T.C.

Yargıtay

Ceza Genel Kurulu

2024/198 E., 2025/286 K.

"İçtihat Metni"


İtirazname No : 2022/36281

KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 5. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 134-120

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanıklar ... ve ...'in zimmet suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan TCK’nın 204/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53/1-5. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına ilişkin Siirt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı hükümlerin, Mal Müdürlüğü, sanık ... ve sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.12.2013 tarih ve 10255-11668 sayı ile Mal Müdürlüğünün temyiz isteminin reddine, sanıklar hakkında TCK’nın 43/1 ve 53/1-5. maddelerinin uygulanmaması eleştirisi ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargılamanın yenilenmesi sonucu yapılan yargılamada sanıkların zimmet suçundan TCK’nın 247/1, 248/2 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 20 gün hapis; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan TCK’nın 204/2, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve mahsuba, her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53/1-5. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına ilişkin Siirt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.10.2014 tarihli ve 221-284 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 02.12.2021 tarih ve 3823-6164 sayı ile;
"Mahkemece, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçu yönünden '...dinlenen tanık beyanlarından suçun sübutunu etkileyecek somut delil elde edilememesi, ayrıca aradan geçen zaman nedeniyle bir kısım tanıkların farazi beyanlarına itibar edilmediği...' şeklindeki gerekçeyle, önceki mahkûmiyet hükümlerinde herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığının kabul edilmesi karşısında, önceki hükümlerin aynen onaylanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yeniden hüküm kurulması suretiyle CMK'nın 323/1. maddesine muhalefet edilmesi,

Sanıklar hakkında zimmet suçundan kurulan hükümler yönünden CMK'nın 311/1-e maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesine konu edilen ve sanıklar müdafilerince dosyaya ibraz edilen, sanık ... tarafından 13.06.2008 tarihinde 10.007,56 TL, sanık ... tarafından ise 16.06.2008 tarihinde 104,00 TL'nin Köylere Hizmet Götürme Birliğinin 697-********-5003 numaralı hesabına zimmete konu miktarın yasal faiziyle birlikte Ziraat Bankası aracılığıyla ödendiğine dair belgelerin ilgili bankadan doğruluğunun teyit ettirilerek, ödemeyi gösteren banka hareketlerinin ve dekontların dosya arasına konulmasından sonra sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 248. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümler kurulması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 22.03.2022 tarih ve 36281 sayı ile; sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunmadığı, sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve dava zamanaşımının gerçekleştiği görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 28.11.2022 tarih ve 2137-13812 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiştir.

Ceza Genel Kurulunca 01.03.2023 tarih ve 35-113 sayı ile; Yerel Mahkemenin CMK’nın 315. maddesinin ikinci fıkrasına muhalefet edilerek yeniden yargılama kapsamında verdiği karar ile anılan kararın bozulmasına ilişkin Özel Daire kararları hukuki değerden yoksun olup yargılamanın yenilenmesi istemine konu sebeplerle birlikte itirazın, Yerel Mahkemenin 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı kararının onanmasına ilişkin Özel Dairenin 03.12.2013 tarihli ve 10255-11668 sayılı kararına yönelik olarak yapılabileceği gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, esası incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 29.05.2023 tarih ve 36281 sayı ile; ''...Sanıklar ..., ... haklarında düzenlenen 30.07.2009 tarihli ve 2009/532 Esas sayılı iddianamede, sanıklar hakkında 'Zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da sanık ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak sanıkların 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca sanık ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece sanıkların görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdiklerinden' bahisle dava açıldığı hâlde gerekçeli kararda sübutu kabul edilen haksız alınan huzur hakları ilgili evrakta sahtecilik suçundan açılmış bir dava bulunmadığı ve bu hususta dava da açtırılmadığı hâlde, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi suretiyle CMK'nın 225. maddesine aykırı davranılması,
Sanıklar hakkında, zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da sanık ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak sanıkların 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca sanık ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece sanıkların görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri iddiası ile açılan kamu davasında, yapılan yargılama sonucunda mahkûmiyet kararı verilmiş ise de; dosya arasında bulunan 06.01.2010 tarihli Sayıştay emekli uzman denetçilerinden alınan bilirkişi kurulu raporu, sanıkların aşamalarda birbirlerini doğrulayan savunmaları, tanık olarak ifadelerine başvurulan birlik üyelerinin beyanları ile tüm evrak kapsamına göre sanıkların eylemlerinin bütün hâlinde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 28.12.2023 tarih, 6189-12725 sayı ve oy çokluğu ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU

İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- Sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığı,

2- Sanıkların eylemlerinin zimmet suçunu mu yoksa görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturduğu,

3- Eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi hâlinde Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği,

Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.

