KARARLAR

AYM'nin 2022/105058 başvuru numaralı kararı

Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2022/105058 başvuru numaralı kararı

Abone Ol

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

T.İ. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/105058)

Karar Tarihi: 17/6/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Yusuf KARABULAK

Başvurucu

:

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun yaptığı bilekliğin ziyaretçisine verilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu; başvuru tarihinde Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) hükümlü olarak bulunmaktadır.

A. Bireysel Başvuru Öncesi Süreç

3. Başvurucu; Ceza İnfaz Kurumuna 6/6/2022 tarihli dilekçeyle yaptığı başvuruda odasında boncuk işi yapmak istediğini, bu nedenle kendisine kargo/koli yoluyla gönderilen boncuk malzemelerinin verilmesini talep etmiştir. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu (İdare ve Gözlem Kurulu) 8/6/2022 tarihli kararıyla başvurucunun bedensel ve zihinsel sağlığını sürdürmesi, suçluluk duygusundan arınması, kişisel ve toplumsal gelişimini sağlaması amacıyla kendi odasında herhangi bir hobi ve el işi çalışmaları gibi etkinliklerde bulunmasının uygun olacağını değerlendirmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun odasında boncuk işi yapma talebinin kabulüne, kargo/koli yoluyla gönderilen boncuk malzemelerinin başvurucuya verilmesine karar verilmiştir.

B. Bireysel Başvuruya İlişkin Süreç

4. Başvurucunun bireysel başvuru formunda belirttiği hâliyle 2022 yılının Temmuz ayında gelen ziyaretçiye Ceza İnfaz Kurumunun izni dâhilinde başvurucu birkaç hediyelik bilekliği vermek istemiş; sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan bir adet bileklik dışındakilerin çıkışına izin verilmiştir. Başvurucu, yasal bir gerekçe gösterilmeden yapılan engellemenin sebebini sormak amacıyla yazdığı dilekçeye cevap verilmediğini de belirterek salt renklerinden dolayı yaptığı el işi faaliyetinin dışarı çıkarılmasına kısıtlama getiren uygulamanın kaldırılması için Tekirdağ 2. İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği/Hâkimlik) şikâyette bulunmuştur.

5. Hâkimlik 5/10/2022 tarihli müzekkereyle Ceza İnfaz Kurumundan şikâyete konu edilen hususla ilgili bilgi ve belgelerin gönderilmesini istemiştir. Ceza İnfaz Kurumu 19/10/2022 tarihli yazıyla 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) 14. maddesi uyarınca başvurucunun odasında el işi faaliyeti yapmasında kurum güvenliği açısından sakınca olmadığına dair karar alınmak üzere İdare ve Gözlem Kuruluna başvurarak alınacak karar doğrultusunda, kurum kantininden gerekli malzemeleri temin etmesine müteakiben odasında el işi yapabileceğini ve yaptığı el işlerini ziyaretçilerine verebileceğini belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucunun odasında el işi faaliyeti yapmasında kurum güvenliği açısından sakınca olmadığına dair alınan bir karar bulunmadığını, kurum kantininin el işi malzemesi satışının olmadığını, bu sebeple kurumun bilgisi dışında yaptığı el işi faaliyetlerinin dışarı çıkışına müsaade edilmediğini ifade etmiştir.

6. Hâkimlik yaptığı değerlendirme sonucunda Ceza İnfaz Kurumunun 19/10/2022 tarihli yazısına dayanarak başvurucunun kurumun bilgisi dışında el işi faaliyetinde bulunduğunu kabul etmiş ve söz konusu eşyanın dışarı çıkışına müsaade etmeme yönündeki kurum uygulamasında usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin reddine karar vermiştir.

7. Başvurucu, bu karara karşı Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) itiraz yoluna başvurmuştur. İtiraz dilekçesinde, Ceza İnfaz Kurumunun Hâkimliğe yanıltıcı bilgi sunduğunu, Ceza İnfaz Kurumunun 8/6/2022 tarihli kararıyla oda içinde boncuklu el işi yapmasına izin verildiğini, bu sayede yaptığı el işi ürünlerini dışarı çıkarabildiğini, sadece bir ürünün renklerinden kaynaklı olarak dışarı çıkışına izin verilmediğini, sarı, kırmızı ve yeşil renginin doğada yer alan renklerden olduğunu belirterek bu renklere yönelik kısıtlayıcı uygulamanın kaldırılmasını talep etmiştir.

8. İtirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi, Hâkimlik kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.

