“Hukuk her gün mahkemeler kazanında demlenen tuhaf bir bileşiktir."

Benjamin N. Cardozo

Giriş

Bir mahkeme şu üç öğe arasında ayrım yapan basit bir 'sistem modeli' kullanılarak tanımlanabilir: Girdi, işlem ve çıktı. Mahkemenin girdi kısmı kaynaklar ve davalar olarak ayırt edilebilir. Mahkemenin kaynakları şunlardır: Personel (hâkimler ve kalem personeli), malzeme (mahkeme binaları, ofis ekipmanları vb.) ve mali kaynaklar (mahkemenin bütçesi). Bu üç kaynak türünün seviyesini etkilemek, mahkemenin verimliliğini etkileyebilir. Kaynak eksikliği (hâkimler, personel, ekipman ve bütçe açısından) yargılama sürelerinin uzamasına ve dava birikiminin artmasına yol açabilir.

İşte her işletme gibi yargısal işletmenin de etkililiği prime önem taşımaktadır. İlk önce adaleti etkinleştirmenin ne olduğu belirlenmelidir. Bu sorunun yanıtı tikel adaletsizlik duygularına bağlıdır. Mahkemeye başvuru olanağı olmayan veya karar için uzun yıllar bekleyen veya ilamı infaz edilmeyen hak arayışları için yargının etkililiğinden söz edilebilir mi? Bağımsız ve tarafsız bir yargıya başvuru, haklarını mahkemede savunu ve hükme bağlama ve etkili bir infaz olanağından yoksunluğunda hukukun üstünlüğünden (rule of law) söz edilebilir mi? Bu durumlarda anılan kavram boş/soyut bir kavram olmayacak mıdır? Adillikten yoksun bir yasa, yasa olmadığı gibi adillikten yoksun bir yargılama da yargılama değildir.

Yargılama bütün olarak formal ve enformal etkileşimlerin yer aldığı sosyal bir durumdur. Mahkemelerde neler olduğunu anlamaya da belirgin şekilde ihtiyacımız var. Toplumun yargılamadan yüksek bir beklenti içinde olması karşısında bunun ne derece gerçekleştiği hususu ontolojik bir sorundur.

Yargılama bir grup faaliyeti (hâkim, savcı, avukat, katipler, tanıklar ve infaz personeli) olarak adaleti amaçlamaktadırlar. Sonucu tayinde yargı çalışma grubunun dinamikleri ve bileşenleri arasındaki etkileşim belirleyici olmaktadır. Ne oranda yargılama yapılmışsa, o oranda hüküm kurulabileceği unutulmamalıdır. Bu kişiler ne soyut yaratıklar ve ne de benzer mekanik kuklalardır. Her biri kendi bireysel ve sosyal dünyasında, duygu, düşünce, ilgi alanları ve alışkanlıkları (bazen de kötü alışkanlık- ları) olan kişilerdir. İşte tüm bu kişilerin ilişkileri ile oluşan ve her adliyeye özgü olan "adliye kültürü"/ “kültürsüzlüğü” zaman zaman sorun kaynağı olabilmekte; yargılama sürecini etkileyerek yargılama hızını yükseltebilmekte(!) veya yavaşlatabilmektedir.1

Günümüzde yargılamanın uygun yönetimi ile bu süreçte rol alan kişilerin pratiği, bu süreci düzenleyen hukuk kurallarının teknik mükemmelliğinden daha fazla önemlidir. Unutulmamalıdır ki, kişi haklı olduğu davasını kaybedebileceği gibi suçlu kişi de (örneğin davası zamanaşımından düştüğü için) ceza görmeyebilir. Bu bağlamda, yargılama sürecindeki kurum ve araçların adaletin gerçekleşmesine ne derece yardımcı olduğu; mahkeme kararlarının usuldeki rafine kavramlar sonucu daha mı âdil olduğu gibi sorular gündeme gelmektedir.2

“AB'nin yargı ve temel haklar politikaları, Birliği özgürlük, güvenlik ve adalet alanı olarak korumayı ve daha da geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bağımsız ve etkin bir yargının kurulması son derece önemlidir. Mahkemelerin tarafsızlığı, dürüstlüğü ve yüksek yargılama standardı, hukukun üstünlüğünü korumak için elzemdir. Bu, yargı üzerindeki dış etkileri ortadan kaldırmaya ve yeterli mali kaynak ve eğitime ayırmaya yönelik kararlı bir taahhüt gerektirir. Adil yargılama usulleri için yasal güvenceler sağlanmalıdır.” (Bölüm 23)3

Bir Sistem Olarak Mahkeme

Mahkeme, girdi, işlem ve çıktı arasında ayrım yapan basit bir 'sistem modeli' kullanılarak tanımlanabilir. Mahkemenin girdi kısmı kaynaklar ve davalar olarak ayrılabilir. Mahkemenin kaynakları şunlardır: Personel (hâkimler ve mahkeme personeli), malzeme (mahkeme binaları, ofis ekipmanları vb.) ve mali kaynaklar (adliyenin bütçesi). Bu üç kaynak türünün seviyesini etkilemek, mahkemenin verimliliğini etkileyebilir. Yani, kaynak eksikliği (hâkimler, personel, ekipman ve bütçe açısından) yargılama sürelerinin uzamasına ve dava birikiminin artmasına yol açabilir.

Küskünlük, masraf veya gecikmeden kaçınmak için gerekli özen gösterilmelidir.

J.Bentham

Gelen 'davalar' sistemin girdi kısmına aittir. Yüksek dava akışı (örneğin ülkede suç oranlarındaki artış, ekonomik ilerleme veya ekonomik iklimdeki düşüş sonucu)- aynı mahkeme kaynakları seviyesiyle- yargılamaların uzamasına ve arşivde daha fazla dosya birikmesine yol açabilir.4

Bir mahkemenin işleyiş hızı, gelen davaların hâkimler ve mahkeme personeli tarafından ele alınması ve bir hâkimin kararıyla (çıktı) sonuçlanması sürecidir. Mahkemelerin işleyiş hızını ölçmek için kullanılan göstergelerden biri de -mantıksal olarak- yargılama süresi ve dava birikimidir.

Mahkemeye Özgü Sistem Modeli

Adli sistem, bir sistemler modeli olarak, sisteme giren işler hakkında ne yapıldığı ile tanımlanmaktadır. Özünde adli sistemin görevi yetkin bir şekilde adalet dağıtımıdır. Bu iş, çeşitli talepler veya sistem girdilerinin adli kararlar veya sistem çıktısına dönüştürülerek yapılmaktadır. Bu bağlamda üç sosyal olguya tanık olunmaktadır: 1) Sistem girdileri, 2) Sistemin dönüşüm yapısı kullanılarak girdilerin ayrıştırılması ve 3) Karar üretilmesidir. Adli bir sistem, işlevsel varlığını yalnızca kararların yetkin ve bağlayıcı olduğunun toplumca algılanması ile sürdürebilir.

