Dava Şartı Arabuluculukta Taraf Yanılgısı ve Mahkemeye Erişim Hakkı
AYM’nin Coşkun Arıcan ve Diğerleri Kararı Üzerine Eleştirel Bir İnceleme
Bireysel Başvuru No: 2022/52228 • Karar: 18 Şubat 2026
Resmî Gazete: 6 Ağustos 2026, Sayı 33332
TEMEL TEZ Karar, dava şartı arabuluculuğu etkisizleştiren genel bir esneklik kuralı değil; kabul edilebilir taraf yanılgısının giderildiği, gerçek işverenle arabuluculuğun tamamlandığı ve uyuşmazlığın esasının görülmesine engel kalmadığı istisnai durumda ölçülülük denetimidir.
Öz
Anayasa Mahkemesi, Coşkun Arıcan ve Diğerleri kararında, işe iade davasının gerçek işveren yönünden dava şartı olan arabuluculuk dava açılmadan önce tamamlanmadığı gerekçesiyle usulden reddedilmesini, mahkemeye erişim hakkına aykırı bulmuştur. Karar, arabuluculuğun zorunlu bir ön koşul olmasını sorgulamamakta; bu koşulun, kabul edilebilir taraf yanılgısı ve sonradan gerçekleştirilen arabuluculuk karşısında katı biçimde uygulanmasının başvurucuya yüklediği külfeti denetlemektedir. Bu çalışma, kararın normatif çerçevesini, Mahkemenin gerekçesini ve karar hakkında yayımlanan destekleyici ve eleştirel görüşleri birlikte incelemektedir. Çalışmanın vardığı sonuç, kararın isabetli fakat dar yorumlanması gereken bir anayasal düzeltme olduğudur. Organik bağ tek başına yeterli değildir; dürüstlük kuralına uygun yanılgı, gerçek tarafın savunma imkanının korunması, arabuluculuğun fiilen tamamlanması ve ret hâlinde doğacak külfetin somutlaştırılması birlikte aranmalıdır.
1. Giriş
Dava şartı arabuluculuk, uyuşmazlıkların mahkeme önüne taşınmadan önce barışçıl biçimde çözülmesini teşvik eden ve yargılamanın maliyetini azaltmayı amaçlayan bir usul kurumudur. Bununla birlikte kurumun dava şartı niteliği, arabuluculuğa hiç başvurulmaması ile başvurunun yanlış kişiye yöneltilmesi, tarafın eksik gösterilmesi veya gerçek tarafın yargılama sırasında belirlenmesi gibi hallerde mahkemeye erişim hakkıyla gerilim yaratabilir. Bu gerilim, özellikle işe iade uyuşmazlıklarında kısa hak düşürücü süreler ve ekonomik bakımdan zayıf tarafın korunması gereği nedeniyle belirgindir.
Anayasa Mahkemesinin 18 Şubat 2026 tarihli Coşkun Arıcan ve Diğerleri kararı, bu gerilimi somut bir taraf yanılgısı üzerinden ele almaktadır. Başvurucu işçi, aynı ticari yapılanma içinde ve benzer unvanlarla faaliyet gösteren iki şirketten yanlış olanına karşı önce arabuluculuğa başvurmuş, ardından işe iade davası açmıştır. Gerçek işveren yargılama sırasında belirlenmiş; ilk derece mahkemesi HMK 124.md uyarınca taraf değişikliğine izin vererek gerçek işverenle arabuluculuğun tamamlanmasını sağlamış ve davayı esastan kabul etmiştir. Bölge adliye mahkemesi ise dava açılmadan önce gerçek işverenle arabuluculuk yapılmadığı gerekçesiyle davayı kesin olarak usulden reddetmiştir.
Karar hakkında aynı gün yayımlanan görüşler iki ana eksende ayrışmaktadır. Destekleyici yaklaşım; uyuşmazlığın esasına ulaşmayı, usul ekonomisini ve kabul edilebilir yanılgıyı öne çıkarmaktadır. Eleştirel yaklaşım ise; dava şartının dava tarihinde mevcut olması gerektiğini, bunun sonradan tamamlanamayacağını ve İş Kanunu 20.md’deki yeniden başvuru olanağının işçinin hakkını koruduğunu savunmaktadır. Bu çalışma, AYM’nin kararını bu karşıt tezler arasına yerleştirerek kararın gerçek kapsamını ve uygulamadaki sınırlarını belirlemeyi amaçlamaktadır.