IV. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;
Yapılan soruşturma sonucunda; Siirt Cumhuriyet Başsavcılığınca 30.07.2009 tarih ve 532-42 sayı ile sanıklar ... ve ... hakkında; "…... eski kaymakamı, hâlen ... ... ilçesi Kaymakamı olan şüpheli ...'ın ... ilçesinde görev yaptığı dönemde yine ... Kaymakamlığı yazı işleri müdürü olarak görev yapan şüpheli ... ile birlikte … Köylere Hizmet Götürme Birliğinden yaptıkları toplantı sayısından fazla toplantı yapmış gibi huzur hakkı ücreti alarak zimmet suçu işledikleri ...Zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da şüpheli ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak şüphelilerin 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca şüpheli ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece şüphelilerin görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri,

Resmî evrakta sahtecilik ve kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçu kapsamında; şüpheli ...'ın tayin olup atandığı yere gitmeden önce yanında annesi bulunmadığı hâlde annesi yanındaymış gibi sürekli görev yolluğu bildiriminde bulunduğu, bu bildirim karşısında sürekli görev yolluğu ödemesine esas olmak üzere ödeme emri belgesi düzenlendiği ve bu belgeye istinaden şüpheli ...'a, annesi için ... Mal Müdürlüğünce yolluk ödemesi yapıldığı, şüpheli ...'in de belgelerde imzasının bulunduğu, suçu birlikte işledikleri, durumun müfettiş raporuyla anlaşılması üzerine henüz soruşturma başlamadan şüpheli ...'ın haksız ödemeyi ... Mal Müdürlüğüne iade ettiği, böylece şüphelilerin birlikte evrakta sahtecilik ve kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçlarını işledikleri" gerekçesiyle kamu davası açıldığı, sanıkların eylemlerine uyan sevk maddelerinin; "5237 sayılı TCK'nın 247/1, 204/2, 158/1-e, 168/1 ve 53'' olarak gösterildiği, suçların "Zimmet, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık'' olarak belirtildiği, sonuç kısmında ise açıkça sanıkların "yukarıda yazılı sevk maddeleri gereğince cezalandırılmalarına'' karar verilmesinin talep edildiği,

Yerel Mahkemece 20.05.2010 tarih ve 134-120 sayı ile sanık ... hakkında iddianamenin son paragrafında belirtilen sanık ...’ın annesi için haksız görev yolluğu aldığı iddiasıyla ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından sanık ... hakkında soruşturma izni alınmasının talep edilmesi için ayırma kararı verildiği, sanık ... için ise nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararının temyiz edilmeksizin kesinleştiği ve bu eylemle ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan sanık ... hakkında hüküm kurulmasının unutulduğu, yargılama neticesinde "İddianamede haksız alınan huzur hakları için sadece zimmet suçu istenmiş ise de bu suçun işlenmesi için yukarıda anlatıldığı şekilde sahte evrakta tanzim edilmesi nedeniyle TCK 212. maddesi gereği aynı zamanda evrakta sahtecilik suçundan da sanıklar cezalandırılmıştır." gerekçesiyle sanıkların TCK’nın 247/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan ve TCK’nın 204/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53/1-5. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına karar verildiği, hükümlerin, Mal Müdürlüğü, sanık ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince TCK’nın 43/1 ve 53/1-5. maddelerinin uygulanmaması eleştirisi ile onandığı,

İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin 11.04.2008 tarihli ve ... sayılı raporuna göre; ... ilçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğinin 2006 ve 2007 yıllarına ait hesap, iş ve işlemleriyle ilgili 2006 yılında 24, 2007 yılında 19 toplantı yapıldığı, birlik başkanı olan sanık ...’a aylık ödeme olarak 5.186,15 TL, huzur hakkı olarak 10.249,05 TL; sanık ...’e aylık ücret olarak 4.246,55 TL, huzur hakkı olarak ise 85,30 TL ödendiği, sanık ...’ın ... Köylere Hizmet Götürme Birliği Tüzüğü’nün 19. maddesi uyarınca düzenli aylık aldığı, 2006 yılında birlik başkanlığı nedeniyle 31 adet, 2007 yılında 21 adet toplantı oturum ücreti aldığı, 31.03.2006-06.04.2006 tarihleri arasında raporlu olmasına rağmen 05.04.2006 tarihli toplantıya, 28.07.2006-05.08.2006 tarihleri arasında raporlu olduğu hâlde 02.08.2006 tarihli toplantıya, 30.03.2007-07.04.2007 tarihleri arasında raporlu olmasına rağmen 04.04.2007 tarihli toplantıya, 31.07.2007-09.08.2007 tarihleri arasında raporlu olduğu hâlde 01.08.2007 tarihli toplantıya katılmış gibi toplantı tutanaklarını imzaladığı ve huzur hakkı aldığı, kaymakamların 5355 sayılı Mahalli İdareler Birlikleri Kanunu’nun 18 ve 22. maddeleri uyarınca huzur hakkı yanında ayrıca maaş alamayacakları, birlik encümen üyesi olmayan yazı işleri müdürü sanık ...’in de huzur hakkı ücreti almasının mümkün olmadığı, sanık ...’ın raporlu olduğu günlerde aldığı ve fazladan almış olduğu huzur hakkının 3.654,20 TL olduğu, sanık ...'ın huzur hakkı ve aylık olmak üzere toplam 8.840,35 TL, sanık ...’in ise haksız olarak 85,30 TL huzur hakkı ücreti aldığı,

