Her sene olduğu gibi, bu sene gene Nisan ayının 24’ünde ermeni soykırımı iddiaları tartışılacak idi ki, ortama bir başka söylem damgasını vurdu ve gündemi değiştirdi.
           
Sayın Tayip Erdoğan “Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarının hangi din ve etnik kökenden olursa olsun Türk, kürt, arap, ermeni ve diğer milyonlarca Osmanlı Vatandaşı için acılarla dolu zor bir dönem olduğu yadsınamaz… 20.yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz.” diyordu.
           
Aynı gün Türkiye Barolar Birliğinde yapılan “1914 Ermeni Mezalimi ve Gerçekler” konulu panelin sonunda izleyicilerden biri olan Şehit Aileleri Derneği ve Türkiye Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı Hamit Köse “Biz en değerli varlıklarımızı, evlatlarımızı bu ülke için verdik. Ama bu gün endişe ve üzüntü içindeyiz.” dedikten sonra çok vahim bir soruyu açık bir şekilde dile getirdi : “Bu gün şehit olarak kabul edilen çocuklarımız acaba ileride suçlanacaklar mı ?”
           
Bir başka izleyici olan Hanım Halilova “Ermenistan, bu gün Hocalı’da Türklere karşı soykırım ve katliam yapmaktadır. Bizim suçumuz Azerbeycanlı olmak değil, Türk olmaktır. Türkiye bunu neden bir soykırım olarak kabul etmiyor ve tanımıyor” diye soruyordu.
           
Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ise “Taziye yeterli değil. Bu bir ilerleme. Ermeni soykırımının tanınması lazım. Hep birlikte 2015’deki anma törenine hazırlanıyoruz.” diyordu.
           
Sözünü ettiğimiz panelin konuşmacılarından biri olan Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Norman Stone, biraz zorlanarak yaptığı Türkçe konuşmada; Türkçeyi çok sonra öğrenmeye başlamasına rağmen, Türkçe konuşmaya gayret edeceğini ve paneldeki konuşmasını da Türkçe yapacağını ifade ederek “Ama hayretle görmekteyim ki; Türkiye’de, İngilizce konuşmaya büyük bir merak ve hayranlık var. Şoförleriniz bile, hiç gerek yokken, İngilizce konuşmaya çalışmaktadırlar.” dedi. Prof.Dr.Stone, Türk yetkilileri uyararak “Ermeni diasporası, gelecek yıllarda, sözde soykırım konusunda büyük kampanyalar başlatacaklardır. ABD ve Fransa’da büyük bir diaspora mevcuttur ve yurtdışında bulunan tarihçilerin çoğu, maalesef bazı konularda ikna edilmişlerdir. Amerika’da, bence bir hastalık var. Bu hastalığın adını ben ‘Diasporit’ olarak koydum.” dedi.
           
Panelistlerden biri olan Mehmet Perinçek “Çarlık Rusyası arşivlerinde bulunan on binlerce belgede, 1915 öncesi olaylarının soykırım olmadığı, karşılıklı bir kırım yaşandığı, olaylara emperyalist devletlerin müdahalelerinin sebep olduğu gibi sonuçlar çıkmaktadır. Çarlık belgeleri, Osmanlı’da yaşayan Ermenilerin iyi yaşam standartlarına sahip olduklarını, herhangi bir sorunlarının olmadığını göstermektedir. 1. Dünya Savaşı’yla ilgili belgelerde de Ermenilere iki misyon verildiği görülüyor. Bunlar, cephe gerisinde ayaklanma çıkartmak ve gönüllü birlik oluşturup Anadolu işgalinde rol oynamaktır” şeklinde konuştu.

Bir diğer panelist olan Emekli Büyükelçi Alev Kılıç ise konuşmasında Ermenilerin 100 yıldır soykırım edebiyatı yaptığını belirterek “Biz ise son 20 yılda harekete geçebildik. Aradaki bu farkı kapatmak gerekli. AİHM’nin Perinçek kararı bizim için dönüm noktasıdır. Ancak ne yazık ki bu karar yeterli yankıları bulmamıştır.” dedi.
           
Panelistlerden Av.A.Erdem Akyüz; önce bu 24 Nisan 1915 takıntısından kurtulmamız gerektiğini, zira ne bu tarihde ne de bu tarih öncesinde ve sonrasında Ermenilere karşı hiçbir soykırım yapılmadığını belirterek konuşmasına şu şekilde devam etti : “Tam bu tarihde yani 24 Nisan gününde, sıradan resmi açıklamalar yaparak, soykırım yapılmadığını söyleyip durmaktayız. Bunun yeterli olmadığı görülmüştür. Çünkü bütün bu tekrarlara rağmen, muhtelif ülkeler 24 Nisan tarihini bir soykırım ve acı günü olarak kabul etmektedirler. Savunmadan vaz geçip, asıl soykırımcının Ermenistan olduğu gerçeğini etkili ve eylemli bir biçimde ortaya koymak gerekir. 1829 yıllarında Rusların kurulmasının vaat ettikleri ermeni devletinin hiç toprağı yoktu. Üzerine kondukları topraklar, tarihi Türk toprakları idi ve o tarihde üzerinde yüz binlerce Türk yaşamakta idi. Erivan bölgesinde yaşayan bu yüzbinlerce Türk soykırıma uğrayarak, bu gün tek bir Türk bile bırakılmamıştır. Acıları paylaşmayı, özür dilemek, özür dilemeyi soykırımı kabul edin, soykırımı kabul etmeyi; tazminat ve toprak istekleri takip edecektir. Bundan sonra da sıra, türlü çeşitli soykırım iddialarına; rum, arap, acem, feşmekan soykırımı ve bazı gurupların özerklik isteklerine gelecektir. Tabii bu arada Türkiye kalırsa… İşte bizim mücadelemiz budur.” Dedi.

Talat Paşa’nın öldürülmesine ve yakın tarihde Türklere uygulanan soykırımın sembolü haline gelen bu isimle anılan Talat Paşa Komitesi’nin AİHM’den aldığı Perinçek kararına da değinen Akyüz, İsviçre devlet televizyonunun bu kararı “Türkler ve Perinçek, İsviçre Devletini dize getirdi” başlığı ile verdiğini söyleyerek “Bir diğer iddianın aksine Erzurum ve doğu illerimizde, Ermeniler hiç bir zaman çoğunluk olmadıkları gibi çok küçük bir azınlığı temsil etmişlerdir. Savaş yıllarında burada büyük katliamlar yapmışlardır. Sonraki yıllarda ise, bulundukları ülkelerin sözde güvencesi altında olan Büyükelçilerimizi öldürmüşlerdir” diyerek kendi yazdığı “Ermeni Sorunu ve Türkler” isimli kitapdan örnekler vermek suretiyle konuşmasını “Türkler hiçbir zaman, hiçbir kimseye soykırım yapmamışlardır. Türkiye Cumhuriyeti bölücülerin, gericilerin, soykırım tüccarlarının oyuncağı olmayacaktır. Türk tarihinde utanılacak hiçbir şey yoktur ama öğünülecek çok şey vardır” sözleri ile tamamlamıştır.

Panel yöneticisi Sadi Somuncuoğlu “Haklı olduğumuz konularda milletimizin hukukunu korumaktan asla vazgeçemeyiz. Ortada Türkler tarafından Ermenilere yöneltilen bir soykırım yoktur. Bu bir soykırım değil, göç ve iskan uygulamasıdır.” Dedi.

İşte bu konuda söylenen sözlerden bazıları.

Sizin de söyleyecek bir sözünüz vardır.

Söylemeniz de gereklidir.