Çocuklar aynı zamanda tüm medeniyetlerde umudu temsil eder. Birçok kabartma ve yazıda çocuklar özellikle yeni doğmuş bebekler en karanlık anlarda umudun işaretçisi olmuş, yeni dönem sinema ve kitaplarda da aynı konuda yerlerini almışlardır. Bunun birden fazla sebebi olmasının yanı sıra en önemli nedenleri geleceği, saflığı ve ışığı temsil etmeleridir. Bütün bunlardan dolayı tarihte zamana zaman çocukların korunması için bazı adımlar atılmış, medeniyetler daha iyi bir gelecek için çocukların korunması gerektiğine inanmışlardır.

Günümüzde çocukların her alanda korunması ruhsal ve fiziksel gelişimlerini yeteri oranda tamamlaması için gerekli adımlar atılmış ve bunların yanında hayatımızın gerçeği olan ‘suç’ kavramı ışığında çocukların durumunu değerlendirme zorunluğu doğmuştur. Çünkü bazen yasaklanan eylemleri gerçekleştirmesinin yanı sıra bazen de işlenen suçların mağdurları olmalarından dolayı çocukların yargı sistemi içerinde nereye oturtulacağı sorunu ortaya çıkmıştır.

Nasıl ki yargı sistemi içerinde özel durumlara sahip yetişkinler için ayrıcalıklı düzenlemeler[1] varsa çocuklar için de özel düzenlemelere ihtiyaç duyulmuş ve ‘Çocuklara Özgü Adalet Sistemi’ kavramı ışığında gerek ulusal gerekse uluslararası düzenlemeler yapılmıştır. Bütün bunların en temel amacı çocuk adalet sistemi içerisinde çocukların en az hasar ile bu durumu atlatmaları ve çocuğun menfaatine uygun sistemler geliştirerek gerek suça sürüklenmiş çocukların gerekse mağdur çocukların yaşanan süreçten en hızlı ve en az zararla kurtulmasını sağlamaktır.

Açıklanan gerekçelerle Birleşmiş Milletler adım atmış ve 20-30 Eylül 1990 yılında Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde toplanan ülkelerle ’Çocuklar İçin Dünya Zirvesinde’ ‘Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarında Dair Sözleşmesi’ imzalamıştır. Bu ülkeler Arasında Türkiye de yer almış, sözleşme 27.0l.l995 tarihinde yürürlüğe girerek Anayasa’nın 90.maddesine göre iç hukuk normu halini almıştır.[2] Ayrıca Çocukların Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokolü de imzalanmıştır.[3]

Çocuklara için, B.M Çocuk Hakları sözleşmesi ile tanınan haklarının korunması için, Yargı mercileri önünde usule ilişkin haklar tanıyan, Türkiye’de Aile Mahkemelerinin kuruluşu ile ilgili 4787 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi, Aile Mahkemelerinin kurulması ve gene son Anayasa değişikliği de dikkate alındığında çocukların yararına ciddi bir önem taşıyan Avrupa Konseyi B.M. Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin Uygulanmasına Dair Avrupa Sözleşmesi imzalanmıştır. Ülkemizde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda çocuklar için bazı maddeler[4] düzenlemiş bunu yanı sıra 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile ulusal düzenlemeler yapılmıştır.

5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununa ile çok farklı bir yaklaşım getirilmiştir. Bu yaklaşım ile, çocuğu suç işleyen bir suçlu olarak görmeyip onunun suça sürüklendiğini kabul ederek aslında fail çocuğu da suçun mağduru konumunda kabul etmektedir. Bu sebepledir ki ‘fail’ tanımı yerine ‘suça sürüklenen çocuk (SSÇ)’ tanımı uygun görülmüştür[5]

Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi[6] ile “Çocukların haklarının ve yüksek çıkarlarının geliştirilmesi gerektiği, bu vesile ile çocukların özellikle kendilerini ilgilendiren ailevi işlemlerde olmak üzere, bu hakları kullanma olanağına sahip olmaları gerektiği” vurgulanmaktadır. Aynı zamanda çocukların haklarının ve yüksek çıkarlarının geliştirilmesi için gerekli bilgiler edinmeleri ve çocukların görüşlerinin usulüne uygun şekilde ele alınması gerektiği açıkça   belirtilmektedir.[7] Bu sözleşmenin Adli Mercilerin Rolü başlığı altında belirtilen 6. Maddede “Bir çocuğu ilgilendiren davalarda adli merci, bir karar almadan önce çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda (Çocuğun bütün gerekli bilgiyi edindiğinden emin olmalıdır) çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde, gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla, çocuk için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa danışmalıdır. (Çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade etmelidir.) Çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önemi vermelidir’’ ve Acil Hareket Etme Mecburiyeti başlıklı 7. Maddede ‘Bir   çocuğu   ilgilendiren davalarda, adli merci gereksiz gecikmeyi engellemek için çabuk hareket etmeli, kararlarının süratle uygulanmasını garanti edecek düzenlemeler sağlanmış olmalıdır. Adli merci acil durumlarda gerektiğinde derhal uygulanabilir kararlar alma yetkisine sahiptir’.[8] yazılıdır.

Yukarıda da yazıldığı üzere sözleşmenin 6. Maddesinde genel bir yorum yapılarak çocuğu ilgilendiren herhangi bir olayda olayın sonuçlarını kavrama yeteneğine sahipse çocuğun yaşına, yaşadıklarına, varsa özel durumuna uygun şekilde çocuğa danışılmasın gerektiği vurgulanmış ve yine devamında çocuğun vermiş olduğu beyanlara gereken önemin verilmesi gerektiği söylenmiştir. Bu durumda ceza yargılamasında gerek suça sürüklenen çocuk gerekse mağdur çocuğun dinlenmesi ( özel koşullarda, varsa özel durumu buna uygun özel ortamlarda) oldukça önem arz etmektedir ve dinlenen çocuğun beyanları her zaman dikkate alınmalıdır. Yine sözleşmenin 7. Maddesi incelendiğinde çocukları ilgilendiren davaların çocuğun menfaatine uygun olduğu üzere hızlı bir şekilde bitirilmesi ve çocuğun süreçten en az hasarla en hızlı şekilde sıyrılması önem kazanmıştır.  Bu maddenin yansımalarından biri de çocuğun bir kere dinlenmesi ve daha fazla dinlenerek ikincil mağduriyet yaratılmadan sürecin tamamlanmasıdır ve bu konuya ilerleyen aşamada ayrıca değineceğiz.

Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nde[9]  “Çocuk Tanıklar İçin Koruma ve Destek” başlığı altındaki 26. Maddenin birinci fıkrasında “Taraf Devletler, mağdurlara yönelik koruma ve yardım hizmetlerinin sağlanmasında bu Sözleşme kapsamına giren bütün şiddet biçimlerinin çocuk tanıklarının haklarına ve ihtiyaçlarına gereken özenin gösterilmesi için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.” ve aynı maddenin 2. Fıkrasında da “Bu madde uyarınca alınan tedbirler, bu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddetin biçiminin çocuk tanıklarının yaşlarına uygun psiko-sosyal danışmanlığı kapsar ve çocuğun yüksek yararı ilkesine gereken saygıyı gösterir.” ibareleri yer almaktadır.

Sözleşmenin önemle vurguladığı üzere dinlenecek olan çocuğun yaşamış olduğu ya da yaşanan olaya tanık olduğu için psikolojik durumunun etkilemiş olma ihtimalidir. Bu durumlarda aşağıda da değineceğimiz üzere kanun sözleşmeye uygun olarak çocuğun dinlenmesi sırasında suç sebebi ile psikolojisi bozulan çocuğun psikolojik yardım alması, beyanı sırasında ya da beyanı alan kişinin çocuğun etkilenen psikolojisine daha fazla zarar vermemesi adına alanında uzman kişilerle yapılmasını düzenlemiştir.

5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun Temel İlkeler başlığı altında bulunan 4. mad. 1. fıkrasının d bendinde; “Çocuk ve ailesi bilgilendirilmek suretiyle karar sürecine katılımlarının sağlanması’ e bendinde “Çocuğun, ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliği içinde çalışmaları’ f bendinde, “İnsan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir usül izlenmesi’ ve   g bendinde ise “Soruşturma ve  kovuşturma   sürecinde   çocuğun   durumuna   uygun   özel ihtimam gösterilmesi” ilkelerinden bahsedilmektedir. İşte bu sebeplerden dolayı yukarıda da açıkladığımız üzere çocukların beyanlarının durumlarına göre özel ortamlarda, alnında uzman kişilerce veya gözetiminde alınması gerekmektedir.

