Bilindiği üzere, ceza yargılaması bir süreci ifade etmektedir. Bu süreç, bir suçun işlenmesi ile başlar ve Devlet ile fail arasında gelişen çok sayıda aşamayı kapsar. Burada suçun işlenmesi ile devlet ve fail arasında bir ilişki ortaya çıkmakta ve bu ilişki bir süreç içinde gelişmektedir.

Bu ilişki suçun ve failinin tespit edilmesinden başlayarak verilecek hükmün kesinleşmesine ve hatta bazı hâllerde uygulanacak yaptırımların infazına kadar gitmektedir.

Ceza yargılaması bu anlamda pek çok aşamadan geçmektedir. İşte bu noktada, ceza yargılama sürecinde “yok hükmünde” sayılan bazı işlemlerin ve hallerin varlığı gündeme gelebilmektedir.

Ceza yargılamasında bu yokluk hali, yapılan işlemin, verilen kararın “yok hükmünde” sayılmasını gerektirebilmektedir.

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından öncelikle hukuki işlem kavramı üzerinde durulmalıdır.

Hukuki işlem kavramı, bir veya birden çok kişinin, hukuk düzeni tarafından tanımlanmış kısıtlamalar dâhilinde ve işlemin unsurları ile birlikte, hukuki sonuçlar doğurmaya yönelmiş irade beyanının ortaya konulması ile var olan hukuki bir olgu şeklinde tanımlanabilmektedir.[1]

Hukuki işlem, işlemin kurucu unsurları ile var olmaktadır. Hukuki işlemin kurucu unsurları olarak karşımıza, “irade açıklaması” ve “hukuki sonuç” olmak üzere iki kavram çıkmaktadır.[2]

Bir hukuki işlemin, kurucu unsurlarında eksiklik olması halinde, hukuki işlemler için bir yokluk halinden bahsedilebilecektir.

Ayrıca kurucu unsurlar dışında hukuki işlemlerdeki “geçerlilik” ve “etkinlik” unsurları da, işlemin “yok hükmünde” sayılması ile ilgili olarak dikkate alınmalıdır.[3]

İDARE HUKUKUNDA YOKLUK KAVRAMI

İdare hukukunda yokluk kavramı, maddi yokluk ve hukuki yokluk olmak üzere iki başlık altında inceleme konusu yapılmaktadır. Maddi yokluk[4] kavramı, işlemin madden var olmaması halinde ortaya çıkmaktadır.

Hukuki yokluk kavramı ise, işlemin geçerlik şartlarının, yani yetki ve fonksiyon gaspı gibi ağır ve açık hukuka aykırılık taşıması halinde (hukuki yokluk, yokluk benzeri, yok hükmünde olma) gündeme gelmektedir.

Hukuki yokluk oluşturan haller işlemin unsurları dikkate alınarak tespit edilmektedir. Fakat bu konuda nesnel bir ölçüt ortaya konulamamıştır.

Kural olarak Yok hükmünde olan işlemlerin iptali için dava açmaya ihtiyaç duyulmamaktadır. Ancak açık ve ağır sakatlık hali mevcutsa, idare mahkemesinde dava açılabilme imkânı mevcuttur. Bu dava iptal davası şeklinde gelişme göstermektedir.[5]

ANAYASA YARGISI AÇISINDAN YOKLUK KAVRAMI

Anayasa Mahkemesi, “Yokluk” kavramının bir normun var olmaması halinde ortaya çıktığını ifade etmektedir. Bu anlamda kanunlar açısından Parlamento iradesinin olmaması, Cumhurbaşkanının yayımlama iradesinin bulunmaması, Resmi Gazete’de yayımlanmaması ve benzeri hallerde bir normun varlığının zorunlu koşulları bulunmadığını söylenebilecektir. Ancak bunun dışındaki sakatlık halleri, Anayasal denetimin konusunu oluşturacaktır.[6]

Öğretide; yokluk halinin, özel hukukta ve kimi zaman yönetsel ve anayasal yargıda, zaman zaman ortaya çıkabilecek hukuk dışı uygulamalara karşı kullanılabilecek hukuksal bir araç olarak kullanılabileceği yönünde görüşler ileri sürülmektedir.[7]

Bu nedenle, yok sayılan işlemlerin kimseyi bağlamayacağı ve oluşturuldukları tarihten bu yanı geçersiz sayılacakları söylenebilir. “Yokluk” hali, konuyu incelemeye yetkili yargı yerlerince tespit edilmelidir. Örneğin, Anayasa yargısında, bu yetki Anayasa Mahkemesi tarafından kullanılması gereken bir yetkidir.[8]

TEBLİGAT KANUNU AÇISINDAN YOKLUK KAVRAMI

Yukarıda da ifade edildiği üzere, bir hukuki işlemin kurucu unsurlarında eksiklik varsa, bu durum hukuki işlemin hükümsüzlüğü ile sonuçlanır.

Başka bir söylemle, bu durum yokluk hali olarak tanımlanmaktadır.15.[9]

Özetle, bir hukuki işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliğin hukuki işlemin varlık kazanmasına engel olacağını, bu işlemin yokluk kavramı ile ifade edilebileceğini söyleyebiliriz.[10]

Tebligatın iki kurucu unsuru vardır: Bu unsurlar, yazılı bildirim ve belgelendirme unsurlarıdır.[11]

İşte tebligat işleminin kurucu unsurlarının olması, yapılan tebligat işleminin yokluğu ile sonuçlanmaktadır.

Örneğin; tebligat zarfının boş olması (içinde herhangi bir tebliğ evrakının bulunmaması) halinde yazılı bildirim unsuru gerçekleşmez ve tebligatın varlığından söz edilemez.

Örneğin; tebligat konusu işlemin iadeli taahhütlü mektupla bildirilmesi halinde, tebligatın kurucu unsurlarından belgelendirme unsurunun olmadığı anlamına gelecek ve tebligat yok hükmünde sayılacaktır.[12]

Sonuç olarak, yapılan tebligat işleminin unsurlarından birinin olmaması halinde, tebligat işlemi yokluk haline tabi olacaktır. Yani tebligat yapılmamış sayılacaktır.

Tebligatın unsurları yanlış veya hatalı ise, kanuna uygun olmayan usulsüz tebligat var demektir. Burada var olmayan bir tebligat işleminin hukuki sonuçları ortaya çıkmayacaktır. Bu halde, tebligatın kurucu unsurlarının tam olarak bulunduğu ve mevzuata uygun olan bir tebligatın yapılması gerekecektir.

YARGITAY UYGULAMASI

Aynı konuda önceden karar verilmesi

Yargıtay, bir konuda daha önce karar verildikten sonra, aynı konuda tekrar karar verilmesi halinde verilen ikinci kararı yok hükmünde saymaktadır.[13]

Örneğin; müsadere konusunda karar verildikten sonra aynı konuda ikinci kez karar verilmesi halinde, verilen ikinci karar yok hükmünde sayılacaktır.[14]

Örneğin; Sanık hakkında kamu malına zarar verme suçundan verilen mahkûmiyet kararının temyiz edilmeksizin kesinleşmesinden sonra, mahkeme tarafından aynı kamu malına zarar verme suçundan verilen karar, hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde kabul edilecektir. Yargıtay, bu durumda, hukuken varlık kazanmayan bir kararın temyiz davasına konu edilmesinin mümkün olmadığını ifade etmektedir.[15]

Yargıtay, daha önce temyiz talebi konusunda bir karar verildikten, aynı konuda tekrar karar verilmesi halinde, bu ikinci kararı yok hükmünde saymaktadır.[16]

Yargıtay, bir suçtan verilen kararın kesin nitelikte olması ve kesinleşmesi halinde, aynı konuda verilen ikinci hükmün hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olduğunu bazı kararlarında ifade etmektedir.[17]

