Giriş
İcra ve iflas hukuku bakımından ihalenin feshi, cebrî satış sürecinin hukuka uygunluğunun denetlenmesini sağlayan önemli bir hukuki yoldur. İcra ve İflas Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca ihalenin feshi, satış işlemlerinde hukuka aykırılık bulunması hâlinde ilgililer tarafından ileri sürülebilen bir şikâyet yoludur. Bununla birlikte uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, borçlu vekilinin ihalenin feshi davasında kendisi dışındaki ilgililere yapılan satış ilanı tebligatlarının usulsüzlüğünü ileri sürüp süremeyeceği meselesidir.
Bu mesele özellikle paylı mülkiyet konusu taşınmazların satışı, ipotekli taşınmazların paraya çevrilmesi veya birden fazla alacaklı ve hak sahibinin bulunduğu takiplerde önem kazanmaktadır. Uygulamada borçlu vekilleri çoğu zaman diğer hissedarlara, alacaklılara veya ilgililere yapılan satış ilanı tebligatlarının usulsüz olduğu iddiasını ileri sürerek ihalenin feshini talep etmektedir. Ancak Yargıtay içtihatları incelendiğinde, bu yöndeki iddiaların büyük ölçüde reddedildiği ve bu konuda oldukça istikrarlı bir içtihat çizgisinin oluştuğu görülmektedir.
Aşağıda Yargıtay kararları çerçevesinde söz konusu hukuki sorunun sistematik bir şekilde incelenmesi amaçlanmıştır.
I. Temel Hukuki İlke ve Yargıtay’ın Yerleşik Görüşü
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre satış ilanı tebligatının usulsüzlüğü nedeniyle ihalenin feshini isteme hakkı, yalnızca kendisine usulüne uygun tebligat yapılmayan ilgiliye aittir. Bu nedenle ihalenin feshini talep eden borçlu veya vekili, kendisi dışındaki diğer ilgililere yapılan tebligatların usulsüz olduğunu ileri sürerek fesih talep edemez.
Bu yaklaşım, şikâyet hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı olması ve hukuki yarar ilkesine dayanması ile açıklanmaktadır. Tebligatın usulsüzlüğü iddiası, tebligatın muhatabının kişisel hakkına ilişkindir ve bu nedenle üçüncü kişiler tarafından ileri sürülmesi mümkün değildir.
Bu ilke Yargıtay kararlarında açık biçimde ortaya konulmuştur.
Yargıtay 12. HD, 17.01.2023, 2022/11171 E., 2023/232 K.:
Mahkeme, satış ilanı tebliğinin usulsüzlüğü nedeniyle ihalenin feshini isteme hakkının sadece kendisine tebligat yapılmayan ilgilisine ait olduğunu, şikayetçinin kendisi dışındaki ilgililere tebligat yapılmadığını ileri süremeyeceğini belirterek davanın reddine karar vermiş ve bu karar Yargıtayca onanmıştır.
Bu karar, ihalenin feshi şikâyetinin kişisel hak niteliğini açıkça ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Yargıtay’ın farklı kararlarında da aynı ilke tekrar edilmiştir.
Yargıtay 12. HD, 14.02.2023, 2022/8460 E., 2023/857 K.:
Borçlunun kendisi dışındaki diğer ilgililere tebligat yapılmadığını veya yapılan tebliğlerin usulsüzlüğünü ileri sürmesinin olanaklı olmadığı, şikayetçinin ancak kendisi ile ilgili tebligatı şikayet konusu yapabileceği vurgulanmıştır.
Bu karar, şikâyetin sınırının kişinin kendi hak alanı ile sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır.
Aynı yönde bir başka kararda da şu husus belirtilmiştir:
Yargıtay 12. HD, 11.01.2023, 2022/12812 E., 2023/95 K.:
İhalenin feshini isteyen şikayetçinin, kendisi dışındaki ilgililere satış ilanının tebliğ edilmediği hususunu ileri süremeyeceği, bu itirazın ancak kendisine tebliğ yapılmayan ilgili tarafından yapılabileceği gerekçesiyle davanın reddi onanmıştır.
Bu karar, tebligatın usulsüzlüğü iddiasının yalnızca tebligatın muhatabı tarafından ileri sürülebileceğini tekrar teyit etmektedir.
Benzer bir değerlendirme Yargıtay’ın daha yeni tarihli kararında da yapılmıştır.
Yargıtay 12. HD, 04.07.2023, 2023/3417 E., 2023/4536 K.:
Takip borçlusunun diğer ilgililere usulüne uygun olarak satış ilanının tebliğ edilmediğinden bahisle ihalenin feshini isteyemeyeceği açıkça ifade edilmiştir.
Görüldüğü üzere Yargıtay, uzun süredir borçlunun başkalarına yapılan tebligat usulsüzlüklerini ileri süremeyeceği yönünde istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir.