9. Başvurucu, nihai hükmü 28/11/2022 tarihinde tebellüğ ettikten sonra 5/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

10. Komisyon, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

11. Başvurucu; kendisinin yaptığı ve ziyaretçisine vermek istediği bilekliğin içerdiği renklerden dolayı dışarı çıkışının yasaklandığını, sarı, kırmızı ve yeşil rengin kültürel bir anlama sahip olduğunu, manevi duygularının renklerle ifade edilmesinin engellendiğini, kurum idaresinden alınan izin dikkate alınmadan oluşturulan ret gerekçesinin yetersiz olduğunu belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun ifade hürriyetinin ihlal edilip edilmediği noktasında Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, bireysel başvuru formunda yer alan açıklamalara ek olarak bileklikte yer alan renklerin bir örgüte veya bir bayrağa özgü olmadığını, yasal dayanağı bulunmayan bir yasaklamaya maruz bırakıldığını, uygulamanın ifade özgürlüğü, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

13. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Anayasa'nın 26. maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar söz, yazı, resim veya başka yollar olarak belirtilmiş ve başka yollar ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın [1. B.], B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43). Başvurucu, kültürel bir öneminin olduğunu iddia ettiği renkleri içeren bileklikle duygularını dışa vurduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda bir duygunun ifade ediliş biçimi olarak yapılan el işi faaliyetinin Ceza İnfaz Kurumundan dışarı çıkarılmasına yönelik getirilen kısıtlamanın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. Başvuruya konu eşyanın ceza infaz kurumu dışına gönderilmesinin engellenmesi ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulmuştur. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 35. maddesine göre kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin oda ve eklentilerinde bulundurabilecekleri veya bulunduramayacakları kişisel eşya, gıda, tıbbi malzeme ve diğer ihtiyaç maddelerinin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir. Yönetmelik'in 14. maddesinde, hükümlülerin gerekli malzemeleri kantinden temin etmek koşuluyla, el işi faaliyetlerini ceza infaz kurumlarının uygun bölümlerinde yapabileceği, ceza infaz kurumunun güvenliğini bozmamak kaydı ile bu faaliyetlerin devamına koğuş, oda ve eklentilerinde izin verilebileceği düzenlenmiştir. Ceza İnfaz Kurumu tarafından başvurucunun gerekli izni almadan el işi faaliyeti yaptığı gerekçesiyle söz konusu bilekliğin ziyaretçiye verilmediğini belirtmiş, buna ilişkin başvurucunun yargısal makamlara yaptığı şikâyet ve itiraz da aynı gerekçeyle reddedilmiştir. Bu durumda müdahalenin kanuni dayanağının 5275 sayılı Kanun’un 35. maddesi olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte başvurucu, el işi faaliyeti yapmasına resmî olarak izin verildiği iddiasında olduğundan somut olay özelinde müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığının ayrıca incelenmesi gerekir. Söz konusu incelemenin ise müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığına yönelik yapılacak inceleme ile birlikte ele alınmasının uygun olacağı; öte yandan müdahalenin ceza infaz kurumu düzen ve disiplini ile güvenliğini temin etmeye dönük olduğu, dolayısıyla kamu düzenini tesis etme meşru amacına dayandığı değerlendirilmiştir.

16. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; Ferhat Üstündağ [1. B.], B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

17. Somut olayda başvurucu, ziyaretçisine el işi faaliyeti kapsamında yaptığı ürünleri teslim etmek istemiştir. Başvurucunun iddiasına göre Ceza İnfaz Kurumunca sarı, kırmızı ve yeşil renkleri bir arada barındıran bileklik hariç diğer bileklikler teslim edilmiş, söz konusu bileklik ise salt içerdiği renklerden dolayı ziyaretçisine verilmemiştir. Ceza İnfaz Kurumu ise teslim edilen ve edilmeyen bileklikler yönünden bir ayrıma gitmeksizin Hâkimliğe sunduğu yazıda, başvurucunun el işi faaliyeti yapmasında kurum güvenliği açısından sakınca olmadığına dair alınan bir İdare ve Gözlem Kurulu kararının bulunmamasına dayanmıştır. Kurum kantininde el işi malzemesi satışının olmadığını belirten Ceza İnfaz Kurumu, başvurucunun gerekli izni almadan eli işi faaliyeti yaptığı gerekçesiyle şikâyete konu bilekliğin dışarı çıkışına müsaade edilmediğini savunmuştur. Ceza İnfaz Kurumunun sunduğu bu açıklamayı kabul eden Hâkimlik, başvurucunun söz konusu uygulamaya ilişkin şikâyet başvurusunu reddetmiştir. Başvurucunun gerekli izninin olduğuna dair itirazı ise Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmemiştir.

18. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğünün de Anayasa ve Sözleşme kapsamında koruma altında olduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır (Murat Karayel (5) [2. B.], B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27).

19. Öte yandan bir hapis cezasının veya özgürlükten yoksun bırakan benzer bir yaptırımın amacı ve meşruiyeti toplumu suça karşı korumak ve bununla bağlantılı olarak mahkûmların ıslahını sağlayabilmektir (daha geniş değerlendirmeler için bkz. Halil Bayık [GK], B. No: 2014/20002, 30/11/2017, § 36). Mahkûmların kendilerini geliştirmelerine imkân sağlayan el işi faaliyetleri yapmalarına ve bunları gönderebilmelerine imkân tanınması da mahkûmların ıslahı için önem taşımaktadır.