Örneğin; sanık hakkında mala zarar verme suçundan kesin nitelikte adli para cezasının verildiği, bu kararın kesinleştiği ve bu kesinleşmeden sonra sanığın denetim süresi içinde işlediği hırsızlık suçundan dolayı hükmün açıklandığı olayda, mala zarar verme suçundan kurulan bu ikinci hükmün hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu, hukuken varlık kazanmayan ve infazı kabil olmayan bir kararın temyiz davasına konu edilmesinin de mümkün olmadığı gözetilmelidir.[18]

Örneğin; mala zarar verme suçundan şikâyet yokluğu nedeniyle düşme kararı verilmesi ve kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde, hüküm açıklanırken mala zarar verme suçundan yeniden hüküm kurulması hukuka aykırı olacaktır.[19]

Yargıtay, bu olayda bu suç hakkında yeniden kurulan hükmün yok hükmünde olduğunu ve taraflara temyiz hak ve yetkisini kazandırmayacağını dile getirmektedir.[20]

Örneğin; Sanık hakkında atılı eylem nedeniyle, Yargıtay tarafından idari para cezası yönünden yapılan incelemede gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle idari para cezası verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiş olması halinde, bu karardan sonra mahkemece verilen ret kararı hukuki değerden yoksundur. Bu kararın yok hükmünde olduğu gözetilmelidir.[21]

Davaya katılma hakkı bulunmayan özneler hakkında verilmiş katılma kararları

Yargıtay, suçtan doğrudan zarar görmeyen ve davaya katılma hakkı bulunmayan özneler hakkında verilmiş katılma kararlarının hukuken geçersiz olduğunu, bu kararların yok hükmünde olduğunu, bu öznelere temyiz hakkını vermeyeceğini kararlarında ifade etmektedir.[22]

Örneğin; Katılanın suça konu çeki ciro yoluyla başka birinden teslim aldığı, sanığın, hileli hareketlerini ise katılan dışında başka bir kişiye yönelttiği olayda, atılı suçtan doğrudan zarar görmeyen katılanın davaya katılamayacağı gözetilmelidir. Burada bu kişi yönünden verilen katılma kararı hukuken geçersiz ve yok hükmünde sayılacak ve bu kişiye temyiz hakkı vermeyecektir.[23]

Eski hale getirme ve temyiz talepleri

Yargıtay, kişinin eski hale getirme istemiyle birlikte temyiz isteminde de bulunduğu hallerde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 42. maddesi gereğince talep hakkında karar verme yetkisinin Yargıtay’a ait olduğunu, eski hale getirme ve temyiz talebinin reddine ilişkin yerel mahkemece ek kararın hukuken yok hükmünde olduğunu kararlarında belirtmektedir.[24]

Bu gibi hallerde Yargıtay, ayrıca tebligat işlemlerinin geçerli ve hukuka uygun olup olmadığına da bakmaktadır. Örneğin; sanığın yokluğunda verilen gerekçeli kararın, bilinen en son adresine ''aynı konutta daimi ikamet eden ehil SK. İmzasına''  şeklindeki şerh ile 23.11.2011 tarihinde tebliğ edildiği olayda, yapılan araştırmada adı geçen şahsın muhatabın komşusu olduğunun anlaşılması karşısında, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 22. maddesine aykırı olarak yapılan tebligatın usulsüz olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda, örneğin sanığın ilk olarak öğrenme üzerine yapmış olduğu temyiz isteminin süresinde olduğu tespit edilmiş ise, temyiz talebi kabul edilmeli ve bir karar verilmelidir.[25]

Örneğin; sanığa yokluğunda verilen mahkûmiyet hükmünü içerir gerekçeli kararın 03.01.2012 tarihinde yakalama sonucu alınan savunmasında belirttiği adrese yapıldığı ancak tebligatın iade dönmesi üzerine aynı adrese Tebligat Kanunu madde 35'e göre tebligat çıkarılarak kesinleştirildiği olayda, yapılan tebligatın usulsüz olduğu ve öğrenme üzerine yapılan sanığın temyiz isteminin yasal süresinde olduğu kabul edilmelidir.[26]

Temyizden feragat dilekçesini değerlendirme görevinin Yargıtay’a ait olması

Suça sürüklenen çocuk müdafinin, hükmü temyiz ettikten sonra, suça sürüklenen çocuğun, dosyamın temyiz edilmesini istemiyorum şeklindeki dilekçesini değerlendirme yetkisi Yargıtay'a aittir. Bu dilekçe üzerine yerel mahkeme tarafından temyizin reddine ilişkin ek karar verilmesi halinde, verilen karar yok hükmünde sayılacaktır.[27]

Dava açılmayan olayla ilgili karar verilmesi

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 225/1. maddesine göre ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında hüküm verilebilecektir.

İddianamede bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan bahsedilmesinin, o olay hakkında da dava açıldığı anlamına gelmemektedir.

Örneğin; iddianamede sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan açılmış bir dava bulunmadığı veya anlatılmış bir sahtecilik eyleminin bulunmadığı olayda, bu haliyle iddianamede anlatılmayan eylemle ilgili dava açılmadığı, sanık hakkında verilen beraat hükmünün yok hükmünde olduğu, adı geçen sanık hakkında açılmamış resmi belgede sahtecilik suçundan beraatına hükmedilmesi hukuka aykırı olacaktır.[28]

Örneğin; kasten yaralama suçundan açılmış bir dava olmadığı halde, sanık hakkında kasten yaralama suçundan hüküm kurulmuş ise, açılmayan bir davadan kurulan her hükmün yok hükmünde olduğu, yok hükmündeki kararlara karşı da temyiz davası açılamayacağı gözetilmelidir.[29] Bu gibi hallerde Yargıtay, temyiz taleplerini reddetmektedir.[30]

Müştekinin ölümü halinde uzlaşma hükümlerinin uygulanması

Müştekinin ölmeden önce özgür iradesi ile ortaya koyduğu şikâyetçi olduğuna ve uzlaşmak istemediğine ilişkin beyanı hukuken geçerli sayılmaktadır. Müştekinin ölümü nedeniyle, müştekinin bu beyanı yok hükmünde sayılamaz. Ayrıca mirasçılarına yönelik uzlaşma girişiminde bulunulması da gerekmemektedir.[31]

Bu durumun şahsa sıkı sıkıya bağlı olan ve ifade edildiği tarihte hukuki sonuç doğuran şikâyet hakkını hükümsüz hale getirmeyeceği gözetilmelidir.

Bu gibi hallerde, uygulama maddesi yanlış yorumlanarak, örneğin sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan müştekinin mirasçısı ile sanık arasında uzlaşmanın sağlandığı belirtilerek yazılı biçimde davanın düşürülmesine karar verilmesi hukuk aykırı olacaktır.[32]

Görevli mahkemenin karar vermemesi

Bir konuda görevli olmayan mahkeme karar vermişse, verilen bu karar yok hükmünde sayılmaktadır.

Örneğin; kapatılan Sulh Ceza Mahkemelerinin, Sulh Ceza Hâkimliklerinin faaliyete geçtiği 16.07.2014 tarihine kadar görevli olduğu bilinmektedir. Şayet Sulh Ceza Mahkemelerinin 16.07.2014 tarihinden sonra verdiği bir karar varsa, bu karar yok hükmünde sayılacaktır.[33]

Örneğin, bu mahkeme tarafından verilmiş 08.07.2014 tarihli mahkûmiyet hükmü, yok hükmünde sayılamayacaktır.[34]

Temyize tabi kararlarda temyiz talebinin reddine karar verilmesi

Yargıtay, temyize tabi bir kararın temyize tabi olmasına rağmen, temyiz talebinin reddedilmesine karar verildiği hallerde, verilen bu ek kararı yok hükmünde saymaktadır.

Örneğin; sanık hakkında hapis cezasından çevrilen 6740 TL adli para cezasının miktarı itibariyle temyizi kabil olduğundan, temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar yok hükmünde sayılacak ve temyiz incelemesi yapılabilecektir.[35]

Tebligat işlemlerindeki hukuka aykırılıklar ve kararın kesinleşmemesi

Mahkeme tarafından verilen karar usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmeli ve karar kesinleştirilmelidir. Şayet karar mevzuata uygun bir şekilde tebliğ edilmemiş ise, karar kesinleşmiş sayılmaz. Bu durumda Yargıtay, öğrenme tarihinden itibaren yasa yolu süresini başlatmakta ve süresi içinde ise temyiz taleplerini değerlendirmektedir.