5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun, Soruşturma başlığı altında bulunan 15. Mad. 1. fıkrasında, “Suça sürüklenen çocuk hakkındaki soruşturma çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat yapılır.”  Bu düzenlemeye göre suça sürüklenen çocukların beyanları alınırken soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı ifadenin alınması için emniyet görevlilerine çocuğun dinlenmesi için talimat vermemesi kanunda yazılı olduğu üzere bu işlemi bizzat kendisi yapmalıdır.  2. fıkrasında ise “Çocuğun ifadesinin alınması veya çocuk hakkındaki diğer işlemler sırasında, çocuğun yanında sosyal çalışma görevlisi bulundurulabilir.” maddesi bulunmaktadır.  Bu maddeye göre de sadece mağdur çocuk değil eğer suça sürüklenen çocuğun yaşanan olay sonrası psikolojisi etkilenmiş ve özel bir ihtiyaca muhtaç ise soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı gerekli önlemi alır ve çocuk için bir sosyal çalışma görevlisi bulundurabilir. Burada kanun bir zorunluluk koymamış taktiri duruma ve koşullara göre cumhuriyet savcısına vermiştir. Yine kanunun, Sosyal Çalışma Görevlilerinin Görevleri başlığını taşıyan 34. Mad.1. Fıkrasının b bendinde “Suça sürüklenen çocuğun ifadesinin alınması veya sorgusu sırasında yanında bulunmak.” ve 2. fıkrada “İlgililer, sosyal çalışma görevlilerinin çalışmaları sırasında kendilerine yardımcı olmak ve   çocuk hakkında istenen bilgileri vermek zorundadır.” ifadeleri yer almaktadır. Bu maddede “ilgililer” olarak tanımlanan kişilerin, Sosyal Çalışma Görevlilerinin iş birliği içinde çalıştığı savcılar, katipler, hakimler ve çocuk hakkında bilgi sahibi olan diğer kişileri de dahil ettiği düşünülmektedir.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Mağdur ile Şikayetçinin Dinlenmesi başlığını taşıyan 236. Maddesinin 1. Fıkrasında ‘Mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır.” 2. Fıkrasında “İşlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur, bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebilir. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi açısından zorunluluk arz eden haller saklıdır.” 3. Fıkrasında ise “mağdur çocukların veya işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulur.” ibaresi yer almaktadır. Bütün olarak 5271 sayılı kanunun 236 maddesini incelemek gerekirse çocuk adalet sisteminin en temel taşı olan çocuğun ikincil mağduriyetinin engellenmesi konusunda bir düzenleme olduğu açıktır.  Burada en önemli husus çocuğun gerek soruşturma gerekse kovuşturma aşamasında ayrım yapılmadan yalnızca bir kez dinlenebileceğini düzenlenmiş olmasıdır. Ve bu madde sadece mağdur çocuklar için değil ‘suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk’ denilerek suça sürüklenen çocuk ve tanık çocuk içinde geçerlidir. Gerçekleşen bir olaya tanık olan çocuk suçun faili ya da mağduru olmasa da tanık olduğu için beyanına ihtiyaç duyulması durumunda da bu madde uygulama alanı bulur. Yine her ne kadar suçun faili olsa da çocuklara özgü adalet sisteminin temelinde var olan kurala göre çocuk henüz gerçekleştirdiği eylemlerin sonuçlarını tam olarak değerlendiremediği için o da gerçekleşen eylemin birçok sebebi (çevre, aile vb.) olabileceğinde bahisle mağdurudur ve suça sürüklenen çocuk da eğer psikolojik açıdan iyi bir durumda değilse uzman gözetiminde beyanının alınması ve bir kere dinlenmesi önemlidir.

