Sırf Zilyetliğin Korunması Davaları ile Hakka Dayanan Zilyetlik Davaları Arasındaki Ayrım Yerel Mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Işığında Bir Değerlendirme

I. GİRİŞ

Zilyetliğe ilişkin uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin belirlenmesi, uygulamada çoğu zaman davanın başlığından veya talep sonucunda kullanılan ifadelerden hareketle yapılmaktadır. Bu yaklaşım ise özellikle zilyetliğin tespiti istemiyle açılan davalarda hatalı görev belirlemelerine yol açabilmektedir.

Nitekim uygulamada yerel mahkemelerin, zilyetliğe ilişkin her talebi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında değerlendirerek Sulh Hukuk Mahkemesi’ni görevli kabul ettiği; buna karşılık Bölge Adliye Mahkemelerinin ise davanın hukuki niteliğini esas alarak Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğu sonucuna ulaştığı görülmektedir.

Bu çalışma, zilyetliğe ilişkin davaları iki ayrı kategori altında inceleyerek, görev meselesini hem yasal düzenleme hem de somut kararlar ışığında değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

II. SIRF ZİLYETLİĞİN KORUNMASI DAVALARINDA GÖREV

1. Kavramsal Çerçeve

Sırf zilyetliğin korunması davaları, zilyedin herhangi bir aynî veya şahsî hak ileri sürmeksizin, yalnızca fiilî hâkimiyetinin ihlal edildiği iddiasıyla açtığı davalardır.

Bu davalarda amaç, hakkın kime ait olduğunun belirlenmesi değil; hukuka aykırı fiilî müdahalenin bertaraf edilmesidir. Bu nedenle:

- Mülkiyet araştırması yapılmaz,

- Tapu, sözleşme veya miras ilişkisi incelenmez,

- Yalnızca zilyetliğin mevcut olup olmadığı değerlendirilir.

2. Yasal Dayanak ve Görevli Mahkeme

6100 sayılı HMK’nın 4/1-c maddesi uyarınca:

“Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davalar” sulh hukuk mahkemelerinde görülür.

Bu hüküm dar yorumlanması gereken ve istisnai bir görev düzenlemesidir. Dolayısıyla ancak salt zilyetliğin korunması amacıyla açılan davalar bu kapsamda değerlendirilebilir.

Zilyetliğin korunması davalarında zilyet, zilyetliğinin arkasındaki hakkı ispatlamakla yükümlü değildir; dava yalnızca fiilî duruma ilişkindir.

Bu nedenle, hak iddiası içermeyen bu davalarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir.

III. HAKKA DAYANAN ZİLYETLİK DAVALARINDA GÖREV

1. Zilyetliğin Hakla Bağlantılı Olması

Zilyetlik, her ne kadar fiilî bir durum olsa da, çoğu uyuşmazlıkta bir hakkın kullanımıyla bağlantılı olarak ileri sürülebilir. Buna göre davacı;

Zilyetliğini mülkiyet payına,

Paylı mülkiyetten doğan kullanım hakkına,

Miras veya sözleşme ilişkisine dayandırıyorsa, artık uyuşmazlık sırf zilyetliğin korunması olmaktan çıkar. Bu noktada zilyetlik, bağımsız bir korunma konusu değil, hakkın görünüm biçimi hâline gelir.

2. HMK m.2 ve Genel Görev Kuralı

HMK m.2 uyarınca, kanunda açıkça sulh hukuk mahkemesine bırakılmayan malvarlığına ilişkin davalarda Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.

O halde, zilyetliğin arkasında aynî bir hak, şahsî bir hak yada hukuki bir ilişki bulunuyorsa, HMK m.4 uygulanamaz; genel görev kuralı devreye girer.

IV. YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ

Somut olayda yerel mahkeme (... 6. Asliye Hukuk Mahkemesi) davacının taşınmaz üzerindeki üç katlı binanın zilyetliğinin tespiti istemiyle açtığı davada vermiş olduğu 17.10.2025 tarihli kararında;

Söz konusu davayı HMK m.4 kapsamında zilyetliğin korunmasına ilişkin bir dava olarak nitelendirmiş ve bu nedenle Sulh Hukuk Mahkemesi’ni görevli kabul ederek davayı usulden reddetmiştir.

Yerel mahkeme, bu sonuca;

Davacının talebinin “zilyetliğin tespiti” şeklinde ifade edilmiş olmasını, zilyetlik kavramının davanın merkezinde yer almasını esas alarak ulaşmıştır.

Ancak bu yaklaşımda;

Davacının talebini mülkiyet payına dayandırdığı ve uyuşmazlığın paydaşlar arasındaki hak kullanımına ilişkin olduğu hususlarını dikkate alınmamıştır.

V. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ VE HUKUKİ ANALİZİ

Bölge Adliye Mahkemesi (... BAM 1. Hukuk Dairesi), 31.12.2025 tarihli istinaf incelemesinde; Davacının zilyetlik iddiasının mülkiyet hakkına dayandığını,

Davanın salt zilyetliğin korunmasına yönelik olmadığını,

Uyuşmazlığın çözümünün hak incelemesini zorunlu kıldığını tespit etmiştir. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi;

Yerel mahkemenin görevsizlik kararını kaldırmış ve davada görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna karar vermiştir.

BAM, değerlendirmesinde zilyetliğin korunması ile hakka dayanan zilyetlik davaları arasındaki ayrımı esas almış ve HMK m.4’ün genişletici yorumlanamayacağını vurgulamıştır.

VI. SONUÇ

Zilyetliğin tespiti davalarında görevli mahkeme, talebin lafzına göre değil, talebin hukuki dayanağına göre belirlenmelidir.

Hak iddiası içermeyen, yalnızca fiilî hâkimiyetin korunmasına yönelik davalarda Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir.

Mülkiyet, paydaşlık, miras veya sözleşmeye dayanan, zilyetliğin tespiti dâhil hakka bağlı davalarda Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.

Yerel mahkemenin, zilyetlik kavramını merkeze alarak yaptığı görevlendirme eksik bir nitelendirmeye dayanmaktadır. Buna karşılık Bölge Adliye Mahkemesi, davanın özünü esas alan yaklaşımıyla hem HMK sistematiğine hem de yerleşik içtihatlara uygun bir sonuca ulaşmıştır.

Bu nedenle, somut olay bakımından Bölge Adliye Mahkemesi’nin yaklaşımı hukuken doğru ve isabetlidir.