Ceza Yargısında Cezalandırma Olgusu
(Sentencing in the Criminal Justice)
Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel
“Teoride teori ile pratik arasında hiçbir fark yoktur.
Pratikte ise fark vardır.” Yogi Berra
Ceza vermenin temel amaçları: Kamu güvenliği ve Orantılılık
Cezalandırma olgusu, aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok önemli felsefi soruyu gündeme getirmektedir:
• Cezanın haklılığı, belirli yasal, siyasi ve sosyal kurumlarda nasıl işlediğine bağlı mıdır? Kolluk, savcılar, hâkimler ve yasama organları gibi kurumsal aktörleri nasıl değerlendiririz?
• Uygun ceza türünü ve miktarını nasıl belirleriz?
• Toplumun suçlularına karşı yükümlülükleri nelerdir ve özellikle çocuk suçlulara veya dezavantajlı grupların üyelerine karşı özel yükümlülükler var mıdır?
• Toplumun suçlularına yapabileceklerine sınırlar getirilmeli midir? Cezalandırıcı işkence hiç uygun mudur?
• Cezalandırma, kasıtlı olarak zararlı veya mağdurlara yardımcı olmada etkisiz olduğu için doğası gereği yanlış mıdır ve bu nedenle başka bir şeyle değiştirilmeli midir?
Aslında, suçluluk, suçluya ve onun eylemine atıfta bulunan bir sorumluluk atfıdır. Suçluluğun cezaya dönüşümü de nesnel bir değişim oranı olarak işlemeyip; bu dönüşüm ceza hukuku normlarına göre gelişen bir süreçtir. Bu nedenle, suçluluğun derecelendirilmesi ve eşdeğer cezanın derecelendirilmesi ceza hukukun temel konularından biri olmuştur.
Ceza verme, caydırma ve rehabilitasyon gibi belirli amaçlara ulaşmak için bir veya daha fazla suçtan dolayı bir kişiyi nasıl cezalandıracağına karar verme sürecidir. Ceza verme işlemi ancak mahkemenin bir kişiyi bir suçtan dolayı suçlu bulmasından sonra gerçekleşir. Hâkim, suç ve suçluyla ilgili tüm ilgili faktörleri belirleyecek, her faktörün önemini değerlendirecek ve uygun bir ceza hakkında karar verecektir.
Bir suçluyu işlediği suçla ilgili olarak yargılayan herhangi bir mahkeme, ceza verirken şu amaçları dikkate almalıdır: (a) Suçluların cezalandırılması, (b) Suçun azaltılması (caydırıcılık yoluyla azaltılması da dahil), (c) Suçluların rehabilitasyonu, (d) Kamu güvenliğinin korunması ve (e) Suçluların suçlarından etkilenen kişilere tazminat ödemesi. Bu durum, hâkimlerin çeşitli farklı amaçları göz önünde bulundurmasını ve ardından muhtemelen bunlardan birine öncelik vermesini gerektirdiğinden tutarsızlığa yol açabilir.
Ceza yaptırımları sisteminde yer alan hapis cezası, en pahalı bir yaptırım türüdür. Salıverilen hükümlülerin yeniden suç işlemesini önlemek açısından da diğer yaptırımlardan daha başarılı değildir (yaptırımların ikamesi teorisi). Bu yaptırım, mahpusluk süresince halkı zarar görme riskinden korumakta ve ciddi suçlar için halkın öç alma ihtiyacını (retribution) karşılamakta ise de cezaevleri nüfusunda oluşan aşırı kalabalık veya enflasyonist görüntü ciddi sorunlara neden olmaktadır. Bu sorunlara köklü çözüm getirmek üzere gerçekte çekilen hapis cezası süresini azaltan tedbirlerin geliştirilmesi bağlamında aşırı kalabalık hapishane yönetimi (genel af, kolektif pardon)şeklindeki kolektif tedbirler yerine erken şartlı salıverme (parole) gibi bireyselleştirilmiş tedbirlere öncelik verilmelidir.1 Nitekim son yıllarda benimsenen yaklaşım bu şekilde olmuştur.
Yalnız, köklü çözüm getirmek üzere hapis cezası süreleri ülkede yüksek oranda suç olmaksızın azaltılabilir. Nitekim, İngiltere dışındaki Avrupa örneklerine bakıldığında, mahkûmiyet süreleri önleyici etkisi kayba uğramadan azaltıldığına tanık olunmuştur. Genelde hapis cezasının toplumda işlenen suçların azalmasına doğrudan yapabileceği katkıyı belirlemek hiç de kolay değildir. Bunu etkileyen faktörler arasında;
- Kişinin dışarıda olsaydı ne kadar suç işleyeceğinin bilinemediği;
- Ceza adaleti sisteminin, fazlaca suç işleyen kişilerin cezaevine gönderilmesini sağlamadaki başarı derecesinin bilinmediği;
- Suçların sayısallığı kısmı bir ölçme olup, sebebiyet verdikleri zarar ve ziyanın göz önüne alınmadığı;
- Farklı ölçümlerin farklı sonuçlar vermesi ve özellikle kolluktaki suç kayıtlarının mağdurlar üzerine yapılan anketlerden daha düşük olması yer almaktadır.
Roger Tarling (1994) İngiliz cezaevlerindeki hükümlü sayısı ile mevcut suç miktarına bakarak, İngiltere’de suç oranında yüzde 1’lik bir azalma sağlanması için cezaevi nüfusunda yüzde 25’lik bir artış olması tahmininde bulunmuştur- The Incapacitation Effect. A.B.D’de yapılan tahminde ise, cezaevi nüfusunda yüzde 1’lik bir artışla suç oranında yüzde 0.12 ve yüzde 0.2 arasında ve en iyi tahminle yüzde 0.16’lık bir düşme olacağı belirtilmiştir. İki ülke arasındaki farkın önemli nedeni ise, ABD cezaevleri nüfusunun İngiltere’ dekinden çok fazla olması ve yüzde 25’lik bir artışın cezaevleri toplam nüfusuna 400.000 hükümlü ilavesinin işlenecek suçlar üzerindeki etkisi, İngiltere’de yaklaşık 16.000 hükümlü nüfusuna yüzde 25’lik bir ilavenin etkisinden daha fazla olacaktır. Bu açıklamaları matematiksel bir baza oturtmak, mahpusluğu suç önlemedeki maksimum etkisini belirlemek üzere şu formüle başvurulabilir:
S=Y x S
S=Mahpusluk nedeniyle önlenen maksimum sayıdaki suç
max
Y= Yıl olarak mahpusluk süresi
S=Suçlu tarafından bir yılda işlenen suç
Avrupa Konseyi tarafından toplanan ve yayınlanan veriler çoğu Avrupa ülkesinde son on beş yıl içerisinde cezaevi nüfus oranının arttığını göstermektedir. Özellikle Hollanda, Portekiz ve İspanya gibi ülkelerde cezaevi nüfusu 1984 yılına göre iki kat artış göstermiştir. Buna karşılık, İskandinav ülkeleri cezaevi nüfus oranında fazla bir değişiklik görülmezken, Finlandiya cezaevi nüfusu, yasal reformlarla birlikte, her 100 bin nüfusa düşen mahpus sayısı 1950 yılında 190’dan, 1977’de 110’a 2025’de 51’e düşecek kadar büyük bir oranda azaltılabilmiştir. Avrupa genelinde ortalama oran 100.000 kişide yaklaşık 113 civarındadır.
Kuşkusuz, yaptırımı bireysel duruma uyarlama işlevi, bazı önemli soruları da beraberinde getiriyor. Bu konuda iki önemli faktöre değinmek gerekir. Birincisi, bireysel durum ile cezayı karşılaştırmak için yeterli parametreler bulmak zordur. Böyle bir ölçüt olmadan, işlenen suça orantılı bir yaptırımdan doğru şekilde söz edilemez. İkincisi, ceza hukukunun genel amaç ve hedeflerinin, intikam dışında, yaptırımın ölçülmesinde ne kadar etkili olduğu tartışmalıdır.
Cezanın bireyselleştirilmesi, bir bakıma, hukuk güvenliği idesini terk edip, adli keyfiliğe doğru sel kapaklarının açılması sonucu ve riskini doğurabilir. İşte hukukun genel nitelikli kurallar ile hâkimlerin takdirine yer verilen düzenleme arasında dengenin kurulması; adalet ve nesafet adına gerekli görülmektedir. Hukuki düzenlemelerde sosyal ihtiyaç kadar adalet duygusu "can suyu" gibidirler. Genelde hukuki düzenleme görevi mantıksal olarak toptan ayakkabı veya benzer nesne imalatçılarıyla örtüşmektedir. İnsanın ayak ölçüleri değişik olup; iki insanın ayak ölçülerinin aynı olmadığını söylemek hakikati ifade edecektir. Ne var ki, deneyimle, mükemmel ayakkabı postulatlarına karşı gelmeksizin tüm normal istemleri karşılayıcı nitelikte ayakkabı ölçüleri saptanmıştır. Bu bağlamda şu sorular ortaya çıkmaktadır: Bu ayakkabı ölçüleri nasıl bulunmuştur? Bu ölçülerin sayısı nasıl belirlenmiştir? Yaklaşım ve çözümleme biçimi, ayakkabının ne rahatsızlık verici şekilde küçük ne de hoşnutsuzluk yaratacak şekilde büyük olmayıp; ikisi arasında denge sağlanmasında saklı olduğudur. Aynı yöntem ceza hukuku kuralları oluşturulması temelinde de yer almaktadır. Bir insanın diğer bir insanın yaşamına son vermesinin şekil ve durumları sayısı sonsuzdur. Hukukça yapılan ise, bu durumları belli sınıflarda kategorize etmektir, Nitekim adam öldürme suçu tipolojisinde taammüden, kasten ve taksirli adam öldürme türleri ayrımına tanık olunmaktadır. Bu düzenlemeleri yaparken olabildiğince muğlak (endeterminan) kural formüllerinden kaçınılmalı; hâkimlerce uygulanabilir olmasına özen gösterilmelidir. Bu formüllere özgü düzenlemede, eldeki enstrümanların elverdiğinden daha hassas sonuçlar elde etmeğe yeltenmek, çok narin bir ağaçtan heykel yapım projesinde bir heykeltıraşın keserle yontu işine girmesi gibi aptallık ifadesi olacaktır. Yukarda belirtildiği üzere, cezanın bireyselleştirilmesi sürecindeki adli takdir, yalnızca ceza mekanizmasında kâh genel hukuk kurallarınca mümkün olan dereceden fazla suçlular arasında ayrım oluşturabilme girişimi olarak algılanmalıdır. Aynı argüman yasama meclisine özgü takdir için de geçerlidir. Yasama organınca endüstrideki işçilerin günde kaç saat çalışması gerektiği sorusuna yanıt bulurken neden 10 veya 7 saat değil de 8 saatte karar kılınmıştır? Sınırın nerede çizileceği sorusu her zaman güncelliğini korumaktadır. Bu sorunun yanıtı a priori olarak verilemeyecektir; çünkü, farklı endüstri dalları olduğu kadar farklı zamanlardaki çalışma açısından farklı saptamalar yapılabilecektir.