Kanunun 3. Fıkrasında bahsedildiği üzere mağdur çocukların veya işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında alanında uzman kişilerinde beyanın alındığı sırada orada olması önemlidir. Nitekim bu husus çeşitli Yargıtay kararlarında da ifade edilmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi. E: 2006/11067, K: 2006/10223, T:14.12.2006 tarihli kararında “Mağdur çocukların dinlenmesi sırasında CMK.nın 236/3. maddesi uyarınca psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi görevlendirilmesi gerekir.” diyerek bu hususu açıkça belirtmiştir. Yine Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2007/9390, K. 2009/13719, T. 4.11.2009 tarihli kararında “Soruşturma evresinde sanıktan şikayetçi olduğunu söyleyen çocuk yaştaki müşteki mağdur M.A.'ın yöntemine uygun duruşmaya çağrılıp, CMK. nun 234/2. madde ve fıkrası uyarınca bir vekil görevlendirilip, aynı Yasanın 236. maddesinin 3.fıkrasına göre, psikolojik, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında bir uzman nezdinde ifadesi alınıp sonucuna göre bir hüküm kurulması gereğine uyulmaması,” diyerek bu hususu bozma sebebi yapmıştır.

Mağdur çocukların soruşturma veya kovuşturma aşamasında beyanlarının bir kere ve uzman aracılığı ile alınacağı kuralının yanında yine aynın kanunun 236 maddesinin 4. Fıkrasında göre ‘Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanları özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınır.’ Yine 236. Madde devamında 5. Fıkrada ‘Türk Ceza Kanunu’nun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında[10] düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır. Mağdur çocuğun beyan ve görüntüleri kayda alınır. Kovuşturma evresinde ise ancak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından mağdur çocuğun beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması hâlinde bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilir. Mağdur çocuk yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın en yakın merkeze götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilir.’ denilmektedir.

Maalesef 236. Maddenin 5. Fıkrasında gidilen bu ayrım beraberinde oldukça büyük sorunlar getirmekte ve en başta gerek Çocuk Koruma Kanunu gerekse Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin dayanakları olan birçok ilke ile çatışmaktadır. Türk Ceza Kanunun madde 103/2 de çocukların cinsel istismarının nitelikli hali olan vücuda organ veya sair cisim sokulması düzenlenmiştir. Burada ortaya çıkan sorunlara eğilmek gerekirse yaşanan bir cinsel istismar vakasında olay adli makamlara intikal ettiğinde mağdur çocuğun beyanının alınmadan suçun detayları öğrenilemeyeceği ortadadır. Peki çocuğun beyanı alınmadan vakanın Türk Ceza Kanunun madde 103/1[11] mi yoksa madde 103/2 mi olduğu nasıl değerlendirilecektir?

Çocuğun beyanın bir kez alınacağı, çocuğun yaşanan olayı defalarca anlatmasının engellenerek ikincil mağduriyet yaşatılmaması ilkeleri göz önüne alındığında CMK madde 236/5 göre yapılan ayrımın günlük hayat pratiklerine göre uygulanması durumunda hak ihlallerinin gerçekleşeceği açıktır. Bu sebeple yaşanan bir çocuğun cinsel istismarı vakasında mağdur çocuğun beyanın ayrım yapılmaksızın 236/5 göre özel ortamda cumhuriyet savcısı, uzman kişiler ve avukat gözetiminde alınması ve bunun kayda alınarak dosyaya eklenmesi oldukça önem arz etmektedir.

ADLİ GÖRÜŞME ODALARI

Adli görüşme odaları (AGO), Adli Görüşme Odaları Yönetmeliğinin, Dayanak başlığı altında düzenlenen 3. Maddesinde de bahsedildiği üzere;

- 9/12/1994 tarihli ve 4058 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 12 nci maddesinin ikinci fıkrasına, 19 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkrasına ve 40 ıncı maddesine,

- 25/11/2010 tarihli ve 6084 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürüsü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesinin 36 ncı maddesine,

- 24/11/2011 tarihli ve 6251 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin 26 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 56 ncı maddesinin birinci fıkrasına,

- 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 4 üncü, 5 inci ve 15 inci maddeleri ile 35 inci maddesinin birinci fıkrasına,

- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 52 nci ve 236 ncı maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.

Bu yönetmelik 05/01/2017 tarihinde Bakanlığın olurunu alarak yürürlüğe girmiştir.

