I. Giriş
Bu yazımızda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kamu idaresinin güvenirliğine ve işleyişine karşı suçlar” başlığı altında 250. maddesinde düzenlenen irtikap suçunun ne olduğu, icbar, ikna ve hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçları, TCK m.252’de düzenlenen rüşvet suçunun irtikap suçundan farkı, sanık tarafından gerçekleştirilen fiilin hangi durumda irtikap, hangi durumda rüşvet suçuna sebebiyet vereceği değerlendirilmiştir.
Ceza Hukukunda suç tiplerinin doğru nitelendirilmesi yalnızca failin değil, suça taraf olan herkesin hukuki niteliğini tayin eden belirleyici temel bir unsurdur. Özellikle rüşvet ve irtikap suçları yönünden yapılacak hatalı vasıflandırma, suçun mağduru konumundaki kişinin cezalandırılması gibi telafisi güç sonuçlara sebebiyet verebilecektir.
II. Rüşvet Suçu Nedir?
Rüşvet; kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması amacıyla, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla kendisine ya da göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlamasıdır. Rüşvet suçu; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinde düzenlenmiş olup, kamu görevlisinin göreviyle ilgili bir işi yapması veya yapmaması karşılığında, kişiyle serbest iradeye dayalı bir anlaşma çerçevesinde menfaat temin edilmesini ifade eder. Rüşvet suçunun unsurları arasında tarafların karşılıklı anlaşması, serbest iradeye dayalı olması ve çok failli bir suç olmasını ve doktrinde de karşılaşma suçu olmasını ifade eder. Bu nedenle rüşvet suçunda taraflar eşit konumda ve bilinçli bir suç ortaklığı ile hareket ederler. Rüşvet suçu; iki taraflı anlaşmaya bağlı, rüşvet veren ile rüşvet alanın olduğu, zorunlu olmamakla birlikte rüşvete aracılık edenin de “müşterek fail” olarak değerlendirildiği bir suç tipidir. Kanun koyucu; rüşvet alma, verme ve rüşvete aracılık suçları ayrı suçlar gibi tanımlamıştır. Rüşvet alana mürteşi ve rüşvet verene de raşi denir. Rüşvet, konusu meşruiyetten uzaklaşmış ve hukukilik taşımayan bir tip suiistimal sözleşmesidir.
Rüşvet verme suçu TCK m.252/1’de düzenlenmiştir. Rüşvet verme fiilinde failin kamu görevlisi olmasına veya özel bir sıfat taşımasına gerek bulunmamaktadır. Rüşvet veren iş sahibi olabileceği gibi, iş sahibi yararına, fakat ondan habersiz olarak da doğrudan veya bir aracı vasıtasıyla görevliye menfaat temin eden kişi de bu suçun faili olabilir. Rüşvet verme suçu özgü suç vasfını haiz olmadığı gibi, rüşvet verme suçuna aracılık eden kişi de müşterek fail olarak cezalandırılacağı TCK m.252/5’de düzenlenmiştir. Rüşvet alma suçu yönünden ise fail, yalnızca TCK m.6/1-c’de tanımına yer verilen kamu görevlisidir[1]. Rüşvet alma suçu, TCK m.252/2’de düzenlenmiştir.
Rüşvet suçunda; tarafların ortak iradesi ile rüşvet konusunda anlaşma yapması suçun TCK m.252/3 uyarınca tamamlanması için yeterlidir. Bu anlaşmada; iş sahibi ile kamu görevlisi arasında yapmayı veya yapmamayı vaat ettiği davranış karşılığında menfaat temini gereklidir. Menfaat teminin ne olacağı konusunda ise; para, kripto varlıklar, altın, ziynet eşya, yani maddi menfaat temin edilebileceği gibi, atama, terfi, dosyanın bekletilmesi, kira ödenmesi, tatil masraflarının karşılanması gibi durumlarda da rüşvet kapsamına gireceği, bu nedenle menfaatin maddi olmakla birlikte, para veya hemen paraya çevrilebilir bir kıymet olma zorunluluğu bulunmamaktadır.