II. Şikayet Hakkının Sınırları ve Usulü
Yargıtay kararlarında yalnızca şikâyet hakkının kişisel niteliği değil, aynı zamanda şikâyetin ileri sürülme biçimi ve kapsamı da belirli sınırlar içerisinde değerlendirilmiştir. Yargıtay’a göre borçlu, ihalenin feshini talep ederken kendi tebligatına ilişkin usulsüzlüğü açıkça ve somut şekilde ileri sürmek zorundadır. Aksi halde mahkeme tarafından bu husus re’sen incelenemez.
Bu husus aşağıdaki kararda açık şekilde ortaya konulmuştur:
Yargıtay 12. HD, 07.03.2023, 2023/89 E., 2023/1439 K.:
Borçlu vekilinin "satış ilanının tüm ilgililere usulüne uygun tebliğ edilmediği" iddiası fesih nedeni olarak kabul edilmemiş; şikayetçinin kendisine yapılan tebligatın usulsüzlüğünü açıkça ileri sürmediği sürece bu hususun mahkemece re'sen incelenemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Bu karar, tebligat usulsüzlüğünün kamu düzenine ilişkin bir husus olmadığını ve bu nedenle mahkeme tarafından kendiliğinden araştırılamayacağını göstermektedir. Şikâyetin kapsamına ilişkin sınırlamalar yalnızca ilk derece aşamasıyla da sınırlı değildir. İstinaf aşamasında da yeni iddiaların ileri sürülmesi mümkün değildir.
Bu husus şu kararda açıkça vurgulanmıştır:
Yargıtay 12. HD, 28.03.2024, 2024/1724 E., 2024/3071 K.:
Satış ilanı tebligatının usulsüzlüğü iddiasının sadece muhatabı tarafından ileri sürülebileceği, ayrıca şikayet dilekçesinde belirtilmeyen bir usulsüzlük gerekçesinin (örneğin tebliğ yapılan kişinin komşu olmadığı iddiası) ilk kez istinaf aşamasında ileri sürülemeyeceği (HMK m. 357) vurgulanmıştır.
Benzer şekilde başka bir kararda da borçlunun üçüncü kişilere ilişkin tebligat usulsüzlüklerini ileri süremeyeceği belirtilmiştir.
Yargıtay 12. HD, 19.01.2023, 2022/11045 E., 2023/300 K.:
Usulsüz tebligat iddiasının ancak muhatabı tarafından ileri sürülebileceği, borçlu vekilinin diğer ilgililere dair bu yöndeki istinaf itirazlarının yerinde olmadığı belirtilmiştir.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay’ın yaklaşımı üç temel ilke etrafında şekillenmektedir:
1. Tebligat usulsüzlüğü iddiası kişisel bir haktır.
2. Bu iddia yalnızca tebligatın muhatabı tarafından ileri sürülebilir.
3. Mahkeme bu hususu re’sen inceleyemez.
III. Diğer İlgililere İlişkin İddiaların Reddedildiği Örnek Durumlar
Yargıtay içtihatları incelendiğinde, borçlu vekillerinin farklı kişi gruplarına ilişkin tebligat usulsüzlüğü iddialarının sistematik biçimde reddedildiği görülmektedir.
1. Hissedarlar ve Paydaşlar
Paylı mülkiyet konusu taşınmazların satışında borçlular sıklıkla diğer paydaşlara yapılan tebligatların usulsüz olduğunu ileri sürmektedir. Ancak Yargıtay bu iddiaları kabul etmemektedir.
Borçlu, diğer hissedarlara satış ilanının tebliğ edilmediğini ileri süremez (2022/12885 E., 2023/185 K.; 2023/3958 E., 2023/3608 K.).
2. İflas İdare Memurları
Benzer şekilde borçlu şirketlerin, iflas idare memurlarına yapılan tebligatların usulsüz olduğunu ileri sürmesi de kabul edilmemektedir.
Borçlu şirket, iflas idare memurlarına tebligat yapılmadığı iddiasıyla ihalenin feshini isteyemez (2022/10949 E., 2023/405 K.).
3. Haciz Alacaklıları
Yargıtay, borçlunun diğer haciz alacaklılarına yapılan tebligatlara ilişkin iddialarını da reddetmektedir.
Borçlunun, diğer haciz alacaklılarına kıymet takdiri veya satış ilanı tebliğ edilmediği iddiası fesih sebebi yapılamaz (2023/91 E., 2023/952 K.).
4. Müşterek Borçlular veya Yakınlar
Borçlunun müşterek borçlular veya yakınlarına ilişkin tebligat usulsüzlüğü iddiaları da aynı gerekçelerle kabul edilmemektedir.
