Giriş
İcra ve İflas Kanunu’nun 89. maddesi, borçlunun üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacaklarının haczini düzenlemektedir. Hükmün amacı, alacaklının tatminini sağlamak ve borçlunun malvarlığına dolaylı biçimde ulaşılmasına imkân tanımaktır.
Ne var ki uygulamada, bu mekanizmanın özellikle üçüncü kişiler bakımından ağır sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Borçlu ile fiilî veya hukukî ilişkisi bulunmayan kişilere dahi haciz ihbarnamesi gönderilebilmekte; süresinde itiraz edilmemesi hâlinde üçüncü kişi borçlu gibi sorumlu tutulabilmektedir. Bu durum hukuk devleti, ölçülülük ve adil yargılanma ilkeleri bakımından ciddi tartışmalara yol açmaktadır.
I- İİK m. 89 Sistematiği ve Üçüncü Kişinin Konumu
İİK m. 89 uyarınca icra müdürlüğü, üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi gönderir. Üçüncü kişi;
- Borçlunun kendisinde alacağı veya malı bulunmadığını,
- Borcun daha önce ödendiğini,
- Malın borçluya ait olmadığını
yedi gün içinde bildirmek zorundadır.
Süre içinde itiraz edilmemesi hâlinde üçüncü kişi borcu zimmetinde sayılmış kabul edilir ve sonraki aşamalarda doğrudan icra takibine muhatap olabilir.
Bu sistemde üçüncü kişi, tarafı olmadığı bir borç ilişkisinde aktif savunma yükümlülüğü altına sokulmaktadır. Sessizlik ağır bir sonuç doğurmakta; fiilen kanuni bir borç karinesi yaratılmaktadır.
II- Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar
1. İlgisiz Kişilere Haciz İhbarnamesi Gönderilmesi
Uygulamada alacaklıların, borçlunun çevresinde yer alan çok sayıda kişiye somut veri olmaksızın haciz ihbarnamesi gönderdiği görülmektedir. Bu durum:
- Hukuki güvenlik ilkesini zedelemekte,
- Üçüncü kişiyi savunma külfeti altına sokmakta,
- İcra sistemini baskı aracına dönüştürebilmektedir.
Yaklaşık ispat veya asgari delil aranmaması, kötüye kullanım riskini artırmaktadır.
2. Sürenin Kaçırılması ve Zimmet Karinesi
Yedi günlük sürenin kaçırılması hâlinde üçüncü kişi:
- Borçlu gibi sorumlu tutulmakta,
- Menfi tespit davası açmak zorunda kalmakta,
- Ya da borcu ödeyip istirdat yoluna gitmektedir.
Bu yapı, klasik ispat yükü kurallarıyla bağdaşmamaktadır. Borç ilişkisini iddia eden alacaklı değil, borçlu olmadığını kanıtlamak zorunda kalan üçüncü kişi fiilen tersine ispat yükü altında kalmaktadır. Bu durum, kanuni bir karine ötesinde fiilen kesin sorumluluk mekanizmasına yaklaşmaktadır.
3. Dijitalleşme ve Kitlesel İhbarname Sorunu
İcra işlemlerinin UYAP üzerinden yürütülmesi, haciz ihbarnamelerinin seri ve geniş kapsamlı biçimde gönderilebilmesine imkân sağlamaktadır. Bu durum sistemin etkinliğini artırmakla birlikte, denetimsiz ve soyut taleplerin yaygınlaşmasına da yol açmaktadır.
Sıradan vatandaşlar kısa süreler ve usul karmaşıklığı nedeniyle çoğu zaman avukat tutmak zorunda kalmakta; oysa tarafı olmadıkları bir borç ilişkisinde savunma yapmaya zorlanmaktadırlar.
III- Mukayeseli Hukukta Durum
A- Alman Hukuku
Alman icra hukukunda üçüncü kişiler nezdindeki alacakların haczi, Zivilprozessordnung (ZPO) §§ 828 vd. hükümlerinde düzenlenmiştir.
Sistem, “Pfändungs- und Überweisungsbeschluss” adı verilen yargısal bir karar ile işler. Haciz, mahkeme kararıyla gerçekleştirilir ve üçüncü kişiye (Drittschuldner) tebliğ edilir. Bu yönüyle ilk aşamada yargısal bir filtre mevcuttur.