2. Uyuşmazlığın Maddi ve Usuli Seyri
Başvurucu, temizlik işçisi olarak çalışırken iş sözleşmesi 17 Temmuz 2019 tarihinde sona erdirilmiştir. İşçi, E. Güvenlik A.Ş. bünyesinde çalıştığını düşünerek bu şirketle arabuluculuk görüşmesi yürütmüş; anlaşma sağlanamayınca 19 Ağustos 2019 tarihinde işe iade ve boşta geçen süre ücreti talepli dava açmıştır. Davalı şirket, başvurucunun gerçek işvereninin E. Hizmet ve İşletmecilik A.Ş. olduğunu savunmuştur (AYM kararı, §§ 5-6).
Başvurucu; iki şirketin ticari adres, yönetici ve ortaklarının aynı olduğunu, davacının eğitim düzeyi ve şirket unvanlarının benzerliği nedeniyle muhatapta yanıldığını ileri sürmüştür. Kocaeli 4.İş Mahkemesi bu yanılgıyı kabul edilebilir bularak HMK 124/4.md uyarınca taraf değişikliğine izin vermiş, gerçek işverene karşı arabuluculuğa başvurulması için kesin süre tanımıştır. Gerçek işveren vekilinin de katıldığı görüşmeler 2 Mart 2020 tarihinde anlaşmama ile sonuçlanmış ve şirket davaya dahil edilmiştir. Mahkeme, taraf delillerini topladıktan sonra fesih için geçerli veya haklı neden bulunmadığı sonucuyla davayı kabul etmiştir (AYM kararı, §§ 7-9).
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi, iki şirketin ayrı tüzel kişilikler olduğu ve gerçek işverene karşı arabuluculuğun dava açılmadan önce yürütülmediği gerekçesiyle ilk derece kararını kaldırmış; dava şartı yokluğu nedeniyle kesin olarak usulden ret kararı vermiştir. Daireye göre zorunlu arabuluculuk, sonradan taraf değişikliği veya dâhilî dava yoluyla aşılamazdı (AYM kararı, §§ 10-11).
KRONOLOJİNİN ÖNEMİ Karardaki anayasal sorun, arabuluculuğa hiç başvurulmamasından değil; yanlış tarafa yöneltilen başvurunun ardından gerçek işverenle arabuluculuğun tamamlanmasına ve savunma hakkının kullanılmasına rağmen davanın yine de usulden reddedilmesinden doğmuştur.
3. Normatif Çerçeve
Uyuşmazlık, üç düzenlemenin birlikte yorumlanmasını gerektirir: İş Mahkemeleri Kanunu’ndaki dava şartı arabuluculuk, HMK’daki iradî taraf değişikliği ve İş Kanunu’ndaki işe iade süreleri. AYM’nin ölçülülük değerlendirmesi, bu kurumlardan hiçbirini tek başına mutlaklaştırmadan aralarındaki ilişkiyi kurmaktadır.
|
Düzenleme |
Temel işlev |
Somut olaydaki rol |
|
7036 sayılı Arabuluculuk Kanunu 3 ve 9.md |
İşe iade ve işçilik alacaklarında arabulucuya başvuruyu dava şartı kılar; hüküm bulunmayan hâllerde HMK’ya gönderme yapar. |
Dava şartının korunması ile HMK 124.md’nin uygulanabilirliği arasındaki bağlantıyı kurar. |
|
HMK 124/3-4.md |
Dürüstlük kuralına aykırı olmayan veya kabul edilebilir yanılgıya dayanan taraf değişikliğine rıza aranmaksızın izin verir. |
Yanlış tüzel kişiye yöneltilen davanın doğru tarafa çevrilmesini ve esas incelemenin sürmesini mümkün kılar. |
|
4857 sayılı İş Kanunu 20.md |
İşe iade talebi için kısa başvuru ve dava süreleri öngörür; doğrudan dava nedeniyle ret sonrasında iki haftalık yeni arabuluculuk imkânı tanır. |
Retten sonra baştan başlama seçeneğini gündeme getirir; fakat bunun mevcut yargılamanın reddini her durumda ölçülü kılıp kılmadığı ayrıca incelenir. |
|
Anayasa 13 ve 36.md |
Hak sınırlamalarını kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük denetimine tabi tutar; mahkemeye erişimi güvence altına alır. |
Usul kuralının somut olayda başvurucuya aşırı ve orantısız külfet yükleyip yüklemediğinin ölçütüdür. |
Tablo 1. Uyuşmazlığa uygulanan temel normlar ve işlevleri
4. AYM’nin Gerekçesi: Kanunilikten Orantılılığa
4.1. Müdahale, Kanuni Dayanak ve Meşru Amaç
AYM, gerçek işverenle dava öncesinde arabuluculuk yapılmadığı kabul edilerek davanın usulden reddedilmesini mahkemeye erişim hakkına müdahale saymıştır. Müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğunu ve arabuluculuğun uyuşmazlıkların daha kısa sürede, daha az masrafla ve uzlaşma yoluyla çözülmesi şeklinde meşru bir amaç taşıdığını kabul etmiştir (AYM kararı, §§ 24-31). Bu tespit önemlidir: Mahkeme dava şartının kendisini veya arabuluculuk kurumunun meşruiyetini tartışmaya açmamaktadır.