Örneğin; tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin kararın sanığın savunmasında belirttiği adresine tebliğe çıkarıldığı, ancak dosyadaki bilgi ve belgelerden sanığın bu tarihte askerlik görevini ifa ettiği olayda, sanığa usulüne uygun olarak bildirilmeyen kararın kesinleşmediği, kesinleşmeyen karara ilişkin hükmün hukuken geçersiz ve yok hükmünde olduğu gözetilmelidir.[36] Bu gibi durumlarda Yargıtay, kanun yoluna başvurma dilekçesini öğrenme tarihinden itibaren yasal süresinde ise inceleme konusu yapmaktadır.[37]

Örneğin; cezaevinde hükümlü bulunan sanığa ceza infaz kurumu aracılığı ile verilmek suretiyle tebliğ edildiği ve fakat 5271 sayılı CMK'nın 35. maddesinin 3. fıkrası gereğince tutuklu bulunan sanığa tebliğ edilen kararın bizzat kendisine okunup anlatılması gerektiği halde, bu zorunluluğa riayet etmeden yapılan tebliğ işleminin usulûne uygun olmaması nedeniyle sanığın temyiz taleplerinin kabul edilmesi gerekecektir.[38] Yargıtay, burada temyiz isteminin reddine dair ek kararın yok hükmünde olduğu belirtmektedir.[39]

Örneğin; sanık hakkındaki hükmün sanığın yokluğunda verildiği, sanığa gerekçeli kararın tebliğinin 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre yapıldığı olayda, yapılan tebligatın usulsüz olduğunu ifade edilmektedir.[40] Burada sanık hakkında verilen kararın kesinleşmemiş olduğu ve kararın yok hükmünde olduğu gözetilerek inceleme yapılmalıdır.

Örneğin; sanığın yokluğunda verilen kararın sanığın dilekçesi ile bildirdiği son adresi yerine MERNİS adresine tebliğ edildiği ve yapılan tebligata istinaden hükmün usulsüz olarak kesinleştirildiği olayda; kesinleşmeyen karara ilişkin verilen sonraki karar ve işlemlerin hukuken geçersiz ve yok hükmünde olduğu kabul edilmelidir.[41]

Tebligatın aşamalarına uyulması zorunluluğu

Öncelikle 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10. maddesinin 2. fıkrasına göre muhatabın bilinen en son adresine tebligat çıkarılmalıdır. Şayet bu adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilerek aynı Kanunun 21. maddesinin 2. fıkrasına  göre bu adrese tebligat yapılması gerekecektir.[42]

Örneğin; sanığın 10.03.2011 günü alınan savunmasında belirttiği G…. Mah. 37. Sok. No:8/1 Z…./İstanbul adresine tebliğe çıkarıldığı, çıkarılan tebligatın sanığın belirtilen adreste tanınmadığı gerekçesiyle iade edildiği, iade üzerine kararın bu kez Y…. Mah. 50/2 Sok. No:8  adresine Tebligat Kanununun 35. maddesine göre 07.11.2012 günü tebliğ edildiği ancak  tebligat tarihinde sanığın adres kayıt sistemindeki adresinin S… Mah. 28/5 Sok. No:7/1 Z…/İstanbul olduğu belirlenmiş ise,  sanığa usulüne uygun olarak bildirilmeyen kararın kesinleşmediği gözetilmelidir.[43] Yargıtay, burada tebligat işleminin aşamalarına uyulmadan yapılmasını mevzuata aykırı saymaktadır. Bu durumda da kesinleşmeyen karara ilişkin hükmün hukuken geçersiz ve yok hükmünde olduğu kabul edilmelidir.[44]

Örneğin; sanığın aynı zamanda son bildirdiği adres olan mernis adresine tebliğe çıkarıldığı, çıkarılan tebligatın “muhatabın adresten ayrıldığı, cezaevinde olabileceği ve yeni adresinin bilinmediği” gerekçesiyle  iade edildiği, iade üzerine davetiyenin bu kez aynı adrese Tebligat Kanununun 35. maddesine göre 29.12.2011 günü tebliğ edildiği olayda, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10. maddesine 6099 sayılı Kanunun 3. maddesi ile eklenen 2. fıkrasına göre bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul  edilerek, aynı Kanunun tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddesine 6099 sayılı Kanunun 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasına  uygun olarak adres kayıt sistemindeki adresine tebligat yapılması gerekmektedir.[45]

Bu olayda, sanığın adresine Tebligat Kanununun 35. maddesine göre yapılan tebligat usulüne uygun değildir. Bu nedenle sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleşmediği ve buna bağlı olarak verilen sonraki kararların da yok hükmünde olduğu gözetilmelidir.[46]

Örneğin; denetimli serbestlik tedbirine ilişkin kararın sanığın sorgusunda belirttiği adresi yerine adres kayıt sistemindeki adresine tebliğe çıkarıldığı, çıkarılan tebligatın muhtara bırakılmak suretiyle tebliğ edildiği olayda,  sanığa usulüne uygun olarak tebliğ edilmeyen kararın kesinleşmediği gözetilmelidir.[47] Bu nedenle daha sonra sanık hakkında verilen karar yok hükmünde sayılacaktır.[48]

Hüküm verildikten sonra talep üzerine karar verilmesi halleri

Mahkeme, yargılama sonunda hüküm vermek sureti ile dosyadan el çekmektedir. Yerel mahkeme, esas hakkında karar verdikten sonra, talep üzerine tekrar dosyayı ele alarak karar veremez.[49]

Örneğin; mahkeme sanık hakkında karar verdikten sonra, kurulan hükümdeki hesap hatasının giderilmesine ilişkin talep üzerine verdiği ek karar yok hükmünde sayılacaktır.[50]

HAGB kararı sonrasında hükmün açıklanması

Sanık hakkında HAGB kararı verildikten sonra, ihlal nedeniyle hükmün açıklanması sırasında yeniden farklı hüküm kurulması halinde, verilen yeni hüküm hukuka aykırı olacak ve yok hükmünde sayılacaktır.[51]

Mahkemece tavzihine karar verilen hata “maddi yanılgı” veya “yazım hatası” olarak değerlendirilip tavzih yoluyla düzeltilebilecek hatalardan değilse, önceki hükümden farklı bir şekilde karar verilmesi hukuka aykırı olacaktır.[52]

Kanun yolunun şekli ile ilgili bilgilerin gösterilmemesi

Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34/2, 231/2. ve 232/6. maddeleri uyarınca, hükümde başvurulacak kanun yolu, mercii, başvuru şekli, süresi ve bu sürenin ne zaman başlayacağının açıkça ve ilgiliyi yanıltmayacak biçimde gösterilmesi gerekmektedir.[53]

Örneğin, sanığa yokluğunda verilen kararda, kanun yolu başvuru süresinin yanıltıcı biçimde “tefhim tarihinden” itibaren başlayacağının belirtilmiş olması halinde, yasa yolu bildirimi usulsüz olacaktır. Bu durumda temyiz isteğinin süresinde ve ilk karara yönelik olduğu ve bu karara dayalı olarak yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğu kabul edilmelidir.[54]

Aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere kararın bozulmasına karar verildiği haller

Mahkeme kararı aleyhe sonuç doğurmamak koşulu ile bozulması halinde, yerel mahkemece aleyhe sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamaz. Bu durumda "tekriri muhakeme" yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmez.[55]

Aleyhe bozma yasağına aykırı bir şekilde mahkeme tarafından, kişi aleyhine olacak şekilde kurulan hükmün hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu gözetilmelidir. Bu hallerde hukuken varlık kazanmayan ve infaz kabiliyeti olmayan bir kararın temyiz davasına konu edilmesi de mümkün değildir.[56]

(Bu köşe yazısı, sayın Dr. Suat ÇALIŞKAN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

KAYNAKÇA

Adnan GÜRİZ: Hukuk Başlangıcı, 13. Baskı, Ankara, Siyasal Kitabevi, 2011.