III. İrtikap Suçu Nedir?
Yalnızca kamu görevlisi tarafından işlenilebilen irtikap suçu, özgü suç niteliğini haiz bir suç türüdür. İrtikap suçu[2]; özellikle icbar suretiyle irtikap suçu, kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak kişiyi tazyik etmesi ve bu baskı altında manevi cebir ile kişiden menfaat sağlaması veya vaat almasıdır.
İrtikap suçu üç farklı şekilde düzenlenmiştir; icbar suretiyle irtikap (TCK m.250/1), ikna suretiyle irtikap (TCK m.250/2) ve hatadan yararlanmak suretiyle irtikap (TCK m.250/3) suçlarıdır. Tüm bu suç tiplerinde ortak nokta görevin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya bir başkasına yarar sağlanması ya da bu yolda vaatte bulunulmasıdır.
IV. İcbar, İkna ve Hatadan Yararlanmak Suretiyle İrtikap Suçunun Ayırımı
İrtikap suçunun en çok tartışma oluşturan kısmı, suçun hangi alt tür kapsamında değerlendirileceğinin belirlenmesidir. İcbar, ikna ve hatadan yararlanma suretiyle irtikap suçları arasındaki ayırım; failin kusurunun ağırlığı, mağdurun somut olaydaki durumu ve uygulanacak cezanın belirlenmesi bakımından doğrudan etkilidir[3].
1- İcbar Suretiyle İrtikap
İcbar suretiyle irtikap suçunda kamu görevlisi; görevinin sağladığı nüfuzu kullanarak kişiyi baskı altına alır, bu baskı fiziksel cebir olmayıp manevi cebir niteliğindedir. Kişi, haksız bir işleme maruz kalmamak, hakkı olan bir işlemin geciktirilmemesi veya aleyhine sonuç doğuracak bir uygulamanın önüne geçmek amacıyla menfaat teminine zorlanmaktadır. Bu durumda mağdurun iradesi serbest olmayıp, hukuka aykırı bir davranışa rıza gösterdiğinden değil, daha ağır bir zarardan kurtulmak amacıyla hareket etmektedir. Örneğin; belediyede çalışan yapı denetim müdürü, ruhsat başvurusu yapan müteahhide “eksik bulur dosyayı aylarca bekletirim, ama işi 1 milyon liraya çözerim” sözü, icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturur.
İcbar suretiyle irtikap suçunda; yağma suçunda kullanılan tehdit aşamasına ulaşmayan, ancak “zorlama” anlamına gelen icbarın hangi anda irtikap suçunun unsuru sayılacağı önemli olup, bunun yanında sırf özgür iradeyi ortadan kaldıran bir zorlamanın ötesinde, mağdurun o an savunulabilir ve kullanılabilir hakkının varlığı, uğradığı baskı ve zorlama nedeniyle hakkını elde edemeyeceğine veya kullanamayacağına dair mağdurda oluşan korku sebebiyle menfaat temin etmeye zorlandığı, menfaatin para veya para yerine geçen bir menfaat olması gerektiği, kamu gücünün kullanılması suretiyle oluşan icbar suretiyle irtikap suçunun oluşabilmesi için, ortada mağdur bakımından bir zorda kalma halinin varlığı ve fail tarafından yapılan icbarın da mağduru talebin gereğini yerine getirmediği durumda, kendisinin veya yakının ciddi bir zarara veya kayba uğrayacağına dair inanca sahip olması gerekir.
İrtikap suçu; kamu görevlisinin görevinin sağladığı kamu gücü kudretini ve nüfuzu kullanmak suretiyle bir kimseyi menfaat sağlamaya zorlamasıyla meydana gelmekte olup, suçun en ağır görünüm biçimi icbar suretiyle irtikaptır. İcbar suretiyle irtikapta kamu görevlisi; fiziksel cebir veya açık bir tehdit kullanmaksızın, görevinden kaynaklanan yetki ve imkanları baskı aracına dönüştürerek mağdurun iradesini sakatlamakta, mağdur bu baskı altında kendisini menfaat sağlamaya mecbur hissetmektedir. Bu suç tipinde icbar unsuru, klasik anlamda cebir veya tehditle sınırlı değildir. Kamu görevlisinin sahip olduğu yetkinin, ima yoluyla veya dolaylı biçimde kullanılması, yapılması gereken bir işlemin geciktirileceği, gereği gibi yerine getirilmeyeceği veya hiç yapılmayacağı yönünde mağdurda korku oluşturması, icbar unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterlidir. Bu doğrultuda icbar, yağma aşamasına varmayan kamu kudretinin manevi cebir şeklinde kullanılması şeklinde ortaya çıkmaktadır.
