Spor Hukuku Serisi-1
“Gebelik Dopingi” İddiasının Hukuki Sınırları WADA Kodu ve CAS İçtihadı Çerçevesinde Bir İnceleme
Bu çalışma, spor kamuoyunda “gebelik dopingi” olarak nitelendirilen kavramın hukuki ve bilimsel temellerini ele almaktadır.
Çalışmada, WADA düzenlemeleri kapsamında gebelik hormonlarının, özellikle hCG’nin anti-doping rejimindeki statüsü incelenmekte; CAS içtihadı ışığında gebeliğin, aykırı analitik bulguları açıklayan bir olgu olarak nasıl değerlendirildiği ve “fizyolojik avantaj” iddiasının hukuki sınırları tartışılmaktadır.
Bilimsel literatür ve CAS kararlarının bütüncül analizi; gebeliğin kadın sporcular bakımından yasaklı bir doping yöntemi olarak kabul edilmediğini, aksine belirli durumlarda pozitif analiz sonuçlarına ilişkin meşru ve fizyolojik bir açıklama teşkil ettiğini ortaya koymaktadır.
Bu kapsamda kusursuz sorumluluk (strict liability) ilkesi; özellikle aykırı analitik bulguya dayalı süreçlerde, sporcunun kastı, kusuru veya ihmalinden bağımsız olarak sorumluluğun nasıl tesis edildiğini açıklamak bakımından belirleyici bir role sahiptir
Çalışmanın biyolojik-hukuki kesişim noktasında yer alan hCG, WADA’nın yasaklılar rejimi içinde cinsiyete göre farklı hukuki sonuçlar doğuran bir unsur olarak ele alınmaktadır. HCG’nin erkeklerde testosteron üretimini uyarma potansiyeli nedeniyle yasaklanması; buna karşılık kadınlarda gebeliğin doğal fizyolojik göstergesi olması, “gebelik dopingi” söyleminin hukuki yorumunda belirgin bir gerilim alanı yaratmaktadır (The classification, functions and clinical use of different isoforms of HCG; Ulf-Håkan Stenman, Aila Tiitinen, Henrik Alfthan, Leena Valmu)
Son olarak CAS içtihadı; WADA normlarının somut uyuşmazlıklarda nasıl uygulandığını, gebeliğin doping şüphesi karşısında “alternatif bir açıklama” veya “sorumluluğu ortadan kaldıran bir neden” olarak hangi koşullarda dikkate alındığını ortaya koyması bakımından temel başvuru kaynağıdır (The Code of Arbitration for Sport, Commentary, Cases, and Materials; Despina Mavromati and Matthieu Reeb)
I. Giriş
Soğuk Savaş dönemi spor tarihine ilişkin anlatılarda; Doğu Bloğu’ndaki bazı jimnastikçilerin hormonal avantaj elde etmek amacıyla kasıtlı biçimde hamile bırakıldığı, ardından da gebeliğin sonlandırıldığı yönündeki iddialar (abortion doping), en tartışmalı başlıklardan biri olarak yer almaktadır. Bu iddialar, erken gebelik döneminde özellikle ilk trimesterde artan kan hacmi ve değişen hormon düzeylerinin fiziksel performans üzerinde avantaj sağlayabileceği varsayımına dayandırılmaktadır.
Ne var ki modern spor hukuku perspektifinden asıl mesele, bu tür tarihsel anlatıların doğruluğundan ziyade; erken gebelikteki fizyolojik değişimlerin anti-doping rejimi bakımından hukuki nitelendirmesinin ne olacağı noktasında toplanmaktadır. Bu bağlamda cevaplanması gereken temel hukuki soru şudur: Erken gebelikte ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler, WADA rejimi altında “yasaklı yöntem” olarak nitelendirilebilir mi veya “haksız avantaj” tartışması kapsamında normatif bir yaptırım sonucuna bağlanabilir mi?
Bu soruya yanıt aranırken; spekülatif söylemler ve mitler yerine, WADA’nın normatif düzenlemeleri ile CAS’ın yerleşik içtihadı esas alınmalı; yapılacak değerlendirme, anti-doping kurallarının ihlal unsurları ve ispat standartları üzerinden yürütülmelidir.