Celâl IŞIKLAR:  İdare Hukukunda Yokluk Ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Uygulaması, ÎÜHFM C. LXIX, S. l -2, 2011.

Ejder YILMAZ/Tacar ÇAĞLAR: Tebligat Hukuku, 6.Bası., Ankara, Yetkin Yayınları, 2013.

Fikret EREN: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Bası, Ankara, Yetkin Yayınları, 2012.

M.Kemal OĞUZMAN/Nami BARLAS:  Medeni Hukuk Giriş/ Kaynaklar/ Temel Kavramlar, 15. Bası, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2008.

Mehmet AYAN: Borçlar Hukuku (Genel Hükümler), 5. Bası, Konya, Mimoza Yayınları, 2007.

Mustafa DURAL/Suat SARI: Türk Özel Hukuku, Cilt 1, 8.bs., İstanbul, Filiz Kitabevi, 2013.

Necip KOCAYUSUFPAŞAOĞLU: Borçlar Hukukuna Giriş- Hukuki İşlem- Sözleşme (Kocayusufpaşaoğlu- Hatemi- Serozan- Arpacı, Borçlar Hukuku Genel Bölüm, Cilt I ), 5. Bası, İstanbul, Filiz Kitapevi, 2010.  

Timuçin MUŞUL: Tebligat Hukuku, 6. bs., Ankara, Adalet Yayınevi, 2016.

Yılmaz ALİEFENDİOĞLU: Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında “Yokluk” Ya Da “Yok İşlem”, TBB Dergisi, Sayı 81, 2009, ss. 1-14.

---------------------------

[1] Necip KOCAYUSUFPAŞAOĞLU: Borçlar Hukukuna Giriş- Hukuki İşlem- Sözleşme (Kocayusufpaşaoğlu- Hatemi- Serozan- Arpacı, Borçlar Hukuku Genel Bölüm, Cilt I ), 5. Bası, İstanbul, Filiz Kitapevi, 2010. s. 92; Mehmet AYAN: Borçlar Hukuku (Genel Hükümler), 5. Bası, Konya, Mimoza Yayınları, 2007. s. 80; Adnan GÜRİZ: Hukuk Başlangıcı, 13. Baskı, Ankara, Siyasal Kitabevi, 2011. s. 164; Fikret EREN: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Bası, Ankara, Yetkin Yayınları, 2012, s. 119.

[2]   Fikret Eren, hukuki işlemin unsurlar ve hukuki sonuç kısımlarından oluştuğunu söylüyor. Temel kurucu unsur olarak irade açıklamasını belirtiyor ve bu temel unsur dışında irade açıklamasına eklenmesi gereken diğer kurucu unsurlardan bahsediyor: Örneğin, sözleşmenin kurulabilmesi için icap beyanına eklenmesi gereken kabul beyanı. Ayrıntılı bilgi için bkz. EREN, s. 119 vd

[3]  M. Kemal OĞUZMAN, Nami BARLAS:  Medeni Hukuk Giriş/ Kaynaklar/Temel Kavramlar, 15. Bası, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2008, s. 166-167; EREN, s. 120 vd; AYAN, s. 80 vd.

[4] Maddi yokluk halinde, Fransa'da tespit davası açılabilir. Buna karşılık, Türk idari yargılama usûlüne göre tespit davası yoluna başvurulamaz. Dava adliye mahkemesinde açılabilir.

[5] Celâl Işıklar,  İdare Hukukunda Yokluk Ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Uygulaması, ÎÜHFM C. LXIX, S. l -2, ss. 805-880, 2011. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi'nin (AYİM) uygulaması da bu şekildedir

[6] AYM’nin E. 2008/16, K. 2008/116 sayılı kararı, RG: T. 22.10.2008, S. 27032.

[7] Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında “Yokluk” Ya Da “Yok İşlem”, TBB Dergisi, Sayı 81, 2009, ss. 1-14, s. 14.

[8]   Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında “Yokluk” ya da “Yok İşlem”, TBB Dergisi, Sayı   81, 2009, ss. 1-14, s. 14.

[9]  M. Kemal Oğuzman/Nami Barlas, Medeni Hukuk, 19. bs., İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2013, s. 211; Mustafa Dural, Suat Sarı, Türk Özel Hukuku, Cilt 1, 8.bs., İstanbul, Filiz Kitabevi, 2013, s. 210.

[10]  Dural/Sarı,  s. 210;  Oğuzman/Barlas, s. 212.

[11]  Timuçin Muşul, Tebligat Hukuku, 6. bs., Ankara, Adalet Yayınevi, 2016, s. 45. Tebligatı çıkaran kurum, muhataba bildirilmesi gereken evrakın, muhataba veya onun adına tebliği kabule yetkili kişilere verilmesi halinde bilgilendirme unsuru yerine getirilir. Belgelendirme unsuru ise, yazılı bildirimin kanunda öngörüldüğü şekilde yapıldığına dair tutanağın düzenlenmesi halinde ortaya çıkar. Örneğin; tebliğ mazbatalı kapalı zarfın arka yüzündeki matbu tutanağın boş kısımlarından ilgili olanlarının yasal düzenlemede belirtilen şekilde doldurulup tarih yazılarak imzalanması işlemin belgelendirmesi anlamına gelir.  Bu iki unsur varsa tebligat işlemi tamamlanmış demektir. Bkz.; Muşul, Tebligat, s. 51.

[12] Muşul, Tebligat, s. 497; Ejder Yılmaz/Tacar Çağlar: Tebligat Hukuku, 6.bs., Ankara, Yetkin Yayınları, 2013, s. 578.

[13] Y.7. CD, E:2016/11238  , K:2019/33422, Teb:7 - 2014/335142, KT: 27.06.2019.

[14] Y.7. CD, E:2016/11238  , K:2019/33422, Teb:7 - 2014/335142, KT: 27/06/2019: “…Dairemizin 14.02.2013 tarihli ve 2012/21300 Esas, 2013/3543 Karar sayılı ilamı ile sanık M.G. hakkında kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına, müsadere yönüyle de "kaçak olduğu belirlenen akaryakıtın ve adli emanetin 2005/782 sırasında kayıtlı numunelerin 5015 sayılı yasanın ek 5. maddesi gereğince müsaderesine, nakilde kullanılan teknelerin sahibine iadesine" karar verilmek suretiyle hükmün kesinleştiği, ilamda "...kaçak olduğu belirlenen akaryakıtın..." denilmek suretiyle sadece sanık M.G.'dan ele geçen ve kaçak olduğu tespit edilen 4.300 litre akaryakıtın müsaderesine karar verildiğinin, Z.G.'dan ele geçen ve kaçak olmayan 4.250 litre akaryakıtın müsadere edilmediğinin ilamdan anlaşıldığı cihetle; mahkemece dosyaya yeni bir esas verilerek kurulan  hükmün, yok hükmünde olduğu dikkate alınarak  dosyanın incelenmeksizin iadesi için Y. Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE,  27/06/2019  tarihinde  oy birliğiyle karar verildi…”