Hürriyeti bağlayıcı cezaya aşırı derece başvuru sonucu cezaevleri nüfusu kabarıklığı/enflasyonu toplumsal savunu yönünden daha ciddi sorunlar nedeni olmaktadır.2 2024 yılı sonuna dek Ülkemiz gündeminden düşmeyen “Adalet Bakanlığı bütçesinde cezaevinin payı” bunun en belirgin kanıtıdır.3 Hapis cezası en son başvurulacak bir yaptırım olarak ele alınmalı ve ancak işlenen suçun ciddiyeti herhangi bir başka yaptırım veya tedbiri açıkça uygun olmaktan çıkarması halinde başvurulmalıdır. Hâkime bireyselleştirme bağlamında çeşitli olanaklar sağlanmalıdır.
Ceza Kanunundaki Düzenleme
Hâkim, davanın kendine özgü özelliklerini, yani suçlu zihniyetinin yoğunluğunu, verilen zararın miktarını ve yeniden suç işleme olasılığını dikkate alarak, her bir davayı yasal çerçeveye uygun şekilde değerlendirmekle yükümlüdür. Yasal çerçeveye göre bu sınıflandırma esas olarak sezgisel olarak yapılır. Ancak hâkim keyfi davranmamalı, suçun ciddiyetini kapsamlı bir şekilde dikkate almalıdır: Daha hafif suçlar yasal ceza aralığının alt sınırda, ciddi suçlar ise üst sınırda ve benzeri şekilde sınıflandırılmalıdır.
Ancak, hükümde hem hakkaniyet hem de önleme yönlerine ilişkin makul bir değerlendirme yer almalıdır. Teori ve pratik arasındaki tutarsızlık nedeniyle, aşağıdaki düzenlemenin tek amacının, tek ve adil bir hükmün belirlenmesinin fiili imkansızlığını gizlemek olduğunu savunulmaktadır.
Gerçekte ceza yaptırımlarının saptanmasına egemen olan kefaret olgusudur.4 Nitekim TCK.3. maddesinde yer alan “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur” normu ile bu ilke yargı pratiğinde de vurgulanmıştır. Zarar verilen sosyo-etik değer ne derece yüksekse, sosyal tepkide o derece güçlü olmaktadır. Bazı suçlarda ise, cezanın önleyici işlevine/toplumsal dengeye dayalı olarak miktarının saptandığı görülmektedir. Kuşkusuz, bilimsel görüşleri göz önüne almak yanında toplumda kontrol ve dengelere de ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.
Anayasa Mad. 17. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
Madde 3- (1) Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.
TCK madde 61’e göre (1) Hâkim, somut olayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında
temel cezayı belirler.
(2) Suçun olası kastla ya da bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle indirim veya artırım, birinci fıkra hükmüne göre belirlenen ceza üzerinden yapılır.
(3) Birinci fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu hallerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde ayrıca göz önünde bulundurulmaz.
(4) Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hallerin gerçekleşmesi durumunda, temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır.
(5) Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir.
TCK madde 62’ye göre takdiri indirim nedenleri de şöyledir:
(1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmi beş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.
(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecinde- ki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurulabilir. Ancak failin duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışları, takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınmaz. Takdiri indirim nedenleri kararda gerekçeleriyle gösterilir.
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Kanunu (CeGTİK) madde 99’ye göre,
(1) Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107’nci maddenin uygulanabilmesi yönünden infaz hâkimliğinden bir toplama kararı istenir. (!?)
-Mahkûmiyetlerin yaptırım türüne göre dağılımı (2025)
Toplam Hapis % Adli para
Dosya 2 231 571 784 972 35,1 544 221
Sanık 1 749 425 603 501 34,4 440 228
Suç 2 925 450 1 056 369 23,5 687 640
9/06/2026 tarihi itibariyle denetimli serbesti rejimindeki hükümlü sayısı: 291.062
2012-2026 yıllarındaki denetimli serbestiye tabi hükümlü seyri
Ceza infaz kurumlarında bulunan kişi sayısı, 31 Aralık, 2012-20255
Almanya’da 2022 yılında, hüküm giymiş yetişkin suçluların %82,3'ü para cezası, %12,2'si erteleme cezası alırken, yalnızca %5,5'i hapis cezası aldı. Bu durumda ülkemizdeki hapis cezası Almanya’nın 6,25 katı olmaktadır.
-Suça sürüklenen çocuklarda yaptırım türüne dağılımı (2025)
Toplam Hapis % Adli Para
Dosya 53 571 28 255 52,7 21 362
Suça Sürüklenen Çocuk 45 408 23 464 51,6 17 734
Suç 75 498 41 556 55,0 28 645
Caydırıcılık
Caydırıcılık, cezaların önleyici sonuçlarına odaklanması anlamında 'sonuçsal' olarak nitelendirilebilecek çeşitli ceza gerekçelerinden biridir. Aslında, caydırıcılık, ceza verme yoluyla suç önlemenin yalnızca olası bir yöntemidir: Tehditlere ve korkuya dayanırken, rehabilitasyon ve etkisiz hale getirme benzer bir amaca ulaşmak için farklı yöntemler benimsemektedir. Bireysel (veya özel) caydırıcılık ile genel caydırıcılık arasında ayrım yapmak önemlidir. İkincisi, diğer kişilerin bu tür suçları işlemesini engellemeyi amaçlarken, bireysel caydırıcılık bu belirli kişinin tekrar suç işlemesini engellemeyi amaçlar. Bireysel caydırıcılığı temel amaç olarak gören bir sistem, muhtemelen, hapis cezası dışındaki cezaların caydırıcılık sağlamaması durumunda hapis cezasının denenmesi gerektiği, bir yıl hapis cezasının caydırıcılık sağlamaması durumunda iki yıl hapis cezasının denenmesi gerektiği ve benzeri gerekçelerle, sürekli suç işleyenler için cezaları artıracaktır. Cezanın belirlenmesinde suçun ağırlığı esas belirleyici olmalıdır. Bu bağlamda önemli olan genel caydırıcılıktır. Jeremy Bentham bunun en büyük savunucusuydu ve tüm cezaların acı verici olduğu ve bu nedenle kaçınılması gerektiği görüşünden yola çıktı. Bununla birlikte, ceza, eğer (genel caydırıcılık açısından) faydaları, cezalandırılan suçluya verilen acıdan daha ağır basarsa ve aynı faydalar cezalandırıcı olmayan yöntemlerle elde edilemezse haklı görülebilir. Bu nedenle cezalar, başkalarının bu tür suçları işlemesini caydırmak için yeterli olacak şekilde hesaplanmalı ne daha fazla ne de daha az olmalıdır. Varsayım, vatandaşların rasyonel varlıklar olduğu ve ceza kanununun sağladığı caydırıcı unsurlara göre davranışlarını ayarlayacaklarıdır. Aynı varsayım, marjinal caydırıcılığa olan inanca yol açmaktadır: Ceza seviyelerinin belirli bir miktarda artırılmasının suç işleme oranlarında düşüşe neden olacağıdır. Modern ekonomi teorisyenleri de (örneğin Richard Posner gibi) benzer bir yaklaşım benimseyerek cezaları bir tür fiyatlandırma sistemi olarak görmüşlerdir. Gelişen argüman, belirli suç türlerinin bir tür rasyonel hesaplamadan (genellikle 'sınırlı rasyonellik' olarak adlandırılır) kaynaklanma eğiliminde olduğu ve bu tür suçlara verilen yanıtlarda bunun dikkate alınması ve bununla mücadele edilmesi gerektiğidir.
