FON MAĞDURLARI
SİSTEM NASIL KURULDU, NASIL İŞLEDİ?
MAĞDURLAR İÇİN HUKUKİ ÇARELER
ZARAR NASIL GİDERİLECEK?
Eylül 2026’da sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler, yüz binlerce yatırımcıyı yakından ilgilendiren önemli bir süreci gündeme getirdi. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) bazı portföy yönetim şirketlerinin faaliyetleri ve fon işlemleri hakkında aldığı kararlarla, 7 portföy yönetim şirketinin yönettiği yatırım fonlarının işlemleri durduruldu ve 131 fonun tasfiye sürecine alınması kararlaştırıldı. Bu yazıda devam eden soruşturma ve tasfiye süreçlerini, mağduriyetin nasıl oluşabileceğini ve yatırımcıların hukuki çarelerini ele alacağız.
1. 17 Eylül 2026’da Ne Oldu?
SPK, 17 Eylül 2026 tarihinde Tera Portföy Yönetimi AŞ, Pusula Portföy Yönetimi AŞ, Hedef Portföy Yönetimi AŞ, Atlas Portföy Yönetimi AŞ, A1 Portföy Yönetimi AŞ, Pardus Portföy Yönetimi AŞ ve Bulls Portföy Yönetimi AŞ tarafından kurulan ve katılma payları TEFAS’ta işlem gören yatırım fonlarının işlemlerini durdurdu ve ilgili fonların tasfiyesine karar verdi. SPK’nın 23 Eylül tarihli açıklamasına göre 131 fonun tasfiyesi söz konusu olup MKK kayıtlarına göre bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı 455.758 kişidir.
Bu nedenle temel soru, “Fon tasfiye ediliyorsa yatırımcının parası ne olacak?” sorusudur. Bu sorunun cevabı yalnızca yatırım riskine indirgenemez. Fonun hukuki yapısı, tasfiye mekanizması ve ilgili kişi ve kurumların görev ve sorumlulukları ayrıca incelenmelidir.
2. Yatırım Fonu Aslında Nedir?
Yatırım fonu, yatırımcılardan toplanan paralarla belirli varlıklardan oluşan bir portföyün oluşturulduğu kolektif yatırım yapısıdır. Yatırımcı fonun kendisini değil, fonun katılma paylarını satın alır. Fon portföyünde hisse senetleri, borçlanma araçları, para piyasası araçları veya fonun niteliğine göre başka sermaye piyasası araçları bulunabilir.
Önemli ayrım, fon malvarlığı ile portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığının aynı olmamasıdır. Portföy yönetim şirketinin fonun kurucusu ve yöneticisi olması, fon içerisindeki varlıkların doğrudan şirketin kendi malvarlığı olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle portföy yönetim şirketiyle ilgili bir sorun yaşanması, tek başına fon yatırımının yok olduğu anlamına gelmez.
3. Sorun nerede ortaya çıktı?
a. Serbest Yatırım Fonları Ve Para Piyasası Fonları Bakımından Ne İddia Ediliyor?
Kamuoyuna yansıyan iddialardan biri; fiili dolaşım oranı düşük, piyasa derinliği ve likiditesi sınırlı bazı halka açık şirketlerin hisselerinin belirli fonlar tarafından yüksek tutarlarda portföylere dahil edilmesi ve bu işlemlerin hisselerin fiyatlarında ekonomik ve finansal gerçeklikle açıklanamayacak hareketlere yol açmasıdır. SPK da 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasında, 2025’in son çeyreğinden itibaren bazı fonların düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde olağandışı fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini açıklamıştır.
Bu işlemlerin sermaye piyasası mevzuatı bakımından hukuka aykırı olup olmadığı soruşturma konusudur. Soruşturma devam ettiği için işlemleri kesin olarak piyasa dolandırıcılığı olarak nitelendirmek doğru değildir. Öte yandan nitelikli yatırımcı olmak, yatırımın yüksek risk taşıyabileceği anlamına gelse de yüksek risk ile hukuka aykırı işlem aynı kavram değildir. Somut olayda zararın yalnızca piyasa riskinden mi, yoksa hukuka aykırı olduğu iddia edilen işlemlerden mi kaynaklandığı ve aradaki uygun illiyet bağı ayrıca incelenmelidir.
b. Para Piyasası Fonları
Para piyasası fonları bakımından tartışmanın merkezinde bazı fonlar arasındaki borçlanma ilişkileri, teminat yapıları ve teminatların niteliği bulunmaktadır. Bir fonun başka bir fonla belirli şartlar altında finansal işlem yapması veya borçlanması tek başına hukuka aykırılık anlamına gelmez; işlemin tarafları, şartları, teminat yapısı ve mevzuata uygunluğu değerlendirilmelidir.
