Giriş

Ceza yargılamasının temel amacı, maddi gerçeğe ulaşmak suretiyle adil bir karar vermektir. Ancak bu amaca ulaşılırken başta masumiyet karinesi olmak üzere, adil yargılanma hakkını güvence altına alan temel ilkelerin titizlikle korunması gerekir. Uygulamada sıkça karşılaşılan bir durum, hâkimlerin sanığın devam eden başka soruşturma ve kovuşturmalarını inceleyerek mevcut yargılamaya etkili olacak şekilde değerlendirmelerde bulunmalarıdır. Bu yaklaşım, ciddi anayasal ve hukuki sorunlar doğurmaktadır.

Bu çalışmada, devam eden soruşturma ve davaların hükme esas alınmasının ihsas-ı rey niteliği taşıyıp taşımadığı ve bu uygulamanın masumiyet karinesi ile adil yargılanma hakkı üzerindeki etkileri incelenecektir.

I. Masumiyet Karinesi ve Hukuki Niteliği

Masumiyet karinesi, hem ulusal hem de uluslararası hukukta güvence altına alınmış temel bir ilkedir. Türkiye’de bu ilke, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 38 hükmünde açıkça ifade edilmiştir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

Benzer şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6 kapsamında da masumiyet karinesi korunmaktadır.

Bu ilkenin doğal sonucu olarak:

- Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan hiçbir fiil, sanık aleyhine değerlendirmeye esas alınamaz.

- Devam eden soruşturma veya kovuşturmalar, hukuken “şüphe” aşamasını ifade eder ve kesinlik içermez.

II. İhsas-ı Rey Kavramı ve Ceza Yargılamasındaki Yeri

İhsas-ı rey, hâkimin henüz hüküm vermeden önce davaya ilişkin kanaatini açıklaması veya bu kanaati yargılamaya yansıtması anlamına gelir. Bu durum, tarafsızlık ilkesini zedeler ve yargılamanın objektifliğini ortadan kaldırır.

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 24 kapsamında hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşüren durumlar, reddi hâkim sebebi olarak kabul edilmiştir.

Devam eden soruşturma ve davaların değerlendirilmesi şu sonucu doğurur:

- Hâkim, henüz kesinleşmemiş iddiaları sanığın kişiliğine ve suçluluğuna dair bir veri olarak kabul etmektedir.

- Bu durum, hâkimin zihninde sanık hakkında ön yargı oluşmasına neden olur.

Dolayısıyla bu yaklaşım, açıkça ihsas-ı rey niteliğindedir.

III. Devam Eden Soruşturma ve Davaların Hukuki Niteliği

Devam eden soruşturma ve kovuşturmalar:

- Henüz kesinleşmemiştir,

- Delil değerlendirmesi tamamlanmamıştır,

- Beraat, düşme veya takipsizlikle sonuçlanma ihtimali mevcuttur.

Bu bağlamda, soruşturma aşamasında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar (KYOK) veya kovuşturma sonucunda verilen beraat kararları, başlangıçta var olan şüpheyi ortadan kaldırmaktadır.Kaldı ki, sanığın diğer devam eden soruşturmalarının veya davalarının sonucunda mahkumiyetine karar verilse dahi, sorgulamayı yapan mahkemenin hükmünü açıkladığı tarihte henüz ortada karar bulunmamaktadır. Karar verilmiş olsa dahi kesinleşmediği sürece yine hükme esas alınamaz.Kanaatimizce ceza hukukunda her olayın kendi içinde ayrı değerlendirilmesi gerektiğinden, sanık hakkında aynı suçtan kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunsa dahi, devam eden yargılamada sanığın yine beraat etme şansı vardır.Bu bağlamda daha önceki kesinleşmiş mahkumiyet kararları, yalnızca suçun sübut bulması noktasında, cezanın tayininde etken olmaldır.

Dolayısıyla:

- Henüz sonuçlanmamış bir dosyanın, başka bir yargılamada sanık aleyhine değerlendirilmesi hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır.

- Bu durum, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin de dolaylı ihlaline yol açar.

IV. Adil Yargılanma Hakkının İhlali

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme önünde yargılanmayı gerektirir.

Hâkimin:

- Sanığın geçmiş veya devam eden dosyalarını inceleyerek karakter analizi yapması,

- Bu dosyalardan hareketle mevcut davada kanaat oluşturması,

şu ihlallere yol açar:

1. Tarafsızlık İlkesinin İhlali

Hâkim, sadece somut dosya kapsamındaki delillerle karar vermek zorundadır. Başka dosyaların dikkate alınması, tarafsızlığı ortadan kaldırır.

2. Silahların Eşitliği İlkesinin Zedelenmesi

Sanık, henüz sonuçlanmamış bir dosya üzerinden dolaylı olarak yargılanmış olur.

3. Önyargılı Yargılama

Sanığın “suça meyilli” olduğu yönünde bir algı oluşur ki bu, ceza hukukunun bireysel sorumluluk ilkesine aykırıdır.

V. Uygulamadaki Sorun

Uygulamada birçok hâkim:

- UYAP üzerinden sanığın devam eden dosyalarını incelemekte,

- Bu bilgileri bilinçli veya bilinçsiz şekilde hükme yansıtmaktadır.

Bu uygulama:

- Hukuki dayanağı olmayan,

- Anayasal ilkelere aykırı,

- Sistematik bir hak ihlali niteliği taşıyan bir pratik haline gelmiştir.

Özellikle kısa gerekçeli kararlarda açıkça yer almamakla birlikte, kararın oluşum sürecinde bu bilgilerin etkili olduğu gözlemlenmektedir.

VI. Çözüm Önerileri

1. Normatif Düzenleme Yapılması

Devam eden soruşturma ve kovuşturmaların başka dosyalarda dikkate alınamayacağı açıkça düzenlenmelidir.

2. Yargısal İçtihat Geliştirilmesi

Yüksek mahkemeler, bu uygulamayı açıkça hukuka aykırı kabul eden içtihatlar oluşturmalıdır.

3. UYAP Erişim Sınırlandırması

Hâkimlerin yalnızca ilgili dosya ile sınırlı bilgiye erişmesi sağlanmalıdır.

4. Eğitim ve Farkındalık

Hâkim ve savcılara yönelik eğitimlerle masumiyet karinesi güçlendirilmelidir.

Sonuç

Ceza yargılamasında devam eden soruşturma ve davaların hükme esas alınması, masumiyet karinesine açıkça aykırı olup aynı zamanda ihsas-ı rey niteliği taşımaktadır. Bu uygulama, sanığın henüz kesinleşmemiş iddialar üzerinden değerlendirilmesine yol açarak adil yargılanma hakkını ihlal etmektedir.

Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, yargılamaların yalnızca somut deliller üzerinden ve tarafsız bir şekilde yürütülmesi zorunludur. Aksi yöndeki uygulamalar, bireylerin devlete olan güvenini zedeleyecek ve yargı sisteminin meşruiyetini tartışmalı hale getirecektir. Mahkemelerin çağdaş ceza hukukuna göre yargılama yapması gerektiğini, yargılama faaliyetinin basite indirgenmemesi gerektiği,somut delillere dayanmayan çıkarımlarda bulunma, niyet okuma gibi bilim dışı yollara başvurulmamaldır.