20. Bununla birlikte ifade özgürlüğü mutlak bir hak değildir ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlanabilir. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (Murat Karayel (5), § 29).

21. Mahkemelerce verilmiş hürriyeti bağlayıcı cezaların infaz edildiği yerler olan ceza infaz kurumları sıkı güvenlik koşullarına tabi olan, düzenli bir yaşamın sürdürülmesinin, güvenliğin ve disiplinin sağlanmasının son derece önem taşıdığı yerlerdir (Umut Gündüz Altun [1. B.], B. No: 2022/67376, 16/9/2025, § 25). Ancak somut olayda başvurucunun kaldığı odada el işi faaliyeti yapmasına imkân veren bir iznin bulunup bulunmadığının, Ceza İnfaz Kurumu izni dışında söz konusu eşyanın dışarı çıkarılıp çıkarılmadığının ortaya konulması gerekmektedir.

22. Ceza infaz kurumlarınca mahpusların ifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerin takdir payı içinde kalıp kalmadığı ve esas itibarıyla demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı müdahalenin gerekçesine bakılarak anlaşılabilir. Dolayısıyla mevcut başvurudaki gibi ifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerde kurumların ve derece mahkemelerinin dava konusu eşyların ceza infaz kurumunun asayişini ve güvenliğini tehlikeye düşüren, kamu görevlilerini hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakaret oluşturan ifadeleri içerip içermediğini değerlendirmeleri gerekir (Bejdar Ro Amed, [2. B.], B. No: 2013/7363, 16/4/2015, § 80; idare ve derece mahkemelerince söz konusu değerlendirmelerin yapılmaması nedeniyle ihlal sonucuna ulaşılan bir karar için bkz. Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 73; derece mahkemelerince söz konusu değerlendirmelerin yapıldığının tespit edildiği bir karar için bkz. Ahmet Temiz (6), §§ 39-44).

23. Başvuruya konu olayda başvurucu tarafından yapılan bilekliğin ziyaretçisine verilmemesine yönelik olarak yapılan açıklamada; başvurucunun odasında el işi faaliyeti yapma izni bulunup bulunmadığına yönelik bir inceleme yapılmadan söz konusu eşyanın izinsiz bir şekilde yapıldığı gerekçe gösterilerek ziyaretçiye teslim edilmediği görülmektedir. Bu kısıtlamayı denetleyen derece mahkemelerinin kararlarında da başvurucunun izninin bulunup bulunmadığı hususunda yeterli araştırma yapılmadan Ceza İnfaz Kurumunun cevabi yazısı doğrultusunda değerlendirme yoluna gidilmiştir. Hatta başvurucunun Ağır Ceza Mahkemesine verilen resmî iznin tarih ve sayısını belirterek (bkz. § 7) itirazda bulunmasına rağmen herhangi bir iznin varlığına dair araştırma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır. Oysa başvurucunun UYAP'ta kayıtlı dosyası içinde yapılan incelemede başvurucuya odasında el işi yapma izninin verildiğine dair resmî belgenin bulunduğu bilgisine ulaşılmıştır (bkz. § 3).

24. Anayasa Mahkemesi, çok sayıdaki kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir (diğerleri arasından bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120; Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 60; hükümlü ve tutuklulara uygulanan disiplin cezaları bağlamında bkz. Eşref Arslan [2. B.], B. No: 2014/14655, 18/7/2018, §§ 50-54; Abdulhamit Babat (3) [1. B.], B. No: 2015/3370, 9/1/2020, §§ 33-37). Sonuç olarak somut olayda Ceza İnfaz Kurumu ve yargı mercileri, başvurucunun ziyaretçisine vermek istediği bilekliğin teslim edilmemesinin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gösterememiştir. Bu nedenle başvuru konusu eşyanın teslim edilmemesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunun gösterilemediği değerlendirilmiştir. Bu durumda, eldeki başvurunun şartlarında; müdahalenin dayanağı olarak gösterilen 5275 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile Yönetmelik'in 14. maddesinin kanunilik ölçütünü sağladığı da söylenemez (bkz. § 15). Nitekim hem idari hem de yargısal kararlarda bu düzenlemler dışında herhangi bir kanuni düzenlemeye dayanılmadığı anlaşılmaktadır (bkz. §§ 5-6).

25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

26. Başvurucu; ihlalin tespiti ile miktar belirtmeksizin manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

27. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

28. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Tekirdağ 2. İnfaz Hâkimliğine (E.2022/3599, K.2022/4042) GÖNDERİLMESİNE,

Ç. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.