Sayıştay emekli uzman denetçileri tarafından düzenlenen 06.01.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre; Köylere Hizmet Götürme Birliğinin doğal başkan ve üyelerinin huzur hakkı ücreti almalarının yasal olduğu, kaymakamın birliğin başkanı olması nedeniyle huzur hakkı ücreti almasına yasal olarak engel bulunmadığı, yasaların öngördüğü üzere yılda 24 toplantı karşılığında huzur hakkı ücreti alabileceği, birlik başkanı kaymakamın 2006-2007 yılları için toplam alacağı huzur hakkı ücretinin 48 toplantı karşılığı alınacak ücreti geçmemesi gerektiği hâlde 52 defa aldığının görüldüğü, fazladan alınan 4 günlük huzur hakkı ücretinin iade edildiği, sanık ...’in sehven bir defa huzur hakkı ücreti aldığı ve iade ettiği,

... Kaymakamlığı Mal Müdürlüğünün 25.03.2010 tarihli ve 32 sayılı yazısına göre; sanık ...'ın mal müdürlüğüne herhangi bir iadede bulunmadığı, sanık ...'in ise 1.200 TL geri ödemesinin olduğu,

... Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürlüğünün 25.06.2008 tarihli ve 829 sayılı yazısına göre; ... Kaymakamlığının 13.06.2008 tarihli yazısı ekinde gönderilen sanık ...’a ait kişi borcunun kurumun hesabına yatırıldığının bildirildiği, sanık ...’ın ... Kaymakamlığına hitaben verdiği dilekçenin, şahsına çıkarılan 8.840,35 TL’nin faizi ile birlikte 10.007,56 TL olarak 13.06.2008 tarihinde ... İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğinin Ziraat Bankası ... Şubesi hesabına yatırıldığına ilişkin olup ekinde banka makbuzunun bulunduğu, yine sanık ...’in aynı banka hesabına 16.06.2008 tarihinde 104 TL yatırdığına ilişkin banka makbuzunun olduğu,

... Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürlüğünün 09.12.2009 tarihli ve 1354 sayılı yazısına göre; sanık ...’a ... Sağlık Ocağı Tabibliğince 31.03.2006 tarihinde altı günlük, 28.07.2006 tarihinde sekiz günlük, 29.11.2006 tarihinde yedi günlük, 30.03.2007 tarihinde sekiz günlük, 31.07.2007 tarihinde on günlük doktor raporları verildiği,
Mülkiye Başmüfettişi tarafından tanzim edilen 20.03.2008 tarihli tespit tutanağına göre; 2006 yılındaki birlik encümen karar defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarının karşılaştırılması sonucu; 24 adet toplantı yapıldığı, bunlar arasında 05.04.2006 ve 02.08.2006 tarihli toplantıların da olduğu, 2007 yılında ise 19 adet toplantı yapıldığı, bunların arasında 01.08.2007 tarihli toplantının da olduğu, sanık ...’ın 31.03.2006 tarihinde altı gün sağlık raporu aldığı, 06.04.2006 tarihinde görevine başladığı, 31.07.2007 tarihinde on gün sağlık raporu aldığı ve 09.08.2007 tarihinde görevine başladığı bilgilerine ulaşıldığı,

Anlaşılmaktadır.

Tanık ...; 2006-2007 yılında il genel meclis üyesi ve Köylere Hizmet Götürme Birliği üyesi olduğunu, ayda iki üç kez gündemdeki konuları görüşüp toplantı yaptıklarını, ayda en fazla iki kez huzur hakkı ücreti alındığını, yazı işleri müdürü olan sanık ...’in huzur hakkı ücretini hesaplayıp banka hesabına yatırdığını, sanık ...’ın bu toplantılar nedeniyle huzur hakkı ücreti alıp almadığını bilmediğini, hesabına kaç toplantı için ne kadar para yatırıldığını bilmediğini, bir yılda en fazla 24 toplantı karşılığı huzur hakkı ücreti aldıklarını,