Caydırıcılık teorisine yönelik eleştiriler ampirik ve ilkesel olmak üzere ikiye ayrılabilir. Başlıca ampirik eleştiri, caydırıcılık yaklaşımın dayanağı olacak olgusal verilerin mevcut olmamasıdır. Çeşitli suçlar için çeşitli ceza türlerinin ve seviyelerinin marjinal genel caydırıcılık etkileri hakkında güvenilir bulgular bulmak zordur. Örneğin, ölüm cezasının caydırıcılık etkinliğini değerlendirme girişimlerinde karmaşık teknikler uygulanmış, ancak net ve güvenilir sonuçlar elde edilememiştir. Caydırıcılık (eğer varsa) potansiyel suçluların zihinlerinde işleyecektir; bu nedenle, muhtemel cezanın ağırlığını bilmeleri, suç işlemeye karar verirken bunu dikkate almaları, yakalanma riskinin göz ardı edilemeyecek düzeyde olduğuna inanmaları, yakalanıp cezalandırıldıklarında cezanın kendilerine uygulanacağına inanmaları ve bu nedenlerle suç işlemekten kaçınmaları şarttır. Bu öznel inançlar, caydırıcılık siyasetinin işleyişinde yaşamsal bileşenlerdir ve bu nedenle araştırmanın güvenilir olması için hepsinin incelenmesi gerekmektedir. Az sayıda çalışma bu kriterleri karşılamaktadır ve suç oranlarını azaltmak için artan ağırlığa dayalı ceza politikaları için hiçbir temel sağlamamaktadır. Bu, İngiliz İçişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilen Cambridge çalışmasının ana bulgusu ise de çalışma, (inanılan) yüksek yakalanma riskinin caydırıcı etkisinin (inanılan) cezalardan daha iyi olduğunu da ortaya koydu.6 Nitekim, Planlı ve önceden düşünen kişiler tarafından işlenen bazı suç türlerinin caydırıcı ceza stratejilerine duyarlı olabileceğini öne süren az sayıda araştırma bulunmaktadır: Örneğin kriminolog Prof., silah taşımanın önemli ölçüde daha ağır bir cezaya tabi tutulması durumunda soyguncuların silahlanmaktan vazgeçtiğini bulmuştur.7 Bu, genel caydırıcılığın, dürtüsel suçlardan ziyade planlı veya "profesyonel" suçlar için daha etkili olma olasılığının daha yüksek olduğu önermesini destekler niteliktedir; ancak Harding, caydırıcı cezaların önemli önleyici etkiler yaratabilmesi için kamuoyu bilgilendirmesi ve uygun "sosyal öğrenme" fırsatlarıyla birleştirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Öte yandan, David Riley'nin alkollü araç kullananlar üzerine yaptığı çalışma ise bunun karşıt bir görüşünü ortaya koymaktadır; Riley, genel caydırıcı stratejinin sorunlarının, sürücülerin yakalanma riskine ilişkin iyimserliklerinde, cezanın bilinmemesinde ve suç işlemek için gereken alkol tüketim miktarının bilinmemesinde yattığını göstermektedir.8 Daha sonraki çalışmalar, polisin yaptırım gücünün artırılma-sının potansiyel caydırıcı etkisini incelemiş ise de, kamuoyunu bilgilendirme ve insanların tutumlarını değiştirmeye yönelik girişimleri içeren genel bir suç önleme stratejisinin, yalnızca cezalandırma veya yaptırım değişikliklerinden daha etkili olması muhtemel görünmektedir.
Caydırıcılık gerekçeleri ve ceza düzeylerinin uzun süredir geçerli olduğu birçok suç türü vardır; soygun ve uyuşturucu madde ticareti bunun başlıca örnekleridir. Buradaki argüman, bu tür suçlar için yüksek düzeyde genel önleme sağlamak amacıyla, mevcut ceza oranından daha ağır cezalar verilmesinin gerekli olduğudur.
Cezalar, ceza adalet sisteminden kaynaklanan genel caydırıcılığın tek biçimi değildir. Bazı durumlarda, cezanın kendisi değil, yargılama süreci–yargılanmak, mahkemeye çıkmak, yerel gazetede kamuoyuna yansıyan haberler almak–cezanın kendisidir. Bazı durumlarda, aile ve arkadaşlarla ilgili utanç ve mahcubiyetin, cezanın kendisinden daha güçlü bir etkiye sahip olduğu söylenmektedir-Eller ne diyecek. Öte yandan, ceza verme ve sürecin caydırıcı etkileri, uygulama siyaseti veya en azından yakalanma riski hakkındaki inançlar tarafından önemli ölçüde azaltılabilir. Kanıtlar, insan davranışını etkileme olasılığı daha yüksek olanın, cezanın miktarı değil, tespit edilme olasılığı hakkındaki inançlar olduğunu göstermektedir. Yalnız, suçluların ve potansiyel suçluların inançları ve düşünce süreçleri hakkında ayrıntılı bilginin az olması bu konularda daha odaklı araştırmalara ihtiyaç olduğunu sergilemektedir. Karanlıkta kalan/faili meçhul suç oranlarının yüksekliği karşısında, ceza seviyelerinin potansiyel suçluların muhakemesi üzerindeki caydırıcı etkisinin, oldukça düşük tespit riski nedeniyle önemli ölçüde zayıflayabileceğine inanmak için gerekçeler vardır. Ne var ki, cezaların şiddetini artırarak marjinal caydırıcılığı destekleyen araştırmalar çok daha azdır. Ne var ki, bu siyasetin sonucu yüz bin nüfustaki cezaevi nüfusu orantısız biçimde yükselmektedir.
Gerçek dünyadaki tüm göstergeler, mahkemece hükmedilen ağır cezalar ile suç davranışı arasında hidrolik bir ilişki olduğunu varsaymanın safça olduğunu göstermektedir. Gerçekte olan ise ceza süresince onları etkisiz hale (suç işleyemez hale) getirmektir. Popüler biçimi olan ‘kamu güvenliği’nde bu, genel bir ceza amacı olarak ileri sürülebilir. Ancak, genellikle ‘tehlikeli’ suçlular, kariyer suçluları veya diğer sürekli suçlular gibi belirli gruplarla sınırlıdır. Ölüm cezası ve müessir fiil suçlarında, etkisiz hale getirme cezaları olarak değerlendirilebilir, ancak bu tür geri döndürülemez önlemlere karşı güçlü insani argümanlar mevcuttur. Tartışma genellikle uzun süreli hapis cezaları ve ehliyetten menedilme (örneğin, araba kullanmaktan, çocuklarla çalışmaktan, şirket yöneticisi olmaktan menedilme) ile ilgili olmuştur. Sokağa çıkma yasağı gibi bazı toplumsal önlemler de benzer sorunlar doğurabilir. Etkisiz hale getirme ceza stratejileri için neler iddia edilmiştir? Burada iki stratejiden bahsedilebilir. Bunlardan biri, ‘tehlikeli’ olarak kabul edilen suçlulara uzun, etkisizleştirici hapis cezaları verilmesidir. Bazı suçluların ‘tehlikeli’ olarak tanımlanabileceği, yani yakın gelecekte topluma salıverilmeleri halinde ciddi suçlar işleme olasılıklarının yüksek olduğu ve mağdurlar için risklerin o kadar büyük olduğu ki, bu tür suçluların daha uzun süre gözaltında tutulmasının haklı olduğu iddia edilmektedir. Buna karşı en büyük itiraz aşırı tahmindir: Çalışmalar, etkisizleştirici cezaların ‘tehlikeli’ suçlulardan daha fazla ‘tehlikeli olmayan’ suçluyu kapsadığını ve ‘yanlış pozitif’ oranının genellikle her üç kişiden ikisine ulaştığını göstermektedir. Bu, orantılı cezaya eklenen herhangi bir cezanın yalnızca hak edilmemiş olmakla kalmayıp, aynı zamanda o kişinin daha ciddi bir suç işlemesini önlemek için gereksiz olabileceği anlamına gelir.
Rehabilitasyon
Suç Makinesi Çocuklardan İstanbul Turu
Bir gün içinde iki minibüs çalan çocuklardan birinin hırsızlıktan 7 sabıkası, diğerinin 10 sabıkası olduğu saptandı. Hürriyet (15/06/2026)
Caydırıcılık ve etkisiz hale getirme gibi, cezalandırmanın rehabilitasyon gerekçesi (bazen 'yeniden toplumsallaştırma' olarak da adlandırılır), suçun önlenmesini sağlamanın bir yolu olarak zorunlu tedbirleri haklı çıkarmayı amaçlar; bu yöntem, suçlunun rehabilitasyonunu içerir. Bu genellikle çeşitli tedavi programları sunmak üzere tasarlanmış bir dizi ceza ve tesis gerektirir. Bazen odak noktası tutumların ve davranışsal sorunların değiştirilmesidir. Bazen amaç, suçluların suç dışında başka meslekler bulmalarını sağlayabileceği inancıyla eğitim veya beceri kazandırmaktır. Dolayısıyla, ceza veren için en önemli sorular, işlenen suçun ağırlığı değil, suçlunun algılanan ihtiyaçlarıyla ilgilidir. Rehabilitasyon yaklaşımı, suçluluğun nedenlerini bireysel patoloji veya bireysel uyumsuzlukta (psikiyatrik, psikolojik veya sosyal) bulan pozitivist kriminoloji biçimleriyle yakından bağlantılıdır. Caydırıcılık teorisi suçluları rasyonel ve hesapçı olarak görürken, rehabilitasyon teorisi yardıma ve desteğe ihtiyaç duyanlara yöneliktir. Bu ihtiyaçları belirlemede kilit unsurlardan biri, bir uzmandan gelen rapordur; örneğin, bir denetim memuru tarafından hazırlanan bir ön yargılama raporu veya bazen bir psikiyatrik rapor. Bu tür bir rapor genellikle suçlunun algılanan ihtiyaçlarına uygun program biçimini önerir ve mahkeme daha sonra uygun kararı verebilir. En parlak dönemlerinde, bu 'tedavi modellerinin' uygulanması, uzmanların görüşüne göre bir iyileşme sağlanana kadar kişinin yükümlülüklerinden kurtulmaması gerektiği ilkesine dayanarak, genellikle belirsiz hapis cezalarına yol açıyordu.
Rehabilitasyon politikalarına yönelik itiraz, bu politikaların sözde uzmanların yetkilerini önemli ölçüde artırması ve bireylerin eşit saygı ve ilgiye layık görülme hakkını tanımamasıdır. Belirsiz veya yarı belirsiz cezalar, suçluların serbest bırakılmasını genellikle sağlam kriterler, net hesap verebilirlik veya itiraz yolları ve gerekçeli karar alma mekanizmaları olmaksızın cezaevi veya denetimli serbestlik yetkililerinin eline bırakmaktadır. İşlenen suçun ciddiyetine orantısız zorunlu devlet müdahalesine maruz kalmama hakkının tanınması söz konusu bile değildir. Suç nispeten küçük olsa bile, yardıma ihtiyacı olduğu değerlendirilen bir suçlu, önemli bir süre devlet kontrolüne tabi tutulabilir. Motivasyon iyi niyetli ve "kişinin en iyi çıkarları doğrultusunda" olabilir. Aslında, bireysel suçlu, haklara sahip bir kişiden ziyade, manipüle edilebilir bir nesne olarak görülebilir. Rehabilitasyon mantığı son yıllarda yeniden canlandı. İkinci itiraz olan "kişiliğe saygı"ya verilen yanıt çeşitlidir: Bazıları, başarılı rehabilitasyon programlarına giden yollardan birinin, suçluların tedavilerini denetleyenlerin (özellikle denetimli serbestlik memurlarının) ahlaki otoritesine saygı geliştirmeleri olduğunu kabul ederken,76 diğerleri (özellikle hükümet çevrelerinde) kamu güvenliği ve kamu yararı kavramlarına daha fazla önem vererek, suçlunun esasen cezalandırıcı bir çerçeve içinde uyum sağlamasını talep etmektedir. İlk "kanıt eksikliği" itirazına verilen yanıt, çok sayıda küçük rehabilitasyon programının "meta-analizinin", seçilmiş suçlularla uygun koşullar altında olumlu sonuçlar elde edilebileceğini gösterdiğini öne sürmek olmuştur. Çeşitli bilişsel-davranışçı programlara yönelik coşku bazı çevrelerde yüksek olsa da 1998 tarihli bir İçişleri Bakanlığı araştırmasının uyarısı hala geçerliliğini koruyor: "Ülkemizde, rehabilitasyon ve yeniden suç işleme riskini azaltmayı amaçlayan programların etkinliğine dair çok az sayıda iyi tasarlanmış ve dikkatlice değerlendirilmiş çalışma yapılmıştır." Yeni programlar tasarlamak ve değerlendirmek için geçerli nedenler olduğunu, bunların uygun kaynaklarla desteklendiğini ve sağlam ilkelere dayandığını kabul etsek bile, bu durum birçok soruyu cevapsız bırakıyor. Çok sayıda suçlu için işe yarayabilecek rehabilitasyon programlarımız var mı? Uygunluğu önceden belirlenebilecek, daha az sayıda ancak yine de önemli sayıda suçlu için işe yarayabilecek programlarımız var mı?
