Son günlerde kamuoyunun yakından takip ettiği bazı siyasetçilere ilişkin yapılan/yapılacak olan yargılamalarla ilgili olarak tartışmalar yaşanmakta ve yargılama makamlarınca verilen kararlara karşı eleştiriler getirilmektedir.

Bilindiği gibi ceza muhakemesi; soruşturma, kovuşturma (yargılama) ve istinaf/temyiz aşamalarından oluşmaktadır.

Yargılama aşaması; sanığın mahkeme huzuruna çıkarıldığı, delillerin sunulduğu ve tanıkların dinlendiği, delillerin değerlendirilmesi ve sanığın savunma hakkının kullanılmasını içermektedir. Bu süreç mahkemenin kararını vermesi, verilen karara karşı istinaf/ temyiz kanun yollarına başvurulması ve nihayetinde bu süreçlerin tamamlanması sonucunda kararın/cezanın infazıyla sonuçlanmaktadır.

Bir kişi hakkında suç isnat edilmesi ve hakkında yargılama yapılması o kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez. Ancak bu yargılamanın sonunda kesinleşmiş bir mahkeme kararının ortaya çıkması ile iddialar sabit kabul edilerek sanık suçlu ilan edilir.

Bu kapsamda, ceza yargılamasında kişi hak ve özgürlüklerini koruyan en temel ilke Masumiyet Karinesidir. Anayasamızın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklinde ifade edilen masumiyet karinesi Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı madde 48’de şu ifadelerle yerini almıştır:

“1. Kendisine karşı ithamda bulunulan bir kişinin, yasaya göre suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar masum olduğu kabul edilecektir.

2. Kendisine karşı ithamda bulunulmuş olan bir kişinin savunma haklarına saygı gösterilmesi teminat altına alınmalıdır”

“Masumiyet karinesi” ile korunan şüphelinin/sanığın, yargılama aşamasında da “aleniyet ilkesi” ile güven içinde yargılanması sağlanmaya çalışılmıştır.

Kişilerin özgürlük alanına doğrudan müdahaleyi içeren ceza muhakemesi hukukunda, soruşturmanın gizliliği, kovuşturmanın ise aleniliği ilkeleri esastır.

“Aleniyet İlkesi” ise Anayasamızın 141. maddesinde şu ifadelerle yerini almıştır:

“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir”.

“Adil yargılanma hakkı” başlıklı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi:

1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.” hükmünü içermektedir.

“Etkili hukuki bir yola başvurma ve adil yargılanma hakkı” başlıklı Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı 47. maddesi:

“…Herkes, daha önceden yasa ile tesis edilmiş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul bir süre içinde yapılacak adil ve kamuya açık bir duruşma yapılması hakkına sahiptir…” hükmünü içermektedir.

Aleniyet ilkesi Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ise “Duruşmanın açıklığı” başlıklı 182 . maddesinde düzenlenmiştir:

“(1) Duruşma herkese açıktır.

(2) Genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde,

duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebilir.

(3) Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır.”

Maddeye göre açıklık/alenilik duruşmanın herkese açık olması demektir. Başka bir ifadeyle açıklık, kullanılan mahkeme salonunun alabildiği kadar kişinin, kabul koşullarına tâbi tutulmaksızın duruşmaya girebilmesi demektir. Herkese açık olmak, bir kayda tâbi tutulmadan, mahkeme salonuna kişinin girebilmesi anlamını taşımaktadır.

Maddenin ikinci fıkrası, iki hâlde duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılabilmesine olanak vermektedir:

1. Genel ahlâk,

2. Kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kılması.

Maddeye göre bu iki hâlde duruşmanın kapalı yapılmasına hakim/mahkemece karar verilebilecektir. Bu karar da mutlaka gerekçeli olmak ve açık duruşmada açıklanmak zorundadır.

Ceza yargılamasının taraflarının özgürce yargılamaya katılabilmesinin güvencesi olan aleniyet ilkesi konusunda çok dikkatli davranılması gerektiği açıkça ortadadır. Duruşmanın gizliliği, yargılanan sanıklar kadar yargılamayı yapan hakimler için de çok tehlikelidir.

Bu nedenle aleniyet yargılamanın tarafları açısından olduğu kadar yargılamayı yürüten yargı mensupları için de çok önemlidir. Yapılan yargılamalarda amaç duruşmaların sınırsız sayıda insana açık olarak yapılması değildir. Yargılamalar sadece ve sadece gerçek adalete ulaşmak için yapılır. Amaç, adaletin tecellisi konusunda kamu vicdanının oluşmasıdır. Bunun için de mahkemelerin yönetimini müdahaleye açık olmayacak şekilde yargılamayı yapanlara bırakmak gerekmektedir.

Bunu da duruşmayı yöneten başkan ya da hakim; masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı, kişilik haklarının korunması ve basın özgürlüğü, kitlelerin haber/bilgi alma hakkı şeklinde ortaya çıkan, birbiriyle çatışan hakları dikkate alarak gerçekleştirecektir.

Anayasamızın 9. maddesi gereğince yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılmaktadır. Anayasanın 138. maddesinde yer alan;

“Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz…”

hükmüne göre kanaatimizce kamuoyunda yapılan tartışmalar ve yargıya getirilen eleştiriler ve kamuoyu baskısı “mahkemelerin bağımsızlığına” ve “duruşmanın düzenini mahkeme başkanı sağlar” kurallarına müdahale niteliğini taşımaktadır.

Sonuç olarak; Aleniyet ilkesi, yargılama işlemleri açısından getirilmiş olup insanların gizli olarak yargılanmasının engellenmesine, işlemlerin kanuna uygun yapılıp-yapılmadığının denetlenmesine, adil yargılamaya ve mahkemelere olan güvenin sağlanmasına/sürdürülmesine katkıda bulunur ve davanın taraflarını, kamu denetiminin bulunmadığı gizli adalet dağıtımına karşı korur. Aleniyet, sadece duruşma salonlarının kapılarının açık olması değil; yargının denetlenebilir olması ve kamu vicdanının tatmin edilmesidir. Ancak bu açıklık, mahkemeyi bir gösteri alanına çevirmemeli, aksine hukuki ciddiyeti pekiştirmelidir.

Resmi ve ciddi bir iş olan yargılamanın süjeleri konumundaki iddia (savcı), savunma (sanık/avukat) ve yargılama (hakim/mahkeme) makamları ile diğer süjelerin (mağdur/şikayetçi/katılan) yargılamanın insicamını bozan unsurlar olmadan, davranış biçimlerini etkileyecek hiçbir dış etken bulunmadan ve üzerlerinde herhangi bir baskı hissetmeden azami dikkatle yargılamayı sürdürmeleri elzemdir.

Bu nedenle kamuya mâl olmuş bir kişi de olsa bu süjeler arasında yer alanların siyasi ve popüler davalarda mahkemeleri film setine çevirmek, kendini göstermek ve kameraya oynamak gibi tutum ve davranışlardan kaçınarak, duruşma düzeni bozulmadan, ciddiyetle maddi gerçeğe odaklanmaları ve kamu vicdanının adaletin tecelli ettiğine inanmasını sağlamaları gerekmektedir. Zira; aleniyet bir "şov" aracı değil, bir denetim mekanizmasıdır.

Avukat

İSMAİL GÜRSES