İcbar suretiyle irtikap suçunun en sık karşılaşılan örneklerinden birisi, “bıçak parası” olarak adlandırılan durumdur. Sağlık hizmetinden yararlanma hakkı bulunan birisinin; yapılması gereken ameliyat veya tıbbi müdahalenin “ameliyat etmem”, “bekletirim” gibi sözlerle korkutularak, menfaat temin etmeye çalışılması halinde, icbar suretiyle irtikap suçunun oluştuğu kabul edilmelidir. Bu tür durumlarda mağdur; sahip olduğu bir hakkı elde edebilmek amacıyla menfaat sağlamaya zorlanmakta, menfaat temini serbest iradeye değil, kamu görevlisinin oluşturduğu baskıya dayanmaktadır. Elbette burada belirleyici olan ölçüt; talep edilen hizmetin meşru ve haklı olmasıdır. Aksi halde; talep edilen işin meşru ve haklı olmadığı bir durumda irtikap suçundan değil, rüşvet suçundan bahsedilecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 K. sayılı kararına göre; “Uyuşmazlık konusu olan icbar suretiyle irtikap (cebri irtikap) suçu incelendiğinde; icbar sözcüğünün sözlük anlamı; zor, zorlayış, bir işi yaptırmak için zora başvurmak şeklindedir. Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2004 gün ve 37-75 sayılı kararı ile yerleşmiş önceki kararlarında da vurgulandığı üzere, icbar kelimesi manevi cebir anlamındadır. Cebir unsuru manevi tazyikle gerçekleşecektir. Mağdurda meydana getirilen korkunun etkisi altında suçun işlenmesi halinde icbar gerçekleşmiş sayılacaktır. Maddi cebir kullanılması halinde, eylem yağma suçunu oluşturur. Nitekim, madde gerekçelerinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Yine Ceza Genel Kurulu’nun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, manevi cebrin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerekir. Mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareket de icbar kavramına dahildir. Yapılan hareketlerin mağdurun iradesini manevi baskı altında tutmaya uygun ve elverişli olması, vaat edilmesi veya sağlanması istenilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun mağdurca bilinmesi, icbar için yeterlidir. Bu nedenle de icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığı, somut olayın özellikleri ve nesnel koşullar nazara alınarak hakim tarafından takdir edilmelidir”. Genel Kurulun bu kararı, icbar suretiyle irtikap suçunda emsal karar özelliğine sahiptir.
