TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MUSTAFA YILDIRIM BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/34110)

Karar Tarihi: 14/10/2025

R.G. Tarih ve Sayı: 11/2/2026 - 33165

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

İrfan FİDAN

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Mutlu ALAF

Başvurucu

:

Mustafa YILDIRIM

Vekili

:

Av. İbrahim Onur YÖNDER

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, işçilik alacağına ilişkin açılan ek davanın derdestlik dava şartı dolayısıyla reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/2/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar şöyledir:

5. Başvurucu, fazla mesai ücreti alacağı için 100 TL'lik belirsiz alacak davası açmıştır. Kayseri 6. İş Mahkemesinde görülen davada aldırılan 3/6/2020 tarihli bilirkişi raporunda başvurucunun 15.688,14 TL fazla mesai ücreti alacağı olduğu tespit edilmiştir.

6. 26/8/2020 tarihli duruşmada başvurucu vekili, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, dava dilekçesinde talep edilen 100 TL fazla çalışma ücreti alacağının kabulüne miktar itibarıyla kesin olmak üzere karar vermiştir.

7. Başvurucu 27/8/2020 tarihinde ıslah harcı yatırmadığı için 100 TL üzerinden karar verildiği, bilirkişi raporuna göre 15.688,14 TL alacağının olduğunun tespit edildiği, bu hususun mahkeme kararı ile kesinleştiği gerekçesiyle 15.000 TL tutarında ek dava açmıştır.

8. Kayseri 5. İş Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada Mahkeme 9/12/2020 tarihli kararı ile başvurucunun davasının derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine karar vermiştir. Mahkeme, gerekçesinde başvurucunun Kayseri 6. İş Mahkemesinde fazla mesai alacağını belirsiz alacak davası olarak açtığı, tahkikat tamamlanıncaya kadar talebini artırmadığı, belirsiz alacak davası ile alacağın tamamını dava konusu yaptığı, bu nedenlerle başvurucunun ek dava açamayacağı değerlendirmesini yapmıştır. Bu hususta Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin de bir kararına atıf yapmıştır. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

9. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi (Daire) 6/1/2022 tarihli kararı ile istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Daire, gerekçesinde başvurucunun Kayseri 6. İş Mahkemesinde fazla çalışma ücreti alacağına ilişkin açtığı davada ıslah harcı yatırmadığı için davanın 100 TL üzerinden karara bağlandığına işaret etmiştir. Başvurucunun bireysel başvuruya konu dava ile Kayseri 6. İş Mahkemesinde görülen davada alınan bilirkişi raporuyla belirlenen miktarlar üzerinden davanın kabulünü talep ettiği tespitini yapmıştır. Daire; başvurucunun Kayseri 6. İş Mahkemesinde görülen davasında fazla mesai alacağını belirsiz alacak davası olarak talep ettiği, Mahkemece başvurucunun davasının derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan reddedilmesine dair hükmün yerinde olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.

10. Nihai kararı başvurucu 8/2/2022 tarihinde öğrenmiş, süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

11. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Belirsiz alacak ve tespit davası" başlıklı 107. maddesinin ilk hâli şöyledir:

"(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.

(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir."

12. 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesinin başlığı "Belirsiz alacak davası" şeklinde değiştirilmiş, ayrıca ikinci fıkrası değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesinin 7251 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle değişik hâli şöyledir:

"(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.

(3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.)"

13. 6100 sayılı Kanun'un "Kısmi dava" başlıklı 109. maddesi şöyledir:

"(1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.

(2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.)

(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez."

14. 6100 sayılı Kanun'un "Dava şartları" başlıklı 114. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Dava şartları şunlardır:

...

ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.

i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.

..."

15. 6100 sayılı Kanun'un "Kesin hüküm" başlıklı 303. maddesi şöyledir:

"(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.

(2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder.

(3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir.

(4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır.

(5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Anayasa Mahkemesinin 14/10/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

17. Başvurucu; ilk açılan davanın ıslah etmeksizin kesinleştiğini, sehven ıslah yapmayı unuttuğunu, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin kapandıktan sonra 9. Hukuk Dairesinin görüş değiştirdiğini, bilirkişi raporundan sonra ıslahla artırım yapılabiliyorsa ek dava ile artırım yapılabileceğini, kanunda bu konuda açık hüküm olmadığını, bu yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca gerekçede emsal olarak gösterilen kararın somut olaydan farklı olduğunu, emsale konu olan dosyada esas dava devam ederken ek dava açıldığını, kendi davasında kesin bir karar olduğunu ve buna istinaden dava açtığını, verilen kararın hakkaniyete ve hukuki dinlenilme hakkına aykırı olduğunu beyan etmiştir.