4.2. Ölçülülük ve Anayasal Denetimin Sınırı
AYM, önce kendi denetim sınırını belirlemiştir. Bölge adliye mahkemesinin yorumunun bariz takdir hatası veya keyfilik içerdiğini söylememiş; medeni usul hukuku bakımından hangi yorumun daha isabetli olduğuna karar vermenin kendi görevi olmadığını açıkça belirtmiştir. İnceleme, bu yorumun somut olayda mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğiyle sınırlıdır (AYM kararı, § 36). Dolayısıyla karar, bir kanun yolu denetimi değil, bireysel başvuruya özgü anayasal ölçülülük denetimidir.
Mahkeme, zorunlu arabuluculuğun elverişli ve gerekli olabileceğini kabul ettikten sonra orantılılık üzerinde yoğunlaşmıştır. Usul kurallarında ne hakkaniyeti zedeleyen katı şekilcilik ne de kanuni koşulları anlamsızlaştıran aşırı esneklik benimsenmelidir. Taraf olmayan bir kişiyle arabuluculuk yapıldıktan sonra dava açılması ve gerçek tarafın sonradan belirlenmesi hâli kanunda açıkça düzenlenmemiştir. İş Mahkemeleri Kanunu’nun HMK’ya yaptığı gönderme nedeniyle, olayın özellikleri elverdiği ölçüde HMK 124.md dikkate alınabilir (AYM kararı, §§ 37-40).
4.3. Adil Dengenin Somut Olayda Bozulması
İlk derece mahkemesi, şirketler arasındaki organik bağı, ortak adres ve temsilcileri, başvurucunun kişisel durumunu ve yanlış taraf seçiminin yargılamayı uzatmak bakımından kendisine yarar sağlamayacağını değerlendirerek yanılgıyı kabul edilebilir bulmuştur. Daha sonra gerçek işverenle arabuluculuk yapılmış, şirket davaya katılmış, savunmasını sunmuş ve deliller toplanmıştır. Buna karşılık bölge adliye mahkemesi, bu unsurları ve ret kararının doğurabileceği hak kaybı riskini tartışmadan dava şartının taraf değişikliğiyle aşılamayacağını söylemekle yetinmiştir.
AYM’ye göre bu gerekçe, çatışan menfaatler arasında denge kurmamıştır. Mahkeme ayrıca Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin daha sonraki içtihadına atıf yapmıştır. Söz konusu içtihat, HMK 124.md kapsamındaki iradi taraf değişikliğinden önce yeni tarafa karşı arabuluculuğa başvurulup süreç tamamlanmışsa dava şartının gerçekleştiğinin kabul edilmesini benimsemektedir. Bu çerçevede AYM, istinaf mahkemesinin yorumunu “katı ve aşırı şekilci”, başvurucuya yüklenen külfeti ise aşırı ve orantısız bulmuştur (AYM kararı, §§ 41-43).
İhlalin giderimi için yeniden yargılamaya hükmedilmiş; tazminat talebi, yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir. Karar oybirliğiyle verilmiştir (AYM kararı, §§ 44-46 ve hüküm bölümü).
