Giriş ve Özet
Aynı başlığı taşıyan yazının birinci bölümünde belirtildiği için tekrar edilmemiştir.
İlgili Sorun ve Çözüm Önerileri
A) Atlamalı Kanun Yolunun (Temyizin) Gerekip Gerekmediği
Sorun: İstinafın kesin olan kararlarının yanında temyize tabi olan kararları da vardır. Kural olarak CMK’nın, bozma kararları ile kesin kararları dışında kalan kararları temyize tabidir. Başka bir deyişle CMK’nın,
1- 280/1. maddesinin (e) bendinin delaletiyle 289. maddesindeki tüm hallerine (bentlerine) ve 280/1. maddesinin (f) bendinde yer alan bozma nedenlerine dayanan bozma kararları ile 286/2. maddesinin tüm hallerinde (bentlerinde) belirtilen kesin kararları dışında kalan kararları,
2- Kesinlik sınırına bakılmaksızın ismen sayılan (katalog) suçlar nedeniyle verilen kararları,
temyize tabidir. Uygulamada temyize tabi olan bu tür kararların neredeyse tamamına yakını, istinaf incelemesinden sonra taraflarca bir şekilde temyiz ediliyor. Temyize tabi dosyalar için istinafın dosya üzerindeki incelemesi yönünden şunları söylemek mümkündür. Dairenin varsa tebligat veya belge eksikliğinin giderilmesi amacıyla dosyayı ilk derece mahkemesine iade etmesi, bazen ayrıntılı bazen de matbu kararla vardığı hukuki kanaate göre nitelendirme yapması dışında dosyaya bir yenilik getirmiyor. Temyiz incelemesinde Yargıtay, doğal olarak istinaf ceza dairesinin nitelendirmesi ile bağlı değildir. İstinafta dosya üzerinde yapılan inceleme yönünden inceleme süresince dosyanın istinafta beklemesi, karar sürecinin daha da uzaması bakımından isabetli olmadığı ileri sürülebilir. Buna karşılık duruşma açılan hallerde istinaf ceza dairesi gerek usul gerekse de esas yönlerden hataların önemli ölçüde düzeltilmesi suretiyle dosyaya kayda değer yenilik getiriyor.
Öneri: Konunun tartışılması, örneğin, duruşma açılmasına gerek görülmeyen temyize tabi bu tür dosyaların, bir aylık gibi bir süre içindeki ön inceleme sonucunda, varsa tebligat veya belge eksikliğini gidererek doğrudan temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilebilir. Dosyanın daha erken karara bağlanması açısından bu uygulama yararlı olabilecektir. Böyle bir uygulama Yargıtay’ın iş yükünde bir değişikliğe neden olmayacaktır. Zira bu dosyalar, gecikmeli de olsa nasılsa Yargıtay’a gideceği için fark eden bir şey olmayacaktır. Buna karşılık istinafların işini önemli oranda azaltacaktır. İstinafta duruşma açılması gereken hallerde ise karar sonucuna göre mevcut uygulamanın devam ettirilmesi isabetli olabilir. Çünkü dosya Yargıtay’a gitse bile dosyanın önemli ölçüde eksikliği tamamlandığı için daha az oranda bozma kararı verilmesini, dolayısıyla dosyanın gediş-gelişinin azalmasını sağlayabilir.
B) Gerekçesizlik ve Savunma Hakkının Kısıtlılığı
Sorun: İki kez değişikliğe gidilen 289. maddesindeki (g) ve (h) bentlerindeki bozma nedenlerine dair iki hal yoruma fazla açıktır. Başka bozma ve aynı zamanda gerçekte yasal dayanak olabilen bozma hali de bulunmayan nedenlerin bu iki gerekçeden birisiyle verilmesi yargının hızlı ve etkinliğini olumsuz etkilemektedir. Uyap 2016, 2017 ve kısmen 2018 yılı kayıtlarına bakıldığında istinaf bozmalarının neredeyse tamamına yakınının bu iki nedenden verildiği görülecektir. Bu nedenle değişiklik yapılmış ise de sekiz yıl sonra yapılan değişiklikle tekrar eski hale dönülmüştür. Son değişiklik sonrası Uyap kayıtlarına bakıldığında bu iki halin fazla geniş yorumlanarak neredeyse bozma kararlarının tamamına yakınının bu iki nedenden birine dayandığı görülecektir.
Öneri: Yargılamaların hızlı ve etkinliği adına yasadaki bozma nedenlerine mümkün olduğunca uyulması ama bu durumun oluşturacağı iş yükünün önlenmesi için istinaflara duruşma yapılmadan da gerektiğinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere eylemin nitelendirmesinin yapılabilmesi, bunun sonucunda beraat veya mahkumiyet hükmünün verilebilmesi, cezanın artırılabilmesine imkan verilmesi.
C) Bir Hükümle Verilen Birden Fazla Cezanın Kanun Yolu
Sorun: Zaman zaman özellikle örgüt faaliyeti kapsamında veya birbiriyle bağlantılı olarak işlenen suçlarda kanun yolu farklılıklarına rastlanmaktadır. Zira, bağlantılı eylemlerde veya bir hükümde birden fazla suç için verilen cezaların toplamı değil, her bir suç yönünden verilen cezalar ayrı olarak dikkate alınarak kanun yoluna gidilebilir. Bu kural hem hapis cezaları hem de adli para cezaları için geçerlidir. Benzer durum suç örgütü kapsamında veya iştirak halinde işlenen suçlarda da karşımıza çıkabilmektedir. Suça göre verilen cezaların ayrı ayrı dikkate alınması hususu, hukuki düzenlemeye aykırı değil ise de kimi zaman hakkaniyete aykırı veya izahı zor olabilen farklı sonuçlar doğurabiliyor.