Hakkediş/Orantılılık
Açıkçası, cezaların göreceli ağırlığının dikkate alınması, hem siyasiler tarafından ceza kanunları oluşturulurken hem de ceza adalet uygulamasında cezalar verilirken önemli bir rol oynamaktadır. Bu konu J. Bentham’dan bu yana tartışılmakta ve eleştiri konusu yapılmaktadır. Gündeme gelen başlıca sorulara bakıldığında, tecavüz, diğer şiddet suçlarından daha ağır cezalandırılmalı mı? Beyaz yakalı suçlar, diğer suç türlerine kıyasla genellikle çok mu hafif cezalandırılıyor? Ve eğer ceza verilirken önceki sabıkaları dikkate alınacaksa, mükerrer suçlu ilk defa suç işleyene göre ne kadar daha ağır cezalandırılmalıdır? Değişen ciddiyetteki suçlara nasıl yanıt vermemiz gerektiğine dair bu tür sorular, kamuoyu tartışmalarında geniş yer bulmaktadır.
Cezanın nesnel ve sübjektif etkileri arasındaki ayrım basittir. Basitçe söylemek gerekirse, nesnel etkiler cezanın bireye ne yaptığıyla, sübjektif etkiler ise bireyin kendisine yapılan şeyden nasıl etkilendiğiyle ilgilidir. Açıkçası, sırasıyla bir yıl ve iki yıl hapis cezaları veya 1000.-₺ ve 10.000.-₺ para cezaları nesnel etkiler açısından farklılık gösterir. Cezalar, suçlular üzerinde farklı etkiler yaratır. Bu, onları farklı cezalar yapan şeydir. Bu şaşırtıcı olmasa da isim olarak aynı olan cezaların bile nesnel etkiler açısından farklılık gösterebileceğini düşünmek daha ilginçtir. A ve B'nin her biri bir yıl hapis cezasına çarptırılırsa, nesnel olarak çok farklı şekilde etkilenebilirler. A, kapasite üstü hükümlü barındıran bir koğuşta kalırken B iyi işleyen bir cezaevine, göz hizasında bir penceresi olan daha konforlu bir hücreye, çeşitli imkanlara kolay erişime vb. sahip bir yere yerleştirilebilir. Elbette, bir toplum, farklı cezaevleri arasında koşulları mümkün olduğunca homojen hale getirmek için çaba gösterebilir. Ancak, isim olarak aynı olan cezalar arasında bir dereceye kadar nesnel farklılıkların olmayacağını hayal etmek zordur. Cezanın öznel etkileri farklı olabilir. İki birey, kuşkusuz, aynı nesnel etkiye farklı tepki verebilir. Bentham'ın da belirttiği gibi: "İsmi aynı olan bir ceza, iki farklı kişide her zaman aynı derecede acıya yol açmaz, hatta başkalarına aynı derecede acı veriyormuş gibi bile görünmeyebilir." 9
Yinelersek, cezada orantılılık fikri, cezaların ciddiyetini ölçme ve sıralama yeteneğine sahip olmayı varsaymaktadır. Bir cezanın diğerinden daha ağır olup olmadığını söyleyemiyorsak, orantılılık fikri temelden yoksun kalacaktır. Orantılılığın ne anlama geldiği, A'nın B'nin işlediği suçtan daha ciddi bir suç işlemiş olması durumunda, A daha ağır bir şekilde cezalandırılmasıdır. A ve B'nin suçları eşit derecede ciddi ise, eşit şekilde cezalandırılmalıdırlar.
Hak etme teorisi, cezalandırıcı felsefenin modern bir biçimidir ve cezalandırıcılık gibi çeşitli ton ve nüanslara sahiptir. Cezanın birbirine bağlı iki gerekçesi olduğu savunulmaktadır. Bir unsur, hak etme ve ceza arasındaki sezgisel bağlantıda yatmaktadır: Dolayısıyla hak etme, "övgü ve kınamanın günlük yargılarının ayrılmaz bir parçasıdır" ve devlet cezası bu kınama işlevini kurumsallaştırır. Dolayısıyla, cezalar resmi kınama veya suçlamayı iletir; bu iletişim esas olarak suçluya, ancak aynı zamanda mağdura ve genel olarak topluma yöneliktir. Bununla birlikte, kınama tek başına yeterli değildir: insan doğasının yanılabilirliği, normatif olana ihtiyatlı bir gerekçe eklemeyi gerekli kılar. Bu nedenle, ikinci gerekçelendirici unsur, genel caydırıcılık ihtiyacında yatmaktadır: polis, mahkemeler ve ceza sistemi olmadan, "mağdur edici davranışların o kadar yaygınlaşması muhtemeldir ki, hayatı gerçekten iğrenç ve vahşi hale getirecektir". Bu önleyici unsur, ceza sisteminin (şartlı) bir temeli olarak kabul edilir, ancak ağır cezaları haklı çıkarmaz: aksine, ceza ağır olursa, kınamanın ahlaki niteliğini "boğacaktır". Dolayısıyla hak ediş veya orantılılık teorisinin özü, cezanın suçluyu ahlaki bir özne olarak, davranışlarını değerlendirme ve bu değerlendirmeye yanıt verme kapasitesine sahip biri olarak ele almasıdır. Bu değerlendirme, caydırıcılık veya etkisiz hale getirme yoluyla önleyici bir amaca ulaşmak için suçluyu cezalandıran daha ağır bir ceza yerine, orantılı bir ceza verilerek iletilir. Bu şekilde, orantılılık teorisi hukukun üstünlüğü değerlerine saygı duyar ve devletin suçlular üzerindeki gücüne sınırlar getirir. Buradan da anlaşılacağı üzere, orantılılık kavramı temel ölçüttür ve terimin iki anlamı dikkatle ayırt edilmelidir. Sıralı orantılılık, suçların kendi aralarındaki göreceli ciddiyetini ilgilendirir. Kardinal orantılılık ise sıralı sıralamayı bir ceza ölçeğine bağlar ve cezanın, söz konusu suçun ağırlığıyla orantısız olmaması gerektiğini gerektirir. Farklı ülkelerin ceza ölçekleri için farklı başlangıç noktaları vardır; bunlar genellikle yıllar içinde çok fazla bilinçli düşünme olmaksızın gelişir ve doğal olarak uygun kabul edilir. Bazen hak etme söyleminin cezaların daha da ağırlaştırılmasına yol açabileceği iddia edilir, ancak orantılılık teorisini en tam olarak benimseyen yargı bölgelerinde–Finlandiya, İsveç ve Minnesota– bu kesinlikle böyle bir sonuç olmamıştır. Kaliforniya gibi bazı diğer yargı bölgelerinde ise ceza seviyelerin- de önemli artışlar yaşanmıştır, ancak bu esas olarak yetersizlik cezası uygulamasının devreye girmesinden kaynaklanmıştır. Çölleşme konusunda önde gelen yazarlar, gözaltının kullanımında kısıtlamaya vurgu yapmışlardır, ancak pratikte politikaların uygulanması, ilgili yargı bölgesindeki genel siyasi eğilimlere ve yargısal tutuma bağlıdır.
Hak ettiği cezayı alması (?)
Sonuç olarak, cezaların ağırlığı bakımından sanığın cezai davranışının ağırlığıyla orantılı olması- adaletin temel bir gerekliliği gibi görünmekte ise de, orantılılığa merkezi bir rol veren ancak diğer amaçlar için sınırlı sapmalara izin veren alternatif modeller tasarlanabilir.
Ceza Gerekçesi
Gerekçe belirtmek, doğru yargı kararı vermenin özünü oluşturmaktadır. Önemli işlevleri arasında kararın hukukun ve takdir yetkisinin doğru uygulanmasını içermesini sağlamak; suçlu için, verilen cezanın dayanağını açıklamak hem savcı hem de suçlu için, temyize başvurup başvurmamaya karar vermek; temyiz mahkemesi için, ilk derece mahkemesinin takdir yetkisini doğru kullanıp kullanmadığına karar vermek ve kamuoyu için mahkemelerin hangi ilkelerle hareket ettiğini bilgilendirmek yer almaktadır. Bu nedenle, ilke olarak, mahkeme her zaman belirli bir cezayı verme gerekçelerini belirtmelidir.
Ceza verme kalıplarını ve ceza verme tutarlılığını ölçmek için, ceza verme istatistiklerinin düzenli olarak toplanması ve yayınlanmasının gerekli olduğuna şüphe yok ise de bu veriler yayınlanmamaktadır. Bu konuda yayınlanacak istatistiki verilerin hâkimlere ve ceza adalet sisteminde çalışan diğer kişilere bilgi olarak hizmet etmesi için, kolayca anlaşılabilecek ve potansiyel olarak yanıltıcı olmayacak şekilde sunulmaları şarttır.