II. WADA Mevzuatında Gebelikle İlişkili Hormonların Statüsü
A. Yasaklılar Listesi’nde Cinsiyete Özgü Yasak Rejimi
WADA Yasaklılar Listesi, bir maddenin anti-doping kural ihlaline konu olabilmesi bakımından temel normatif dayanağı oluşturur. HCG tartışmaların merkezinde yer alsa da Listede bu maddeye ilişkin düzenleme münhasıran cinsiyet temelli kurgulanmıştır. Nitekim 2024 Listesi’nde “S2.2.1” başlığı altında yer alan “erkeklerde testosteron uyarıcı peptitler” (testosterone-stimulating peptides in males) ibaresiyle; Koryonik Gonadotropin (CG) ve Luteinleştirici Hormonun (LH) yalnızca erkek sporcularda yasaklandığı açıkça hüküm altına alınmıştır.
Bu sistematik düzenlemenin doğal sonucu olarak; kadın sporcularda hCG tespiti, Yasaklılar Listesi bakımından “yasaklı madde” statüsünü doğrudan tetiklemez. Dolayısıyla, kadın sporcuda salt hCG varlığı üzerinden bir Aykırı Analitik Bulgu raporlanması ve buna bağlı bir kural ihlali sorumluluğunun tesis edilmesi, Listenin benimsediği normatif tercihle hukuken bağdaşmamaktadır.
B. Teknik Standartlar ve Sonuç Yönetimi: TD2021CG/LH ve İçtihat
WADA’nın TD2021CG/LH başlıklı teknik belgesi, hCG/LH bulgularının analizi ve sonuç yönetiminin (results management) hangi usulde işletileceğine dair çerçeveyi somutlaştırır.
Bu belgenin yargısal yansıması olarak UCI v. Massimo Berlusconi kararında; hCG’nin erkek sporcularda endojen testosteron üretimini uyarma kapasitesi nedeniyle yasaklandığı vurgulanmış ve idrar analizlerinde 5.00 IU/L düzeyinde bir "karar limiti" (decision limit) benimsendiği belirtilmiştir. Bu eşik değer, literatürde de yanlış-pozitif riskini minimize etmek amacıyla kullanılan bilimsel limitlerle uyumludur (The classification, functions and clinical use of different isoforms of HCG; Ulf-Håkan Stenman, Aila Tiitinen, Henrik Alfthan, Leena Valmu).
Öte yandan aynı içtihatta, TD2021CG/LH standartlarının; testis kanseri gibi patolojik nedenlerin (veya kadınlarda gebeliğin) hCG artışına yol açabileceği gerçeğini kabul ettiği vurgulanmıştır. Buna göre, sporcu hakkında kural ihlali prosedürüne geçilmeden önce, patolojik veya fizyolojik diğer sebeplerin dışlanması zorunlu bir ön koşuldur. Bu yaklaşım, hCG’nin biyolojik kökeni ve tıbbi ayırıcı tanı gerekliliği nedeniyle; “madde varlığı = kesin ihlal” şeklindeki otomatik karinenin her durumda işletilemeyeceğini gösteren kritik bir "sonuç yönetimi filtresi" işlevi görmektedir.
III. Hamilelik Performansı Artırır mı?
WADA’nın düzenleme mantığını sağlıklı yorumlayabilmek için, iddianın dayandığı fizyolojik varsayımların tıbbi karşılığını netleştirmek gerekir. “Gebelik dopingi” söylemi; çoğu zaman gebeliğe eşlik eden bazı değişimleri doğrudan “ergojenik” (performans artırıcı) etkiyle özdeşleştiren ve fizyolojiyi seçmeci biçimde yorumlayan indirgemeci bir yaklaşıma dayanır. Oysa gebelikte meydana gelen hematolojik ve kardiyovasküler adaptasyonlar, performans artışını otomatik olarak garanti eden bir mekanizma kurmaz; aksine, bazı parametreler oksijen taşıma kapasitesi ve yük toleransı bakımından dezavantajlı bir tablo da doğurabilir.
A. Hemodinamik Değişiklikler ve Fizyolojik Hemodilüsyon
Gebelikte kan hacmi ve özellikle plazma hacmi artış gösterir; ancak bu artış, eritrosit (kırmızı kan hücresi) kütlesindeki artıştan oransal olarak daha belirgindir. Literatür, plazma hacmindeki artışın yaklaşık %40–50 düzeylerine ulaşabildiğini, eritrosit kütlesindeki artışın ise buna kıyasla daha sınırlı kaldığını göstermektedir. Bu oransal fark, “fizyolojik hemodilüsyon” (kanın seyrelmesi) ve gebeliğe özgü “dilüsyonel anemi” tablosuyla sonuçlanmaktadır (Physiological changes in pregnancy, Priya Soma-Pillay, Catherine Nelson-Piercy, Heli Tolppanen, Alexandre Mebazaa, 2016).