[15] Y.2. CD, E:2019/1413, K:2019/11688, Teb:2 - 2015/179046, KT:27/06/2019: “…Sanık hakkında kamu malına zarar verme suçundan 22/12/2011 tarih ve 2011/84 Esas-2011/548 Karar tarihli verilen mahkumiyet kararının temyiz edilmeksizin 17/07/2012 tarihinde kesinleştiği, mahkeme tarafından kamu malına zarar verme suçundan kurulan 16/04/2015 tarih ve 2015/5 Esas  -  2015/206 Karar sayılı kararın hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu, bu bakımdan hukuken varlık kazanmayan bir kararın temyiz davasına konu edilmesi de mümkün olmadığı gibi, sanığın temyiz dilekçesinin kapsamına göre, temyiz isteminin hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;….ONANMASINA, 27/06/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi…”; Y.17.CD, E:2019/7261, K:2019/7847, Teb:2 - 2019/25583, KT:21.05.2019 “…Suça sürüklenen çocuk UA. hakkında mahkemenin 06/05/2014 tarih, 2012/289 Esas ve 2014/85 Karar sayılı kararı ile hırsızlık suçundan verilen 4000 TL adli para cezasına dair mahkumiyet hükmünün temyiz edilmemesi nedeniyle kesinleştiği , suça sürüklenen çocuk  UA. hakkında mahkemenin bozma ilamından sonra iş bu esas sayılı dosyada verdiği mahkumiyet hükmünün yok hükmünde olduğu, dolayısıyla o yer Cumhuriyet Savcısının yok hükmünde olan bu kararı temyiz etme hakkı bulunmadığı anlaşıldığından, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı CMUK'nun 317. maddesi gereğince REDDİNE, 21.05.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. …”     

[16] Y.2. CD, E:2019/9382, K:2019/11749, Teb:2 - 2015/47570, KT:27.06.2019: “….Sanığın, D. b. market ve U. B. markete yönelik eylemleri sebebiyle yeniden hüküm kurulup bu hükümler de katılan vekilince temyiz edilmiş ise de, sanığa bu müştekilere karşı eylemleri sebebiyle verilen cezaya yönelik temyiz talebinin Dairemiz 26/05/2014 tarih, 2013/25187 E. ve  2014/14506 K. sayılı kararıyla reddedildiği, verilen kararların ( hükümde 5. ve 10. maddede belirtilen) yok hükmünde olduğu belirlenerek yapılan incelemede;…ONANMASINA, 27.06.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi….” Y.1.CD, E: 2019/1069, K: 2019/3146, Teb: 4 - 2019/31, KT: 18.06.2019: “….1)Sanık OT hakkında aynı suçtan dolayı 17.12.2015 tarih ve 2015/202 esas, 2015/340 sayılı karar ile verilen mahkumiyet hükmünün temyiz edilmemesi nedeniyle kesinleştiği, buna göre sanık O.T. hakkında aynı suçtan verilen 21.11.2018 tarih ve 2018/219 esas, 2018/384 sayılı mahkumiyet kararının hukuken yok hükmünde olduğu anlaşıldığından temyiz inceleme kapsamına dahil edilmemiştir….BOZULMASINA, 18.06.2019 gününde oy birliği ile karar verildi.  Y.7. CD, E:2015/17295, K:2019/32425, Teb:7 - 2015/227254, KT:11.06.2019: “….II)Sanığın temyizine göre yapılan incelemede; Sanığın 14/11/2010 tarihli eylemi, Dairemizin 21.04.2014 tarih ve 2013/17255 E.- 2014/9479 K. sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmek suretiyle kesinleştiğinden, bu eylem için  yeniden verilen karar yok hükmünde kabul edilerek yapılan incelemede;…..DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 11/06/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi….”  

[17] Y.2. CD, E:2019/10557  , K:2019/11541, Teb:2 - 2015/289374, KT:26.06.2019

[18] Y.2. CD, E:2019/10557  , K:2019/11541, Teb:2 - 2015/289374, KT:26.06.2019: “…1-Mala zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde; Dosya kapsamından, suça sürüklenen çocuk hakkında K…. 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 17/07/2012 tarih ve 2011/566 E.-2012/836 sayılı kararı ile hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının bozma suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılması,mala zarar verme suçundan ise kesin nitelikte adli para cezası verildiği, bu kararın kesinleştiği ve bu kesinleşmeden sonra suça sürüklenen çocuğun denetim süresi içinde işlediği hırsızlık suçundan dolayı hükmün açıklandığının anlaşılması karşısında, mala zarar verme suçundan kurulan bu ikinci hükmün hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu, hukuken varlık kazanmayan ve infazı kabil olmayan bir kararın temyiz davasına konu edilmesinin de mümkün olmaması karşısında, suça sürüklenen çocuk müdafiinin 14/05/2015 tarihli mala zarar verme suçundan kurulan 2. hükme yönelik, konusu bulunmayan temyiz itirazının 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,….26.06.2019  gününde oybirliğiyle karar verildi….”

[19] Y.17.CD, E:2019/6462, K:2019/8173, Teb:2 - 2015/263379, KT:27.05.2019: “… I-Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükmün temyiz incelenmesinde; B… 3. Çocuk Mahkemesinin 28.05.2013 tarih, 2013/86 Esas ve 2013/243 Karar sayılı ilamında mala zarar verme suçundan şikayet yokluğu nedeniyle düşme kararı verildiği ve kararın temyiz edilmeden kesinleştiği, ancak hüküm açıklanırken mala zarar verme suçundan yeniden hüküm kurulduğu, bu suç hakkında yeniden kurulan hükmün yok hükmünde olduğu ve taraflara temyiz hak ve yetkisi kazandırmayacağı anlaşıldığından, dosyanın incelenmeksizin mahalline gönderilmesi için Y. Cumhuriyet Başsavcılığı'na İADESİNE,… 27.05.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. …”

[20] Y.17.CD, E:2019/6462, K:2019/8173, Teb:2 - 2015/263379, KT:27.05.2019

[21] Y.19. CD, E:2019/28302, K:2019/8862, Teb:19 - 2019/36508, KT: 23.05.2019: “… Sanık hakkında atılı eylem nedeniyle, Y. 19. CD,nin   28/06/2018 gün ve  2016/6739 Esas - 2018/7899 sayılı ilamı ile, idari para cezası yönünden yapılan incelemede gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle idari para cezası verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiş olduğundan, bu karardan sonra mahkemece verilen ret kararının hukuki değerden yoksun olup yok hükmünde olduğu gözetilerek, tebliğnameye uygun olarak dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesi için Y. Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 23/05/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. …”

[22]  Y.15.CD,E:2017/31452, K:2019/7356, Teb:15-2014/330629, KT:27/06/2019: “…Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık hakkında verilen beraat hükmü katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;…..sanığın yetkisiz olarak çek keşide etmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, Nitelikli dolandırıcılık suçunun niteliği ve suçtan zarar görenlerin diğer katılanlar olduğu dikkate alınarak, suçtan doğrudan zarar görmeyen ve çeklerin sonradan ibraz edildiği ilgili bankanın davaya katılamayacağı gözetilmeden verilen katılma kararı hukuken geçersiz ve yok hükmünde olup temyiz hakkı vermeyeceğinden katılan vekilinin anılan suçtan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'un 321. 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 27/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi….”

[23] Y.15.CD,E:2019/4738, K:2019/7347, Teb:11 - 2015/143004, KT:27/06/2019: “…Sanığın, tamamen sahte olarak üretilen çeki tedavüle koyup kullanmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda,1-Nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat hükmüne yönelik temyiz incelemesinde;Katılan CYÖ’nin suça konu çeki ciro yoluyla başka birinden teslim aldığı, sanığın, hileli hareketlerini ise katılan dışında başka bir kişiye yönelttiği, buna göre, atılı suçtan doğrudan zarar görmeyen katılanın davaya katılamayacağı gözetilmeden verilen katılma kararı hukuken geçersiz ve yok hükmünde olup temyiz hakkı vermeyeceğinden katılan vekilinin anılan suçtan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'un 321. 317. maddesi uyarınca REDDİNE, …..27/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi….”