Sistem modeli üzerinden açıklamak bireysel hâkimlerin performansının dış faktörlerden etkilenebile- ceği gerçeğine dikkat çekmek için gereklidir. Toplumda, bütçedeki, mevzuattaki vb. değişiklikler, mahkemelere gelen dava sayısında dalgalanmalara ve dolayısıyla hâkimlerin ele alabileceği dava yükünde de dalgalanmalara yol açabilir. Örneğin, yeni bir usul kanunu ile yargılama sürecindeki yasal adımların sayısını azaltırsa, hâkimlerin verimliliğini önemli ölçüde etkileyebilir.

Ancak bazı faktörlerin hâkimlerin yetki alanı dışında olduğunun altını çizmek gerekir. İşte bu nedenle, hâkimlerin ve mahkemelerin performansına ilişkin konuya bütüncül bir yaklaşım gereklidir. Bu bütüncül yaklaşım nasıl gerçekleştirilebilir ve hâkimlerin ve mahkemelerin değerlendirilmesinde hangi performans göstergeleri örnekleri kullanılabilir? Bu konuda altı "verimlilik" performans göstergesine dikkat çekilmektedir: 1. Hâkim başına düşen dava sayısı; 2. (İşgücü) verimliliği; 3. Yargılamaların süresi; 4. Dava başına maliyet; 5. Dava sonuçlanma oranı ve 6. Mahkemelerin bütçesi. 5

Yargı sistemine yöneltilen eleştirilerinden biri, yürütme organının çoğunlukla hâkimlerin ve mahkemelerin "verimliliğine" ve "etkinliğine" odaklanmasıdır. Hukuki ve yargısal kalite "küçümsenmekte" ve değer verilmemekte ise de hâkimlerin ve mahkemelerin her değerlendirmesinde "verimlilik/etkinlik" ile "kalite" arasında bir denge kurulmalıdır.6

“Hâkimler, rasyonel ve mantıklı kararlar veren son derece yetenekli mekanikçiler midir?
Yoksa sezgisel olarak karar veren ve daha sonra bu kararları düşünerek haklı
çıkaran kişiler midir?”

Yargısal Performans Değerlendirmesi 7

“Kim olduğumuzu sürekli yaptığımız şeyler belirler. Kalite bir eylem değil, bir alışkanlıktır.”
Aristo

Alışkanlıklarınız kim olduğunuzun kanıtıdır. Hedefler, ulaşmak istediğiniz sonuçlardır. Sistemler ise bu sonuçlara götüren süreçler; hâkimlerin mahkemede takip ettiğiniz günlük alışkanlıkların bütünüdür. Bu bağlamda performans göstergelerinin kullanımı, ilgili hâkimlerin çalışma yöntemlerinin güçlü bir hatırlatıcısıdır. Bireysel performans ölçümü, çalışma yöntemlerinin bireysel ve kolektif olarak iyileştirilmesiyle birlikte yapılmadığı takdirde, kararların maddi tekdüzeliğine ilişkin bir risk olarak görülebilir. Bu bağlamda, bir üst mahkeme tarafından yapılan reform oranının bireysel ölçümünün, bir üst mahkeme tarafından onaylanan, iptal edilen veya yeniden düzenlenen kararların kalitesi üzerinde çifte düşünme olmaksızın pek bir anlam ifade etmediği görülmektedir.8

“Ölçüm, kontrole ve nihayetinde geliştirmeye giden ilk adımdır. Ölçemediğinizi anlayamazsınız. Anlayamadığınızı kontrol edemezsiniz. Kontrol edemediğinizi ise geliştiremezsiniz.”
H. James Harrington

Dava Patlaması-Hâkim Başına Düşen İş Yükü

Adaletin uygulanmasında iddia edilen kriz, iki kelimelik bir formülle dramatik bir şekilde özetlenmiştir: "dava patlaması". Dava patlaması, görünüşe göre birçok ülkedeki mahkemelerin karşılaştığı temel sorunların kısaltılmış bir açıklamasıdır. "Dava patlaması" genellikle, mahkemelerin davaları etkin bir şekilde ele alma kapasitesini ciddi şekilde etkileyen, dava yükünde dramatik ve orantısız bir artış anlamına gelir.9

Hâkim başına düşen iş yükünü hesaplamanın en temel yöntemi, gelen davaların (ve bekleyen davaların) toplam sayısının, mahkeme veya mahkemenin bir bölümündeki toplam hâkim sayısına bölünmesidir. Gelen dava sayısının artması (veya bekleyen dava sayısının artması) durumunda, hâkim başına düşen dava yükü de artacaktır. Gelecekte dava birikiminin artmasını ve yargılama sürelerinin daha uzun olmasını önlemek için, bu bilgi Adalet Komisyonun daha yüksek bir mahkeme bütçesi talep etmesi açısından faydalı olabilir.

Yargılamanın makul sürede sonuçlanması açısından aktörlere düşen iş yükünün makul ölçüde olması gerekirken, yargı sistemindeki iş yükü profili/tüketici insan sayısı küçümsenmeyecek ölçüdedir (2015-2024):

Birim

2015

2024

Artış %

C. Savcılıkları

7 183 711

11 661 519

62,3

Ceza Mahkemeleri

2 619 651

3 919 685

49,6

Hukuk Mahkemeleri

3 400 610

5 369 402

57,9'

İdari Yargı

449 725

662 580

47,3

İcra Daireleri

26 177 907

32 703 968

124,9

Toplam

39 831 604

54 317 154

136,4

Cumhuriyet başsavcılıklarının son on yıllık çalışma trendi incelendiğinde; gelen dosya sayısında artış olduğu gözlenmektedir. 2015 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarına gelen dosya sayısı (geçen yıldan devir ve yıl içinde açılan toplam dosya sayısı) 7 183 711 iken, %62,3' lük artış oranı ile 2024 yılında 11 661 519 olmuştur.

Ceza mahkemelerinin son on yıllık çalışma trendine bakıldığında; gelen dosya sayısında artış olduğu görülmektedir. 2015 yılında ceza mahkemelerine gelen dosya sayısı (geçen yıldan devir, yıl içinde açılan ve bozularak gelen toplam dosya sayısı) 2 619 651 iken, %49,6' lık artış oranı ile 2024 yılında 3 919 685 olmuştur.

Hukuk mahkemelerinin son on yıllık çalışma trendi incelendiğinde; gelen dosya sayısında artış olduğu görülmektedir. 2015 yılında hukuk mahkemelerine gelen dosya sayısı (geçen yıldan devir, yıl içinde açılan ve bozularak gelen toplam dosya sayısı) 3 400 610 iken, %57,9' luk artış oranı ile 2024 yılında 5 369 402 olmuştur.