Tanık ...; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği üyesi olduğunu, ayda en fazla kaç kez toplantı yapılabileceği konusunda bilgisinin olmadığını, toplantı sonrası üyelere para ödendiğini, sanık ...’a ödeme yapılıp yapılmadığını bilmediğini, o tarihe kadar yapılmamış işler yerine getirildiğinden sanık ...’ın çok yoğun olduğunu, sanık ...’in toplantı ücretlerini hesaplayıp hesabına yatırdığını, toplantıya sanıklar ile ... köyü muhtarı ve il genel meclisinden iki üyenin katıldıklarını, toplantıda konuşulup karara bağlanmayan hiçbir konunun karar defterine yazılmadığını, ayda iki, bazen de üç kez toplantı yaptıklarını,

Tanık ...; il genel meclisi üyesi ve birlik üyesi olduğunu, her ay iki toplantı yapıldığını, katıldığı toplantılarda kaymakam başkanlığında iki il genel meclisi üyesi, iki de muhtar olmak üzere toplam beş kişinin bulunduğunu, sanık ...’in de tutanakları tanzim etmek üzere yer aldığını, görüşülen konuların karar defterine yazıldığını, kaymakamlığa daha sonra geldiklerinde karar defterini imzaladıklarını, yapılan toplantıları deftere yazdıklarını, belirtilen kadar para aldıklarını,

İfade etmişlerdir.

Sanık ...; olay tarihinde ... Kaymakamı olarak görev yaptığını, o dönemlerde köylere hizmet götürme ve benzer bir çok proje olduğundan çok yoğun çalıştıklarını, bir kaymakam olarak fiziki olarak dahi çalıştığını, bir çok projeyi bitirdiklerini, askere gitmemek için rapor aldığı 3-4 günlük sürede bile fiilen ilçede çalıştığını, raporu işleme konulduğundan ilçede ... Kaymakamının görevlendirildiğini, evrakı onun imzaladığını fakat fiilen işleri kendisinin takip ettiğini, yaptıkları toplantıyı rapor bitiminden bir gün sonra yaptıklarını hatırladığını, toplantı yapılmadan yapılmış gibi evrak düzenlemediklerini, yılda en fazla 24 toplantı karşılığı huzur hakkı ücreti aldıklarını, yazı işleri müdürünün hazırlamış olduğu ödeme emrini sehven imzaladığını, askere gitmemek için rapor aldığından ve fiilî olarak çalıştığından bu dönem için de huzur hakkı ücreti ödendiğini müfettiş denetiminde öğrendiğini, sanık ...’in aynı zamanda yazı işleri müdürlüğü, yeşil kart, korucu fon ve köylere hizmet götürme birliğinin işlerine baktığı için çok yoğun olduğunu, bu tür işleri takip edecek başka eleman olmadığı için evrakı düzenleyen personelin tarihi yanlış atmış olabileceğini, ayrıca rutin çalışmalara devam edip o tarihlerde toplantı yaptıklarını, toplantılarda ... Köyü Muhtarı ..., ... Köyü Muhtarı ..., Encümen Üyeleri ... ve ...’in de olduklarını, toplantı başı alınan 213 TL için bu yola başvurmayacağını, suç işleme kastının olmadığını, kamu zararının tamamını suçsuz olmasına rağmen ödediğini,
Sanık ...; yazı işleri müdürü olup 4-5 yıl kadar kaymakamlıkta tek olarak çalıştığını, Köylere Hizmet Götürme Birliği ve Kaymakamlığın bütün birimlerine baktığını, yoğunluktan dolayı gerekli kontrolleri yapamadığını, mesai saatleri dışında sürekli çalışmasına rağmen işleri yetiştiremediğini, sanık ...’ın emrini yerine getirdiğini, kendisinin memur olduğunu, 2006 ve 2007 yılında Köylere Hizmet Götürme Birliği müdürü olduğunu, ayda en az iki toplantı yaptıklarını, üç toplantı yaptıkları zamanların da olduğunu, birlik toplantılarına katılanlara yılda 24 toplantı karşılığını geçmemek üzere huzur hakkı ücreti ödenmesinin yasal olduğunu, ayrıca sanık ...’a birlik toplantıları nedeniyle maaşının da ödendiğini, bu süreçte toplam 43 adet toplantı yapılmasına rağmen işlerin yoğun olmasından dolayı 52 adet toplantı karşılığı ödeme yaptığını, sanık ...'ın raporlu olduğu günlerde toplantı tutanağını sehven imzalama iş olabileceğini, söz konusu toplantıları yaptıklarını, sürekli ilçede olan ve çalışan sanık ...’ın rapor aldığını dahi bilmediğini, bu süre içerisinde toplantı yaptıklarından ödenek evrakını düzenlediğini, olayın maddi hatadan kaynaklandığını,

Savunmuşlardır.

V. GEREKÇE

1- Sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunup bulunmadığı;
Konu ile ilgili düzenlemeler şöyledir:

Anayasa:

"A. Hak arama hürriyeti
Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.",
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi:
"Adil Yargılanma hakkı
...