5. Karar Hakkındaki Görüşler
5.1. Kararı Destekleyen Yaklaşım
Prof. Dr. Rauf Karasu’ya ait değerlendirme, uyuşmazlığın grup şirketleri ve benzer unvanlar bağlamında doğduğunu; işçinin gerçek işvereni başlangıçta tam olarak belirleyememesinin hayatın olağan akışı içinde kabul edilebilir bir yanılgı sayılabileceğini savunmaktadır. Bu görüşe göre HMK 124/3-4.md, maddi hata veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan yanılgıda taraf değişikliğine açıkça imkan verir. İlk derece mahkemesinin taraf değişikliğini kabul ederek uyuşmazlığın esasını incelemesi usul ekonomisine ve hak arama özgürlüğüne uygundur.
Destekleyici görüşün ikinci dayanağı, işçinin yalnızca yeniden arabuluculuğa ve yeni bir davaya yönlendirilebileceği iddiasının pratik yargılama sürelerini göz ardı etmesidir. İşe iade davasının geçimle doğrudan bağlantısı, yıllar sonra sürecin yeniden başlatılmasını teorik olarak mümkün fakat fiilen ağır bir çözüm hâline getirebilir. Bu nedenle arabuluculuğun amacı, hakkın esasına ulaşmayı engelleyen bir şekil bariyerine dönüşmemelidir.
5.2. Eleştirel Yaklaşım
Av. M.Turgay Bilge’nin değerlendirmesi, taraf değişikliğinin HMK 124.md’ye uygun olabileceğini kabul etmekle birlikte, gerçek işveren yönünden arabuluculuğun dava açılmadan önce gerçekleştirilmemesini giderilemez bir dava şartı eksikliği saymaktadır. Bu görüş, 7036 sayılı Kanun 3.md’nin açık lafzına ve dava şartlarının dava tarihinde bulunması gerektiği düşüncesine dayanır. Usul ekonomisi ve temel hakların, açık kanuni zorunluluğun yerine geçemeyeceği; aksi yorumun hukuki belirlilik ve eşitlik sorunları doğuracağı ileri sürülmektedir.
Eleştirinin ikinci ayağı, İş Kanunu 20.md’de yer alan özel imkandır. Buna göre arabulucuya başvurmadan doğrudan açılan işe iade davası usulden reddedilirse, kesinleşen ret kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir. Eleştirel görüş, başvurucunun bu yolu kullanarak gerçek işveren aleyhine yeni dava açabileceğini, dolayısıyla nihai bir hak kaybı bulunmadığını savunmaktadır. Ayrıca AYM karar metnindeki “ara buluculuk” yazımı gibi terminolojik hatalar üzerinden kararın teknik özenini eleştirmektedir.
6. Eleştirel Değerlendirme
6.1. Kararın İsabetli Yönü: Şekil ile İşlev Arasındaki Bağ
Kararın en güçlü yanı, dava şartının lafzını yok saymadan işlevini sorgulamasıdır. Arabuluculuk, doğru tarafların uzlaşma ihtimalini dava öncesinde sınamasını amaçlar. Somut olayda gerçek işverenle arabuluculuk yapılmış, anlaşma sağlanamamış, gerçek işveren davaya katılmış ve savunma hakkını kullanmıştır. Bu aşamadan sonra davanın sırf ilk başvurunun yanlış tüzel kişiye yöneltilmiş olması nedeniyle reddi, arabuluculuğun işlevsel amacına ek bir katkı sağlamamaktadır. Buna karşılık işçi bakımından yıllar süren yargılamanın ve esasa ilişkin kabul kararının bütünüyle etkisizleşmesi sonucunu doğurmaktadır. Araç ile amaç arasındaki denge bu noktada bozulmaktadır.
Üstelik AYM’nin yaklaşımı, karar tarihinde oluşmuş Yargıtay içtihadıyla aynı yöndedir. Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 27 Kasım 2023 tarihli E.2023/13746, K.2023/18101 sayılı kararında; iradi taraf değişikliğinin yeni tarafa karşı yeni bir dava açılması gibi sonuç doğurduğu, yeni tarafa yönelmeden önce arabuluculuğa başvurulmuşsa dava şartının gerçekleşmiş sayılabileceği belirtilmiştir. 15 Ekim 2024 tarihli E.2024/8908, K.2024/13583 sayılı karar da benzer yaklaşımı sürdürmüştür. Bu içtihatlar, AYM’nin sonucunu kanuni dava şartını ortadan kaldıran bir yenilik olmaktan çıkarıp, usul kurumlarını uyumlu yorumlayan bir çizgiye yerleştirmektedir.