Hâkim başına düşen dava yükü, 'ham' bir gösterge olarak değerlendirilmelidir ve mahkemeler tarafın- dan, belirli sayıda gelen ve bekleyen dava göz önüne alındığında ne kadar iş yükü alacaklarını ve davaları zamanında sonuçlandırmak için kaç personel kaynağına ihtiyaç duyulduğunu tahmin etmek için kullanılabilir.

Yargılama süresi davaların konusu ve giriftliği açılarından değişiklik sergileyebilir. Daha gelişmiş bir modelde, medeni hukuk, ticari hukuk, ceza hukuku ve idare hukuku davaları arasında, belirli dava kategorilerini tanımlama açısından ek bir kesin ayrım yapılmaktadır. Hollanda örneğinde 48 farklı dava kategorisi içeren bir iş yükü modeli kullanılmaktadır. Her dava kategorisi için, bir hâkimin veya mahkeme personelinin davayı hazırlaması ve sonuçlandırması için gereken süre tahmin edilir. Kuşkusuz, davanın ne derece girift olduğu da belirtilmelidir. Bu gereklidir çünkü hâkim başına düşen dava yükünün yalnızca genel bir düzeyde (örneğin, toplam hukuk davaları düzeyinde) basit bir şekilde tanımlanması çok geniş kapsamlıdır ve yüksek veya düşük dava yüküne sahip hâkimleri belirlemek için kullanılamaz. Yüksek iş yüküne sahip bazı hâkimler basit davalar üzerinde çalışırken, ortalama dava yükü düşük olan hâkimler birçok karmaşık dava üzerinde çalışıyor olabilir. İşte bu nedenle daha ayrıntılı bir iş yükü modelinin kullanılması gereklidir.10

“Ülkemizde yargı alanında bir an önce çözüme kavuşturmamız gereken temel olarak iki husus vardır. Bunlar dava dosya sayısının azaltılması ve karar süresinin kısaltılmasıdır”.

Yargıtay Başkanı Yeni Adli Yıl konuşması (3/09/2025)

Yargılamanın makul sürede sonuçlanması açısından aktörlere düşen iş yükünün makul ölçüde olması gerekirken, 11 yargı sistemindeki iş yükü profili/tüketici insan sayısı küçümsenmeyecek ölçüdedir (2015-2024):

2015

2024

Artış %

C. Savcılıkları

7 183 711

11 661 519

62,3

Ceza Mahkemeleri

2 619 651

3 919 685

49,6

Hukuk Mahkemeleri

3 400 610

5 369 402

57,9'

İdari Yargı

449 725

662 580

47,3

İcra Daireleri

26 177 907

32 703 968

124,9

Toplam

39 831 604

54 317 154

136,4

Darboğazlar veya Verimsizlik

"Yargı verimliliği", mahkeme salonlarında ve savunmalarda sıklıkla kullanılan bir terimdir. Kavram, özetle, adaletin mahkemenin zamanını ve kaynaklarını boşa harcamadan sağlanabildiği durumlarda, doğru hareket tarzını ifade etmektedir. Verimlilik, belirli bir zaman diliminde (bir yıl) çözülen dosyaların aynı zaman diliminde gelen yeni dosyalara oranı olarak hesaplanır.

Verimlilik, yargı sürecinde yabancı bir değer olmaktan çok uzak, hukuk sistemine yüklediğimiz beklentilerin ayrılmaz bir öğesi haline gelmiştir. İkincisi, ekonomik rasyonalite hukuki karar alma sürecinde hakim bir değer değildir, zira her türlü kısıtlamaya, yerel koşullara ve diğer değer ve çıkarlarla yapılan somut müzakerelere tabidir.

Yargı kararları açısından işgücü verimliliği, hâkimlerin (ve/veya mahkeme personelinin) ürettiği iş hakkında bilgi edinmek için kullanılan bir performans göstergesidir. Örneğin, bir mahkemede 'verimlilik' önlemleri alınmışsa, bu durum işgücü verimliliği üzerinde (aynı personel kaynaklarıyla daha fazla çıktı) olumlu bir etki yaratabilir.

İşgücü verimlilik düzeyi, örneğin karmaşık mahkeme süreçleriyle ilgili verimsizliklere ek olarak, Adliyenin büyüklüğüyle de ilişkili olabilir.

Verimsizlik

Hâkim sayısı bakımından orta büyüklükteki adliyeler en verimli olanlardı. Mahkemeler, işgücü verimliliğine odaklanmak yerine, bir mahkemenin toplam verimliliğini de içeren başka bir performans göstergesi kullanabilirler. Toplam verimlilik, bir kuruluşun çıktısı ile tahsis edilen tüm kaynaklar (personel ve personel dışı kaynaklar, örneğin: BT, ofis ekipmanı ve mahkeme binaları) arasındaki oranı analiz etmek için kullanışlıdır.

Mahkemelerde performans göstergesi olarak işgücü verimliliğinin kullanılmasının dezavantajlarından biri, mahkemelerdeki işle ilgili “kalite” yönlerini dikkate almamasıdır. İşgücü verimliliğine ilişkin veriler, mahkemelerin (ağırlıklı) çıktısının ayrıntılı bir tanımlama modeli kullanılarak iyileştirilebilir.

Duruşmaların Süresi ve Verimlilik

İtalyan araştırma merkezi IRSIG-CNR, hâkimlerin performans göstergelerini şu şekilde tanımladığı bir çalışma yürütmüştür: Bir duruşmanın süresi, belirli bir sürede karara bağlanma olasılığı ve duruşmanın gerçek tarihi ile ilan edilen tarihi arasındaki ortalama beklenmedik gecikme. İtalya'da duruşmaların aşırı uzun sürmesinin başlıca nedenlerinden biri kaynak yetersizliğidir. Ancak İtalyan araştırmacılar, yargılama sürelerinin ortalama uzunluğunun hâkimler arasında önemli ölçüde değiştiğini tespit etmişlerdir. Ayrıca, tüm İtalyan hâkimlerin, araştırma projelerinde seçilen hâkimlerin ilk çeyreği kadar çok çalışması durumunda, duruşmaların ortalama süresinin %17 ila %42 oranında azalacağını belirtmişlerdir.

Bu çalışmadan çıkarılabilecek sonuçlardan biri, yargılama sürelerinin mahkeme performansının ölçülmesinde önemli bir gösterge olduğudur. Ancak, verilerin yorumlanmasında yalnızca mevcut kaynaklara değil, aynı zamanda hâkimlerin çalışma yöntemlerine, uzmanlıklarına ve üretken hâkimleri ödüllendirmek için kullanılan olumlu teşvik yöntemlerine de bakmak gerekir- Üretken hâkimler, nispeten kısa bir süre içinde yüksek sayıda yargı kararı üretmiş hâkimlerdir.