Nitekim, 1. Yargı Paketi ile 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "Mağdur ile şikâyetçinin dinlenmesi" kenar başlıklı 236 ncı maddesine eklenen fıkralar ile de adli görüşme odalarının yasal dayanağı oluşturulmuş ve ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanları özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınması öngörülmüştür.[12]

Adli Görüşme Odaları (AGO), özel ortamlarda ifade ve beyanının alınması gerektiğine veya fail ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğuna karar verilen; öncelikli olarak mağdur, tanık ve suça sürüklenen çocukların, bunlardan başka cinsel suç ve aile içi şiddet suçu mağdurları ile diğer kırılgan gruba mensup mağdurların ifade ve beyanının alınması amacıyla kullanılması ve anılan kişilerin adli süreçte korunması, ikincil mağduriyet yaşamalarının önlenmesi ve adalete erişimlerinin güçlendirilmesi için hizmete açılmış ve bu odaların işlevsel olması için gerekli olan hazırlık çalışmaları   tamamlanarak  03/04/2017   tarihi  itibariyle  AGO’lar  kullanılmaya   başlanmıştır.

AGO Yönetmeliği’nin hayata geçirilmesiyle ulaşılması hedeflenen sonuçları “başta çocuklar olmak üzere tüm kırılgan grupların adalete erişimlerinin güçlendirilmesi, maddi hakikatin ortaya   çıkarılabilmesi   ve   ikincil   örselenmenin   engellenmesi   amacıyla   işletilen hukuki sürecin “çocuğun üstün yararı” tanımı içinde uygun ortam ve görüşme yöntemlerine riayet edilerek gerçekleştirilmesi, korunma ihtiyacının tespit edilmesi ve ilgili hizmetlere yönlendirilmesinin   sağlanması”   şeklinde   sıralayabiliriz. AGO Yönetmeliği, bu hedeflere ulaşmak üzere adliyeler bünyesinde özel alanlar   oluşturarak (Adli   Görüşme   Odalarının tesisi), AGO’ların amacına uygun şekilde hizmet vermesinin sağlanması, ilgili personelin kimlerden oluştuğunun belirlenmesi, görev-yetki ve sorumluluklarının   tanımlanması ile AGO’ların işleyişine ilişkin usul ve esasları düzenlemiştir.

Soruşturma aşamasında cumhuriyet savcıları, kovuşturma aşamasında işe gerekli olması durumunda görevli hakim veya görevlendirilecek naip hakimin, çocuğun beyanını adliye içerinde yer alan AGO’larda  alması, çocukların sanık ile yüz yüze gelmemesi, işlenen suçun etkisi ile psikoloji bozulan çocuğun uzman gözetimi altında beyanlarının alınması açısından büyük önem arz etmektedir.

Adli Görüşme Odaları Yönetmeliği’nin ‘Amaç’ başlığı altında düzenlenen 1. Maddesinde ‘’Bu Yönetmeliğin amacı; öncelikli olarak çocuğun üstün yararı ilkesi uyarınca çocuk dostu adli usullerin işletilmesini, adli süreç içinde yer alan mağdur, tanık ve suça sürüklenen çocuklar ile cinsel suç, aile içi şiddet mağdurları ve diğer kırılgan gruba dahil mağdurlarla uygun ortam ve yöntemle görüşme yapılmasını, ikincil örselenmenin önlenmesini, korunma ihtiyaçlarının tespitini ve ilgili hizmetlere yönlendirilmesini sağlamak üzere adliyeler bünyesinde özel bir alan olarak adli görüşme odalarının kurulması, işlerlik kazanması, ilgili personelin görev, yetki, sorumlulukları ile bu odaların işleyişine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.’’ denilerek adli görüşme odalarında mağdur, tanık ve suça sürüklenen çocukların dinlenebileceği, uygun ortam ve yöntemle denilerek beyanın alınması sırasında uygun ortamın yaratılarak uzman gözetiminde beyanların alınması gerektiği, ikincil örselenmenin önlenmesini, korunma ihtiyaçlarının tespitini ve ilgili hizmetlere yönlendirilmesini sağlamak denilerek çocuğun menfaatleri gereğince de çocuğun tekrar tekrar mağdur edilmemesi güvence altına alınmıştır.