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden
en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek,...",

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu:
"Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi
Madde 225- (1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.

(2) - Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.",
"Kamu davasını açma görevi

Madde 170- (1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.

(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.

(3) Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;

a) Şüphelinin kimliği,

b) Müdafii,

c) Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,

d) Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanunî temsilcisi,

e) Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği,

f) Şikâyette bulunan kişinin kimliği,

g) Şikâyetin yapıldığı tarih,

h) Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,

i) Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,

j) Suçun delilleri,

k) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,
Gösterilir.

(4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır; yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilmez.

(5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür.

(6) İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir.",

"Suçun niteliğinin değişmesi

Madde 226 - (1) "Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.

(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.

(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.",
Türk Ceza Kanunu

"Resmi belgede sahtecilik
Madde 204- (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir.

Ceza kovuşturmasının başlaması ve yargılamanın icrası, usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir iddianame ya da iddianame yerine geçen belgenin varlığına, yani açılmış bir kamu davasının mevcudiyetine bağlıdır. Zira davasız yargılama olmaz. Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir (CMK madde 170/1). Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa, Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler (CMK Madde 170/2). İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır (CMK Madde 170/4). Yasanın öngördüğü şartlara uygun olarak düzenlenmiş bir iddianame/dava açan belge, davayı hem açar hem de sınırlarını tayin eder. Yargılama ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında icra edilir. Hüküm de iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir (CMK Madde 225).

Anılan düzenlemeler, bir yönüyle yargılamanın konu ve sınırlarını belirlerken diğer yandan da adil yargılanma hakkı (Anayasa madde 36, İHAS madde 6/3-a) bağlamında savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin teminatlarını oluşturur.

Şöyle ki; herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir (Anayasa madde 36). Bir suç ile itham edilen herkes kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek (İHAS madde 6/3-a) hakkına sahiptir. Savunma hakkı, öncelikle ithamın öğrenilmesi ile mümkün olur ve etkili biçimde kullanılabilir. Bu durumda Sözleşmenin, ithamı öğrenmenin asgari standardını, yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinin, ayrıntılı ve anlaşılabilir bir dille açıklanması olarak belirlediği söylenmelidir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin istikrar kazanmış uygulamalarına göre ve tartışma konusu bağlamında iddianamede eylemle ilgili olarak açılmış bir davanın varlığından bahsedebilmek için; isnat edilen fiil (suç), fiilin dayandığı maddi olgular (İnceoğlu Sibel Adil Yargılanma Hakkı s.315 Ofner and Hopfinger/Austria, Appl. No 524/59 617/59 23.11.1962) ile bu maddi olguların hukuki nitelendirilmesine (İnceoğlu age s.315 Brozicek/Italy) açıkça ve anlaşılır biçimde (CGK 06.11.2007 tarihli ve 213-224, 16.4.2013 tarihli ve 49-146 sayılı) yer verilmesi gerekir. Hukuki nitelendirme/vasıflandırma; isnat edilen fiilin (suçun), maddi olgularla birlikte açıkça ve anlaşılır biçimde anlatılmak ön şartıyla, suç adının ve/veya sevk maddesinin gösterilmiş olmasını da zorunlu kılar (CGK 10.5.2022 tarihli ve 495-317).

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarına (CGK 13.5.1997 tarihli ve 76-114, 13.3.2018 tarihli ve 902-97, 24.3.2022 tarihli ve 527-208 sayılı) göre, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan dolaylı olarak söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olay bağlamında değil doğrudan ve bağımsız olarak açıklanması gerekir.

Mamafih, fiille bağlı olan mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir (CMK madde 225). Davaya konu edilen ve sabit görülen fiilin hukuki vasıflandırılması mahkemeye ait bir yetkidir. Ancak sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez (CMK madde 226). Bu nedenle mahkeme, sübut bulan fiilin, iddianamede anlatılan suçu değil ve fakat bir başka suçu oluşturduğu düşüncesinde ise CMK'nın 226. maddesi gereğince durumdan sanığı haberdar edip (ek) savunmasını sormalıdır. Her halûkârda, hukuki vasfı değiştiği kabul edilen fiilin, öncelikle yukarıda yer verilen usule uygun biçimde iddianamede anlatılmış olması gerekir. Aksi hâlde iddianamede usulünce anlatılmayan bir fiille ilgili olarak CMK'nın 226. maddesi gereğince sanığa (ek) savunmasının sorulması suretiyle hüküm kurulamaz (CGK 09.10.2007 tarihli ve 44-200, 20.01.2004 tarihli ve 313-6 sayılı).

