|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Y. D. BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/17277) |
|
Karar Tarihi: 28/1/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ İrfan FİDAN Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Merve ARSLANTÜRK |
|
Başvurucu |
: |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, ceza infaz kurumu görevlilerinin söz ve tutumları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, Ağrı Cumhuriyet savcısı iken Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekten ihraç edilmiş; 20/7/2016 tarihinde tutuklanarak Ağrı M Tipi Ceza İnfaz Kurumuna konulmuş, 10/2/2017 tarihinde Kars T Tipi Ceza İnfaz Kurumuna (Kurum) nakledilmiştir.
3. Başvurucu 22/2/2017 tarihli dilekçeyle Kars Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) başvurarak Kuruma geldiği tarihten itibaren infaz koruma memurlarının kasıtlı ve sistematik baskılarına maruz kaldığını ileri sürmüştür.
4. Başsavcılık, başvurucunun şikâyeti üzerine soruşturma başlatmıştır.
5. Başvurucu 15/3/2017 tarihinde Başsavcılıkta alınan ifadesinde, Kuruma geldiği tarihten itibaren Kurum personelinin kendisine karşı kasıtlı ve sistematik baskı uyguladığını, 21/2/2017 tarihinde yapılan sayım sırasında ayağa kalkmadığı gerekçesiyle İnfaz Koruma Başmemuru Ö.A.nın kendisine önce koğuş içinde "Saygısız.", ardından koridorda "Şerefsiz." şeklinde hitap ettiğini beyan etmiştir. Daha önceki bir sayımda da alt kata indiği sırada sandalyede oturduğu için iki infaz koruma memurunun kendisine "Saygısız." diyerek hakaret ettiğini, bunlardan birinin adının N. olduğunu hatırladığını, bu memurun "Üzerindeki zırhları çıkaracaksın, ayağa kalkacaksın!" dediğini, önceki günlerde de aynı mesele nedeniyle tehditkâr şekilde üzerine gelindiğini ifade etmiştir. Başvurucu; başka mahkûmlar oturur vaziyette sayımda bulunduğu hâlde yalnızca kendisinden ayağa kalkmasının istendiğini, bu tutumun kendisini hedef gösterme niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. İfadesinin devamında anılan olaylar nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu, psikoloğa durumu anlattığını ve ilaç kullanmaya başladığını belirterek buna ilişkin belgelerin ilgili birimden temin edilmesini talep etmiştir.
6. Kurumda görevli olan infaz koruma memurları E.G., Ö.A. ve N.T. şüpheli sıfatıyla alınan savunmalarında başvurucunun sayım sırasında zorluk çıkarttığını ancak kendisine hakaret etmediklerini, psikolojik ya da fiziksel şiddete başvurmadıklarını ifade etmiştir. Başvurucu ile aynı koğuşta kalan tanıklar, Kurumda sayım sırasında ayağa kalkma uygulaması olduğunu, bu uygulamaya ilişkin yazılı bir kuralın kendilerine bildirilmediğini, buna rağmen infaz koruma memurlarının ısrarla hükümlü ve tutukluların ayağa kalkarak sayım vermesini istediklerini beyan etmiştir. Tanık ifadelerine göre başvurucu, bu uygulamaya itiraz etmiş; ayağa kalkmayı gerektiren herhangi bir düzenleme olmadığını belirtmiştir. Bazı tanıklar, görevli memurların bu süreçte başvurucuya "Artık savcı değilsin, burada kurallara uymak zorundasın.", "Savcılığın dışarıda kaldı, burada bir farkın yok, ona göre davran." şeklinde sözler sarf ettiklerini, bazı memurların sayım sonrasında başvurucuya "Saygısız." ve "Şerefsiz." dediğini aktarmıştır. Bazı tanıklar da olayın fiziki müdahaleye varmadığını ancak görevli memurların emir verir tarzda, nezaketsiz ve baskıcı bir üslupla konuştuğunu, sayımların askerî düzende, emrivaki biçimde yapıldığını, bu durumun başvurucu ile ceza infaz koruma memurları arasında birkaç kez benzer tartışmalara neden olduğunu ifade etmiştir.
7. Kurum İç Yönetmeliği'nin 15. maddesinde sayımların yaz aylarında havalandırma bahçesinde, kış aylarında koğuşun ortak yaşam alanında, ayakta ve sıralı şekilde yapılacağı düzenlenmiştir. Anılan maddede ayrıca sayımların saat 08.00'de havalandırma kapılarının açılmasıyla, akşam ise vardiya değişimiyle birlikte saat 18.00'de yapılacağı, gerektiğinde her zaman sayım yapılabileceği belirtilmiştir.