Teminat gösterilmiş olması da tek başına yeterli değildir. Teminatın gerçek değeri, likiditesi ve gerektiğinde nakde çevrilebilirliği önem taşır. Piyasa fiyatı 100 TL görünen ancak fiili dolaşımı ve piyasa derinliği çok düşük olan bir hissenin büyük miktarda satılması halinde aynı fiyat üzerinden nakde çevrilememesi mümkündür. Bu nedenle ekranda görünen değer ile gerçek ve nakde çevrilebilir ekonomik değer birbirinden ayrılmalıdır.
4. SPK Neden Müdahale Etti?
SPK, sermaye piyasalarının düzenli ve güvenilir şekilde işlemesini sağlamak ve yatırımcıların hak ve yararlarını korumakla görevli düzenleyici otoritedir. İşlemlerin durdurulması, yatırımcının parasına devlet tarafından el konulduğu veya fonların kamu tarafından satın alındığı anlamına gelmez. Amaç, mevcut durumun daha fazla zarar doğurmasının önüne geçilmesi ve fonların hukuki çerçevede tasfiye edilmesidir.
SPK 21 Eylül’de tasfiye sürecine ilişkin belirli süreyi üç aydan altı aya çıkarmış, ancak bunun tasfiyenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini belirtmiştir. Sürenin uzatılması, fon portföyündeki varlıkların piyasa koşulları dikkate alınarak daha uygun şartlarda nakde çevrilebilmesi bakımından önem taşımaktadır.
5. Fonun Tasfiyesi Ne Demek?
Tasfiye, yatırımcının parasının yok olması anlamına gelmez. Fon faaliyetinin sona erdirilmesi ve portföydeki varlıkların ilgili usuller çerçevesinde paraya çevrilerek yatırımcıların fon paylarından doğan hakları doğrultusunda dağıtılması sürecidir. Tasfiye sırasında fonun mevcut yükümlülükleri ve tasfiye işlemlerinin maliyetleri de dikkate alınır.
Bu nedenle yatırımcıya ödenecek tutar yalnızca geçmişte ekranda görünen fon değeri veya fona yatırılan anapara üzerinden belirlenemez. Fon portföyünün gerçek ekonomik değeri, varlıkların hangi koşullarda nakde çevrilebildiği, fonun yükümlülükleri ve tasfiye sonucunda ortaya çıkan net değer birlikte değerlendirilmelidir.
6. Zararın Ne Kadarı Tazmin Edilecek?
Bugün itibarıyla bütün fonlar bakımından tek bir rakam belirlemek mümkün değildir. Her fonun portföyü ve varlıklarının gerçek piyasa değeri farklıdır. Bu nedenle zarar tamamen yatırım riski olarak kabul edilerek hiçbir tazminat talep edilemeyeceği sonucuna varılamayacağı gibi, yatırılan tüm tutarın veya ekranda görünen değerin eksiksiz ödeneceği de söylenemez.
Örneğin yatırımcının fona 800.000 TL yatırdığı ve satış emri tarihinde sistemde 8.000.000 TL değer görüldüğü varsayılsın. Bu iki rakamdan herhangi birinin tek başına gerçek zararı gösterdiği söylenemez. Özellikle fiyatların ekonomik gerçeklikten kopuk şekilde oluştuğunun tespit edilmesi halinde, ekranda görünen değer ile gerçek ekonomik değer arasında fark bulunabilir. Bu nedenle zarar; tasfiye sonunda fon bünyesinde gerçekten mevcut olan varlıklar, bunların gerçek ve makul koşullarda nakde çevrilebilirliği, tasfiye tutarları ve yatırımcının ekonomik olarak sahip olduğu gerçek değer dikkate alınarak belirlenmelidir.
Yatırımcıların “şu kadar para kesin ödenecek” veya “şu kadar zarar kesin oluşacak” şeklindeki açıklamalara ihtiyatla yaklaşması gerekir. SPK da yatırımcıların süreç boyunca resmi kaynaklardan yapılan açıklamaları dikkate almaları konusunda uyarıda bulunmuştur.
7. Bütün Bu Süreç Neden Bir “Kriz” Haline Geldi?
Bir tarafta fonların değerlemesi ve portföylerde bulunan bazı payların fiyat hareketleriyle ilgili incelemeler, diğer tarafta yatırımcıların fon paylarından çıkış talepleri ve likidite sorunu bulunmaktadır. Resmi verilere göre yüz binlerce yatırımcının sürece dahil olması, konunun finans piyasalarını aşan geniş bir mağduriyet boyutu oluşturmasına neden olmuştur.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında bazı şirket ve kişiler hakkında adli işlemler gerçekleştirilmiştir. Ancak soruşturma veya tutuklama, kesin olarak suç işlendiğini göstermez; cezai sorumluluk yargılama sonucunda belirlenir. Bu nedenle mevcut iddialar ile kesinleşmiş bir mahkûmiyet arasında ayrım yapılmalıdır.