Avrupa Konseyi'nin CEPEJ'i (Avrupa Komisyonu Hukuk ve Meslek Etiği Komitesi), mahkeme performansının değerlendirilmesinde yargılama sürelerinin (ve dava birikiminin) ölçülmesinin önemini kabul etmektedir. Yargılama süreleri ve dava birikimi konusunda bilgi üretmek üzere özel bir görev gücü oluşturulmuştur. Bu görev gücünün ürünlerinden biri de “zaman yönetimi kontrol listesinin” hazırlanmasıdır. Bu liste, mahkemelerin dava birikimini ve yargılama sürelerini azaltma konusundaki dikkat düzeylerini değerlendirmek için pratik bir araçtır.12

Temizleme Oranı

Temizleme oranı, karara bağlanan dava sayısının gelen dava sayısına oranının yüzdesi olarak tanımlanmakta; mahkemelerin gelen dava yükünü kaldırıp kaldıramadığını ölçmektedir. Eğer durum böyle değilse, dava birikimi artacaktır.

Kalite

Mahkeme yönetimine egemen olması gereken iki paradigma vardır: 1. Hukuk devleti (rule of law) paradigması, 2. Yeni kamu yönetimi paradigması. İkinci paradigmaya egemen olan düşünce yönetici konumundaki kurumların/mahkemelerin optimum işlevi ve kalitesidir: Davaların makul bir sürede karara bağlanması; usul kurallarına fazlaca odaklanarak aşağıda yer alan “yargının değerlerinin” göz ardı edilmemesidir.13

Mahkemeler ve hâkimler için "verimlilik" ve "etkinlik" yaklaşımının birçok dezavantajından biri, mahkemeler tarafından verilen karar ve hizmetlerin kalitesine bakılmamasıdır. Kalite çoğunlukla hâkimler tarafından hukuki kalite (yargı kararlarının kalitesi), istinaf mahkemelerinin kullanımıyla sağlanan kalite koruma sistemi ve Yüksek Mahkemenin yargı kalitesinin koruyucusu rolü açısından tanımlanır. Bu konudaki eleştirmenler, yargının yalnızca "etkinliği" ile ilgilenildiği ve fakat kalitenin göz ardı edildiğini söylüyor. Uzun bir süre doğru olan bu yaklaşım, birkaç yıl önce birçok ülkede mahkemelerde 'kalite sistemleri' uygulamaya konulması ile son buldu. Bu sistemlerin çoğu, işletmelerde uygulanan modellerden türetilmiştir. Tanınmış iki kalite modeli örneği şunlardır: Dengeli puan kartı metodolojisi ve EFQM modeli (Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı). Dengeli performans karnesi modelinin genel ilkesi, bir kuruluşun kalitesinin dört alana bakılarak ölçülebileceğidir: (1). Finansal alan, (2) Çalışma süreçleri alanı, (3) Öğrenme ve büyüme alanı (kuruluşun bilgi birikimi ve personeli) ve (4) Müşteri alanı. Benzer ilkeler EFQM modelinde de bulunabilir. Her iki modelin de en önemli yönlerinden biri, müşteriden gelen bilgilerin bir kuruluşun kalitesini değerlendirmek için önemli olması ve bir kuruluşun yalnızca “verimlilik” ve “üretkenliğe” odaklanmaması gerektiğidir. Bir yandan “kalite”, diğer yandan “verimlilik veya üretkenlik” arasında bir denge kurulmalıdır.

Sorumlu bir yönetim bağlamında bağımsızlık ilkesine karşılık, hesap verebilirlik ilkesi performans göstergelerinin geliştirilmesini gerektirir. Bu göstergeler, dosyaların iyi yönetilmesinden sorumlu olan hâkime, çalışma zamanını iyi yönetebilmesi için araçlar sağlamak üzere tasarlanmalıdır. Bu nedenle her hâkimin, daha iyi çalışmasına yardımcı olmak amacıyla tasarlanmış, sürekli ve güncel bir dosya durumu bilgisine sahip olması gerekir. Hesap verebilirlik, bağımsızlığın bir uzantısıdır. Mahkemelerin performansının ölçülmesi bu anlamda hesap verebilirliktir.

Kalite Modelleri

Genel kalite modelleri konusundaki fikirler, yargı sistemi için özel modeller geliştirme konusunda ilham kaynağı olmuştur. En eski modellerden biri de Yargılama Mahkemesi Performans Standartları (TCPS)'dır. Bu standartlar, Ulusal Eyalet Mahkemeleri Merkezi (NCSC), ABD Adalet Bakanlığı Yardım Bürosu (BJU) ve ABD Adalet Bakanlığı tarafından başlatılan ve geliştirilen Yargılama Mahkemesi Performans Standartları Projesi'nin (1987'de başlatıldı) en önemli ürünlerinden biridir. 1990 yılında – üç yıllık bir geliştirme sürecinin ardından–standartlar yayınlandı. Sonraki yıllarda, ABD'nin çeşitli eyaletlerindeki mahkemeler standartları uyguladı ve sistemin kullanışlılığı ve uygulanabilirliği test edildi. Standartlar beş performans alanı etrafında geliştirilmiştir: (1) Adalete erişim, (2) Hız ve zamanlılık, (3) Eşitlik, adalet ve dürüstlük, (4) Bağımsızlık ve hesap verebilirlik ve (5) Kamu güveni ve itimadı. Bu modelde toplam 68 ölçüt bulunmaktadır. Her bir ölçüt için özel veri toplama araçları geliştirilmiştir. Örneğin, kamu güveni ve itimadı alanında, mahkeme müvekkilleri arasında bir anket hazırlanır ve bu anket, hâkimler ve mahkeme personeli tarafından sunulan hizmetlere ilişkin müvekkillerin memnuniyet düzeyini değerlendirmek için kullanılabilir.

TCPS kullanım deneyimlerinin bir parçası olarak, Ulusal Eyalet Mahkemeleri Merkezi yakın zamanda on adet pratik mahkeme aracı geliştirmiştir. Merkez tarafından, mahkeme yöneticilerine mahkeme işlemlerine ilişkin dengeli bir bakış açısı sunan bir dizi duruşma mahkemesi performans ölçütü olarak tanımlanan bu mahkeme araçları, kamu ve özel sektörde kullanılan başarılı performans ölçüm sistemlerinden ilgili kavramlarla entegre edilmiş ve genişletilmiştir. Somut performans göstergelerine örnek olarak şunlar verilebilir: Dava başına maliyet ve dava sonuçlanma oranı.