8. Başsavcılık 12/6/2017 tarihinde, görevli infaz koruma memurları tarafından koğuş sayımlarının kurum güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde yaz aylarında havalandırma bahçesinde, kış aylarında koğuşun ortak yaşam alanlarında yapıldığı, sayımın ayakta veya oturarak yapılmasının insan onuruyla bağdaşmayan veya başvurucunun bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranış olarak kabul edilemeyeceği, dolayısıyla başvurucuya yönelik olarak infaz koruma memurları tarafından işkence ve kötü muamelede bulunulduğu iddiasına ilişkin soyut iddia dışında kamu adına soruşturmayı gerektirir herhangi bir delil elde edilemediği, görevli memurların tüzüğe ve yönetmeliğe uygun eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmayacağı, ayrıca şüpheli N.T.nin başvurucuya "Saygısız." dediğinden bahisle soruşturma yürütmüş ise de başvurucunun soyut iddiası dışında kamu adına soruşturmayı gerektirir herhangi bir delil elde edilemediği, "saygısız" ifadesinin onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta olmayıp rahatsız edici, nezaket dışı davranış niteliğinde olduğu, bu sebeple hakaret suçunun da unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle ek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş; şüpheli Ö.A. hakkında hakaret suçu yönünden soruşturma işlemlerinin devam ettiğini açıklamıştır.
9. Başvurucu 6/7/2017 tarihinde ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiş ise de itirazı hakkında bir karar verilmemiştir.
10. Başsavcılık 18/8/2017 tarihinde, şüpheli Ö.A. ile başvurucunun sayımın nasıl yapılacağı konusunda tartıştıkları, şüpheli Ö.A.nın bahçe kapısından çıktığı sırada başvurucuya "Şerefsiz." dediğini belirterek hakaret suçundan iddianame düzenlemiştir.
11. Kovuşturma aşamasında sanık Ö.A. olay günü Kurumda görevli olduğunu, sayım yaptıklarını, başvurucunun sayımı oturarak yaptırmak istediğini ancak kendisinin yönetmeliğe göre ayakta sayım yapılması gerektiğini söylediğini, başvurucuya "Şerefsiz." demediğini ifade etmiştir. Tanıklar sanığın başvurucunun oturarak sayım vermesine karşı çıktığını, bu nedenle sanıkla aralarında tartışma çıktığını ifade etmiştir. Tanık İ.U. sanığın başvurucuya "Şerefsiz." diye bağırdığını, tanık H.Y. sanığın başvurucuya "Sen neden ayağa kalkmıyorsun. Sen artık savcı değilsin, burada kurallara uyacaksın, saygısız." dediğini, diğer görevlilerin araya girerek sanığı dışarı çıkardıklarını, bu sırada sanığın bağırarak hakaret ettiğini ancak ne söylediğini hatırlamadığını beyan etmiş; diğer tanıklar sanığın başvurucuya "Şerefsiz." demediğini ifade etmiştir.
12. Yargılama sonucunda Asliye Ceza Mahkemesi sanık Ö.A.nın hakaret suçundan beraatine karar vermiştir. Başvurucunun istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince hükmün müştekinin (başvurucunun) davaya katılabilmesi ve diğer haklarını kullanabilmesi için duruşma gününden usulüne uygun olarak haberdar edilmemesi, ayrıca olayın tanıkları olan R.H. ile N.A.nın dinlenmemesi nedeniyle bozulmasına kesin olarak karar verilmiştir.
13. Bozma üzerine yeniden yapılan yargılamada başvurucu dinlenmiş, istinaf ilamında dinlenmemesi bozma nedeni yapılan tanıklara ulaşılamadığı için soruşturma aşamasında alınan ifadeleriyle yetinildiği belirtilmiştir. Yargılama sonucunda olay tarihinde Kurumda infaz koruma memuru olarak görev yapan sanık ile Kurumda tutuklu olarak bulunan başvurucu arasında sayımın nasıl yapılacağı konusunda tartışma çıktığı, sayım bitiminde sanığın bahçe kapısından çıktığı sırada başvurucuya "Şerefsiz." diyerek hakaret ettiği, sanığın bu suretle üzerine atılı suçu işlediği gerekçesiyle mahkûmiyet hükmü kurulmuş, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir.
14. Başvurucunun ve sanığın HAGB kararına itirazı Ağır Ceza Mahkemesince 31/1/2022 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.