18. Bakanlık görüşünde, başvurucunun şikâyetlerinin kanun yolu şikâyeti olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Adil yargılanma hakkı yönünden ise başvurucunun hakkaniyete uygun yargılama hakkı ile hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak bir inceleme yapılması gerektiği ileri sürülmüştür.

19. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin yorumunun iş yükünü azaltmak için yapılan hakkaniyetsiz bir yorum olduğunu ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

20. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özü işçilik alacağına ilişkin davada davanın derdestlik nedeniyle reddedilmesinin hatalı olduğu iddiasına dayandığından başvuru bütün olarak adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı

23. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

24. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

25. Derdestlik gerekçesiyle davanın reddedilerek esasının incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

26. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

27. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.

28. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik Ölçütüne İlişkin Genel İlkeler

29. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir (kanunilik şartına başka bağlamlarda dikkat çeken kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki [1. B.], B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36; Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 82; Hayriye Özdemir [2. B.], B. No: 2013/3434, 25/6/2015, §§ 56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019, § 35; Hamit Yakut [GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021, § 76; Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022, § 100).

30. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

31. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56; Tuğba Arslan, § 96; Fikriye Aytin ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 34).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

32. Somut olayda başvurucu, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 100 TL tutarında fazla mesai ücreti alacağı talebinde bulunmuş; dava dilekçesinde davayı belirsiz alacak davası olarak açtığını belirtmiştir. Kayseri 6. İş Mahkemesi de davayı 100 TL üzerinden kabul etmiştir. Başvurucu, bu davada bilirkişi raporu ile tespit edilen tutar için ek dava açmıştır. Mahkeme ve Daire, davanın belirsiz alacak davası olduğu ve bu davalarda ek dava açılamayacağı gerekçesiyle davayı derdestlik dava şartı yokluğu nedeniyle reddetmiştir.

33. Dava açılması ile usul hukuku bakımından ortaya çıkan sonuçlardan biri de derdestliktir. Derdestlik 6100 sayılı Kanun'un 114. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendinde dava şartı olarak düzenlenmiştir. Bu maddede "aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması" hususu dava şartı olarak belirlenmiştir. Derdestliğin kabul edilebilmesi için öncelikle eldeki davadan daha önce açılmış bir davanın olması ve bu davanın da eldeki dava ile konusu, tarafları ve sebebinin aynı olması gerekir.

34. Kesin hüküm ise 6100 sayılı Kanun'un 303. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekmektedir. Kesin hüküm, şeklî anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere ikiye ayrılır. Şeklî anlamda kesin hüküm, bir mahkeme kararına karşı normal kanun yollarına başvurulamayacağı anlamına gelmektedir.

35. Bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta ilk olarak Kayseri 6. İş Mahkemesi tarafından 26/8/2020 tarihinde başvurucu lehine 100 TL fazla mesai ücretine hükmedilmiştir. Bu karar, miktar itibarıyla kesin olarak verilmiş olup normal kanun yollarına başvurulamayacağından şeklî anlamda kesin hüküm niteliğindedir. Başvurucu 27/8/2020 tarihinde fazlaya ilişkin hakları için Kayseri 5. İş Mahkemesinde ek dava açmıştır. Mahkeme bu davayı derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan reddetmiştir. Derdestliğin en önemli şartlarından biri daha önce açılan davanın hâlen görülmekte olmasıdır. Ancak somut olayda daha önce açılan davanın şeklî anlamda kesinleşmesinden sonra bireysel başvuruya konu davanın açıldığı, dolayısıyla sonradan açılan dava için derdestlik durumunun söz konusu olmadığı anlaşılmıştır.

36. Kesin hüküm dava şartı bakımından yapılacak değerlendirmede ise6100 sayılı Kanun'un 303. maddesi gereğince şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Şeklî anlamda kesinleşmiş olan Kayseri 6. İş Mahkemesinin kararının hüküm fıkrasında 100 TL fazla çalışma ücretine hükmedilmiştir. Bireysel başvuruya konu davanın talep sonucunda ise 15.000 TL fazla çalışma ücreti talep edilmiş olup ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucu aynı değildir.

37. Bu itibarla Mahkemenin davayı 6100 sayılı Kanun'un 114. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi gereğince derdestlik dava şartı nedeniyle reddederek somut olaya uygun olmayan kanun maddesini uyguladığı, diğer taraftan kesin hükme ilişkin şartların da somut olayda oluşmadığı, bu itibarla kanunun uygulanmasında hata yapıldığı anlaşıldığından mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanunilik unsurunu taşımadığı sonucuna varılmıştır.

38. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

39. Başvurucu; ihlalin tespiti ile yeniden yargılama talebinde bulunmuştur.

40. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

41. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Kayseri 5. İş Mahkemesine (E.2020/234, K.2020/396 ) GÖNDERİLMESİNE,

D. 664,10 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 30.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE, 14/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.