Mahkeme, verilen ceza ile aşağıda yer alan beş ceza verme amacından hangisine ulaşmayı hedeflediğini değerlendirmelidir. Birden fazla amaç ilgili olabilirse de ceza belirlenirken her birinin önemi, belirli suç ve suçlunun özellikleriyle karşılaştırılmalıdır:
· Suçluların cezalandırılması,
· Suç oranının düşürülmesi (caydırıcılık yoluyla düşürülmesi de dahil),
· Suçluların ıslahı ve rehabilitasyonu,
· Suç mağdurları da dahil olmak üzere halkın korunması, ve
· Suçluların, işledikleri suçlardan etkilenen kişilere tazminat ödemesi.
Cezalandırmada Tutarlılık
Ceza verme sürecinde tutarlılık sadece yasal bir ideal değil, aynı zamanda ceza adalet sistemimizde adaleti sağlamanın temel bir yönüdür. Avrupa Konseyi'nin No. R (92) 17 sayılı Cezalandırmada Tutarlılık (Consistency in Sentencing) hakkındaki tavsiyesi şu şekildedir: Cezalandırma için hangi gerekçeler öne sürülürse sürülsün, suçun ciddiyeti ile ceza arasında orantısızlıktan kaçınılmalıdır.10
Ceza eşitsizliği, çoğu zaman açıklanamayan nedenlere dayanan, adaletsiz ve sonuçları dezavantajlı olan, ceza infazında eşitsiz muamelenin bir biçimidir. Bu doktrinsel araştırmada, eşitsizlik, ceza adalet sisteminde ırk ve etnik kökenle ilişkilendirilerek gösterilmekte ve küresel düzeyde örnekler yardımıyla ırksal önyargılar gösterilmektedir. Irksal önyargılar çoğunlukla yaygın olup, bu önyargıdan etkilenen ülke Amerika Birleşik Devletleri'dir ve yazarın bu analizi iyi bir girişimdir. Doktrinsel araştırmada ayrıca, hâkimler tarafından verilen hükümler düzeyinde eşitsizliğin farklı biçimleri de ele alınmaktadır; yani yargı bölgeleri arası, yargı bölgesi içi eşitsizlikler. UYAP veri tabanından bu türden saptamaların yapılması önem arz etmektedir.
Ceza eşitsizliği, suçlulara verilen cezalarda tamamen adaletsiz ve sonuçları açısından dezavantajlı olan bir tür eşitsiz muameledir. Basitçe, tüm suçlulara adaletsiz ve eşitsiz muamele yapılması ve cezanın suçlarına göre verilmemesi anlamına gelir. Sadece ceza eşitsizliği yapılarak verilen ceza, kanunun dediği gibi tamamen yasa dışıdır: Herkes kanun önünde eşittir, kimse kanunun üstünde değildir.
Eşitsizlik, kasıtlı önyargı veya ayrımcılıktan kaynaklanmayan, muamele veya sonuçtaki farklılıktır. Ceza verme sürecine uygulandığında, benzer suçluların farklı cezalar alması ve farklı suçluların aynı cezayı alması durumunda eşitsizlikler ortaya çıkar. Bu durum hem suç hem de ceza süreçlerinde kendini gösterir ve toplumumuzda yaygındır; bu tür uygulamalar sistemimizde devam etmekte ve biz bu tür toplumsal kötülük uygulamalarından gurur duyuyoruz.
Ceza eşitsizliğinin evrimi ve ortaya çıkışıyla birlikte, ceza eşitsizliği de çeşitli dallara veya farklı biçimlere ayrılır; bunlar arasında yargı bölgeleri arası, yargı bölgeleri içi ve hakimler arası eşitsizlikler yer alır. İlk biçimi ele alacak olursak, farklı yargı bölgelerindeki hakimler benzer durumdaki suçlulara farklı cezalar verir. Daha sonraki biçimlere geçecek olursak, ikincisinde aynı yargı bölgesinde- ki hakimler benzer durumdaki suçlulara farklı cezalar verir ve üçüncüsünde ise bireysel bir hâkim tutarsız ceza kararları alır. Tüm bu biçimler ceza adalet sisteminde büyük bir karmaşaya yol açar ve nihayetinde ceza politikasında eşitsizliğe neden olur.
Yoksullukla bağlantılı olarak, suç işleme teşviki, fırsat maliyetleri daha düşük olan veya göreceli yoksunlukları sosyal gerilimler yaratan en dezavantajlı kesimler arasında daha yüksektir. Bununla birlikte, suçluların büyük bir kısmının yoksulluk yaşamış olmasına rağmen, yoksulluk içinde yaşayan kişilerin yalnızca düşük bir oranının suç işlediğini belirtmek önemlidir (Webster ve Kingston, 2014).11 Yoksulluk içinde yaşayan kişilerin suç mağduru olma olasılığı da daha yüksektir (Webster ve Kingston, 2014). Ayrıca, ekonomik olarak dezavantajlı grupların diğerlerine göre hapis cezası alma ve daha uzun hapis cezası alma olasılığının çok daha yüksek olduğuna dair ayrımcılık kanıtları da mevcuttur. Bu bulgular bağlamındaki görüntü aşağıda tabloda sergilenmiş olup, olması gerekli olan cezalandırma ilkeleri ve amaçlarının gözden geçirilmesi, ABD ve İngiltere örneğinde olduğu gibi ceza yaptırımları konusunda rehber ilkelerde söz sahibi olacak bağımsız bir kurul oluşturulmalıdır.12
Sorunlar ve Paradigmatik Değişim
Ulusal düzeyde verilere dayalı saptamalar olmadığı için aşağıdaki tablodaki başlıklar kitle iletişim araçlarına yansıyanları içermektedir. Bu doğruda ancak UYAP veri tabanı ile tüketicilerle yapılacak anketler sonucu sağlanacak verilerle sağlıklı bir saptama yapılabilecektir.
Ceza verme süreci, kuşkusuz, kamusal bir süreçtir. Toplumun, temel değerlerini korumayı amaçlayan ceza kanunlarımızın kanıtlanmış bir ihlaline verdiği yanıttır. Demokratik bir toplumda, bu temel değerler ve bunların ihlaline vereceğimiz tepki, seçilmiş yetkililerimiz tarafından dile getirilmeli ve onların üstün kontrolü altında olmalıdır. Bu bağlamda, ceza vermenin amaç ve ilkelerine ilişkin yasal bir açıklama, hukukun üstünlüğüne dayalı, iyi işleyen bir demokratik toplumun önemli bir bileşenidir. Ve ceza verme süreçleri genellikle mahkûm edilmiş bir vatandaşın özgürlüklerine ve haklarına müdahale ettiğinden veya bunları ihlal ettiğinden, düzenli ve adil bir toplumun sağlanması için Parlamento'nun vatandaşlarına ve suçlulara ceza vermenin amacını ve mahkemenin adil ve hakkaniyetli bir ceza belirlemesinde hangi ilkelerin yol gösterici olduğunu açıkça belirtmesi önemlidir.
İkinci olarak, amaç ve ilkeler bildirisi, toplumun geri kalanı adına bireysel suçlulara yaptırım uygulama görevi verilenlere ilk yol gösterici katmanı sağlar. Bu açıdan, amaç ve ilkeler bildirisi, tüm hâkimlere aynı başlangıç noktasını ve uygun bir cezaya ulaşmada bir yön duygusu vererek, adil ve eşit bir ceza sürecini destekler. Bu da ceza verme sürecinde daha fazla tutarlılık sağlama fırsatı sunar ve bireysel hâkimlerin kendi alakasız veya çelişkili ceza verme fikirlerini ortaya koyma olasılığını azaltır. Dolayısıyla, amaç ve ilkeler bildirgesi, cezalarda daha fazla tutarlılığa ve daha az haksız eşitsizliğe katkıda bulunur; tutarlılık ve eşitlik, ceza verme sürecinde kamuoyu nezdinde meşruiyet oluşturmada önemli hedeflerdir. Aşağıda yer verilen (negatif söylemli) amaç ve ilkeler bildirgesi, adil ve hakkaniyetli bir ceza verme sisteminin yalnızca başlangıç noktasıdır:
· Açıkça ifade edilmiş bir ceza politikası veya amacının olmaması,
· Cezanın bir yaptırım olarak aşırı kullanımı,
· Ceza Kanununda belirtilen gerçekçi olmayan yüksek azami hapis süreleri,
· Zorunlu asgari cezaların uygulanmasındaki adaletsizlik,
· Farklı suç türleri ve suçlular için verilecek cezaların türü ve süresi konusunda yasal rehberliğin olmaması,
· Hâkimler tarafından verilen cezalarda yaygın ve haksız eşitsizlik,
· Şartlı salıverme (ve oranında değişiklikle erken tahliye) sistemlerine yönelik kamuoyundaki hayal kırıklığı (yani, gerçekte çekilen süreye ilişkin "ceza vermede kesinlik" eksikliği), ve
· Hâkimlere, avukatlara, politikacılara ve kamuoyuna mevcut ceza uygulamalarını uygulamada, anlamada ve değerlendirmede yardımcı olacak ceza uygulamalarına ilişkin neredeyse hiç veri ve bilgi bulunmamasıdır.
Verimlilik
En ağır ceza olan hapis cezası, her zaman suç işlemeyi caydırmaz: İngiltere İçişleri Bakanlığı'nın bir araştırmasına göre, 1995 yılında tahliye edilen tüm hükümlülerin %58'i, serbest bırakıldıktan sonraki iki yıl içinde ciddi bir suçtan tekrar hüküm giydi. Bu oranın ülkemizde de %60’i bulmaktadır.