Diğer taraftan, kamu davasını açma görevi doğrudan doğruya Cumhuriyet savcısına verilmiş olup, mahkemelerin ve yargıçların Cumhuriyet savcılarının bir kişi hakkında kamu davası açma hususundaki takdirlerini zorlamaları olanaklı değildir. Öğreti ve yerleşmiş yargısal kararlarda da bir kişi ile ilgili dava açılmasının sağlanmasının mahkemenin görevi olmadığı, bu noktada mahkemenin rolünün yalnızca suç duyurusunda bulunmak olabileceği görüşü benimsenmiştir. Açılmış bir dava nedeniyle devam eden bir yargılama sırasında başka bir suç şüphesi ya da şüpheli kimliğine ulaşmaları halinde mahkemece suç duyurusunda bulunulacak, görülmekte olan bir dava ile ilgili bağlantılı olabilecek ve derdest yargılamayı da etkileyebilecek bir hâl var ise suç duyurusu sonucunda dava açılması hâlinde görülmekte olan dava ile birleştirilmek suretiyle sonucuna göre tüm delillerin birlikte tartışılması yoluna gidilecektir (CGK 02.10.2012 tarihli ve 1020-1799 sayılı).
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Siirt Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen iddianamede; sanıkların resmî belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/2. maddesi uyarınca "yazılı sevk maddeleri gereğince cezalandırılmalarının'' istenmesi, anlatım bölümünde "…... eski kaymakamı, hâlen ... ... ilçesi Kaymakamı olan şüpheli ...'ın ... ilçesinde görev yaptığı dönemde yine ... Kaymakamlı yazı işleri müdürü olarak görev yapan şüpheli ... ile birlikte … Köylere Hizmet Götürme Birliğinden yaptıkları toplantı sayısından fazla toplantı yapmış gibi huzur hakkı ücreti alarak zimmet suçu işledikleri ....Zimmet suçu kapsamında; ... Köylere Hizmet Götürme Birliği kayıtlarının incelenmesinde, Birlik encümen defteri ve imzalı bilgisayar çıktılarından 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da şüpheli ...'ın görev yaptığı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak şüphelilerin 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca şüpheli ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece şüphelilerin görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri," hususlarına yer verilmek suretiyle müsnet kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunun unsurlarını oluşturan fiilin nelerden ibaret olduğunun açıklanmaması, iddianamenin son paragrafında sanık ...’ın annesi için haksız görev yolluğu aldığı iddiasıyla ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından sanık ... hakkında soruşturma izni alınmasının talep edilmesi için ayırma kararı verilmesi, sanık ... için nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararının temyiz edilmeksizin kesinleşmesi ve bu eylemle ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan sanık ... hakkında hüküm kurulmasının unutulması, Yerel Mahkeme tarafından da "İddianamede haksız alınan huzur hakları için sadece zimmet suçu istenmiş ise de bu suçun işlenmesi için yukarıda anlatıldığı şekilde sahte evrakta tanzim edilmesi nedeniyle TCK 212. maddesi gereği aynı zamanda evrakta sahtecilik suçundan da sanıklar cezalandırılmıştır." gerekçesine yer verilmesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde; zimmete konu olduğu belirtilen bir olayın açıklanması sırasında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçuna konu olabilecek başkaca olaylardan söz edilmesinin, o olaylar hakkında dava açıldığını göstermediğini ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usulüne uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usule uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

2- Sanıklarının eylemlerinin zimmet suçunu mu yoksa görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturduğu;
Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen "Görevi kötüye kullanma" başlıklı 257. maddesi;

"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmişken, suç tarihinden sonra 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun'un birinci maddesi ile birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "Kazanç" ibareleri "Menfaat", birinci fıkrasında yer alan "Bir yıldan üç yıla kadar" ibaresi "Altı aydan iki yıla kadar", ikinci fıkrasında yer alan "Altı aydan iki yıla kadar" ibaresi "Üç aydan bir yıla kadar" ve üçüncü fıkrasında yer alan "Birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmek suretiyle,

"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." hâlini almış, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.

Maddenin, birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır.
Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir.

Anılan maddenin gerekçesinde suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar; "Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir." şeklinde vurgulanmış, gerekçede yer verilen kazanç ifadesi 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sonradan menfaat olarak değiştirilmiştir.

Doktrinde de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).

Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır.

Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir.

Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).

Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir.

Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde ekonomik bir zarar olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.

Zimmet suçu ise TCK'nın 247. maddesinde;

"(1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir." şeklinde düzenlenmiştir.

Madde ile kamu görevlisinin görevi dolayısıyla kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu mallar üzerinde görevinin gerekleriyle bağdaşmayan bir surette tasarrufta bulunması, bu malları kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesi suç olarak tanımlanmıştır. Zimmete geçirme, suç konusu mal üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmayı ifade eder. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, zimmet suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın kamu görevlisinin şahsının veya bir başkasının zimmetine geçirilmiş olması arasında fark bulunmamaktadır.

