme fiilen gerçekleştirilemiyorsa dosyanın sessizce bekletilmesi yerine bunun nedeninin kayıt altına alınması gerekir. Aracın serviste bulunmaması hâlinde ön rapor tarihinden itibaren işletilecek on beş günlük süreç de aynı düşüncenin ürünüdür. Burada amaç, hak sahibini on beş gün daha bekletmek değildir. Amaç, ekspertizin neden tamamlanamadığını görünür hâle getirmek, ilgili tarafların yükümlülüklerini belirlemek ve dosyanın süresiz biçimde açık kalmasını önlemektir. Bu nedenle ön rapor, basit bir ara belge olmanın ötesinde, gecikmenin kaynağını sonradan denetlenebilir hâle getiren bir kayıt niteliğindedir.
Aynı yaklaşım raporlama sürelerinde de görülmektedir. Dosya rapor düzenlenebilir hâle geldikten sonra trafik sigortasında üç iş günü, diğer motorlu araç sigortalarında beş iş günü içerisinde raporun tamamlanmasının öngörülmesi; ekspertizi yapılmış aracın belirli süre içerisinde onarım için servise bırakılmaması hâlinde dosyanın ilk tespitler üzerinden gerekçeli biçimde sonuçlandırılması, sistemin açık uçlu bir bekleme üzerine kurulmadığını göstermektedir. Hasar ihbarından önce onarılmış araç bakımından dahi aracın görülmesinin ve yapılan onarımın hasarla uyumunun teknik olarak değerlendirilmesinin istenmesi ise gerçek zararın yalnızca belge üzerinden değil, gerektiğinde fiziki incelemeyle belirlenmesine verilen önemi ortaya koymaktadır.
Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, 2026/02 sayılı Sirküler bakımından “ekspertiz devam ediyor” ifadesinin tek başına yeterli kabul edilmemesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Asıl soru raporun bulunup bulunmadığı değil, raporun neden henüz tamamlanamadığıdır. Eksper zamanında atanmış mı, inceleme mevzuatta öngörülen sürede başlatılmış mı, araç görülememişse ön rapor düzenlenmiş mi, gerekli bildirimler yapılmış mı, dosyada teknik incelemenin gerçekten ilerlediğini gösteren hareketler bulunuyor mu ve gecikme kimin kontrol alanından kaynaklanıyor? Sirkülerin “sigortacıya yüklenemeyen neden” ölçütü ancak bu sorular cevaplandırıldığında gerçek bir hukuki içerik kazanabilir.
Bu nedenle 2026/02 sayılı Sirküleri sigorta şirketlerine verilmiş genel bir bekleme imkânı olarak değerlendirmek doğru değildir. Sigorta şirketinin kendi organizasyon alanından kaynaklanan gecikme, eksper atamasının zamanında yapılmaması veya dosyanın hareketsiz bırakılması Sirkülerin koruduğu bir durum değildir. Buna karşılık araç hak sahibi tarafından incelemeye sunulmuyor, gerekli teknik bilgi veya fiziki inceleme objektif olarak sağlanamıyor ve bütün süreç mevzuata uygun şekilde kayıt altına alınıyorsa, raporun henüz tamamlanmamış olmasını doğrudan sigortacının ret iradesiyle özdeşleştirmek de aynı ölçüde isabetsiz olacaktır.
Süreler bakımından da iki alanı birbirinden ayırmak gerekir. 2026/7 sayılı Genelgede açıkça bir, iki, üç veya beş iş günü ile on beş ve otuz gün olarak belirlenen aşamalar bakımından “makul süre” gerekçesiyle yeni ve daha uzun bir takvim oluşturulamaz. Düzenleyici işlemin açıkça belirlediği süreye uyulması gerekir. Buna karşılık motorlu araç hasarlarının tamamının ihbardan nihai rapora kadar tek bir toplam sürede sonuçlanacağını kabul etmek de teknik gerçeklikle bağdaşmaz. Basit bir parça hasarıyla ağır hasar, yangın, çoklu darbe veya tam hasar ihtimali bulunan bir aracın teknik incelemesi aynı nitelikte değildir. Makul süre kavramının işlevi, açıkça düzenlenmiş süreleri genişletmek değil, mevzuatın belirli bir gün sayısına bağlamadığı teknik aşamaların somut dosyanın özellikleri içerisinde değerlendirilmesini sağlamaktır.
Sirkülerin Kanunla İlişkisi
Bu yapı, TTK m.1427 ile 2026/02 sayılı Sirküler arasındaki ilişkinin de daha doğru kurulmasını sağlar. Kanunun sigortacıya tanıdığı araştırma imkânı, Sirkülerle genişletilmemektedir. Aynı şekilde kanunun öngördüğü muacceliyet ve temerrüt rejimi de bir idari düzenlemeyle değiştirilemez. Normlar hiyerarşisinin doğal sonucu budur. Sirkülerden kanunun üzerinde veya kanunun yerine geçen bir sonuç çıkarmak yerine, onu kanunun uygulanmasını somut hasar sürecinde açıklayan düzenleyici bir metin olarak değerlendirmek gerekir. Böyle okunduğunda Sirküler, kanunla yarışan değil, kanuni sistem içerisinde işlev gören bir uygulama düzenlemesidir.