Yaptırımlarda caydırıcılığın etkili olabilmesi için en az iki noktanın şart olduğu varsayılmaktadır:
- Caydırıcılığı savunanlar, cezanın caydırıcı etki yaratabilmesi için yeterince ağır olması gerektiğine inanırlar. Bu varsayım, ceza düzeyinin değiştirildiği bir örneği inceleyerek test edilebilir. 14 Temmuz 2004 tarihinde yapılan 5218 sayılı kanuni düzenleme ile Türk Ceza Kanunu'ndaki (TCK) ölüm cezası maddeleri ilga edilerek hukuk sisteminden bütünüyle temizlendi. Bu değişikliğin cinayet oranları üzerinde kolayca tanımlanabilir bir etkisinin olmadığını gösteriyor. Her gün tanık olduğumuz kadın cinayetleri bu saptamanın en belirgin örneğidir. Ülkede cezaların ağırlaştırılması yönündeki genel kanı ve yasama girişimleri olmasına karşılık cezaların ağırlığının artırılmasının genel olarak caydırıcılık etkilerini artırabileceği sonucuna varmak için hiçbir dayanak bulunmadığı belirtmektedir.13
- Caydırıcılığı savunanlar, potansiyel suçluların suçla ilişkili ödülleri ve riskleri tarttığını varsayarlar. Ancak, insanların yakalanma ihtimaline olan inançları, yakalanma riskinden veya cezanın düzeyinden muhtemelen daha önemlidir. Cezaevi deneyimi, suçlunun tahliye olduktan sonra mükerrir suçlu olma olasılığını ve belki de daha ciddi suçlar işlemesini artırabilir.
Cezaların yeniden suç işleme oranını azaltmadaki etkinliğini değerlendirmek de zor bulunmaktadır:
- Birinin mükerrir suçlu olmaması, suç işlemeyi bıraktığı anlamına gelmeyip, yalnızca yakalanmamakta ustalaşmış olabileceği,
- Bir suçlunun kurumsal ıslah programından geçtikten sonra başına neler geldiğini görebilsek de cezasında bu tür unsurlar bulunmasaydı neler olacağını tahmin edemeyiz. Suçluların, cezalarını çektikten sonra yaşadıkları sosyal sorunların mükerrir suçluluğa davetiye çıkardığı neden göz ardı edilmektedir.14
- Karanlıkta kalan suçlular, yakalanması daha kolay olan suçluların hapse girmesinden etkilenmemektedir.
Tutarlılığı ölçmek için, suçlunun ve suçun niteliğiyle ilgili tüm yasal olarak önemli değişkenlerin etkisini kontrol ettikten sonra ceza sonuçlarını karşılaştırmak gerekir. Ancak, bu değişkenlerin birçoğuna ilişkin veriler sistematik olarak toplanmamaktadır. Örneğin, suçların göreceli ciddiyetini ölçen bir yöntem şu anda mevcut değildir. Sonuç olarak, ceza verme uygulamasındaki tutarsızlık derecesini iyi bir şekilde tahmin etmek mümkün değildir. Ceza verme tutarlılığındaki artış kavramsal olarak basittir – benzer vakalar arasında ceza sonuçlarının değişkenliğinde bir azalmayı içerir.
Cezanın bireyselleştirilmesi sürecindeki adli takdirin sadece ceza mekanizmasında kâh genel hukuk kurallarınca mümkün olan dereceden fazla suçlular arasında ayrım oluşturabilme girişimi olarak algılanmandır. Ne var ki, kanunda bu kavramın dejenere edildiğine tanık olunmaktadır. Şöyle ki,
İndirim nedeni olarak" cezanın failin geleceği üzerinde olası etkilerini" saptamaya elverişli tahmin cetvelleri geliştirilmediğinden akılcı olmak yerine hâkimlerin sezgilerine dayalı bir değerlendirme olacak ve teknik açıdan oldukça farklı uygulama örneklerine tanık olunacaktır.
Hapis cezasının yalnızca gerekli olduğunda kullanılması ve cezaların suçun ciddiyetini ve suçlunun suçtan sorumluluğunu yansıtması gerektiği yönündeki açıklamalar geleneksel olarak apaçık olanı yansıtan ifadeler olarak görülmüştür.
- Ceza vermede orantılılık önemlidir. Suç işleyenlerin yaptıklarından sorumlu tutulması önemlidir. Ceza verme yönteminin suçu kontrol etmede etkili bir mekanizma olduğu öne sürülmemelidir. Başka bir deyişle, hakimler sert cezalarla suçu azaltamazlar. Hükümetlerin, suç gibi ciddi bir sorunun, işe yaramadığı bilinen mekanizmalarla azaltılabileceğini öne sürmeme sorumluluğu vardır.
- Aynı zamanda, orantılılık ilkesinin belirlediği sınırlar içinde, Kanada toplumunun kalitesini artıracak fırsatlar aramak da makul görünmektedir. Topluma yeniden entegrasyonu teşvik etmek, mağdurlara tazminat ödeme girişimleri gibi bu amaçlardan biri olacaktır.
- Hüküm giyenlerin ve mağdurların çıkarlarını sıfır toplamlı bir oyun olarak gören bir ceza adalet sistemini desteklemenin hiçbir değeri yoktur. Cezanın ağırlığı, suçun ciddiyetini ve suçlunun sorumluluğunu yansıtmalıdır. Ayrıca, mağdurların durumunun iyileştirilebileceği fırsatlar incelenmelidir.
Cezaların verilmesine rehberlik edecek daha spesifik ilkelere bakıldığında, aşağıdakilerin her birinin ülkenin ceza verme konusundaki düşüncelerinin onlarca yıldır bir parçası olduğu bir kez daha açıkça görülmektedir:
- Verilen cezalar, verilen zararın ciddiyetine ve failin bu zarardaki sorumluluğuna orantılı olmalıdır.
- Cezaevi ölçülü bir şekilde kullanılmalıdır.
Kesin olarak ceza verme sürecinin bir parçası olmasa da hapsedilerek bir süreliğine toplumdan uzaklaştırılan kişilere topluma yeniden entegre olmaları için fırsatlar ve rehberlik sağlanması kamu yararınadır.
Cezaevlerinin, bunlara maruz kalanların suç işleme olasılığını artırdığını artık bildiğimiz göz önüne alındığında, bunların kullanımını, suçun ağırlığını yeterince yansıtan başka alternatiflerin bulunamadığı veya yaratılamadığı durumlarla sınırlamak özellikle önemlidir.
- Geniş, soyut politikalar nasıl tanımlanır?
- Bu temel politikalar pratikte uygulanıyor mu?
Karşılaştırma
Almanya'da, cinayet ve kasten öldürme suçları hariç, ilgili suç tanımlarına giren en ciddi fiiller için de azami ceza 15 yıldır. Birçok ciddi suçun, yıllar boyunca işlenmiş olması durumunda bile, tek bir yargılamada değerlendirilmesi halinde, Almanya'da 15 yıllık hapis cezası üst sınırı sabittir.
Alman Ceza Kanunu her suç için asgari zorunlu bir ceza öngörmektedir, ancak bu asgari cezalar düşüktür ve bu durum da nispeten düşük bir hapis oranına katkıda bulunmaktadır. Hırsızlık, dolandırıcılık, saldırı ve trafik suçları gibi sık işlenen suçlar, ağırlaştırıcı bir unsur bulunmadığı takdirde para cezasıyla cezalandırılabilir; ağırlaştırıcı bir unsur mevcutsa, mahkemeler hapis cezası yerine denetimli serbestliği tercih edebilir. Hatta nispeten yüksek yasal asgari cezaya sahip şiddet suçlarında bile (örneğin, silahlı soygun ve silahla tecavüz için beş yıl), belirsiz bir "daha az ciddi durum" maddesi, denetimli serbestlik seçeneğini açık bırakan daha düşük bir yasal asgari cezaya yol açabilir.
Ömür boyu hapis cezası, yalnızca çok az sayıda suç için bir seçenektir. Cinayet suçundan mahkûmiyet, zorunlu müebbet hapis cezasına yol açar. Cinayetin ötesinde, ölümcül sonuçları olan diğer ciddi suçların çok az bir kısmı müebbet hapis cezasıyla veya alternatif olarak 10 ila 15 yıl arasında bir hapis cezasıyla cezalandırılabilir. Genel olarak, Alman mahkemeleri hafif ceza seviyelerini korumaktadır. Yasal çerçeve, geniş bir takdir yetkisine olanak tanımaktadır: Yasal minimumdan yasal maksimuma kadar olası cezaların aralığı genellikle oldukça geniştir ve nihai ceza sonucunun nasıl belirleneceğine dair ülkemizde olduğu ayrıntılı kurallar veya yönergeler yoktur. Ceza mahkemeleri tipik olarak yasal aralığın alt üçte birinde, yasal minimuma yakın cezalar seçmektedir.
Diğer ülkelerdeki tamamen profesyonelleşmiş mahkeme sistemlerinin aksine, Alman bölge ve eyalet mahkemeleri, profesyonel hâkimler ve halktan kişilerle oluşan karma paneller kullanmaktadır. Bu halk katılımı, toplumsal değerlerin, usule uygunluğun ve yerel toplumsal standartların bireyselleştirilmiş ceza verme sürecine doğrudan entegre edilmesini sağlamaktadır.
2022 yılında, hüküm giymiş yetişkin suçluların %82,3'ü para cezası, %12,2'si erteleme cezası alırken, yalnızca %5,5'i hapis cezası aldı. Bu dağılım, büyük ölçüde yıllar boyunca aynı kaldı. Karşılaştırmalı bir bakış açısından şaşırtıcı olabilecek bir diğer nokta ise, uzun süreli hapis cezalarının azlığıdır. 2022 yılında verilen cezaların yalnızca çok küçük bir kısmı (tüm hapis cezalarının % 0,55'i=103) 10 ila 15 yıl aralığındaydı ve 5 ila 10 yıl aralığındaki cezalar bile enderdir (tüm hapis cezalarının %8,9'u=1.656).15
Almanya, tüm ceza adalet sisteminin "suça karşı sert önlemler" yerine bireysel orantılılığa vurgu yapması sayesinde Avrupa'nın en düşük cezaevi nüfus oranlarından birine sahiptir.
Yapay Zekânın Rolü
Yapay zekâ (YZ) her yerde ve gelecekte insan yaşamı üzerindeki etkisi daha da artacağından YZ'nin ceza davalarında hüküm verme sürecinde ne gibi bir rolü olabilir? YZ, ceza verme konusunda insan hâkimlerin yerini alabilir mi? Robot hâkimler ceza verme konusunda gerçekten tutarlılık
sağlayabilirler: Benzer özelliklere sahip davalar benzer cezalar alacaktır. Sonuçta, robot hâkimler insan hâkimler gibi bilişsel önyargılara veya öznel değerlendirmelere yatkın değildir. Ancak bir tuzağın varlığı da göz ardı edilmemelidir: Robot hâkimler önceki davalardan elde edilen verileri kullanıyor. Ve bu davalar insan hâkimler tarafından yargılanmış ve bu nedenle insan hâkimlerin önyargılarıyla etkilenmiştir. Robot hâkimler bu önyargıları tekrarladığından hâkimlerin kararlarında mevcut olan önyargılar algoritmaya yerleşerek mevcut eşitsizliği ve klişeleri güçlendirmektedir..