ZPO § 840 uyarınca üçüncü kişi belirli beyanlarda bulunmakla yükümlüdür; ancak:
- Sessizlik otomatik borç sorumluluğu doğurmaz,
- Türk hukukundaki gibi zimmet karinesi yoktur,
- Sorumluluk ancak kusur ve zarara bağlıdır.
Bu sistem, alacaklının korunması ile üçüncü kişinin hukuki güvenliği arasında daha dengeli bir yapı kurmaktadır.
B- İsviçre Hukuku
İsviçre’de icra hukuku, Bundesgesetz über Schuldbetreibung und Konkurs (SchKG) ile düzenlenmiştir.
İcra dairesi, üçüncü kişiye borçluya ödeme yapmaması gerektiğini bildirir. Bu bildirim bir ödeme yasağı niteliğindedir.
İsviçre sisteminde:
- Üçüncü kişi borçluya dönüşmez,
- Sessizlik zimmet sonucunu doğurmaz,
- Sorumluluk ödeme yasağına aykırı davranışla sınırlıdır.
Uyuşmazlık çıkması hâlinde mesele genel mahkemelerde çözümlenir. İcra makamı karine yoluyla borç yaratmaz.
C- Mukayeseli Değerlendirme
Alman ve İsviçre hukukunda ortak özellikler şunlardır:
- İlk aşamada yargısal veya hukuki denetim mevcuttur.
- Sessizlik otomatik borç doğurmaz.
- Üçüncü kişi asli borçlu konumuna sokulmaz.
- Nihai borç ilişkisi maddi hukuk çerçevesinde belirlenir.
Türk hukukunda ise İİK m. 89, üçüncü kişiyi sürenin kaçırılması hâlinde doğrudan borçluya yaklaştıran daha ağır bir model öngörmektedir.
IV- Hukuk Devleti ve Ölçülülük İlkesi Açısından Değerlendirme
Anayasal perspektiften değerlendirildiğinde sorun özellikle ölçülülük ilkesi bağlamında ortaya çıkmaktadır. Sistem alacaklının korunmasına hizmet etmekle birlikte üçüncü kişinin sessizliği karşısında borçluya dönüşmesi ağır ve orantısız bir sonuçtur.
Esasen aynı amaca daha hafif araçlarla ulaşmak mümkündür (yaklaşık ispat, yargısal ön denetim gibi).
Mukayeseli hukuk da göstermektedir ki, alacaklının korunması üçüncü kişinin otomatik sorumluluğu olmaksızın da sağlanabilmektedir.
V- Çözüm Önerileri
1. Yaklaşık İspat Şartı Getirilmesi
Alacaklının, üçüncü kişi ile borçlu arasındaki ilişkiye dair somut veri sunması zorunlu kılınmalıdır.
2. Sürenin Uzatılması
Gerçek kişiler için itiraz süresi uzatılmalıdır.
3. Yargısal veya İdari Ön Denetim
Alman modeline benzer şekilde asgari bir hukuki denetim mekanizması getirilebilir.
4. Zimmet Karinesinin Yumuşatılması
Sessizlik otomatik borç doğurmamalı; sorumluluk kusur ve zarara bağlanmalıdır.
5. Kötüye Kullanıma Yaptırım
Dayanaksız ve sistematik ihbarnameler bakımından yaptırım öngörülmelidir.
Sonuç
İİK m. 89, icra hukukunun etkinliğini artırma amacını taşımaktadır; ancak uygulamada üçüncü kişiler bakımından ağır ve orantısız sonuçlar doğurabilmektedir.
Mukayeseli hukuk incelemesi, alacaklının korunmasının üçüncü kişinin otomatik borçlandırılması olmaksızın da sağlanabileceğini göstermektedir. Alman ve İsviçre sistemleri, üçüncü kişinin asli borçluya dönüşmesini engelleyen daha dengeli mekanizmalar içermektedir.
Hukuk devleti ilkesi, icra hukukunda etkinlik ile temel haklar arasında adil bir denge kurulmasını gerektirir. Bu denge sağlanmadıkça, sistem güven kaybına uğrayacak ve icra hukukunun meşruiyeti tartışılmaya devam edecektir.
Yapılacak düzenleme hem alacaklının korunmasını sürdürecek hem de üçüncü kişinin hukuki güvenliğini teminat altına alacaktır.