Kalite döngüsünde, bir mahkeme ilk zorluğunu belirledikten sonra, performans sorununun kapsamı, nedenleri ve olası çözümleri hakkında daha fazla bilgi edinmelidir. İlk eylemler arasında, mahkemenin karar alma süreçlerini etkileyen faktörler ve değişim ihtiyacını tetikleyebilecek faktörler de dahil olmak üzere, mahkemenin çevresini anlamaya yönelik çabalar yer alacaktır. Bu yaklaşım bir mahkemeye performansının nasıl algılandığı konusunda bilgi vermekle kalmayıp, aynı zamanda bir mahkemenin yönetimsel kaynaklarına (inovasyon yaklaşımı)-bir mahkemenin performans hedeflerine ulaşma kapasitesini önemli ölçüde tanımlayan örgütsel, teknolojik, insan ve bilgi sermayesine- ilişkin içgörüler sunmasıdır. Bir mahkeme, performans iyileştirme çabalarından önce veya bunlarla paralel olarak yönetimsel sermayesini hedeflemesi gerekebilir.

Mevcut Kontrol Mekanizmaları

Yargının kendi denetim mekanizmalarına (HSK-müfettişler) sahip olması yargı kararlarının kalite kontrolü için temel bir araç olup, Yargıtay tarafından yapılan hukuka uygunluk denetiminin, yargı kararlarının gözden geçirilmesinin arketipi olduğunu belirtilebilir. Konvansiyonel hak ile ilgili olarak, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek Protokol No. 7'de hem de 16 Aralık 1966 tarihli Uluslara- rası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 14. maddesinin 5. fıkrasında yer alan yeni bir güvence olan çift dereceli yargı yetkisinin (İstinaf’ın) kurulması da kayda değer bir gelişme olarak görülmektedir.14

Öte yandan, adliyelerde kurulacak “Yargının Etkinliği Büroları” UYAP verileriyle performans analizi bağlamında dosyaların hangi aşamada tıkandığını tek tek incelenerek, gecikmeleri önlemek üzere çözüm önerileri sunması; ayrıca, Cumhuriyet Başsavcılığı ve mahkemelerin performansını ölçerek raporlaması planlanmış bulunmaktadır.15 Sorun çözmenin ilk adımı sorunu tanımlamaktır. Olmadığında pratik yanı uygulanabilir olmadığı gibi teorik bir çözüm dahi yoktur.

İşte performansı gözlemleyerek yapılan bu yaklaşım, hem tedavi gerektirmeyen "sağlıklı" konuları hem de tedavi gerektiren patolojik konuları ele almalıdır.

Mahkeme performans ölçütleri ile bağımsızlık ilkesi arasındaki ilişki

Bağımsızlık öncelikle hâkimleri yürütme, yasama veya ekonomik güçlerin temsilcilerinin müdahalesin- den korumaya hizmet edecektir. Uluslararası mahkemeler söz konusu olduğunda, tehlike, davaya taraf olan bazı üye devletlerden veya uluslararası örgütün kendisinden kaynaklanabilir; bu devletler uluslararası yargı yetkisinin etkinliğinden çok kendi çıkarlarıyla ilgilenir ve yargı yetkisi içinde hiyerarşilerin oluşmasına yol açabilir. Ulusal mahkemelerin kaderi de her zaman çok daha iyi değil; bazen hâkimin bağımsızlığını tehdit eden partilerin yanı sıra, hâkimin bağımsızlığını ilan etmekte etkili bir şekilde sağlamaktan daha hızlı olan parlamentoları ve hükümetleri de anmalıyız. Sadece bütçe kaynakları değil, diğer güçler de hâkimleri kontrol etme amacına hizmet edecektir. Şüphe dolu bir ortamda, mahkeme performansını ölçme fikri bile, ilgili hâkimlerin isteksizliğine şaşırmamak için yeterli bir sebep teşkil ediyor.

Yargı kararı veya temyiz, en azından tarafların gözünde hukuka aykırı olarak alınmış bir kararı "düzeltmenin" veya değiştirmeye çalışmanın mümkün olan en fazla yoludur. Temyiz veya yargı merciinin denetiminin mantığı, bireyden, olay örgüsünden kaynaklanır. Bu, takdir edilen küresel bir işleyiş değil, bireysel vakaların ele alınması ve yanlışlıkla kusurlu olarak değerlendirilmesidir.

Mahkemelerin performansının ölçülmesi bu anlamda hesap verebilirliktir. Bir hâkimin bağımsızlığı, karar verme zamanı geldiğinde dokunulmazdır. Ayrıca, burada usul kurallarında somutlaşan hukuka uygunluk ilkesine uyulması ve "en iyi uygulamaların" kullanılması şartıyla, karara götüren yol açısından da eksiksizdir. Ekonomiklik ilkesiyle bir üst düzey usul kuralları kümesi oluşturamayız.

Mahkeme Performans Ölçütleri ve Bağımsızlık

Bağımsızlık, öncelikle hâkimleri yürütme, yasama veya ekonomik güçlerin temsilcilerinin müdahale- sinden korumaya hizmet edecektir. Uluslararası mahkemeler söz konusu olduğunda, tehlike, davaya taraf olan bazı üye devletlerden veya uluslararası yargı yetkisinin etkinliğinden çok kendi çıkarlarıyla ilgilenen uluslararası örgütün kendisinden ve yargı yetkisi içinde hiyerarşilerin oluşmasından kaynakla- nacaktır. Ulusal mahkemelerin kaderi de her zaman çok daha iyi değildir; bazen hâkimin bağımsızlığını tehdit eden tarafların yanı sıra, yargıcın bağımsızlığını ilan etmekte etkili bir şekilde sağlamaktan daha hızlı olan parlamentoları ve hükümetleri de saymalıyız. Sadece bütçe kaynakları değil, diğer güçler de yargıçları kontrol etme amacına hizmet edecektir. Şüphe dolu bir ortamda, mahkeme performansını ölçme fikri, ilgili yargıçların isteksizliğine hiç şaşırmamakla birlikte, oldukça endişe vericidir.

Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı

En yalın haliyle tarafsızlık, şu sorular etrafında şekillenmektedir: Hâkimler kendilerini iktidarın mı, yoksa hukukun mu sadık birer hizmetkarı olarak görmektedirler? İktidara itaat eden bürokratlar olarak mı, yoksa eleştirel bir zihin ile adalet aktörleri olarak mı düşünüp görevlerini yerine getirmektedirler?16

Bu sorular bağlamında Vakfın sergilediği modelin unsurlarından biri de "ölçüm sistemi" olarak adlandırılan sistemdir. Bu sistem, mahkemelerdeki kaliteyi değerlendirmek için kullanılabilecek bir dizi gösterge ve ölçüm aracından oluşmaktadır. Ölçüm sistemi beş ölçüm alanına dayanmaktadır: (1) Bağımsızlık ve tarafsızlık, (2) Yargılamaların zamanında yapılması, (3) Hâkimlerin uzmanlığı, (4) Mahkeme oturumlarında taraflara gösterilen muamele ve (5) Yargı kalitesi. Kaliteyi ölçmek için kullanılan araçlar ise, mahkeme istatistikleri, denetim ve anketlerdir.

“Kendinden çok emin olan, çabuk karar veren, hiç düşünmeden ve pişmanlık
duymadan hemen sonuca varan hâkimden korkarım”.