Borçlu, müşterek ipotek borçlusu olan yakınına (örneğin kızı) tebligat yapılmadığını ileri süremez (2023/706 E., 2023/1575 K.).
Bu örnekler, Yargıtay’ın kişisel hak ve hukuki yarar ilkesini oldukça katı biçimde uyguladığını göstermektedir.
IV. Konuya İlişkin İkincil Kaynaklar ve İçtihat Bağlamı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da tebligatın muhatabı ilkesi dolaylı olarak ele alınmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 03.03.2022, 2018/1063 E., 2022/241 K.
Bu kararda ilk derece mahkemesinin "borçlunun diğer hissedarlara yapılan tebligatların usulsüzlüğünü ileri süremeyeceği" yönündeki değerlendirmesine değinilmiş olmakla birlikte, HGK esas itibarıyla direnme kararının usulüne ilişkin bir bozma yapmış ve bu kuralı doğrudan içtihat metni hâline getirmemiştir.
Bununla birlikte tebligat hukukunun temel ilkesi olan tebligatın muhatabı ilkesi, Hukuk Genel Kurulu kararlarında açıkça kabul edilmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11.10.2023, 2022/708 E., 2023/915 K.
Bu kararda tebligatın usulsüzlüğünün yalnızca muhatabı tarafından ileri sürülebileceği genel bir ilke olarak ifade edilmiştir.
Öte yandan Yargıtay, bu ilkenin yalnızca borçluya özgü olmadığını, ihalenin feshini isteyen tüm taraflar bakımından geçerli olduğunu da belirtmiştir.
Yargıtay 12. HD, 23.02.2023, 2023/142 E., 2023/1138 K.:
Borçlu olmayan ancak taşınmazda hissesi bulunan bir üçüncü kişinin de kendisi dışındaki ilgililere yapılan tebligat usulsüzlüğünü ileri süremeyeceği belirtilmiştir.
Bu yaklaşım, ihalenin feshi şikâyetinde hukuki yarar ve aktif husumet ehliyeti kavramlarının önemini ortaya koymaktadır.
Nitekim aşağıdaki karar da bu sınırlamayı teyit etmektedir.
Yargıtay 12. HD, 30.03.2023, 2022/12324 E., 2023/2225 K.:
İpotekli taşınmaz malikinin sadece kendi maliki olduğu taşınmaz yönünden fesih isteme ehliyeti olduğu, diğer taşınmazlar yönünden aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı vurgulanmıştır.
Bu karar, ihalenin feshi şikâyetinde menfaat ve ehliyet sınırlarının titizlikle uygulandığını göstermektedir.
Sonuç
İcra ve İflas Kanunu’nun 134. maddesi kapsamında açılan ihalenin feshi davalarında satış ilanı tebligatına ilişkin usulsüzlük iddiaları uygulamada sıklıkla ileri sürülmektedir. Özellikle borçlu tarafın, kendisi dışındaki ilgililere yapılan tebligatların usulsüzlüğüne dayanarak ihalenin feshini talep ettiği durumlar yargı kararlarında önemli bir tartışma alanı oluşturmuştur. Ancak incelenen Yargıtay kararları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, yüksek mahkemenin bu konuda istikrarlı ve yerleşik bir içtihat geliştirdiği görülmektedir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararlarında açıkça ortaya konulduğu üzere, satış ilanı tebligatının usulsüzlüğüne dayalı fesih talebi ancak tebligatın muhatabı olan ilgili tarafından ileri sürülebilir. Tebligatın usulsüzlüğü iddiası, doğrudan tebligatın muhatabının hukuki alanına ilişkin olup kişisel nitelik taşımaktadır. Bu nedenle borçlunun veya ihalenin feshini isteyen başka bir tarafın, kendisi dışındaki ilgililere yapılan tebligatların usulsüzlüğünü ileri sürmesi mümkün görülmemektedir.
Yargıtay içtihatlarında bu yaklaşımın temelinde iki önemli ilkenin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan ilki, şikâyet hakkının kişiselliği ilkesidir. Tebligatın usulsüzlüğü, tebligatın muhatabının savunma hakkını ve takip sürecine katılım imkânını doğrudan etkileyen bir durumdur. Bu nedenle bu hakkın yalnızca tebligatın muhatabı tarafından ileri sürülebileceği kabul edilmektedir. İkinci ilke ise hukuki yarar ve aktif husumet ehliyeti ile ilgilidir. Bir kişinin başkasına ait bir usulsüzlüğe dayanarak ihalenin feshini istemesinde hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir.
Yargıtay uygulaması incelendiğinde bu ilkenin yalnızca borçlu bakımından değil; hissedarlar, haciz alacaklıları, ipotek borçluları veya taşınmazda pay sahibi olan üçüncü kişiler bakımından da geçerli olduğu görülmektedir. Başka bir ifadeyle, ihalenin feshini talep eden taraf kim olursa olsun, yalnızca kendi hukuki alanını ilgilendiren tebligat usulsüzlüklerini ileri sürebilir. Diğer ilgililere yönelik tebligatların usulsüzlüğü ise ancak ilgili kişiler tarafından ileri sürülebilecek bir fesih sebebi niteliği taşımaktadır.