Hiç kuşkusuz, yapay zekayı doğru biçimde kullanan hâkimlere de ihtiyaç olacağından Türkiye Adalet Akademisi (TAA) müfredatında doğru muhakeme yeteneği ile en doğru seçeneği elde edebilmek için yapay zekâ eğitimleri ve yapay zekâ destekli akıllı öğrenme sistemleri önemli olacaktır.16
Sonuç
Hüküm verme, suçunu kabul eden veya suçlu bulunan bir kişi için uygun cezanın belirlenmesi ve uygulanması sürecidir. Ceza hükümleri, benzer suçlar için verilen diğer cezalara benzer olmalıdır. Gençler için verilecek ceza, yetişkinlerin alacağı cezadan daha ağır olamaz. Bu süreçte temel soru “hangi ceza uygulanmalıdır?” olup, suç oranını azaltmayı amaçlayan tüm faydacı hedefleri içeren kamu güvenliği şunları içermelidir:
- Suçluların rehabilitasyonu,
- Genel caydırıcılık,
- Tehlikeli suçluların etkisiz hale getirilmesi, ve
- Suçluların yasalara uyan topluma yeniden entegrasyonudur.
Öte yandan, özel ceza yasaları ile yaratılan suçlar, ceza hukukunu toplumun sorunları için tek boyutlu bir çözüm haline getirmenin bir yan etkisi olan “aşırı suçluluk” (overcriminalization) adı verilen ciddi bir soruna açılan bir pencere sunduğu da göz ardı edilmemelidir.
Avrupa Konseyi (AK), adalet, orantılılık ve rehabilitasyonu vurgulayan yönergeler aracılığıyla ceza infazına yaklaşmaktadır. Cezaevlerindeki aşırı kalabalığı azaltmak için cezaevi dışı tedbirlerin, onarıcı adaletin ve toplumsal yaptırımların kullanılmasını şiddetle tavsiye ederken, verilen tüm cezaların insan haklarına saygı göstermesini ve suçlunun topluma yeniden entegrasyonuna yardımcı olmasını sağlamayı da hedeflemektedir.17
Ceza verme süreçlerinin tutarlılığını ve bütünlüğünü iyileştirme yöntemlerini incelerken, Bakanlar Komitesi sürekli olarak yargının bağımsızlığı ilkesini göz önünde bulundurdu. Yargı bağımsızlığını korurken tutarlılığı artırma görevine ilişkin farklı üye devletlerin ve diğer ülkelerin yaklaşımlarını uzun uzadıya inceleyerek önerileri şu beş temel ilkede topladı:
1. Her devlet, ceza verme gerekçelerini tanımlamaya çalışmalıdır. Birden fazla gerekçe beyan edilirse, devletler tutarlı bir ceza verme gerekçeleri kümesi geliştirmeye gayret etmelidir;
2. Bireysel davalardaki cezalar, suçun ciddiyetine orantısız olmamalıdır;18
3. Devletler, yasal ve anayasal gelenekleri çerçevesinde, mahkemenin özel koşulları dikkate almasını sağlarken, ceza verme takdir yetkisinin kullanımını yapılandıran yönlendirme tekniklerinin getirilmesini değerlendirmelidir;
4. Ceza vermede uygun usul güvenceleri olmalıdır; ve
5. Hâkimler için, açıkça sunulan ve araştırmaya sağlam bir şekilde dayanan, daha fazla bilgi sağlanmalı, yargı eğitimi ve Avrupa bilgi alışverişi için daha fazla fırsat yaratılmalıdır.
Hiç kuşkusuz, benzer cezalar, bazı suçlular üzerinde önemli ölçüde farklı etkilere sahip olabilir. Bu nedenle, bir cezanın belirli bir suçlu üzerinde alışılmadık bir etkiye sahip olacağı ve belki de rehabilitasyonu engelleyebileceği durumlarda, olağanüstü zorluğun dikkate alınması önemlidir. Bu durum, örneğin yaşlılar, hastalar, çok küçük çocuklar vb. için geçerli olacaktır.
Avrupa Konseyi'nin hapis cezasına alternatif ceza tedbirlerine ilişkin olarak, hapis dışı yaptırımların kullanımını teşvik etme ve buna bağlı olarak hapis cezalarını en ciddi suç grupları için saklama yönündeki ilan edilmiş siyasetine tanık olunmaktadır.19
Mükerrer/itiyadı suça yönelmenin nedenleri ve önceki suçların koşulları çeşitlilik gösterdiğinden suçların tekrarını, suçluluğun arttığının güvenilir bir göstergesi olarak görmek yanlış olacaktır.
Mükerrir suçlular, genel olarak ilk defa suç işleyenlere göre daha ağır cezalar almalıdır. Örneğin, mükerrir suçluya karşı daha güçlü bir caydırıcı önlem (bireysel önleme) gerekebilir; bu tür suçlulara karşı sosyal koruma önlemleri daha gerekli olabilir (koruyucu önlemler). Kuşkusuz, yaptırımlar, kuşkusuz, mükerrir suçluluk oranını azaltmada neyin işe yaradığına dair araştırmalara dayanmalı; herkes için adil sonuçlar elde etmek için yaptırımların tarafsız bir şekilde uygulamak anlamına geldiği unutulmamalıdır. Hürriyeti bağlayıcı ceza ciddi suçlar için ayrılması gerektiği ve bu ceza eşiğinin ancak geçildiği durumlarda, denetimli serbesti hem cezayı hem de ıslahı sağlayabiliyorsa, bunun değerlendirilmesi gerektiği benimsenmelidir.
Her halükârda, demokratik bir toplumda ceza verme sürecinde genel kamuoyunun değerleri ve inançları dikkate alınmalı ve içselleştirilmiş normlar/standartlar ceza verme sürecine entegre edilmelidir. Kabul görmüş standartları güçlendirme ihtiyacıyla hiçbir ilgisi olmayan bir ceza sistemi, gereksiz yere yüksek bir ceza standardıyla ifade edilen teknokratik bir ceza hukuku sistemine yol açacaktır.20
Bu süreçte cezalandırma konusunda tarihsel süreçteki gelişmeler/iyileştirmelerin ülkede kayda değer bir gelişme sergilemesi açısından öncelikle hukuk fakültelerinde kriminoloji ve adalet psikoloji derslerinin tek sömestrlik/seçilmiş ders olmaktan çıkarılması yeğlenmelidir.
Cezaevleri toplumsal sorunları ortadan kaldırmaz, insanları ortadan kaldırır.
Evsizlik, işsizlik, uyuşturucu bağımlılığı, akıl hastalığı ve okuma yazma bilmemezlik,
bu sorunlarla boğuşan insanlar kafeslere kapatıldığında kamuoyunun gözünden
kaybolan sorunlardan sadece birkaçıdır. Angela Davis
-------------
1 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin “Hapishaneler nüfusunda aşırı kalabalık/ enflasyon üzerine” R(99)22 sayılı Tavsiye Kararı (30/09/1999)Yargılama Sonrası Tedbirler Madde 25. Hükümlünün salıverildiğinde, cezalandırılmaya başladığı unutulmamalıdır. Kamu güvenliğini korumak için denetimli serbestinin (parole’un) en etkili bir enstrüman olduğu kanıtlanmıştır. Kanada’da yıllar itibariyle federal hükümlülerin %40’ı parole rejiminde, diğer %60’ı ise cezaevlerindedir. Ayrıca bkz. Council of Europe. Key messages and conclusions of the high-level Conference “Respense to Prison Overcrowding” (24-25/04/2019). Ayrıca bkz. Adalet Bakanlığı. Türkiye’de Denetimli Serbestlik 10. Yıl Sempozyumu (8-10/12/2015 İstanbul).
2 Ceza adaletinin çeşitli evrelerinde, genel nüfusun üyesini cezaevi nüfus üyesi olmaktan ayırt edici nitelikteki süzgeçlerin çeşitliliği/işlevleri göz önüne alındığında, salt 100.000 nüfustaki cezaevi nüfus oranına bakarak ceza sisteminin şiddeti hakkında hüküm vermek pek anlamlı değildir. Nitekim, ülkelere göre aynı suça özgü ciddiyet değerlendirilmesi değişmekte; yaptırımlar zaman içinde farklılık göstermektedir. Council of Europe. Crime and Economy. Strasbourg, 1995, p.76. Ayrıca bkz. F.E.Zimring ve G.Hawkins. The Scale of Imprisonment 1991; R.G.Shelden “Neden bu kadar cezalandırıcıyız? Son zamanlardaki hapsetme eğilimleri üzerine bazı gözlemler” Suç Politikası Seçkin 2006, ss.465-482. B.Mandıracı. Ceza İnfaz Politikalarına İlişkin Yapısal Sorunlar ve Çözüm Önerileri, TESEV, 2015. A.M.McLeod.“Prison Abolition and Grounded Justice” 62 UCLA L. Rev.2015, ss. 1156-1239. http://scholarship.law.georgetown.edu/facpub/1490 http://ssrn. com/ abstract= 2625217.Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Ceza-Yaptırımları-Mantığı:Ağır ceza merkezleri itibariyle cezalardaki farklılığı sergilemektedir.
3 Ozan Bingöl. “Hastane mi, hapishane mi?” Sözcü (27/05/2026): Adalet Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesi 389.5 milyar liradır. Bunun yaklaşık 160 milyar lirası Ceza ve İnfaz Kurumları’na gidiyor. Eğer hapishane nüfusu 2000 yılındaki oranlarda kalsaydı bu tutar 160 milyar lira değil sadece 25 milyar lira civarında olacaktı. Sadece 2026 yılı bütçesinde 135 milyar liralık bir tutar tasarruf edilmiş olacaktı.