ÇOCUK İZLEM MERKEZLERİ

Türkiye’de ÇİM’lerin kuruluşunu öngören ilk düzenleme 04.10.2012 tarih ve 28431 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2012/20 sayılı Başbakanlık Genelgesidir. Bu genelgede ÇİM’lerin kuruluş amaçları şu şekilde açıklanmıştır: ‘’ … Mağdur çocukların; kolluk kuvvetleri, adli merciler ve sağlık kurumları tarafından ayrı ayrı değerlendirilmesi ve bu süreçte yaşadıklarını defalarca dile getirmek zorunda bırakılması, gizliliğin yeterince sağlanamaması, ilgili kurumlarda çocukla görüşme yapanların; çocuğun ruhsal durumunu gözeterek görüşme yapabilecek yeterlikte eğitime sahip olmaması halinde, çocuğun uğradığı travma daha da şiddetlenmektedir.’’  Genelgede de ana hatları ile özetlendiği gibi ÇİM'ler, çocuk adalet sistemi içerisindeki, en önemli ve en yakıcı eksikliklerden birini ortadan kaldırmak için öngörülmüş bir yapıdır.

Çocuk İzlem Merkezlerini kurulmasında en temel amaç Başbakanlık Genelgesinin gerekçesinde de bahsedildiği üzere genelge öncesinde mağdur çocuk kolluk kuvvetlerinde, adli mercilerde, sağlık kurumlarında yaşadığı mağduriyeti defalarca anlatmak durumunda kalması, yeri geldiğinde duruşmalarda sanık ile karşı karşıya kalması ile yaşadığı mağduriyetin yenilenmesi ve katlanarak artması, mağdur çocuğun ikincil örselenmeyi defalarca yaşaması üzerine bu duruma son verilmesidir.  

Günümüzde uygulamada 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 236 maddesinin 5. fıkrasına göre Türk Ceza Kanunu’nun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların soruşturma evresindeki beyanlarının alınması için kullanılsa da yukarıda belirttiğimiz üzere sadece TCK 103/2 ayrımı yapılmadan çocuğun cinsel istismarı şüphesi olan her durumunda Cumhuriyet savcısının ve avukat  nezaretinde uzmanlar aracılığıyla ÇİM’lerde  mağdur çocuğun beyanın alınması ve alınan beyan  ve görüntüleri kayda alınması büyük önem arz etmektedir.

Çocuk İzlem Merkezleri, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde yer alan ancak bağımsız bir şekilde faaliyet göstermesi planlanan yapıda[13], ‘’0-18 yaş grubunda cinsel istismara uğradığı düşünülen çocukların adli görüşmeleri, adli ve psikiyatrik muayene ve takipleri, multidisipliner bir anlayışla gerçekleştirilmektedir. İşleyiş olarak 7/24 esası ile hizmet öngören merkezde psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve hemşireler 24 saat nöbet sistemi ile çocuk psikiyatrisi uzmanı, adli tıp uzmanı ve çocuk hekimi ise konsültasyonla çalışmaktadırlar.’’[14]

ÇİM’in görevi, cinsel istismara uğradığı konusunda şüphe olduğu durumlarda, şüpheye vakıf olan ilgililerin (ana-baba, sağlık çalışanları, öğretmenler vb.) durumu ivedilikle kolluk kuvvetine iletmesi, kolluk kuvvetlerinin de mağdur olma şüphesi taşıyan çocuğu, hiçbir görüşme yapmadan sivil bir ekip ve sivil bir araçla ÇİM’e ulaştırması ile başlar.[15]

Mağdur çocuğa ilişkin soruşturma işlemleri burada yapılmakta, adli ve idari işlemlerin tüm ilgilileri (C.Savcısı, Avukat...) çocuğun bulunduğu ÇİM’e gelmektedir. Mağdur çocuğun ifadesi alınırken camlı oda kullanılmakta, soruşturmayı yürüten C.Savcısı, mağdur vekili olan avukat, ve diğer ilgililer camın arkasından ifade işlemini izlerken, görüşmeyi sürdüren adli görüşmeci de kulaklıklar aracılığıyla yönlendirilebilmektedirler. Böylelikle mağdur çocuğun beyanına, çocuk iletişimi konusunda alanında uzman tek bir görevli tarafından başvurulmakta ve tüm görüşmelerde kamera ile kayıt altına alınmaktadır[16].’’