[24] Y.18. CD, E:2017/5181, K:2019/11257, Teb:5 - 2014/292945, KT:26/06/2019: “….Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz  edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, sanık A.G. müdafii tarafından mahkemeye sunulan 23/09/2014 tarihli dilekçesiyle eski hale getirme istemiyle birlikte temyiz isteminde de bulunduğunun anlaşılması karşısında, CMK’nın 42. maddesi gereğince talep hakkında karar verme yetkisi Yargıtay’a ait olduğundan eski hale getirme ve temyiz talebinin reddine ilişkin mahkemesince verilen 22/12/2014 tarihli ek kararın hukuken yok hükmünde olduğu ve sanığın duruşmada bildirdiği adres yerine doğrudan MERNİS adresine yapılan tebliğ işleminin geçersiz olması nedeniyle öğrenme üzerine sanık A.G. ve müdafiinin temyizinin süresinde olduğu kabul edilerek dosya görüşüldü:…. ONANMASINA, 26/06/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi…” Y.13.CD, E:2018/5348, K:2019/10164, Teb:2 - 2018/61867, KT:17.06.2019: “….Eski hale getirme koşullarını değerlendirme yetkisinin Yargıtay'a ait olduğu gözetilerek, 02.07.2018 tarihli eski hale getirme talebinin reddine ilişkin ek kararın yok hükmünde olduğu anlaşılmakla; Z…. 2.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 04.07.2018 tarih 2017/373E sayılı kararına yönelik sanık E.G.'nin temyiz talebinin incelemesinde;…. REDDİNE, 17.06.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi….”; Y.13.CD, E:2019 /2191,K:2019/8628, Teb:2 - 2019/17099, KT:21.05.2019 “…A-Sanık OE hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde:  Sanık tarafından verilen temyiz dilekçesinde eski hale getirme talebinin de olduğu buna göre temyiz dilekçesi ve eski hale getirme talepli istemin birlikte verilmesi halinde, karar verme yetkisinin Y.'ın ilgili dairesinde olduğu, bu nedenle mahkemenin 17.04.2015 tarihli ek kararın yok hükmünde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede,….21.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. …”

[25] Y.2.CD, E:2019/10011, K:2019/11508, Teb:KD - 2019/37111, KT:26.06.2019: “….Sanığın 18/03/2013, 25/03/2013, 08/04/2013 ve 26/04/2013 tarihli dilekçelerindeki  anlatımından temyiz başvurusu ile birlikte eski hale getirme isteminde de bulunduğunun anlaşılması ve eski hale getirme isteği hakkındaki karar verme yetkisinin, 5271 sayılı CMK'nın 42/1. maddesi uyarınca Yargıtay'ın ilgili dairesine ait olması nedeniyle mahkemenin 22/05/2013  tarihli, 2010/1025 Esas ve 2010/1278 Karar sayılı ek kararının yok hükmünde olduğu; Sanığın yokluğunda verilen gerekçeli karar, bilinen en son adresine ''aynı konutta daimi ikamet eden ehil Semra Kotancı imzasına''  şeklindeki şerh ile 23/11/2011 tarihinde tebliğ edilmiş ise de, yapılan araştırmada adı geçen şahsın komşusu olduğunun  anlaşılması karşısında, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 22. maddesine aykırı olarak yapılan tebligat usulsüz olduğundan, sanığın ilk olarak 18/03/2013 tarihli öğrenme üzerine yapmış olduğu temyiz isteminin süresinde olduğu belirlenerek  yapılan incelemede;… ONANMASINA, 26.06.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi…”

[26] Y.8.CD, E:2019/11059, K:2019/8747, Teb: 8-2019/18790, KT:24.06.2019: “…Sanığın 21.01.2016 tarihli dilekçesi ile eski hale getirme ve temyiz talebinde bulunduğu, mahkeme tarafından eski hale getirme talebinin reddine karar verilmiş ise de, temyiz talebi ile birlikte yapılan eski hale getirme talebi 5271 sayılı CMK.nın 42/1. maddesi gereğince Yargıtayca'ca karara bağlanacağından bu konuda verilen 27.01.2016 tarih ve 2009/922 Esas ve 2013/1257 Karar sayılı ek kararın yok hükmünde olduğu kabul edilerek ve sanığa yokluğunda verilen mahkumiyet hükmünü içerir gerekçeli kararın 03.01.2012 tarihinde yakalama sonucu alınan savunmasında belirttiği adrese yapıldığı ancak tebligatın iade dönmesi üzerine aynı adrese T.K. madde 35'e göre tebligat çıkarılarak kesinleştirildiğinin anlaşılması karşısında yapılan tebligatın usulsüz olduğu ve öğrenme üzerine yapılan sanığın  temyiz isteminin yasal süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;…ONANMASINA, 24.06.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi….”

[27] Y.2.CD, E: 2019/285, K:2019/9313, Teb:2 - 2018/102968, KT:22.05.2019“… 1- Suça sürüklenen çocuk FK. hakkındaki temyiz talebinin incelenmesinde; Suça sürüklenen çocuk müdafiinin, hükmü temyiz ettikten sonra, suça sürüklenen çocuğun, dosyamın temyiz edilmesini istemiyorum şeklindeki dilekçesini değerlendirme  yetkisinin Yargıtay'a ait olduğu anlaşıldığından, İ… 3. Çocuk Mahkemesi'nin 27/11/2018 tarihli temyizin reddine ilişkin ek kararının yok hükmünde olduğu belirlenerek yapılan incelemede; Suça sürüklenen çocuğun yaşının küçük olması nedeniyle atanan zorunlu müdafiinin, 15/11/2018 tarihli temyiz dilekçesinden sonra, karar tarihi itibarıyla 18 yaşını tamamlayan suça sürüklenen çocuğun, 16/11/2018 tarihli dilekçesinde “dosyamın avukatım tarafından temyiz edilmesini istemiyorum” şeklindeki beyanıyla  temyiz hakkından feragat ettiğinin anlaşılması karşısında; dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesi için Y. Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,….22/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi. …”

[28] Y.15. CD, E:2018/2435, K:2019/7159, Teb:15 - 2015/27565, KT:24.06.2019: “…3-… a-Sanıklar ASA, İA, NA, NS, UM hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan beraat hükümlerine yönelik incelemede; 5271 sayılı CMK'nın 225/1. maddesine göre ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında hüküm verilebileceği, iddianamede bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan bahsedilmesinin, o olay hakkında da dava açıldığı anlamına gelmeyeceği, 30/12/2010 tarihli iddianamede sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan açılmış bir dava bulunmadığı,  gibi anlatılmış bir sahtecilik eylemi de bulunmadığı, bu haliyle iddianamede anlatılmayan eylemle ilgili dava açılmadığı, sanıklar hakkında verilen beraat hükümlerinin yok hükmünde olduğu, adı geçen sanıklar hakkında  açılmamış resmi belgede sahtecilik suçundan beraatine hükmedilmesi suretiyle CMK'nın 225/1. maddesine aykırı davranılması,…BOZULMASINA, 24.06.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi….”

[29] Y.6.CD, E: 2016/6860, K: 2019/3688, Teb: 6 - 2016/1964, KT: 24.06.2019.

[30] Y.6.CD, E: 2016/6860, K: 2019/3688, Teb: 6 - 2016/1964, KT: 24.06.2019: “…I-Sanık AB hakkında yağma ve hakaret suçlarından kamu davası açıldığı, ayrıca kasten yaralama suçundan açılmış bir dava bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkında kasten yaralama suçundan hüküm kurulmuş ise de, açılmayan bir davadan kurulan her hükmün yok hükmünde olduğu, yok hükmündeki kararlara karşı da temyiz davası açılamayacağı anlaşıldığından, Cumhuriyet Savcısı ve katılan vekilinin bu yöndeki temyiz taleplerinin CMUK'un 317. maddesi gereğince REDDİNE,…24.06.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi….”

[31] Y.18. CD,E:2018/1007, K:2019/10948, Teb:18- 2017/34626, KT:19/06/2019.