Gerçek Zarar, Gerçek Uyuşmazlık
Bu noktada gerçek zararın belirlenmesi ile gerçek uyuşmazlığın ortaya çıkması arasındaki ilişki önem kazanmaktadır. Her hasar ihbarı bir hasar dosyası oluşturur; fakat her hasar dosyasının aynı anda maddi anlamda belirginleşmiş bir uyuşmazlığa dönüştüğü söylenemez. Sigortacı talebi inceleyebilir ve tamamını karşılayabilir. Talebi kısmen karşılayabilir veya reddedebilir. Taraflar zarar miktarında, teminatın kapsamında ya da ödeme tutarında ayrışabilir. Hukuki uyuşmazlığın somutlaştığı alan esasen bu ayrışmanın ortaya çıktığı yerdir.
Bu düşünce, hak sahibinin başvuru hakkını geciktirmek amacıyla kullanılmamalıdır. Tam tersine, başvurunun gerçekten hangi uyuşmazlığı çözmeye yöneldiğinin belirlenmesine hizmet eder. Gerçek zarar henüz teknik olarak ortaya konulmadan uyuşmazlığın kapsamının belirlenmesi de güçleşir. Bu nedenle etkin bir sistemin başarısı, dosyayı mümkün olduğunca uzun süre sigorta şirketinde tutmakla veya mümkün olduğunca erken uyuşmazlık aşamasına taşımakla ölçülemez. Ölçüt, gerçek zararın mümkün olan en kısa sürede, bağımsız teknik incelemeyle ve sonradan denetlenebilir biçimde belirlenmesidir.
Sirkülerin sektör bakımından asıl değeri de burada ortaya çıkmaktadır. Doğru uygulandığında düzenleme, ödeme süresini uzatan değil, ödeme kararını daha sağlam bir teknik zemine oturtan bir işlev görebilir. Gerçek zarar zamanında belirlenirse doğru ödeme yapılabilir; doğru ödeme yapılırsa gereksiz uyuşmazlıkların önemli bir bölümü daha doğmadan sona erebilir. Uyuşmazlık yine doğuyorsa da artık tarafların hangi zarar kalemi veya hangi teknik tespit üzerinde ayrıştığı daha belirgin olacaktır. Bu, sigorta şirketinin olduğu kadar hak sahibinin ve uyuşmazlık çözüm sisteminin de menfaatinedir.
Burada hız ile teknik doğruluk arasında bir tercih yapmak gerektiğini de düşünmüyorum. 2026 yılında getirilen atama, koordinasyon, ön rapor ve raporlama düzeninin ortak yönü, bu iki değeri birlikte gerçekleştirmeye çalışmasıdır. Eksper bağımsız kalmalı, ancak dosya denetimsiz kalmamalıdır. Sigortacı araştırma yapabilmeli, ancak araştırma ödeme yapmamanın gerekçesine dönüşmemelidir. Hak sahibi gerçek zararına süratle kavuşmalı, ancak sürat uğruna teknik incelemeden vazgeçilmemelidir. Sirkülerin uygulamadaki başarısı bu dengenin korunmasına bağlıdır.
Sonuç: Hızlı ve Denetlenebilir Hasar Süreci
Sonuç olarak 2026/02 sayılı Sirküler, normlar hiyerarşisinde kanunun üzerine çıkan veya sigortacı lehine yeni bir süre rejimi oluşturan bir düzenleme olarak değil; mevcut kanuni sistem içerisinde gerçek zararın doğru, hızlı ve denetlenebilir biçimde belirlenmesine hizmet eden bir hasar yönetimi yaklaşımı olarak okunmalıdır. TTK m.1427'nin araştırma ile zamanında ifa arasında kurduğu denge, bağımsız eksperlik sistemi, 2026/7 sayılı Genelgenin somut süreleri ve akıllı atama sisteminin denetlenebilir yapısı birlikte değerlendirildiğinde bu yaklaşımın hukuki zemini daha açık biçimde görülmektedir.
Ekspertizin tamamlanmasının beklenmesi ile hak sahibinin belirsiz süreyle bekletilmemesi birbirine karşıt değildir. Doğru işleyen sistem, bunlardan birini diğerine tercih etmez. Gerçek zararı belirler, süreci denetlenebilir kılar ve ödemeyi geciktirmeden sonuçlandırır. 2026/02 sayılı Sirkülerin sektörde yaratması gereken yeni dönem de budur.
Av. Semih BARUTCU