Mağdur çocukların vermiş olduğunu beyanlar kayıt altına alındıktan sonra dökümlerini alınması, kovuşturma aşamasında bu verilerin kullanılması, yeterli olmaması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacı ile gerekli olması durumunda bu kayıtların izlenilmesi ancak hala istenilen sonuca varılamıyor ve maddi gerçeğe ulaşmak adına başka hiçbir yol olmaması durumunda mağdur çocuğun beyanının alınabileceği ancak bu durumda bile beyanın mahkemede değil AGO’larda gerekli usul ve esaslara uygun olarak alınması gerekmektedir.

Genel değerlendirme yapmak gerekirse ceza yargılaması içerisinde çocuklar özel bir konumda tutulmuş, çocuklara özgü yargılama usulleri içerisinde çocukların yaşadığı mağduriyetlerin hemen giderilmesi ve ikincil mağduriyet yaşamamaları adına yukarıda bahsettiğimiz düzenlemeler yapılmıştır. Uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi ve tekrarlanmasını sağlamak da bizlere düşmektedir. Elbette çocukların yaşadıkları mağduriyeti dile getirmeleri ve bizlerin de onlara kulak vermesi oldukça önemlidir. Ancak onları dinlerken, onlara yardım etmeye çalışırken, onları incitmemek de en büyük misyonumuz olmalıdır. Çünkü geleceğimizin temeli olan çocukların, hayat yolunda yaşadıkları sorunları aşmalarında yardımcı olmak ve yaralarını sararak onları geleceğe hazır etmek toplum için en büyük görevdir. 

Av. Zorbek Yamer

İzmir Barosu

-------------------

[1] Türk Ceza Kanunu mad. 31,32,33 vb. / Ceza Muhakemeleri Kanunu mad.56, 150-2 vb.

[2] T.B.M.M Sözleşmeyi onaylarken l7. 29. ve 30. maddelerini Lozan anlaşmasına göre yorumlama hakkını saklı tutmuştur

[3] Çocuk istismar ve ihmalinin, özellikle cinsel istismarının önlenmesi ile ilgili önem taşıyan Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye ek olarak bu protokol imzalanmıştır.

[4] Türk Ceza Kanunu mad. 31, 33, 56, 103, 104, 226, 229, 

[5] 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu mad.3/2. ‘Suça sürüklenen çocuk: Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuğu,’

[6] Kabul Tarihi :25.01.1996, Onay Kanunu:4620 Tarihi:31.01.2001 R.G. 02.05.2002-24743

[7]  Unicef, 2005:69

[8]  Unicef, 2005:70-71

[9]  İstanbul’da 11.05.2011 tarihinde imzaya sunulmuş; 12.03.2012 tarihinde onaylanarak 01.08.2014 tarihinde ülkemizde yürürlüğe girmiştir.

[10] TCK 103/2 ‘’Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.’’

[11]  TCK 103/1 ‘’Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;

 a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.

[12] ADALET BAKANLIĞI Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Mağdur Hakları Daire Başkanlığı, Sayı : 78548895-604-0001-2017-E.20/7382 , Tarih 21-01-2020

[13] Çocuk İzlem Merkezleri, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde kurulması öngörülmüştür. Ancak Bakanlığa bağlı hastanelerde yeterli dananınım bulunmadığı durumlar için, Sağlık Bakanlığı ile Üniversite Hastaneleri arasında protokoller imzalanmıştır. Buna göre üniversiteye ait yapılarda ÇİM yapılanması kurulabilecektir. Ayrıca uygulamada bazı üniversiteler bünyesinde yapılandırılmış Çocuk Koruma Araştırma ve Uygulama Merkezleri içerisinde bulunan çocuk koruma birimlerinde de ÇİM lerde yapılan adli işlemler yapılabilmektedir. HSYK’nın 11/02/2012 tarihli ve B.03.1.HSK.0.70.12.04-010.07.02-1- 2012/144/8134 sayılı, Üniversitelerin çocuk koruma birimleri ve merkezleri konulu yazısında da bu durum Türkiye genelindeki tüm Başsavcılıklara sunulmuştur

[14] ÇİM Yönetim ve Koordinasyon Kurulu 22.10.2012 tarih ve 2012/1 Karar nolu toplantı md:2.2

[15] 9 ÇİM Yönetim ve Koordinasyon Kurulu 22.10.2012 tarih ve 2012/1 Karar nolu toplantı md:2.2.2

[16] ÇİM Yönetim ve Koordinasyon Kurulu 22.10.2012 tarih ve 2012/1 Karar nolu toplantı md:2.3.6