Aşağıda yer verdiğimiz Yargıtay kararlarının tümünde bu karara atıf yapıldığı, her somut olay nezdinde icbarın varlığı ve yoğunluğunun ayrı ayrı tespit edilmesi gerektiği, bu nedenle mağdurdan zorlayıcı şekilde talep edilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun bilinmesinin icbar unsurunu sağladığı, ancak icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığının somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bununla beraber; yapılması gereken bir işin gerçekleştirilmesi ya da gerçekleştirilmemesi karşılığında menfaat temini, icbarın ciddi, kaçınılmaz ve mağdur iradesini ortadan kaldırıcı nitelikte olduğu somut delillerle ispatlanmadıkça icbar suretiyle irtikap sayılamayacağı da tartışmasızdır.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 18.09.2025 tarihli, 2024/10505 E. ve 2025/9261 K. sayılı kararında; “İlk Derece Mahkemesi: Hatay 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.06.2021 tarihli ve 2020/259 E., 2021/178 K. sayılı Kararı ile sanığın icbar suretiyle irtikap suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
İstinaf: Duruşmada yapılan inceleme sonucunda; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 28.02.2024 tarihli ve 2021/963 Esas, 2024/351 sayılı Kararı ile İlk Derece Mahkemesince icbar suretiyle irtikap suçundan verilen mahkumiyet hükmü kaldırılarak, sanığın icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 300 tam gün karşılığı 12.000,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Temyiz: Üniversitesi Hastanesinde doktor olan sanığın, katılan …’un kardeşini ameliyat etmek için 7.500,00-TL isteyerek katılanı para vermeye zorladığı, katılanın ise kardeşinin ameliyat olamayacağı endişesiyle sanığa istediği miktarı verdiği iddiasıyla icbar suretiyle irtikap suçundan açılan kamu davasında; Bölge Adliye Mahkemesince sanığın icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığından bahisle atılı suçtan kurulan mahkumiyet hükmünün kaldırılarak sanığın görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 sayılı kararında da açıklandığı üzere, icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebrin belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği, katılanın kardeşinin hayati tehlikesinin bulunmaması ve hastanede aynı branşta başka doktorların da görevli olması hususları gözönünde bulundurulduğunda, sanığın öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere Kanun’un öngördüğü anlamda icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığından icbar suretiyle irtikap suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, dosya kapsamından katılanın ilk görüşme sırasında sanığa 5.000-TL para verdiğinin sübuta ermediği, sanığın yapması gereken bir iş için para istemesi şeklinde sübut bulan eyleminin katılanın 2.500 TL’yi vermeden önce Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunup sanığı seri numaraları alınan paralarla yakalatmış olması da nazara alındığında rüşvet alma suçuna teşebbüs olduğu gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur (BOZMA)”.
Şeklinde bozma kararı verildiği, icbar suretiyle irtikap suçunda icbarın varlığı değerlendirilirken, mağdurun somut olayda başka makul ve etkili bir seçeneğinin bulunup bulunmadığı, kamu görevlisinin konumu ve mağdur üzerindeki nüfuzu ile mağdurun menfaati sağladığı andaki irade serbestisinin dikkate alınacağı, yani mağdurun şikayet imkanının bulunması ve etkili başka bir seçeneğinin bulunması halinde zorda kalma halinden bahsedilemeyeceği, ancak zorda kalmanın mağdurda korku, endişe ve başka seçenek bırakamayacağı durumlarda icbarın varlığının gündeme geleceği ve suçun oluşacağı kanaatindeyiz.
Yargıtay, 5. Ceza Dairesi, 22.05.2024 tarihli, 2021/3880 E. ve 2024/6032 K. sayılı kararında; “Katılanın, babası ...’