[32] Y.18. CD,E:2018/1007, K:2019/10948, Teb:18 - 2017/34626, KT:19/06/2019: “…..Bu açıklamalar doğrultusunda, inceleme konusu somut olayda, müşteki SB.’nun kollukta vermiş olduğu ifadesinde, sanık LSB’ndan şikayetçi olduğunu, uzlaşmak istemediğini beyan etmiştir. Suçtan zarar gören müşteki SB.’nun vefat etmeden önce özgür iradesi ile ortaya koyduğu şikâyetçi olduğuna ve uzlaşmak istemediğine ilişkin beyanı hukuken geçerli olup, ölüm nedeniyle yok hükmünde sayılamayacağı gibi ayrıca mirasçılarına yönelik uzlaşma girişiminde bulunulması da gerekmemektedir. TCK’nın 131/2. maddesindeki düzenlemenin somut olayda uygulanma yeri olmadığı gibi, CMK’nın 243. maddesindeki husus da katılmaya ilişkindir. CMK’nın 243. maddesine göre ölüm halinde katılma hükümsüz kalacaktır. Bu durumun şahsa sıkı sıkıya bağlı olan ve ifade edildiği tarihte hukuki sonuç doğuran şikayet hakkını hükümsüz hale getirmeyeceği gözetilmeden anılan Kanun maddesi yanlış yorumlanarak, sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan müştekinin mirasçısı ile sanık arasında uzlaşmanın sağlandığı belirtilerek yazılı biçimde davanın düşürülmesine karar verilmesi,   ….BOZULMASINA, …19/06/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

[33] YCGK'nın 15/01/2019 tarih, 2016/1167 E., 2019/9 K. sayılı ilamı.

[34] Y.18.CD, E:2017/5409, K:2019/10785, Teb:14 - 2014/345774, KT:18.06.2019: “….Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe içeriğine göre ve Dairemizce de benimsenen YCGK'nın 15/01/2019 tarih, 2016/1167 E., 2019/9 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere kapatılan Sulh Ceza Mahkemelerinin, Sulh Ceza Hakimliklerinin faaliyete geçtiği 16/07/2014 tarihine kadar görevli olduğu anlaşıldığından, 08/07/2014 tarihli mahkumiyet hükmünün yok hükmünde olmaması karşısında  tebliğnamedeki  düşünceye iştirak edilmeyerek yapılan incelemede; ONANMASINA, 18/06/2019  tarihinde oy birliğiyle karar verildi….”

[35] Y.3. CD, E:2019/4674, K:2019/12677, Teb:3 - 2016/18058, KT:13.06.2019: “…2)Sanık S.K. hakkında mağdur M.K.'e yönelik yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin sanığın temyiz itirazlarının incelemesinde; Sanık hakkında hapis cezasından çevrilen 6740 TL adli para cezasının miktarı itibariyle temyizi kabil olduğundan, temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar yok hükmünde kabul edilerek yapılan incelemede;…ONANMASINA, 13/06/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi…”

[36] Y.10. CD, E:2017/2912, K:2019/3884, Teb:10 - 2014/357867, KT:13.06.2019: “…10.09.2013  tarih,  2013/294 esas ve 2013/1514 sayılı tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin kararın sanığın 15.07.2013 günü alınan savunmasında belirttiği D….  Mah. V….. Cad. No:8 Daire:5 B…./İstanbul adresine tebliğe çıkarıldığı, ancak dosyadaki bilgi ve belgelerden sanığın bu tarihte A…. İlçe Jandama Komutanlığı Merkez/Erzurum adresinde askerlik görevini ifa ettiği anlaşıldığından, sanığa usulüne uygun olarak bildirilmeyen kararın kesinleşmediği, kesinleşmeyen karara ilişkin 16.10.2014 tarihli hükmün hukuken geçersiz ve yok hükmünde olduğu, sanığın aynı tarihli kanun yoluna başvurma dilekçesinin 10.09.2013 tarihli tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararına yönelik olduğu kabul edilerek yapılan incelemede:…İADESİNE, 13/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

[37] Y.10. CD, E:2017/2912, K:2019/3884, Teb:10 - 2014/357867, KT:13.06.2019.

[38] Y.13.CD, E:2018/16601, K:2019/9989, Teb:2 - 2015/164304, KT:13.06.2019: “….17.04.2014 tarihinde yokluğunda verilen mahkûmiyet hükmünün, cezaevinde hükümlü bulunan sanık S.E.’ye ceza infaz kurumu aracılığı ile 10.06.2014 tarihinde verilmek suretiyle tebliğ edildiği ve fakat 5271 sayılı CMK'nın 35. maddesinin 3. fıkrası gereğince tutuklu bulunan sanığa tebliğ edilen kararın bizzat kendisine okunup anlatılması gerektiği bu suretle yapılan tebliğ işleminin usulûne uygun olmaması nedeniyle sanığın temyiz taleplerinin kabulü ile sanık hakkında verilen 2013/736-2014/541 Karar sayılı 24.03.2015 tarihli temyiz isteminin reddine dair ek kararın yok hükmünde olduğu belirlenerek, sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan 17.04.2014 tarihli 2013/736-2014/541 Karar sayılı hükme yönelik temyiz taleplerine yönelik yapılan incelemesinde;….ONANMASINA, 13.06.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi…”

[39] Y.13.CD, E:2018/16601, K:2019/9989, Teb:2 - 2015/164304, KT:13.06.2019.

[40] Y.2. CD, E:2019/4849, K:2019/10024, Teb:2 - 2018/103757, KT:30.05.2019 Sanık hakkındaki 31/01/2008 tarih ve 2007/187 E., 2008/210 K. sayılı hükmün sanığın yokluğunda verildiği, sanığa gerekçeli kararın tebliğinin 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre yapıldığı ve yapılan tebligatın usulsüz olduğu anlaşılmakla; sanık hakkında verilen kararın kesinleşmemiş olduğu ve 09/10/2015 tarihli kararın yok hükmünde olduğu gözetilerek,  temyiz isteminin 31/01/2008 tarihli karara yönelik ve süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;……BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan, 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereğince zamanaşımı nedeniyle DÜŞÜRÜLMESİNE, 30.05.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. …”

[41]   Y.10. CD, E:2015/2547, K:2019/3437, Teb:10 - 2014/281225, KT:28.05.2019: “…İstanbul 32. Sulh Ceza Mahkemesinin 07/01/2014 tarihli 2013/597 esas ve 2014/18 sayılı kararı ile sanık hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedildiği, sanığın yokluğunda verilen kararın sanığın 27.12.2013 tarihli dilekçesi ile bildirdiği son adresi yerine MERNİS adresine 03/02/2014 tarihinde tebliğ edildiği ve yapılan tebligata istinaden hükmün usulsüz olarak kesinleştirildiği anlaşıldığından; kesinleşmeyen karara ilişkin verilen sonraki karar ve işlemlerin hukuken geçersiz ve yok hükmünde olduğu, sanığın 17/07/2014 havale tarihli dilekçesindeki temyiz talebinin 07/01/2014 tarihli tedavi ve denetimli serbestlik kararına yönelik olduğu kabul edilerek yapılan incelemede; İADESİNE, 28.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. …”

[42] Y.10. CD, E:2017/2873, K:2019/3554, Teb:10 - 2014/361038, KT:30.05.2019.

[43] Y.10. CD, E:2017/2873, K:2019/3554, Teb:10 - 2014/361038, KT:30.05.2019: “… 19.07.2010 tarih 2010/2100 esas ve 2011/283 sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın sanığın 10.03.2011 günü alınan savunmasında belirttiği G…. Mah. 37. Sok. No:8/1 Z…./İstanbul adresine tebliğe çıkarıldığı, çıkarılan tebligatın sanığın belirtilen adreste tanınmadığı gerekçesiyle iade edildiği, iade üzerine kararın bu kez Yenidoğan Mah. 50/2 Sok. No:8  adresine Tebligat Kanununun 35. maddesine göre 07.11.2012 günü tebliğ edildiği ancak 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10. maddesinin 2. fıkrasına göre bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul   edilerek aynı Kanunun 21. maddesinin 2. fıkrasına  göre bu adrese tebligat yapılması gerektiği, tebligat tarihinde sanığın adres kayıt sistemindeki adresinin Sümer Mah. 28/5 Sok. No:7/1 Zeytinburnu/İstanbul olduğu anlaşıldığından,  sanığa usulüne uygun olarak bildirilmeyen kararın kesinleşmediği, kesinleşmeyen karara ilişkin 25.09.2014 tarihli hükmün hukuken geçersiz ve yok hükmünde olduğu, sanığın 30.09.2014 tarihli kanun yoluna başvurma dilekçesinin 19.07.2010 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması  kararına yönelik olduğu kabul edilerek yapılan incelemede: İADESİNE,  30/05/2019 tarihinde  oybirliğiyle karar verildi. …”

[44] Y.10. CD, E:2017/2873, K:2019/3554, Teb:10 - 2014/361038, KT:30.05.2019.