8. SPK'nın Daha Önce Yaptığı Düzenlemelerin Önemi
SPK’nın 18 Eylül tarihli açıklamasına göre düşük fiili dolaşıma sahip paylarda meydana gelen olağandışı fiyat hareketleriyle ilgili çalışmalar 2025 yılının son çeyreğinden itibaren gündemdeydi. Ayrıca 28 Ağustos 2026’da Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’de kapsamlı değişiklikler yapılmış, TEFAS’ın takas yapısına ilişkin değişiklikler 20 Temmuz 2026’da uygulanmaya başlanmış ve bazı fon varlıklarının değerlemesine ilişkin yeni uygulamalar devreye alınmıştır. Bu nedenle yaşanan gelişmeler yalnızca 17 Eylül kararları üzerinden değil, öncesindeki düzenleme ve denetim süreciyle birlikte değerlendirilmelidir.
9. Yatırımcı Açısından Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Hususlar
1. Fonların tasfiye edilmesi, yatırımcıların fon içerisindeki haklarının otomatik olarak ortadan kalkması anlamına gelmez; ancak geçmişte görünen kârın veya yatırılan anaparanın kesin ve tam olarak ödeneceği de şimdiden söylenemez.
2. Fon malvarlığı ile portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığı birbirinden farklıdır.
3. Zararın miktarı, tasfiye sürecinde varlıkların hangi değerden nakde çevrildiği ve tasfiye işlemleri sonucunda ortaya çıkan net değerle birlikte belirlenmelidir.
4. Soruşturma kapsamında ileri sürülen iddialar ile hukuken kesinleşmiş suç arasında fark vardır.
5. Bir yatırımcının zarar etmiş olması, tek başına herhangi bir kişi veya kurumun hukuken sorumlu olduğu anlamına gelmez. Sorumluluk bakımından hukuki dayanak, kusur, zarar ve uygun illiyet bağı somut olay özelinde değerlendirilmelidir.
Devam eden ceza soruşturması bakımından, doğrudan zarar gören yatırımcıların somut olayın koşullarına göre suçtan zarar gören sıfatıyla soruşturma dosyasına ilişkin haklarını kullanmaları ve kovuşturma aşamasında davaya katılmaları mümkün olabilir. Bu durum, soruşturmanın seyri hakkında yasal çerçevede bilgi sahibi olunması, delillerin değerlendirilmesi ve gerektiğinde soruşturma makamlarına talepler sunulması bakımından önem taşımaktadır.
Tazminat talepleri bakımından ise ceza soruşturması ve kovuşturmasında ortaya çıkan bilgi ve belgeler önem taşıyabilir. Uğranılan zararın niteliği, zararla hukuka aykırı işlem veya eylem arasındaki illiyet bağı, yatırımcının konumu, fonun ve portföy yönetim şirketinin hukuki yapısı, portföy saklayıcısının ve diğer ilgili kurumların somut olayda üstlendikleri yükümlülükler ile varsa diğer sorumluluk sebepleri ayrıca incelenmelidir. Bu nedenle tazminle sorumlu kişi, kurum ve kuruluşların her somut olay bakımından ayrı ayrı belirlenmesi gerekir.
Konunun ceza hukuku, sermaye piyasası hukuku ve tazminat hukuku boyutlarını birlikte içermesi nedeniyle yatırımcıların süreci, bu alanlarda deneyimli bir avukatla birlikte yürütmeleri; hak ve başvuru yollarının, somut olaylarına ve uygulanabilecek sürelere göre ayrıca değerlendirilmesi bakımından önemlidir.
Sonuç
Bugün itibarıyla elimizde kesinleşmiş bir yargı kararı değil; SPK kararları, tasfiye süreci ve devam eden adli ve idari incelemeler bulunmaktadır. Bu nedenle yaşananları şimdiden kesin bir “fon dolandırıcılığı” veya benzeri bir hukuki sonuçla nitelendirmek yerine, olayların hangi işlemlerden kaynaklandığını ve bu işlemlerin hukuk düzenindeki karşılığını ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.
Bununla birlikte yüz binlerce yatırımcının dahil olduğu bir fon tasfiye süreci söz konusudur. Bundan sonraki aşamada fonların hangi usulle tasfiye edileceği, yatırımcıların haklarının nasıl korunacağı, portföy yönetim şirketleri ve diğer aktörler bakımından hangi sorumlulukların doğabileceği ve zararların tazmini için hangi hukuki yollara başvurulabileceği önem taşıyacaktır.
Next