ın rahatsızlığı nedeniyle tedavisi için 16.12.2015 tarihinde Muğla … Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdüğü, bu hastanede beyin cerrahı olarak görev yapan sanığın hastayı muayene ettikten sonra hastanın hastaneye yatışının yapıldığı, gerekli tahlil ve takiplerin ardından da hastanın ameliyat edilmesine karar verdiği, ancak ameliyatın gecikmesi üzerine katılanın babasının ameliyatını konuşmak amacıyla 18.12.2015 tarihinde sanığın hastanede bulunan servis odasına gittiği, baş başa görüştükleri, bu sırada sanığın katılana ‘bana gönlünden coşan bir miktar para verirsen ameliyatı yaparız’ dediği, katılanın da bir an önce babasını ameliyat ettirmek ve sağlığına kavuşmasını sağlamak amacıyla sanığın hastanedeki servis odasında şüpheliye 1.000-TL para verdiği, sanığın da ertesi gün bel fıtığı ameliyatını gerçekleştirdiği anlaşılan ve dosyadaki mevcut delillerle sübut bulan somut olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, 30.03.2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 sayılı kararında da açıklandığı üzere, icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebrin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği, mevcut delil durumuna ve olayın oluş şekline göre sanığın öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere icbar boyutuna varan bir davranışı bulunmadığı gibi hastanın hayati tehlikesinin de olmadığı, bel fıtığı ameliyatının basit ve acil olmayan ameliyatlardan olduğu, bu itibarla icbar suretiyle irtikap suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, keza katılanın kendisinden istenilen menfaatin haksız olduğunu bilmesi sebebiyle ikna suretiyle irtikap suçunun da yasal unsurlarının gerçekleşmediği, ancak tüm dosya kapsamından sanığın görevinin gereklerine uygun davranmak için katılandan maddi menfaat temin ettiğinin anlaşılması karşısında eyleminin düzenlenen rüşvet alma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde atılı suçtan beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunarak bozulmasına karar verilmiştir”.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 16.02.2021 tarihli, 2016/4574 E. ve 2021/615 K. sayılı kararında; “Suç tarihinde GATA Komutanlığında klima başteknisyeni olarak görev yapan sanığın, komutanlık soğutma grupları, bina otomasyon sistemi, klima santralleri, hijyenik klima sistemleri ve sistemlere ait yedek parçalı 365 günlük bakım onarım hizmet ihalesini kazanan...San. Tic. Ltd. Şti. müdür ve çalışanlarına zorluk çıkardığı, bu kapsamda firmadan ihtiyaç duyulandan fazla miktarda malzeme talep ettiği, yine firma tarafından arızalara süresinde müdahale edilmesine rağmen geç müdahale edilmiş gibi tutanak düzenlemek suretiyle firmaya cezai yaptırım uygulanmasına neden olacağından bahisle para talep ettiği iddia edilen somut olayda; firma müdürü ve çalışanlarının aşamalardaki beyanlarından da anlaşıldığı üzere sanığın kendilerinden tutanak tutmamak için ısrarla para istemesine rağmen bunu kabul etmedikleri, daha sonra da durumu kolluk kuvvetlerine bildirdikleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 sayılı kararında da açıklandığı üzere icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebrin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği, somut olayın oluş şekline göre sanığın öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere icbar boyutuna varan davranışının bulunmadığı, bu itibarla cebri irtikap suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, mağdurun kendisinden istenen menfaatin haksız olduğunu bilmesi nedeniyle ikna suretiyle irtikap suçundan da bahsedilemeyeceği nazara alındığında, öncelikle sistemde kaç kez arıza iş isteğinin yapıldığı ve mahiyetlerinin neler olduğu, bahsi geçen firmanın ihaleyi almasından önce de bu şekilde arıza bildirimlerinin yapılıp yapılmadığı hususlarına ilişkin belgelerin kurumdan istenilerek incelenip, arıza tutanaklarının tanzimi konusunda bilgi sahibi olduğu anlaşılan sivil memur …’nın tanık olarak dinlenilmesinden sonra mağdurun yasal zeminde olup olmadığı belirlenerek suç vasfının tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması sebebiyle kararına bozulmasına karar verilmiştir”.
İrtikap suçunun oluşması yönünden, kamu görevlisinin yapmayı taahhüt ettiği veya engelleme tehdidinde bulunduğu işlemin fiilen gerçekleştirilme aşamasına gelmiş olması zorunlu değildir. Henüz sonuçlanmamış veya devam eden bir işlemin, kamu görevlisi tarafından baskı unsuru olarak kullanılması icbar suretiyle irtikap suçunun oluşması için yeterlidir. Bu durum özellikle imar ve inşaat ruhsatı gibi idari işlemler yönünden önem taşımaktadır. “Senden istenileni yap imar iznini al”, “parayı vermezsen ruhsatı alamazsın”, “gereğini yapmazsan işin uzar” şeklindeki ifadelerle menfaat talep edilmesi halinde, işlem henüz sonuçlanmamış olsa dahi, mağdurun iradesi sakatlanmakta ve icbar suretiyle irtikap suçu gündeme gelmektedir. Belediyelerin; ruhsat, denetim, yıkım ve zabıta yetkileri dikkate alındığında, bu yetkilerin kişi üzerinde sürekli bir baskı ve korku unsuru oluşturması icbarın ağırlığını da artırmaktadır.