Piero Calamandrei, Eulogy of Judges 1942.

Sonuç

Hâkim, kamu kaynaklarının azaldığı bir ortamda artan bir talebe yanıt vermek zorundadır: "En azından değerler açısından, daha az kaynakla daha fazlasını yapın"; bunlar, Avrupa Konseyi ülkelerindeki hâkimlerin ve adaleti yöneten yetkililerin karşı karşıya kaldığı beklentilerdir.

Bir hâkimin veya mahkemenin performansını değerlendirirken, bu değerlendirmeyi yalnızca 'verimlilik' ve 'üretkenlik' yönleriyle sınırlamamak, aynı zamanda 'kalite' yönlerine de bakmak önemlidir. Bütüncül bir yaklaşımın örnekleri, kalite sistem modellerini uygulayan Amerikan, Hollanda ve Finlandiya mahkemelerinde bulunabilir. Hem “verimlilik” ve (mahkeme) performansı ile ilgili verilerin toplanma- sı hem de (diğer) kalite yönleri için uygun bir mahkeme yönetim bilgi sisteminin uygulanması önemlidir. Doğru ve güvenilir bilgi olmadan, hâkimlerin ve mahkeme personelinin kalitesini ve performansını değerlendirmek mümkün olmayacaktır.

Sonuç olarak, analiz, problem çözme, planlama ve yanıt verme stratejileri için temel oluşturur. Eylem planlarının uygulanması genellikle organizasyonel yapıda ayarlamalar, mahkeme personelinin eğitimi ve teknolojik kaynakların kullanımında değişiklikler gerektirir. Performans ölçümleri yoluyla stratejilerin sürekli değerlendirilmesi, strateji değişikliklerine duyulan ihtiyaca işaret edebilir.

Amaç

Neyi farklı yapmak/değiştirmek istiyorsunuz?

Neyi geliştirmek istiyorsunuz?

Ele alınması gereken sorun nedir?

Gerçeklik

Ne görüyorsun?

Dikkatini çeken nedir?

Neler deneyimliyorsunuz?

Seçenekler

Hangi seçenekleri oluşturabilirsiniz?

Neleri araştırabilirsiniz?

Olasılıklar nerede?

Gelişme

Ne yapabilirsin?

Ne zaman?

Kiminle?

Oraya nasıl ulaşabiliriz?

Mahkeme yöneticileri için en önemli mesaj, yüksek performans elde etmenin sürekli bir süreç olduğudur. Herhangi bir değişiklik veya yeniliği değerlendirirken, mahkeme yöneticileri/adalet komisyonu başkanları eylemlerini devam eden bir faaliyetin parçası olarak görmelidir. Bir stratejiye ve plana ihtiyaçları olduğu bilinmelidir.

Yüksek performanslı mahkeme çerçevesi mahkeme için stratejik düşünme ve stratejik planlamaya mükemmel bir kapı açar. Bu tür bağlamlarda, mahkeme liderleri bu makalenin başında ele alınan başarılı değişim17 çabalarının temellerini akılda tutmalı ve yüksek performansı oluşturmak ve sürdürmek için mahkeme liderlerinin dikkate alması gereken stratejiyi hatırlamalıdır.

Her hâkimin de facto kendi performansının ölçümüne günlük olarak devam etmesi ve taraflarca karar için sunulan kaynaklar ile gerekli olanlar arasında hakemlik yapması söz olmalıdır. Bu anlamda, sürekli olarak mahkemesinin performansını ölçmekle ilgilenmesi, bağımsızlığı zayıflatmadan adalete hizmet etmesi, yargı sisteminin taraflar karşısındaki hesap verebilirliğini ve dolayısıyla devletin diğer dallarından bağımsızlığını artırmayı mümkün kılması söz konusu olmalıdır.18 Öte yandan, bir hâkimin iyileştirme motivasyonu için hemen göze çarpan bir zorluğa sahip olması gerekmeyip; genel olarak daha yüksek performans arzusuna sahip olması ve çabalarını odaklamasına yardımcı olabilecek ek bilgiler arayışında olması yeterli olacaktır.

Performans değerlendirmesi, mahkemeler için kalite yönetiminin temel bir unsurudur. Her hâkimin, performansını artırmak için, iyi tanımlanmış bir dizi ölçüt temelinde, iş performansı hakkında periyodik olarak geri bildirim alması gerekir. Bu izleme yöntemi, hâkimin zayıf yönlerini geliştirmesini sağlayacak önlemler ve araçlarla birleştirilmelidir. Elbette, Adalet Bakanlığı ve TBMM, devletin yargıya harcadığı milyonlarca liranın karşılığında mahkemelerin ne verdiğini bilme hakkına sahiptir. Bu doğrultuda, HSK, mahkemelerin performansına ilişkin azami şeffaflığı hedefleyerek, her adliyeye özgü web sayfasında, 1. Her hâkimin geçen yıl kaç davayla ilgilendiği; 2. Mahkeme Kalemi dosya dolabında kaç davanın henüz karara bağlanmadığı ve diğer hâkimlere kıyasla nasıl bir performans sergilediği gösterilmelidir.

Sonuç olarak, etkin bir yargı sistemi, salt bir insan hakları sorunu olmayıp, ülke ekonomisi için de gerekli bir ön koşuldur. Ve adli strateji de gerçeklere ve ihtiyaçlara göre şekillendirilmelidir. İşlevsel olarak, yargı sistemi ile kişilerin insan haklarının koruma altına alınması, kişilerin yasa koyucu ve yürütme organınca haklarına getirilecek kısıtlamalara karşı korunması amaçlanmalıdır. İnsan hakları yalnızca mağdurların ve yakınlarının sorunu olmaktan çıkarılarak, insan olduğu bilincinde olan herkesin ve en başta da kamu hizmeti aktörlerinin sorunu olmalıdır.19 Sistem açısından önemli bir konuda sistem girdisini sınırlayıcı süzgecin işlevidir. Almanya’daki araştırma sonuçları, tüm yargı kollarındaki mahkeme öncesi ve mahkeme dışı filtreleme işlevi (case screening) en iyi biçimde değerlendirildiğinde, beklenen iş yükünün önemli ölçüde azalacağını göstermektedir.20

Cornell Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde profesör olan Jeffrey J. Rachlinski'nin görüşüne göre de mahkemeler icraat açısından değerlendirilirken ölçütler genel olarak verimliliğe dayalı olmalıdır. Ölçülmesi en kolay şeyler, birikmiş iş miktarı ve bir davanın yargılama süresidir.21 Bu bağlamda akla gelen soru, yargıda hız baskısının, düşünceli karar alma gibi biraz daha yüce hedeflere aykırı olduğu durumlar olamaz mı? Önemli olan adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirilmesi değil midir?