Maddenin ilk fıkrasında zimmet suçunun basit şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrada, suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâl olarak öngörülmüş, böylece hileli davranışlarla işlenen zimmet suçu, ayrı bir suç olarak değil, basit zimmet suçunun nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir.

Diğer taraftan 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun "Ortak hükümler" başlıklı 22. maddesinin son fıkrası;
"Köylere hizmet götürme birliklerinin birlik meclisleri hariç olmak üzere, birlik meclisi ile birlik encümeninin başkan ve üyelerine meclis ve encümen toplantılarına katıldıkları her gün için birlik başkanına (5000), encümen üyelerine (2000), meclis üyelerine (1500) gösterge rakamının Devlet memurları için belirlenen aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı geçmemek üzere, birlik meclisi tarafından belirlenecek miktarda huzur hakkı ödenebilir. Ancak, huzur hakkı ödenecek gün sayısı, bir yıl içinde yirmidört günü geçemez." biçiminde düzenlenmiştir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
... Köylere Hizmet Götürme Birliğince 2006 yılında 24 adet, 2007 yılında da 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığı hâlde birlik başkanı olan kaymakam sanık ...’ın; 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığına denk gelen ücreti; yazı işleri müdürü olan sanık ...’in ise bir kez oturum ücreti aldığı, sanık ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri de aldığı, böylelikle sanıkların birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri kabul edilen olayda;

Sanık ...’ın görev yaptığı sürede işlerinin ve projelerin yoğun olduğu gerekçesiyle askere gitmemek için rapor almakla birlikte raporlu olduğu dönemde de çalışmaya devam ettiğini, bu yüzden raporlu olduğu dönemdeki birlik toplantılarını imzaladığını, kaymakamlıkta çalıştığına ilişkin bir kısım evrakı sunduğunu ve sehven adına fazla ödeme yapıldığını savunması, bu hususun sanık ...’in savunması ve tanık beyanları ile de doğrulanması, yapılan toplantı karşılığı alınması gereken huzur hakkı ücretinin 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun 22. maddesinin son fıkrası uyarınca bir yıl içinde yirmi dört günü geçemeyeceği hâlde fazladan toplantı ücreti ve huzur hakkı alınmasının sehven gerçekleştiği yönündeki sanık savunmalarının aksine kanıtlanamaması ve iddianame içeriğinde birlikten maaş alınmasıyla ilgili bir anlatımda bulunulmayıp yalnızca haksız yere huzur hakkı ücreti alındığının belirtilmesi karşısında; sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanık ...'ın ... ilçesi kaymakamı olarak görev yaptığı, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu'nun 18/2. maddesi uyarınca, ... Köye Hizmet Götürme Birliğinin doğal başkanı olduğu, aynı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, harcama yetkilisi bulunduğu, sanık ...'in de gerçekleştirme görevlisi olduğundan, özgü suç olan zimmet suçunu işleyebilecekleri tespit edilmiştir.

Köye Hizmet Götürme Birliğinin 09.05.2007 tarihli 98/26 teftiş layihasına göre, maaş almasına yönelik yasal düzenleme olmadığı, birlik başkanı olarak alınan maaşı kişi borcu olduğu, geri alınması gerektiği yazılı olmasına karşın, 30.06.2007 tarihli Birlik Meclisinde karar alınıp kişi borcunu kaldırıp, Birlik Başkanının maaş almasına devam kararı alınmıştır. Sonuç itibarıyla 5.816,15 TL haksız maaş aldığı sabittir.

Ayrıca, Birliğin kayıtlarının incelenmesinde, 2006 yılında 24, 2007 yılında da 19 adet Birlik Encümen toplantısı yapılmasına karşın, 2006 yılında 31 toplantı, 2007 yılında ise 21 toplantı karşılığı ücret aldığı, sonuç itibarıyla sanık ...'ın 3.654,2 TL, sanık ...'in 85.30 TL haksız huzur hakkı aldığı tespit edilmiştir.
Bu huzur hakkı ödemelerinde, 5355 sayılı Yasa'nın 22/son maddesindeki 'Ancak huzur hakkı ödenecek gün sayısı, bir yıl içinde yirmidört günü geçemez.' emredici hükmünü ihlal eder şekilde haksız huzur hakkı alınmıştır.

Mahkemece haksız alınan maaş ve huzur hakkının, sanıkların görevleri gereği, gözetim ve denetimleri altında bulunan, kamuya ait parayı zimmetine geçirdikleri isabetli olarak kabul edilerek zimmet suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.

TCK 257/1 hükmü 'Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevlerinin aykırı hareket etmek suretiyle' işlenebilecek bir suç olup, sanıkların eylemi 'zimmet' suçunun yasal unsurları oluşturduğundan, Sayın çoğunluğun 'zimmet' mahkûmiyetine konu fiilleri, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur kabulüne katılmıyorum.",

Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanıkların eylemlerinin zimmet suçunu oluşturduğu,
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.

3- Dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;
... Köylere Hizmet Götürme Birliğinin teftişi üzerine 11.04.2008 tarihli teftiş raporunun düzenlendiği ve sanıklar hakkında 15.05.2008 tarihinde soruşturma izninin verildiği, sanık ... tarafından karara itiraz edilmesi üzerine Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesince 25.06.2008 tarih ve 143-145 sayı ile itirazın reddedildiği,
Siirt Cumhuriyet Başsavcılığının 30.07.2009 tarihli ve 1340-532 sayılı iddianamesi ile; sanıkların TCK’nın 247/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları ve hak yoksunluklarına karar verilmesi istemiyle kamu davası açıldığı,

Siirt Ağır Ceza Mahkemesince 20.05.2010 tarih ve 134-120 sayı ile; sanıkların TCK’nın 247/1, 62 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verildiği, hükümlerin, Mal Müdürlüğü, sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.12.2013 tarih ve 10255-11668 sayı ile mal müdürlüğünün temyiz isteminin reddine; TCK’nın 43/1 ve 53/1-5. maddesinin uygulanmaması eleştirisi ile de onanmasına karar verildiği, yargılamanın yenilenmesi sonucu yapılan yargılamada sanıkların zimmet suçundan TCK’nın 247/1, 248/2, 62 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 3 yıl 20 gün hapis ve hak yoksunluklarına ilişkin Siirt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.10.2014 tarihli ve 221-284 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 02.12.2021 tarih ve 3823-6164 sayı ile bozulması sonrası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 22.03.2021 tarih ve 36281 sayı ile; sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve dava zamanaşımının gerçekleştiği görüşüyle itiraz yoluna başvurulduğu, Ceza Genel Kurulunca 01.03.2023 tarih ve 35-113 sayı ile; Yerel Mahkemenin yeniden yargılama kapsamında verdiği karar ile anılan kararın bozulmasına ilişkin Özel Daire kararının hukuki değerden yoksun olup kaldırılmasına, yargılamanın yenilenmesi istemine konu sebeplerle birlikte itirazın, Yerel Mahkemenin 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı kararının onanmasına ilişkin Özel Dairenin 03.12.2013 tarihli ve 10255-11668 sayılı kararına yönelik yapılabileceği gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, esası incelenmeksizin reddine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ise 29.05.2023 tarih ve 36281 sayı ile; hukukî süreç kısmında ayrıntısıyla belirtildiği üzere itiraz yoluna başvurduğu,

Anlaşılmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2012 tarihli ve 978-250 sayılı kararı başta olmak üzere bir çok kararında açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.06.2011 tarihli ve 94-133; 22.11.2011 tarihli ve 203-238 sayılı kararlarında; Yargıtay ilgili Ceza Dairesince bir mahkûmiyet hükmü onanmakla kesinleşeceğinden, kesinleşme anına kadar işleyen dava zamanaşımının bu aşamada sona ereceği, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine yapılan incelemede, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü hâlinde, Özel Daire onama kararı ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin, dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağı, ancak itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hâle gelmesi nedeniyle yargılamaya devam edildiğinde, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sürenin işlemeye devam edeceği ve dava zamanaşımının buna göre hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde;
İncelemeye konu dosyada, 08.10.2007 tarihli eylemle ilgili olarak sanıklar hakkında 20.05.2010 tarihli mahkûmiyet hükmünün 03.12.2013 tarihinde Özel Dairece onandığı, Yerel Mahkemenin yeniden yargılama kapsamında verdiği karar ile anılan kararın bozulmasına ilişkin Özel Daire kararının Ceza Genel Kurulunca hukuki değerden yoksun olması sebebiyle kaldırılmasına karar verildiği, bu nedenle Özel Dairenin onama kararı ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin, dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağı, itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hâle gelmesi üzerine yargılamanın süreceği ve Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sürenin işlemeye devam edeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde inceleme tarihi itibarıyla dava zamanaşımının dolduğundan söz edilmesi olanağı bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Dairenin sanıklar hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçlarından verilen onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve zimmet suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usule uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunmaması ve sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 03.12.2013 tarihli ve 10255-11668 sayılı sanıklar hakkında zimmet ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçlarından verilen onama kararının KALDIRILMASINA,

3- Siirt Ağır Ceza Mahkemesinin 20.05.2010 tarihli ve 134-120 sayılı sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve zimmet suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanıklar hakkında kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan usule uygun şekilde açılan bir kamu davasının bulunmaması ve sanıkların eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.06.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede, birinci uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusu yönünden ilk müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 25.06.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla, ön sorun konusu yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.