Bu nedenle, kan dopingiyle hedeflenen “birim hacimde daha yüksek oksijen taşıma kapasitesi” prensibinin aksine; gebelikte hemoglobin ve hematokrit değerlerinde göreli bir düşüş yaşanmaktadır. Sonuç olarak oksijen taşıma kapasitesine ilişkin tablo, en azından belirli dönemlerde, avantajdan ziyade nötr veya performansı baskılayıcı etkiler doğurabilmektedir.
B. Sistematik Ergojenik Etki İddiasının Kanıt Düzeyi
Mevcut spor hekimliği literatürü; gebeliğin veya gebeliğin sonlandırılmasının, elit spor performansını sistematik ve öngörülebilir biçimde artırdığı yönünde güçlü bir kanıt seti sunmamaktadır. “Gebelik dopingi” anlatısının önemli ölçüde tarihsel anekdotlara dayandığı ve biyolojik mekanizmaların “doping” kavramına hatalı biçimde tercüme edildiği vurgulanmaktadır
Ayrıca gebelikte artan kardiyovasküler yük, vücut ağırlığı değişimi ve termoregülasyon (ısı dengesi) zorlukları gibi değişkenler; özellikle üst düzey performansın gerektirdiği hassas fizyolojik dengeler bakımından performansı sınırlayıcı (limiting factors) etkilere de yol açabilir (Pivarnik, J.M.,Maternal Exercise during Pregnancy,1994)
IV. CAS İçtihadında Somut Olay Analizi
Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) uygulamasında gebelik olgusu, bir anti-doping kural ihlalinin maddi unsuru olarak değil; bilakis, aykırı analitik bulguların kökenini aydınlatabilecek tıbbi ve fizyolojik bir “nedensellik açıklaması” olarak ele alınmaktadır. Bu yaklaşım, gebeliğin bir doping yöntemi olarak nitelendirilmesi sonucuna değil; tam tersine, belirli test bulgularının yasaklı madde kullanımı (eksojen) dışında bir nedenle (endojen) ortaya çıkıp çıkmadığının tespitine hizmet eder.
A. Erkeklerde hCG ve Endojen Üretim Savunması: Marius Ilas Kararı
Marius Ilas v. WKO (CAS 2011/A/2337) kararında CAS Heyeti, erkek sporcularda hCG’nin yasaklı rejime tabi olduğunu teyit etmekle birlikte; hCG’nin bazı patolojik durumlarda vücut tarafından endojen olarak üretilebilme ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu yönüyle karar, “tek başına analitik bulgunun” otomatik bir ihlal karinesine dönüşmesine karşı; bulgunun kaynağına ilişkin tıbbi açıklamaların somut olayda belirleyici olabileceğini gösteren bir emsal niteliğindedir.
Bu noktada kadın sporcular bakımından hukuki durum, erkeklerden temelden ayrışır. Zira hCG, kadınlarda gebelikle ilişkili olağan bir fizyolojik gösterge olduğundan; patolojik bir savunmaya dahi gerek kalmaksızın, doğrudan fizyolojik bir süreç olarak kabul görür ve “yasaklı madde” isnadı baştan düşer.
B. Nandrolone Vakaları ve “Fizyolojik Açıklama” Zorunluluğu
CAS nezdindeki dopingle ilgili uyuşmazlıklarda, sporcuların analitik bulgulara karşı fizyolojik alternatif açıklamalar getirmesi usul hukukunun tanıdığı bir imkândır. Nandrolone metaboliti olan 19-norandrosterone bakımından da laboratuvar analizinde “doğal fizyolojik durumların” dışlanması sonuç yönetimi açısından hayati önem taşır.
Nitekim WADA’nın nandrolone analizine ilişkin teknik standardı; kadın sporcularda hamilelik olasılığının dışlanıp dışlanmadığının laboratuvar raporlamasında mutlak surette açıklığa kavuşturulması gerektiğini vurgular. Literatürde de 19-NA bulgularının yorumlanmasında gebelik bağlamının “ayırıcı tanı” benzeri bir titizlikle ele alınması gerektiğine işaret edilmektedir.
Bu bağlamda, Sidney 2000 Ad Hoc Yargılamaları içinde yer alan Melinte v. IAAF (CAS OG 00/015) kararı; CAS’ın olimpiyat oyunları sırasındaki “hızlandırılmış yargılama” prosedürlerinde dahi, tıbbi olgulara ve fizyolojik savunmalara dayanan iddiaları göz ardı etmediğini; aksine laboratuvar verilerinin bu açıklamalar ışığında denetlenmesi gerektiğini gösteren önemli bir erken dönem içtihadıdır.