“Gelişmenin en büyük düşmanı alışmaktır.” Jose Marti

Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

--------------

1 https://hukukihaber.net/Hukuk-Kültürü Ayrıca bk. Av. Selenay Kurt. “ Dosyalar Yaşlanırken: Makul Sürede Yargılanma Hakkı” Hukukihaber: Yargı makamlarının tutumu. Uzun duruşma aralıkları, aylarca bekleyen bilirkişi raporları, rafta unutulan dosyalar… Bunlar “iş yükü” gerekçesiyle her zaman mazur görülemez.

2 Mustafa T. Yücel.https://hukukihaber.net/Yargılama-Sosyolojisi

3 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6 (“Makul bir süre içinde adil yargılanma hakkı”) • Görüşler ve tavsiyeler (CCJE, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiyeleri, vb.) • İlkeler (Yargı Bağımsızlığına İlişkin Bangalore İlkeleri, Kamu Savcıları için Etik ve Davranışa İlişkin Budapeşte Rehberi, vb.). Yargılama sürecinde sanık hakları bakımından en tehlikeli davranış biçimleri (1) Savunma hakkı verilmeksizin usul işlemi yapılması/savunma için verilen sürenin yeterli olmaması; (2) Kollukça deliller üzerinde duruşmada aksi kanıtlamayacak derecede sahtecilik yapılması; (3) Kanıtların tek yönlü ve hatta önyargılı olarak değerlendirilmesi; (4) Hazırlık soruşturması evresinde zanlıya kendi lehine kanıt toplanmasını isteme hakkının verilmemesi ve (5) Duruşmanın aleni olmamasıdır. Bu tehlikeler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin 1,2 ve 3. fıkralarındaki temel haklar ile büyük ölçüde önlenmiştir (F-C. Schroeder). Ayrıca bkz. Polis Akademisi. Sanık Haklarının Suç Araştırmasına Etkisi Ank., 2003.

4 Avrupa yargı sistemlerinin kalitesini değerlendiren Yargının Etkinliği Avrupa Komisyonu (CEPEJ) raporuna göre, yargısal performans için büyük yargı bütçesi gerekli bir koşul olarak görülmektedir. Bu raporda, “Bazı yargı sistemlerindeki performans ve etkililik eksikliği ile mali kaynakların zayıflığı arasında bir korelasyona işaret edilmektedir.” (2010:291) https://hukukihaber.net/Bütçe-ve-Yargının-Etkililiği

5 European Network of Councils for the Judiciary (ENCJ) ENCJ Working Group on Quality Management Final Report Budapest, May 2008

A Survey of Quality Management Practices in American Courts Published by the Bolch Judicial Institute at Duke Law. Reprinted with permission. © 2024 Duke University School of Law. All rights reserved. JUDICATURE.DUKE.EDU

ERUOPEAN COMMISSION FOR THE EFFICIENCY OF JUSTICE (CEPEJ) Measuring the quality of justice as adopted on 7 December 2016, at the 28th plenary meeting of the CEPEJ.

Checklist for promoting the quality of justice and the courts CEPEJ (2008)2.

GOOD PRACTICES FOR COURTS: Helpful Elements for Good Court Performance and the World Bank’s Quality of Judicial Process Indicators, 2016.

Effective Case Management: Striking the Balance Between Efficiency and Quality by CECILIA LOW-WEINER, ED SPILLANE & BRIAN OSTROM MAY 2019. What Really Makes the Difference Between Fast and Slow Case Processing? Case-Processing Techniques and Model Time Standards-Implementing Best Practices-Continuing Research and Education Are Critical

6 Mustafa T. Yücel.https://hukukihaber.net/Adli-Sistem-Yapıtı-Kavramsal-Modeller

7 Mustafa T. Yücel. Hukuki Haber. Yargıda Yüksek Performans Yaklaşımı

8 Hukukihaber. İstinaf-Mahkemesi-yanlış-bir-proje-midir; hukuki haber. Adalet-Sisteminin Etkinliği Uzayan Davalar

9 hukukihaber Yargıda Yüksek Performans Yaklaşımı Ayrıca bk. James Clear. Atomik Alışkanlıklar, Pegasus Yayınları, 2020. Charles Duhigg. Alışkanlıkların Gücü, Boyner yayınları, 2017.

10 Journal of The Professional Lawyer dergisinde (2020) yayınlanan ve Amerika Birleşik Devletleri genelinde 1000'den fazla hâkimle yapılan anketle hazırlanan kapsamlı bir rapor, iş stresinin eyalet yargı kademelerinde ciddi bir sağlık sorunu haline geldiğini ve yaklaşık üçte bir veya daha fazlasının yorgunluk ve düşük enerji, uyku bozukluğu veya dikkat ve konsantrasyon bozukluğu bildirdiğini öne sürüyor (Amerikan Barolar Birliği- Chicago, 23/12/2020). Bk. https://hukukihaber.net/Usul-Adaleti-ve-Psikolojik-Gerçekler Avrupa Konseyi bünyesindeki Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu (CEPEJ) SATURN51 çalışma grubu tarafından hazırlanan ‘Yargılamaların Belirli Sürede Sonuçlandırılması Uygulama Rehberinde üye devletlere davaların birinci derecede mümkünse 1 yıl içinde, en geç 2-3 yıl içinde bitirilmesi tavsiye edilmiştir.

11 Makul iş yüküne örnek olması bakımından Almanya’daki görüntüye aşağıda yer verilmiştir:

· Amtsgericht/Sulh Hukuk (özel hukuk) kısmına aylık 50 dosya geliyor, haftada 8 dosyanın duruşma yapılarak bitirilmesi öngörülüyor;

• Karlsrue Amtsgericht/Sulh Ceza mahkemesinde haftada ortalama 10 dosya bakıyorlar;

• Eyalet (Bölge) Mahkemesinde (özel hukuk) ayda 18 dosyanın bitirilmesi öngörülüyor;

• Eyalet (Bölge) Mahkemesi (ceza) çok farklıdır; istinaflar çok fazla dosyaya bakmaktadır, 1. derecede az sayıda dosya, örneğin cinayet dosyası olunca, bazen aylarca tek dosyaya bakılmakta;

• Bölge Adliye (Yüksek Eyalet) Mahkemesi (özel hukuk) ayda 15 dosya civarında,

• Eyalet (Bölge) Mahkemesi (ceza) çok daha az sayıda dosyaya bakarken, ağırlıklı olarak Amtsgericht’den revizyonla gelen dosyalar ve 1. derece mahkemesi olarak (Staatsschutz- kammer) çok az sayıda dosyaya bakılmaktadır.

• Eyalet (Bölge) Mahkemesi ile Yüksek Eyalet (İstinaf) yeni ceza davası toplamı ise 133’dür.