15. Başvurucu, nihai kararı 8/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 21/2/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
17. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
18. Başvurucu; koğuşlarda sayımların beş altı kişilik gruptan oluşan infaz koruma memurlarıyla yapıldığını ancak olay günü yirmiden fazla infaz koruma memurunun sayıma geldiğini, görevliler haricinde kalabalık şekilde sayıma gelinerek baskı oluşturulduğunu, üzerine yürünerek yaralama suçuna teşebbüs edildiğini, "Şerefsiz, saygısız, sen artık savcı değilsin. Kurallara uyacaksın, zırhını çıkaracaksın, ayağa kalkacaksın." şeklindeki sözlerle hakarete maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvurucu; oturan başka tutuklular olmasına rağmen tüm eylemlerin şahsına karşı işlenmesinin hedef olarak seçildiğini gösterdiğini, görevli memurların kasıtlı ve sistematik şekilde kendisine baskı uyguladığını, bu durumun psikolojik olarak yıpranmasına yol açtığını belirtmiştir. Devam eden bu fiiller, baskı ve şiddet nedeniyle Kurum psikoloğuyla görüştüğünü, destek aldığını ve ilaç kullanmaya başladığını ancak psikologla yaptığı görüşme kayıtlarının dosyaya alınmadığını, psikoloğun tanık olarak dinlenmediğini ifade etmiştir. Olayda görevli üç infaz koruma memuru hakkında işkence suçundan ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, bu kararın kendisine tebliğ edilmediğini, kararı sonradan öğrenerek yaptığı itiraza ilişkin kararın da tarafına tebliğ edilmediğini belirtmiştir. Başvurucu, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin yaklaşık beş yıl sürdüğünü, gerekli delillerin toplanmadığını ve soruşturmanın etkili yürütülmediğini ileri sürmüştür.
19. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.
20. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik hâllerinde veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
21. Somut olayda, başvurucu, Kuruma nakledildiği tarihten itibaren infaz koruma memurlarının sistematik biçimde ve kasıtlı olarak kendisine baskı uyguladığını, özellikle Kurumdaki sayımlar sırasında diğer tutuklulardan farklı biçimde muameleye tabi tutulduğunu ileri sürmüştür. Sayımlar sırasında yalnızca kendisinden ayağa kalkmasının istendiğini, itiraz etmesi üzerine "Saygısız.", "Şerefsiz.", "Artık savcı değilsin, zırhlarını çıkaracaksın, ayağa kalkacaksın." şeklinde sözlerle aşağılandığını, bu olaylar nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu ve ilaç kullanmaya başladığını beyan etmiştir.
22. Dosya kapsamındaki tanık anlatımları; Kurumdaki sayımın ayakta yapılmasına ilişkin yazılı bir kuralın bildirilmediğini, buna rağmen infaz koruma memurlarının bu uygulamada ısrarcı davrandıklarını, başvurucuya mesleki geçmişine atıfla ifadeler kullandıklarını ve genel olarak nezaketsiz, emrivaki bir üslup benimsediklerini göstermektedir. Bununla birlikte Kurum İç Yönetmeliği'nin 15. maddesinde sayımların yaz aylarında havalandırma bahçesinde, kış aylarında koğuşun ortak yaşam alanında, ayakta ve sıralı şekilde yapılacağı düzenlenmiştir. Ayrıca soruşturma aşamasında alınan ifadeler Kurumda sayımın genel olarak ayakta yapıldığını, başvurucunun ise bu uygulamaya itiraz ettiğini desteklemekte olup başvurucunun kendisini küçük düşürmek amacıyla diğer mahpuslardan farklı bir muameleye tabi tutulduğunu gösterdiği söylenemez. Yargılama sürecinde ise bir infaz koruma memurunun başvurucuya "Şerefsiz." dediği sabit görülmüş, bu fiil nedeniyle hakkında mahkûmiyet hükmü kurularak HAGB uygulanmıştır.
23. Ceza infaz kurumu görevlilerinin, yerine getirdikleri kamu görevinin niteliği gereği hükümlü ve tutuklulara yönelik söz ve davranışlarında kurum düzeninin sağlanması amacını aşan, kişileri rencide edebilecek veya keyfîlik izlenimi doğurabilecek tutumlardan kaçınmaları gerekir. Bu bağlamda başvurucuya hitaben kullanılan "Şerefsiz." şeklindeki ifade ile tanık anlatımlarına yansıyan kaba, emredici ve nezaket dışı üslubun kamu görevlilerinden beklenen davranış biçimiyle bağdaştığı söylenemez. Bu tür söz ve tutumların başvurucuyu incitebilecek nitelikte olduğu açıktır.
24. Bununla birlikte kötü muamele yasağı kapsamında yapılacak inceleme, kullanılan sözlerin uygun veya kabul edilebilir olup olmadığıyla sınırlı değildir. Bu söz ve tutumların Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası anlamında asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Somut olayda söz konusu ifadelerin ceza infaz kurumunda yapılan sayım işlemi sırasında, kısa süreli bir tartışma bağlamında sarf edildiği, başvurucuya yönelik fiziksel bir müdahalede bulunulmadığı, başvurucunun sistematik biçimde aşağılandığını veya diğer mahpuslardan farklı olarak hedef alındığını ortaya koyan yeterli bir tespitin bulunmadığı, tanık anlatımlarının da esasen kaba ve nezaket dışı bir üsluba işaret ettiği görülmüştür. Bu nedenle başvurucunun maruz kaldığını ileri sürdüğü muamelenin kendisinde ciddi korku, çaresizlik, aşağılanmışlık veya yoğun ruhsal acı yaratacak ağırlığa ulaştığı söylenemez.
25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında aranan asgari ağırlık eşiğinin aşılmadığı anlaşıldığından kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 28/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.