6.2. Kararın Dar Yorumlanması Gereken Yönü
Bununla birlikte karar, yanlış tarafa yapılan her arabuluculuk başvurusunun doğru tarafa karşı yapılmış sayılacağı biçiminde genişletilemez. AYM’nin sonucu, birden çok unsurun birlikte bulunmasına dayanmaktadır: şirketler arasında objektif karışıklık yaratabilecek ilişki ve benzerlik; yanılgının dürüstlük kuralına aykırı olmaması, HMK 124.md koşullarının mahkemece gerekçeli biçimde kabul edilmesi; gerçek tarafla arabuluculuğun tamamlanması, gerçek tarafın davaya usulüne uygun katılması ve savunma hakkının korunması, ayrıca ret halinde başvurucu üzerinde doğacak ağır sonuç.
Bu koşullardan biri eksikse farklı sonuca ulaşılabilir. Örneğin davacı gerçek işvereni bildiği halde stratejik olarak başka bir tüzel kişiyi seçmişse, gerçek işverenle arabuluculuk hiç yapılmamışsa, taraf değişikliği talebi davayı kaybetme ihtimali ortaya çıktıktan sonra kötü niyetle ileri sürülmüşse veya yeni tarafın savunma imkânı zedelenmişse, dava şartının yerine getirildiği söylenemez. Organik bağ, tüzel kişilik perdesini kendiliğinden kaldıran veya arabuluculuk taraflarını özdeşleştiren bağımsız bir ölçüt değildir.
6.3. İki Haftalık Yeniden Başvuru Olanağı Eleştiriyi Karşılar mı?
İş Kanunu 20.md’deki iki haftalık yeniden başvuru olanağı, eleştirel görüşün en ciddi argümanıdır. Bu hüküm, doğrudan dava açan işçinin hak düşürücü süre nedeniyle tamamen korumasız kalmasını önler. Ne var ki bu imkanın varlığı, mevcut yargılamanın reddini otomatik olarak ölçülü hale getirmez. Ölçülülük incelemesi yalnızca teorik olarak yeni bir dava açılıp açılamayacağına değil; başvurucunun aynı hakkı etkili biçimde kullanabilmek için katlanacağı süre, masraf ve belirsizliğe de bakar.
Somut olayda işçi arabuluculuğu bütünüyle atlamamış, önce yanlış şirketle, yargılama sırasında da gerçek işverenle görüşmüştür. İlk derece mahkemesi delilleri toplayıp esastan karar vermiştir. Bu aşamada kişiyi yeniden arabuluculuğa ve yeni davaya yönlendirmek, gerçekleşmiş işlemleri tekrarlatırken uzlaşma ihtimaline anlamlı bir katkı sunmayabilir. Ayrıca AYM’nin giderimi yeniden yargılamadır; bu nedenle eleştirel yazıda ileri sürülen, iki haftalık sürenin bireysel başvuru sırasında geçmesi yüzünden kararın başvurucuya yarar sağlamayacağı tezi, yeniden yargılamanın ihlali mevcut dava içinde giderme işlevini gözden kaçırmaktadır.
Bununla beraber AYM kararının, İş Kanunu 20.md’deki özel yeniden başvuru mekanizmasını açıkça tartışması gerekçeyi daha güçlü kılabilirdi. Mahkeme, bu yolun neden somut olayda yeterli bir denge sağlamadığını süre, maliyet, uyuşmazlığın niteliği ve tamamlanmış usul işlemleri üzerinden doğrudan açıklasaydı, kararın öngörülebilirliği artardı. Bu eksiklik sonucun değil, gerekçenin kapsamına ilişkin bir eleştiridir.
6.4. Terminoloji Eleştirisinin Ağırlığı
Karar metninde “arabuluculuk” sözcüğünün ayrı yazılması ve bazı kanun atıflarındaki ifade sorunları, yüksek yargı kararlarında beklenen editoryal özen bakımından haklı olarak eleştirilebilir. Ancak yazım hatası ile kararın hukuki gerekçesinin doğruluğu ayrı meselelerdir. Terminolojik kusur, ölçülülük analizini veya kararın dayandığı maddi olguları kendiliğinden geçersiz kılmaz. Eleştiri, kararın esasını tartışan normatif argümanın yerine değil, metin kalitesine ilişkin ikincil bir not olarak değerlendirilmelidir.