12 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “ADALETİN İŞLEYİŞİNİ GELİŞTİRİCİ BALKANLAR HUKUK YARGILAMA USULÜ İLKELERİ” Hakkındaki (84) 5 sayılı Tavsiye Kararı

Birinci İlke 1. Yargılama, normalde, iki duruşmadan fazla olmamalı; birincisi, hazırlık niteliğinde ön duruşma ve ikincisi, delillerin ikamesi, iddia ve savunmaların dinlenmesi ve mümkün olduğunda hüküm vermek için olmalıdır. Mahkemece ikinci duruşma için gerekli tüm adımların zamanında atılmış olması sağlanmalı ve ilk olarak yeni delillerin belirmesi veya diğer istisnai ve önemli durumlar dışında hiçbir talike izin verilmemelidir.

Dokuzuncu İlke Adli makamlara, etkinliğe en elverişli koşullarda adalet icrası ve özellikle hukukun çeşitli kaynaklarına başvuru ile adalet idaresini hızlandırma için en modern teknik imkanlar sağlanmalıdır.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “Avrupa Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi Hakkındaki (87)18 sayılı Tavsiye Kararı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Ceza Adaletinin Yönetimi Hakkındaki (95)12 Sayılı Tavsiye Kararı

İş Yükü Yönetimi 3. Ceza adaleti kurumlarının işleyişini ölçme, verimlilik ve etkinliğini değerlendirme ve faydalı değişiklikleri geliştirmeye yönelik ve devamlı takip usulleri tesis edilmelidir. Bu konulardaki ilerleme ya bir iç danışma birimi geliştirilerek veya dışarıdaki danışmanlara başvurularak sağlanabilir. Bk. Mustafa T. Yücel. Türkiye’de Yargının Etkinliği, TBB, Ankara, 2008. Ayrıca bk. EUROPEAN COMMISSION FOR THE EFFICIENCY OF JUSTICE (CEPEJ) QUALITY MANAGEMENT IN COURTS AND IN THE JUDICIAL ORGANISATIONS IN 8 COUNCIL OF EUROPE MEMBER STATES, 2010.

CEPEJ (2008)2 EUROPEAN COMMISSION FOR EFFICIENCY OF JUSTICE (CEPEJ) Checklist for promoting the quality of justice and the courts Strasbourg, 29 August 2008.

Good Practices for Courts: Helpful Elements for Good Court Performance and the World Bank’s Quality of Judicial Process Indicators, 2016. Adli Zaman Yönetimine İlişkin Saturn Rehber İlkeleri (15) için bk. https://hukukihaber.net/Hukuk-Davaları-Anatomisi; https://hukukihaber.net/Ceza-Adaleti-Mekanizması

13 https://hukukihaber.net/Mahkeme-Yönetim-Kalitesi

14 İstinaf/Temyiz, en azından tarafların gözünde hukuka aykırı olarak alınmış bir kararı "düzeltmenin" veya değiştirmeye çalışmanın yoludur. Bu denetimin mantığı bireyden, olay örgüsünden kaynaklanır. Bu, takdir edilen küresel bir işleyiş değil, bireysel vakaların ele alınması ve yanlışlıkla kusurlu olarak değerlendirilmesidir.

Bk. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/İstanaf-Yanlış-Bir-Proje-midir?

15 Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, yargılamaların makul sürede yapılmasının anayasal bir hak olduğunu belirterek, "Makul sürede yargılanma hakkı anayasal bir haktır. HSK olarak başlattığımız 'Sıfır Gecikmeli Yargı Modeli' ile bu hakkı daha da güçlendirdik" dedi. Bakan Tunç, yeni sistemin Türkiye’deki yargı süreçlerini daha öngörülebilir, hızlı ve etkin hale getireceğini vurguladı (5/01/2026).

16 https://hukukihaber.net/Yargılama-Felsefesi

17 Başarılı Değişim Çabalarının Temelleri: Hiçbir iki kuruluş iyileştirme yolunda tamamen aynı yolu izlemeyecek olsa da başarılı kurumsal değişim çabalarında ortak unsurlar bulunmaktadır:

· Liderlik—sürekli ve yaygın;

· Liderlik ve süreçlerin sürekliliği;

· Aciliyet veya ihtiyaç duygusu;

· Etkileyici vizyon;

· Etkili iletişim;

· Paydaşların katılımı;

· Kaynak tahsisi

· Yetkilendirilmiş personel; ve

· Takip veya geri bildirim mekanizmaları.

18 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6 (“Makul bir süre içinde adil yargılanma hakkı”) • Görüşler ve tavsiyeler (CCJE, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiyeleri, vb.) • İlkeler (Yargı Bağımsızlığına İlişkin Bangalore İlkeleri, Kamu Savcıları için Etik ve Davranışa İlişkin Budapeşte Rehberi, vb.)

François Paychère, Judge at the Court of Justice of the Geneva Canton Switzerland, Chairman of the GT-QUAL. How to measure court performance while safeguarding the fundamental principles of justice?

19 https://hukukihaber.net/Adli-Sistem-Yapıtı-Kavramsal-Modeller

20 https://hukukihaber.net/Sistemler-Modeli-Bağlamında-Yargı-Sistemi

21 Jeffrey J. Rachlinski. “Judging the Judiciary by the Numbers: Empirical Research on Judges” 2017. Annu. Rev. Law Soc. Sci. 2017. 13:X—X https://doi.org/10.1146/annurev-lawsocsci-110615-085032. “Hâkimler gerçekten tarafsız kararlar veriyor mu? Çok çeşitli deneysel ve saha çalışmaları, yargı kararlarını etkileyen birçok yasal olmayan faktörün olduğunu ortaya koymaktadır. Hakimlerin ve davacıların demografik özellikleri, hakimlerin kararlarını etkiler. Hakimler ayrıca davalara karar verirken sezgisel akıl yürütmeye büyük ölçüde güvenirler; bu da onları hatalara yol açabilecek zihinsel kısayolların kullanımına karşı savunmasız hale getirir. Dahası, hakimler bazen kayıt dışı gerçeklere dayanarak, kendilerine daha sempatik gelen veya demografik özelliklerini paylaştıkları davacılara daha olumlu karar verirler. Genel olarak, hakimler mükemmel karar vericilerdir ve bazen sıradan yetişkinleri etkileyen yaygın yargı hatalarına karşı direnç gösterirler. Bununla birlikte, kanıtların ağırlığı, hakimlerin yargısal tarafsızlık idealinden sistematik sapmalara karşı savunmasız olduklarını göstermektedir”. Ayrıca bk. Jeffery Rachlinski-Intuition, Deliberation, and Judicial Decision Making Youtube

Ayrıca bk.3.09.2012 ile 30.06.2022 tarihleri arasında on yıla yakın süre­yi içeren ve alt hak dallarını da içerecek şekilde bireysel başvuruya ait hak ihlâller için bk. Fatih Şahbaz. Bireysel Başvuru Hakkı ve Türk Anayasa Yargısı, Ankara: Liberte Yayınları, 1. Baskı, Ekim 2023, ss 146-152. Bk. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Mahkemeler-Adalet-ve-Verimlilik