C. Doping ile Uygunluk (Eligibility) Ayrımı: Semenya Örneği
Bu tartışmanın, kamuoyunda sıklıkla karıştırılan DSD (Differences of Sex Development) uyuşmazlıklarından tefrik edilmesi elzemdir. Mokgadi Caster Semenya v. IAAF (CAS 2018/O/5794) kararı, bir “doping kural ihlali” uyuşmazlığı değil; belirli branşlarda kadın kategorisinde yarışmaya ilişkin “uygunluk” (eligibility) düzenlemelerinin hukuka uygunluk denetimidir.
Dolayısıyla Semenya hattı, anti-doping rejimindeki “yasaklı madde/yöntem” analizinden tamamen farklı bir normatif zeminde ilerler. Bu ayrım, “gebelik dopingi” söyleminin hukuki analizinde kritik bir işlev görür: Gebelik, üreme fizyolojisine ilişkin geçici ve doğal bir süreç olarak, doping hukukundaki yasaklı kategorilerle aynı düzlemde değerlendirilmez; CAS pratiğinde ancak analitik bulguya ilişkin meşru bir fizyolojik açıklama (valid physiological explanation) olarak anlam kazanır.
D. Değerlendirme: Kusursuz Sorumluluk İlkesi ve İhlalin Oluşumu
CAS’ın fizyolojik açıklamaları (ör. gebelik) kabul etmesi, WADA Kodu’nun temelini oluşturan kusursuz sorumluluk (strict liability) ilkesiyle çelişmez; aksine bu ilkenin sınırlarını çizer. Kusursuz sorumluluk, "yasaklı maddenin varlığı halinde niyet aranmaksızın ceza verilmesini" öngörür. Ancak gebelik durumunda, hCG gibi maddelerin varlığı endojen (vücut içi) kaynaklı olduğu için, ortada hukuken bir "yasaklı madde varlığı" fiili oluşmaz.
Dolayısıyla gebelik savunması, bir "kusur indirimi" nedeni değil; doğrudan "ihlalin oluşmadığının" tespitidir. Sporcunun "hamileyim ama performans artırmak için yaptım" demesiyle; "vücudum hamilelik nedeniyle bu hormonu üretti" demesi arasındaki fark, ceza hukukundaki "mazeret nedeni" ile "suçun maddi unsurunun yokluğu" arasındaki fark kadar keskindir.
VI. Sonuç
WADA Kodu’nun normatif çerçevesi, mevcut bilimsel bulgular ve CAS içtihadı bütüncül bir yaklaşımla değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşılmaktadır:
- Normatif Konum: Gebelik olgusu veya gebeliğe bağlı hormonal değişimler, WADA Yasaklılar Listesi kapsamında “yasaklı madde” ya da “yasaklı yöntem” olarak tanımlanmamıştır. Dolayısıyla gebelik, anti-doping rejimi bakımından kural ihlalinin maddi unsurunu oluşturan bir eylem kategorisi olarak sınıflandırılamaz.
- Yargısal Yaklaşım: CAS uygulamasında gebelik, bir “doping yöntemi” olarak değil; Aykırı Analitik Bulguların (AAF) veya biyolojik pasaporttaki sapmaların yorumlanmasında, uygun koşullarda dikkate alınan meşru bir fizyolojik açıklama olarak kabul görmektedir. Bu yaklaşım, gebeliğin kural ihlalini kuran bir unsur olmadığını; aksine, maddenin dışarıdan alınmadığını (endojen kökeni) ispatlayan ve sporcuyu sorumluluktan kurtaran bir olgu olduğunu teyit eder.
- Etik ve Temel Haklar Boyutu: Sporcuların “doping kontrolü” gerekçesiyle zorunlu gebelik testine tabi tutulması ya da gebeliğin başlı başına bir haksız avantaj yöntemi olarak nitelendirilmesi; mahremiyet, kişisel verilerin korunması ve bedensel bütünlük ilkeleri bakımından ağır ihlaller doğurur. Bu tür bir yaklaşımın, uluslararası biyotıp sözleşmeleri ve insan hakları standartlarıyla bağdaşmadığı açıktır.
Sonuç olarak; erken gebelik dönemindeki hormonal değişimler, spor hukuku bakımından bir doping ihlali teşkil etmemektedir. “Gebelik dopingi” söylemi ise; bilimsel dayanağı sınırlı olan, anti-doping rejiminin normatif yapısıyla örtüşmeyen ve hukuki geçerliliği bulunmayan spekülatif bir anlatı niteliğindedir.