SINIR ÇİZGİSİ Gerçek tarafla arabuluculuğun hiç yapılmadığı bir olay ile arabuluculuğun yargılama sırasında tamamlandığı, taraf değişikliğinin kabul edilebilir yanılgıya dayandığı ve savunma hakkının korunduğu olay aynı değildir. AYM kararının emsal gücü ikinci durumla sınırlıdır.
8. Sonuç
AYM kararı, dava şartı arabuluculuk ile mahkemeye erişim hakkı arasındaki ilişkiyi “kural veya istisna” ikiliğinden çıkarıp somut ölçülülük denetimine taşımaktadır. AYM, arabuluculuğu gereksiz bir şekil olarak görmemiş; kanuni, meşru, elverişli ve gerekli bir ön koşul olduğunu kabul etmiştir. İhlal sonucu, bu ön koşulun somut olayda işlevini yerine getirmiş olmasına rağmen, yalnızca başlangıçtaki kabul edilebilir taraf yanılgısı nedeniyle davanın tümden reddedilmesinden doğmuştur.
Kararı destekleyen görüş, usul ekonomisi ve hakkın özüne erişim bakımından güçlüdür. Eleştirel görüş ise hukuki belirlilik ve dava şartının dava tarihinde mevcut olması ilkesi yönünden dikkate değer bir uyarı taşır. Ancak eleştirinin, gerçek işverenle arabuluculuğun sonradan fiilen tamamlandığını, savunma hakkının korunduğunu, Yargıtay’ın güncel yaklaşımını ve yeniden yargılamanın giderim işlevini yeterince hesaba katmadığı görülmektedir. Buna karşılık AYM’nin İş Kanunu 20.md’deki iki haftalık yeniden başvuru yolunu açıkça tartışmaması, karar gerekçesinde geliştirilebilecek bir noktadır.
Sonuç olarak karar, genel bir dava şartı affı değil; dürüstlük kuralına uygun ve giderilmiş bir taraf yanılgısında, şeklin amacı aşarak mahkemeye erişimi ölçüsüz biçimde sınırlamasını önleyen dar bir anayasal güvencedir. Uygulamada kararın isabetli kullanımı, organik bağ gibi tek bir olguya değil, yanılgının kabul edilebilirliği, arabuluculuğun gerçek tarafla tamamlanması, savunma güvenceleri ve ret kararının somut külfeti hakkında ayrıntılı gerekçeye bağlı olacaktır.

Av. Muhip Şeyda IŞIKTAÇ
Kaynakça ve İncelenen Belgeler
Anayasa Mahkemesi, Coşkun Arıcan ve Diğerleri, B. No: 2022/52228, 18.2.2026, R.G. 6.8.2026/33332. Klasördeki “Arabuluculuk AYM karari.pdf” ve kararın tam metnini içeren Hukuki Haber çıktısı incelenmiştir. https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculuk-dava-sartina-orantisiz-kulfet-degerlendirmesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 27.11.2023, E.2023/13746, K.2023/18101; ilgili bölümler AYM kararında aktarılmıştır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 15.10.2024, E.2024/8908, K.2024/13583; AYM kararında benzer değerlendirme olarak anılmıştır.
Karasu, Rauf, “Anayasa Mahkemesi’nin Dava Şartı Arabuluculuk Hakkındaki Güncel Kararının Değerlendirilmesi”, Hukuki Haber, 6.8.2026. www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-dava-sarti-arabuluculuk-hakkindaki-guncel-kararinin-degerlendirilmesi
Bilge, M. Turgay, “Anayasa Mahkemesinden Arabuluculukla İlgili Hatalı Hak İhlali Kararı”, Hukuki Haber, 6.8.2026. https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinden-arabuluculukla-ilgili-hatali-hak-ihlali-karari
Hukuki Haber, “AYM’den zorunlu arabuluculuk dava şartına ‘orantısız külfet’ değerlendirmesi”, 6.8.2026. Çevrim içi erişim
Mevzuat, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 124.md; 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 3 ve 9.md; 4857 sayılı İş Kanunu 20.md; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 13 ve 36.md