Öneri: Bir dosyadan veya bağlantılı eylemler nedeniyle verilen cezaların toplamı, re'sen istinaf sınırı olan 15 yıl hapis cezasını geçtiğinde cezanın ağırlığı, infaz ve olası sonuçları gözetilerek re'sen istinafa tabi tutulması. Bunun yanında yine farklı kanun yoluna tabi olan birden fazla cezanın daha lehe (daha üst) kanun yolu varsa buna tabi tutulması da değerlendirilebilir. Adli para cezaları yönünden de aynı şekilde, bir kararla veya bağlantılı eylemler sonucunda verilen toplam adli para cezası dikkate alınabilir. Bir dosyadan veya bağlantılı eylemler nedeniyle verilen adli para cezalarının toplamı da istinaf sınırını geçtiğinde istinafa tabi tutulmasına imkân veren yasal düzenleme, ceza adalet sistemine daha uygun olabilecektir. En azından istinaf veya temyiz aşamasında olası lehe bozma (düzeltme) kararı ihtimalinin bulunduğu böyle durumlarda, istinafa-temyize başvurulamaması nedeniyle kesinleşen karar için daireye ve/veya ilk derece mahkemesine ya da infazı yapan Cumhuriyet savcısına infazının ertelenmesine (durdurulmasına) imkan verilmesi mümkün olabilir.
D) Avukatın Görev Suçu Nedeniyle Verilen Kararın Kanun Yolu
Sorun: Temyize tabi tutulan düzenleme, daha çok bilinen CMK’da değil, 1136 sayılı Kanun’da yapılmıştır. Gerek mahkemelerce gerekse de ilgili avukatlarca bu durumun farkındalığının nispeten daha az olması nedeniyle kararlar kesin olarak verilebiliyor. Bu nedenle ve yanılma suretiyle temyiz kanun yoluna gidilmeyebiliniyor. Bu da yasaya aykırılık, kararın erken kesinleşmesi ve daha çok avukatlar yönünden hak kaybına neden olabiliyor.
Öneri: Özellikle farkındalık açısından CMK’nın 286. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendi olarak “Avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları” şeklinde konunun işlenmesi daha yararlı olabilecektir.
a-Sorun: Kısmi durumlarda vekalet ücretinin verilip verilmeyeceği hususlarında farklı uygulamalar olabilmektedir. Özellikle çek suçlarında yargılama aşamasında ödemenin gerçekleşmesi üzerine verilen davanın düşmesine ilişkin karara karşı müşteki tarafı vekâlet ücreti talebiyle istinafa başvuru yapıyor. Taleplerde, çek keşidecisinin zamanında ödeme yapmaması veya kusurlu hareketi nedeniyle davaya ve dava açılmasından sonra ilerleyen aşamalarda masrafa sebebiyet verdiği ileri sürülerek yargılama masrafı ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği belirtiliyor. İstinafta her iki yönden, başka bir deyişle, vekâlet-yargılama ücretinin sanık veya hazine üzerinde bırakılmasına ya da vekâlet ücreti verilmesine yer olmadığına dair verilen kararlara rast gelmek mümkün olabiliyor. Aynı-çok benzer konunun farklı takdire konu olmasının önlenmesi yararlı olabilecektir.
Öneri: Vekalet ücretine hükmedilebilecek veya hükmedilemeyecek hallerin daha açık olarak mevzuata dâhil edilmesi, özellikle dava açılmasına sebebiyet verilen hallerde davanın düşmesine kararı verilirken yargılama gideri ile vekâlet ücretinin sanık üzerinde bırakılıp bırakılamayacağı hususunun açıkça mevzuata dâhil edilmesi.
b-Sorun: Sadece vekalet ücretinin istinaf konusu yapılması halinde de farklı uygulamaları görmek mümkündür. Kimi vekalet ücretinin şahsi hak olduğu, bunun (olağanüstü) kanun yoluna konu edilemeyeceği, kimi de edilebileceği görüşünden hareketle farklı sonuçlara varan kararlar verilebiliyor. Şahsi hak olsa bile, mahkeme, vekalet ücreti konusunda bir karar vermemiş ise bu şahsi hakka dair talebi karşılayabilen bir makam olmadığı için, başka bir deyişle mahkeme ek kararla vekalet ücretine karar veremeyeceği için sorun çözülmeden kalabiliyor.
Öneri: Vekalet ücreti şartları oluştuğu halde her nasılsa mahkeme bu konuda karar vermemiş ise belli bir süre ile talep veya istem üzerine, tıpkı müsadere gibi karar verebilmesi veya konunun tartışılarak bir sonuca bağlanması gerekir.
Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak,
Belirtilen uygulamaların, daha hızlı ve etkin yargılama bakımından tüm yönleriyle tartışılması yararlı olabilecektir.
>> HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (1)
-
>> HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (2)
Alıntı yapılan kaynak:
Uygulamada İstinaf Ceza El Kitabı, İstanbul, Filiz Kitabevi, 7.Baskı, 2026