4 İslam ceza hukuku için bkz. Ç.Üçok. Türk Hukuk Tarihi Ank., 1957, ss. 66-74; UNSDRI. The Effect of Islamic Legislation on Crime Prevention in Saudi Arabia (Symposium-9-13 Oct.,1976) Rome, 1980; M.T.Yücel. Hukuk Felsefesi, Ank.,2006, s.59; Hitit hukuk düzeninde tazminata dönüşen görüntüsü için bkz. M. Eğilmez. Anitta’nın Laneti Om Yayınevi İst., 2001, ss.158-159. “Ceza yaptırımı basit bir fikir olmayıp; oldukça girifttir. Yaptırım sadece masum bir kişinin suçlu kişiye bir miktar zarar vermesi ve suçlu kişinin de iktidarındaki her vasıtayı kullanarak ondan kaçınması değildir. Aynı zamanda insanın ruhuyla barışık hale gelmesidir. Kimse ellerinden bu işi almadığında, suçlu kişiler de kendilerine zarar verirler. İşte itiraflar, ruhu öldürmeyen türdeki yaptırım uygulaması durumundan az olmakla beraber, oldukça olağandır. Suçlu açısından ceza, kefaretini ödemedir. Onların adaletsizlik konusundaki en acı şikayetleri ceza mahkûmiyetlerine karşı olmayıp, suçun bedelini ödemelerine karşın toplumun onları halen suçlu olarak görerek dürüst bir yaklaşım sergilememesidir.” B.Shaw. The Crime of Imprisonment,The Citadel Press, New York 1961, pp.91-92. Gerçekte cezanın bir asırlık gelişim evresinin başlangıcında cezanın bir ödeşme aracı olarak algılanması (Lex Talionis), göze göz olarak dile getirilmesine tanık olunmaktaydı. Bu kuralın Solon tarafından geliştirilmiş türü şöyle idi: Tek gözlü bir kişinin gözünün kör edilmesi halinde verilecek ceza suçlu kişinin iki gözünün kör edilmesidir. Bu bağlamda şu sorular akla gelebilir: İki gözlü bir adamın bir gözünü çıkaran tek gözlü adama ne ceza verilecek? Seri katilin canı kaç kere alınabilecek? Bu çıkmazlarla birlikte ilkel hürriyetlerin uygar yaşam için kısıtlanması, sınırsız öç almanın adil bir ödeşmeyle ikame edilmesi istemi ile motive edilmiştir. Hâkimlerin ve yasaların olmadığı toplum koşulunda yaptırım daima öç alma biçimi almakta ve öç alma öznel bir iradenin eylemi olarak özürlü olmaktadır (Hegel). Ayrıca bkz. The Metaphysics of Morals (Trans. by M.Gregor) Cambridge and New York: Cambridge University Press, 1991, (333) 141; H.L.A. Hart Hukuk, Özgürlük ve Ahlak (Çev.E.Öz) Ankara: Dost Kitapevi, 2000 ss.61-67.
5 1 Ocak-31 Aralık 2025 tarihleri arasında giren hükümlülerin %14,1'i hırsızlık, %11,9'u kasten yaralama, %9,5'i kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, %7,8’i dolandırıcılık, %5,8'i ise trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işledi. Bkz. Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü Haber Bülteni 2025.
6 Julia Campbell. Risk Assessment and Sentencing in the Criminal Justice System: Considerations and Proposals, 2018.
7 Richard W. Harding. “Gun Control and Publiic Health in Australia” Sage Journals, Volume 16, Issue 1.
8 Bkz. David Riley. Drink Driving: The Effects of Enforcement (Alkollü Araç Kullanımı: Yaptırımların Etkileri) HM Kırtasiye Ofisi, 1991: Alkollü araç kullanmak, yol güvenliği için büyük bir tehdit oluşturmakta ve ceza adalet sistemine önemli bir yük getirmektedir; alkolmetre cihazının kullanılmaya başlanmasından bu yana bir milyondan fazla sürücü mahkûm edilmiştir. 1700 sürücünün katıldığı ulusal bir anketin sonuçlarına dayanan bu araştırmanın amacı, alkollü araç kullanma oranlarındaki farklılıkların, polis faaliyetlerinin düzeyindeki gerçek farklılıklarla ve sürücülerin alkollü araç kullanma denetimine ilişkin algılarındaki farklılıklarla ne ölçüde bağlantılı olduğunu incelemektir. Anket, genç erkek sürücülerin en çok alkol tüketen grup olduğunu ve ankete katılan tüm sürücülerin üçte birinin, sosyal hayatlarının bir kısmını sürdürebilmek için alkollü araç kullanmaktan kaçınmanın zor olduğunu söylediğini göstermiştir. Yarısından fazlası, yasal kan alkol sınırının üzerinde olduklarında önümüzdeki yıl en az bir kez araç kullanacaklarını düşünmüştür. Polis faaliyetlerinin alkollü araç kullanma oranlarını etkilediği görülmektedir: Çalışma, denetimlerin yoğun olduğu bölgelerdeki sürücülerin, denetimlerin düşük olduğu bölgelerdeki sürücülere göre alkollü araç kullanma olasılıklarının önemli ölçüde daha düşük olduğunu göstermiştir.
9 J. Bentham. The Principles of Morals and Legislation, Amherst, New York: Prometheus Books),1988, chap. 13, p. 182.
10 Consistency in Sentencing: Recommendation No. R (92) 17, Adopted by the Committee of Ministers of the Council of Europe on 19 October 1992 and Explanatory Memorandum, Council of Europe Press, 1993. Lyndon Harris. Achieving Consistency in Sentencing, Edition 2022. Achieving consistency in sentencing YouTube
11 Colin Webster and Sarah Kingston. Poverty and Crime Review Centre for Applied Social Research (CeASR) Leeds Metropolitan University Centre for Applied Social Research (CeASR) Leeds Metropolitan University May 2014.
12 Ayrıca bkz. Queensland Sentencing Guide March 2023.
13 Nitekim, birden fazla sosyal sorunu olan (örneğin, barınma, istihdam, alkol, uyuşturucu ve mali sorunlar) yetişkin suçluların yeniden mahkûm edilme olasılığı daha yüksektir Home Office. Criminal Deterrence and Sentence Severity (Ceza Caydırıcılığı ve Ceza Ağırlığı), 1999.
14 Mükerrir suçluluğu açıklama: Sosyal faktörlerin rolü için bkz. Suçluların Yeniden Mahkumiyeti, İniltere İçişleri Bakanlığı 1999): Önceki mahkumiyeti olanlarda mükerrirlik oranları daha yüksektir. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Ceza-Yaptırımında-Yeni-Model-Arayışı; https://hukukihaber.net/Türk-Cezaevlerine-Özgü-İlkeler-Demeti
15 FRANZ STRENG, STRAFRECHTLICHE SANKTIONEN. DIE STRAFZUMESSUNG UND IHRE GRUNDLAGEN, MN 428, 435 (2nd ed., 2002); Henning Radtke, in MÜNCHENER KOMMENTAR ZUM STGB, Vor ß 38, MN 66 (2003). T. Hörnle, ABD ve Almanya'daki Cezalandırıcılık Düzeyinin Karşılaştırılması. Ceza Hukuku Forumu 36, 307–327 (2025). Tatjana Hornle. COMPARING THE LEVEL OF PUNITIVENESS IN THE U.S. AND GERMANY 3 April 2025. https://doi.org/10.1007/s10609-025-09505-6 Why Mılder. SENTENCING IN GERMANY HAS NOT (YET) BEEN SERIOUSLY CHALLENGED-No Major Reversal of the Legislative Reform Spirit of the 1960s and 1970s
16 “Türkiye Adalet Akademisinde yapay zekâ destekli yeni eğitim dönemi başladı” T24-Anadolu Ajansı (13/05/2026)
17 COUNCIL OF EUROPE COMMITTEE OF MINISTERS. EXPLANATORY MEMORANDUM to Recommendation No. R (92) 17 of the Committee of Ministers to member states Consistency in sentencing. Ayrıca bkz. Raşit Yıldırım “Adalette ceza ve merhamet dengesi” Karar (13/04/2026). Necati Doğru “Benzemez olsun!” Sözcü (13/06/2025).
18 Suçların ciddiyetine göre sıralanmasında bir fikir birliği olduğu ve çoğumuzun bazı cezaların belirli suç türlerine göre çok ağır veya çok hafif olduğuna dair sezgilere sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca bkz. Murat Aydın. Ceza Hukukunda Orantılılık İlkesi, TAAD Yıl 15. Sayı 57, Ocak 2024, ss.141-168. AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOM İTESİNİN AVRUPA KONSEY! YAPTIRIMLARDA TUTARLILIK TAVSIYE KARARLARI HAKKINDAKİ R (92) 17 SAYILI TAVSİYE KARARI- Yaptırımlar için belirlenen gerekçeler ne olursa olsun, suçun ciddiyeti ile yaptırım arasındaki orantısızlıktan kaçınılmalıdır. İngiltere ve ABD’de söz konusu olan “ceza tayini duruşması” örneği için bkz. Judge Sentences Woman for Having Sexual Relationship with High School Student YouTube
19 Bkz. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Kararı (76) 10); Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Ceza-Yaptırımı-İlkeleri
20 Şahsi görüşüm, ne kadar değerli olursa olsun, İskandinav ülkelerinin, ciddi suçlar için bile olsa, hapis cezalarının süresi konusunda doğru yolda oldukları yönündedir. Ayrıca, aşırı tecrit uygulamasını reddediyorum ve belki de çok kısa süreler dışında, her koşulda kullanımını muhtemelen reddederdim. O halde bile, olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için iyileştirici önlemler almalıyız. Suçla, özellikle de ağır suçlarla mücadelede, güçlü sosyal yardım önlemlerini veya insana yakışır ücretli işlerin sağlanmasını önleyici tedbirler olarak savunanlarla yürekten aynı fikirdeyim. Richard L. Lippke “Incarceration” The Oxford Handbook of The Philosophy of Punishment, Edited by Jesper Ryberg, Oxford University Press, 2025, ss.208-209. Ayrıca bkz. Matthew C. Altman Editor. The Palgrave Handbook on the Philosophy of Punishment, Palgrave, 2023.