[45] Y.10. CD, E:2015/4222  , K:2019/3631, Teb:10 - 2014/302789, KT:30.05.2019: “… Sanık hakkında Fatih 1. Sulh Ceza Mahkemesince yokluğunda verilen 6000 TL adli para cezası ile birlikte denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin 03/02/2011 tarih; 2009/1030 esas ve 2012/114 karar sayılı ilk kararın sanığın aynı zamanda son bildirdiği adres olan mernis adresine tebliğe çıkarıldığı, çıkarılan tebligatın “muhatabın adresten ayrıldığı, cezaevinde olabileceği ve yeni adresinin bilinmediği” gerekçesiyle  iade edildiği, iade üzerine davetiyenin bu kez aynı adrese Tebligat Kanununun 35. maddesine göre 29.12.2011 günü tebliğ edildiği, ancak 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10. maddesine 6099 sayılı Kanunun 3. maddesi ile eklenen 2. fıkrasına göre bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul  edilerek, aynı Kanunun tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddesine 6099 sayılı Kanunun 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasına  uygun olarak adres kayıt sistemindeki adresine tebligat yapılması gerektiğinden, sanığın adresine  Tebligat Kanununun 35. maddesine göre yapılan tebligatın usulüne uygun olmaması karşısında, bu mahkûmiyet hükmünün kesinleşmediği ve buna bağlı olarak verilen sonraki kararların da yok hükmünde olduğu anlaşılmakla, sanığın eski hale getirme talebiyle birlikte temyiz isteğinin kabulüyle, 03/02/2011 tarihli ilk hükme yönelik olarak yapılan incelemede; ….30/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. …”

[46] Y.10. CD, E:2015/4222  , K:2019/3631, Teb:10 - 2014/302789, KT:30.05.2019.

[47] Y.10.CD,E:2017/1726, K:2019/3004, Teb:10 - 2014/360591, KT:20.05.2019.

[48]    Y.10.CD,E:2017/1726, K:2019/3004, Teb:10 - 2014/360591, KT:20.05.2019 “…7201 sayılı Tebligat Kanununun 10. maddesinin 1. fıkrasına göre tebligatın bilinen en son adrese yapılması gerektiği, 26.03.2013 tarih 2013/65 esas ve 2013/155 sayılı denetimli serbestlik tedbirine ilişkin kararın sanığın sorgusunda belirttiği “A… Mahallesi A… Sokak No: 2 iç Kapı No: 8 T…/İstanbul” adresi yerine adres kayıt sistemindeki adresine tebliğe çıkarıldığı, çıkarılan tebligatın muhtara bırakılmak suretiyle tebliğ edildiği,  sanığa usulüne uygun olarak tebliğ edilmeyen kararın kesinleşmediği, bu nedenle daha sonra verilen 09/09/2014 tarihli kararın yok hükmünde olduğu, sanığın 15.09.2014 tarihli Kanun yoluna başvurma dilekçesinin 26.03.2013 tarihli denetimli serbestlik tedbiri kararına yönelik olduğu kabul edilerek yapılan incelemede:….İADESİNE, 20/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…”

[49] Y.3. CD, E:2019/2460, K:2019/11814, Teb:3 - 2015/429630, KT:29.05.2019.

[50] Y.3. CD, E:2019/2460, K:2019/11814, Teb:3 - 2015/429630, KT:29.05.2019: “… Mahkemece 03.11.2015 tarihinde hüküm kurulmak sureti ile dosyadan el çekildikten sonra Bor Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine tekrar ele alınmak sureti ile sanık hakkında kurulan hükümdeki hesap hatasının giderilmesine ilişkin verilen 23.11.2015 tarihli ek karar yok hükmünde sayılarak yapılan incelemede; BOZULMASINA, CMUK'un 326/son maddesi gereğince kazanılmış hakkın dikkate alınmasına, 29.05.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. …”

[51] Y.3. CD, E:2019/3283, K:2019/11486, Teb:3 - 2016/2901, KT:23.05.2019.

[52] Y.3. CD, E:2019/3283, K:2019/11486, Teb:3 - 2016/2901, KT:23.05.2019:  “…08.09.2015 tarihli kararla sanığın mağdur Çiğdem’e karşı TCK'nin 86/2 ve 86/3-a, e, 62, 52/2. maddeleri ve mağdur Ömer’e karşı TCK'nin 86/2 ve 86/3-a, 62, 52/2. maddeleri gereğince cezalandırılmasına ve her iki hüküm yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, 05.10.2015 tarihli ek kararla sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması müesseselerinin sehven uygulandığından bahisle sanığın, mağdur Çiğdem’e karşı TCK'nin 86/2 ve 86/3-a, e, 52/2. maddeleri ve mağdur Ömer’e karşı TCK'nin 86/2 ve 86/3-a, 52/2. maddeleri gereğince cezalandırılmasına dair yeniden hüküm kurulmuş ise de mahkemece tavzihine karar verilen bu hata “maddi yanılgı” ya da “yazım hatası” olarak değerlendirilip tavzih yoluyla düzeltilebilecek hatalardan olmadığından, söz konusu ek kararın hukuken yok hükmünde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;…BOZULMASINA, 23.05.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

[53]    Y.10.CD, E:2017/2508, K:2019/3089, Teb:10-2014/366132,KT:21.05.2019.

[54]   Y.10.CD,E:2017/2508, K:2019/3089, Teb:10 - 2014/366132, KT:21.05.2019: “… Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nın 34/2, 231/2. ve 232/6. maddeleri uyarınca, hükümde başvurulacak kanun yolu, mercii, başvuru şekli, süresi ve bu sürenin ne zaman başlayacağının açıkça ve ilgiliyi yanıltmayacak biçimde gösterilmesi gerekmekte olup, sanığa yokluğunda verilen 06.06.2012 tarihli kararda, kanun yolu başvuru süresinin yanıltıcı biçimde “tefhim tarihinden” itibaren başlayacağının belirtilmiş olması nedeniyle, yasa yolu bildirimi usulsüz olduğundan temyiz isteğinin süresinde ve 06.06.2012 tarihli ilk karara yönelik olduğu ve bu karara dayalı olarak yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede; İADESİNE, 21.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. …”

[55]   Y.2. CD, E:2019/8272, K:2019/9199, Teb:3 - 2018/76662, KT:21.05.2019.

[56]  Y.2. CD, E:2019/8272, K:2019/9199, Teb:3 - 2018/76662, KT:21.05.2019: “…Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dairemizin 24/05/2017 tarihli 2017/2985-2017/6000 esas sayılı kanun yararına bozmaya ilişkin kararında sanığa atılı suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu için 5237 sayılı TCK’nın 165/1. maddesinde “altı aydan üç yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası” yaptırımlarının her ikisinin de birlikte öngörüldüğü halde, hapis cezası yanında ayrıca adli para cezasına hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle  Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 08.10.2015 gün ve 2015/208 E, 2015/885 K sayılı kararın belirtilen nedenle 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere bozulmasına karar verildiği halde davanın esasını çözen mahkumiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, "tekriri muhakeme" yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyeceği gözetilmeksizin mahkeme tarafından hükümlü hakkında  kurulan 2017/552 -  2017/665 karar sayılı ve04/10/2017 tarihli hükmün hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu, bu bakımdan hukuken varlık kazanmayan ve infaz kabiliyeti olmayan bir kararın temyiz davasına konu edilmesi de mümkün olmadığından, hükümlünün konusu bulunmayan temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca istem gibi REDDİNE,  21/05/2019  tarihinde oybirliğiyle karar verildi. …”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.