Buna paralel olarak Yargıtay kararlarında tebligat usulsüzlüğünün kamu düzenine ilişkin olmadığı, dolayısıyla mahkeme tarafından re’sen incelenemeyeceği de kabul edilmektedir. Ayrıca şikâyet dilekçesinde ileri sürülmeyen yeni usulsüzlük iddialarının istinaf aşamasında ileri sürülmesi de mümkün görülmemektedir. Bu yaklaşım, ihalenin feshi yargılamasında iddiaların somutlaştırılması ve şikâyet sebeplerinin açıkça ortaya konulması gerektiğini göstermektedir.
Sonuç olarak Yargıtay içtihatları ışığında ulaşılan temel hukuki ilke; ihalenin feshi davalarında satış ilanı tebligatının usulsüzlüğüne ilişkin iddiaların yalnızca tebligatın muhatabı tarafından ileri sürülebileceği ve borçlu tarafın diğer ilgililere yapılan tebligatların usulsüzlüğüne dayanarak fesih talebinde bulunamayacağı yönündedir. Bu yaklaşım, şikâyet hakkının kişisel niteliğini, hukuki yarar ilkesini ve icra hukukunda usul ekonomisinin korunmasını birlikte gözeten yerleşik bir içtihat çizgisini ortaya koymaktadır.
Kaynakca
1. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/11171, K. 2023/232, T. 17.01.2023
2. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12733, K. 2023/798, T. 13.02.2023
3. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12847, K. 2023/620, T. 06.02.2023
4. Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/1063, K. 2022/241, T. 03.03.2022
5. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/8460, K. 2023/857, T. 14.02.2023
6. Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/708, K. 2023/915, T. 11.10.2023
7. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/29, K. 2023/792, T. 13.02.2023
8. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12812, K. 2023/95, T. 11.01.2023
9. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/13700, K. 2023/1040, T. 21.02.2023
10. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/3417, K. 2023/4536, T. 04.07.2023
11. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12681, K. 2023/21, T. 09.01.2023
12. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/89, K. 2023/1439, T. 07.03.2023
13. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/13159, K. 2023/252, T. 17.01.2023
14. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/11045, K. 2023/300, T. 19.01.2023
15. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/10949, K. 2023/405, T. 23.01.2023
16. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/10718, K. 2022/13226, T. 13.12.2022
17. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2025/6222, K. 2025/5959, T. 07.10.2025
18. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/13856, K. 2023/1228, T. 28.02.2023
19. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/142, K. 2023/1138, T. 23.02.2023
20. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/706, K. 2023/1575, T. 13.03.2023
21. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12324, K. 2023/2225, T. 30.03.2023
22. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12831, K. 2023/283, T. 18.01.2023
23. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/91, K. 2023/952, T. 16.02.2023
24. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/601, K. 2023/1557, T. 09.03.2023
25. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/13225, K. 2023/656, T. 07.02.2023
26. Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/724, K. 2024/339, T. 03.05.2024
27. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/396, K. 2023/1163, T. 27.02.2023
28. Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/664, K. 2022/1745, T. 15.12.2022
29. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12525, K. 2023/14, T. 09.01.2023
30. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2024/1724, K. 2024/3071, T. 28.03.2024
31. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/1444, K. 2023/4032, T. 07.06.2023
32. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/1242, K. 2023/1781, T. 16.03.2023
33. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/13675, K. 2023/852, T. 14.02.2023
34. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12890, K. 2023/523, T. 26.01.2023
35. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12838, K. 2023/548, T. 26.01.2023
36. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2024/3099, K. 2024/4825, T. 15.05.2024
37. Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/630, K. 2022/1087, T. 29.06.2022
38. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12747, K. 2023/872, T. 14.02.2023
39. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/230, K. 2023/1219, T. 28.02.2023
40. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/13331, K. 2023/540, T. 26.01.2023
41. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/13112, K. 2023/561, T. 26.01.2023
42. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2025/323, K. 2025/1172, T. 13.02.2025
43. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/1547, K. 2023/5874, T. 10.10.2023
44. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2024/2709, K. 2024/4874, T. 16.05.2024
45. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12885, K. 2023/185, T. 12.01.2023
46. Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/345, K. 2022/1820, T. 21.12.2022
47. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/3966, K. 2023/3940, T. 01.06.2023
48. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/3958, K. 2023/3608, T. 23.05.2023
49. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/6202, K. 2023/7788, T. 23.11.2023
50. Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/5882, K. 2023/8374, T. 07.12.2023