İcbar suretiyle irtikap suçunun temel unsurlarından birisi, mağdurun içinde bulunduğu “zorda kalma” halidir. Zorda kalma; mağdurun hukuken haklı olduğu bir işlemin yerine getirilmemesi, geciktirilmesi veya yerine getirilmemesi halinde daha ağır sonuçlara maruz kalacağı yönünde korku duyması nedeniyle menfaat sağlamaya mecbur hissetmesidir. Kanaatimizce; bu durumda mağdurun şikayet yoluna başvurabilme imkanının bulunması, zorda kalma halini ortadan kaldırmaz. Kamu görevlisinin kamu kudretini kullanarak, şikayet halinde daha kötü sonuçlarla karşılaşılacağı yönünde bir baskı algısı oluşturması, mağdurun iradesinin serbestliğini fiilen ortadan kaldırmaktadır, ancak bunun somut olayın özelliklerine göre ciddi bir düzeyde gerçekleşmesi, failin talep ettiği menfaatin gereğinin yerine getirilmemesinin mağdurda ciddi bir endişeye, korkuya ve zarara uğrama endişesine neden olması gerekir.
Mağdurun; özgür iradesinin ortadan kaldırılmadığı ve faili şikayet etme imkanına sahip olduğu, hayatı veya mesleği bakımından tahammülü mümkün olmayan bir zarara uğrama riski ile karşı karşıya kalmadığı durumda, tehdit edildiğini, zorlandığını ve kendisinden haksız menfaat temin edilmeye çalışıldığını gören mağdur, failin menfaat talebini yerine getirmemeli ve konu hakkında yetkili makamlara şikayette bulunmalıdır.
Bununla birlikte; icbarın varlığı değerlendirilirken mağdurun başka makul ve etkili bir seçeneğinin olup olmadığına, kamu görevlisinin konumu ve mağdur üzerindeki nüfuzuna, mağdurun menfaati sağlarken ki serbest iradesine dayanır. Mağdurun “şikayet imkanı vardı” olduğundan bahisle icbar suretiyle irtikabın olmadığını söylemek, otomatik olarak icbar suretiyle irtikap suçunu bertaraf etmez.
Mağdurun talep ettiği işlemin hukuka uygun olmaması halinde icbar suretiyle irtikap suçundan söz edilemez. İnşaatın kaçak olması, mevzuata aykırılık bulunması ve buna rağmen bu durumun menfaat karşılığında meşrulaştırılmasının istenmesi halinde, mağdur haklı konumda değildir. Bu durumda menfaat temini, kamu görevlisinin baskısı altında gerçekleşmiş olsa dahi irtikap suçunu değil, rüşvet suçunu oluşturur. Nitekim burada hukuka aykırı bir durumun menfaat karşılığında sürdürülmesi veya ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.
Kanaatimizce; hukuken yapılması gereken bir işin veya işlemin, kamu görevlisi tarafından yetkisini kötüye kullanmak suretiyle engellenmesi, geciktirilmesi veya engelleneceği yönünde baskı oluşturulması ve bu baskı altında menfaat temin edilmesi halinde icbar suretiyle irtikap suçu oluşur. İşin veya işlemin henüz sonuçlanmaması, mağdurun şikayet hakkının veya başka başvuru yollarının bulunması, kamu kudretinin oluşturduğu korku ve baskı sebebiyle ortaya çıkan zorda kalma halini ortadan kaldırmaz. Burada esas belirleyici olan husus, kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kullanarak mağdurun iradesini sakatlaması ve menfaat temin etmeye çalışmasıdır.
2- İkna Suretiyle İrtikap
Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlayan veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, ikna suretiyle irtikap suçunu işler. Burada kamu görevlisi o görevin ifasında yetkili olmalı, görevin kendisine sağladığı güveni kötüye kullanmalı ve bu kötüye kullanma, hileli davranış şeklinde ve mağduru ikna edecek derecede dışa yansımalı, mağdur üzerinde tesir oluşturmalıdır. Mağdur, kamu görevlisinin görevinden kaynaklanan sebeple duyduğu güvenin etkisiyle hileli harekete inanmalı ve faile menfaat sağlamaya ikna edilmelidir. İkna suretiyle irtikapta hileli hareketin yokluğu veya çok basit nitelikte kalması halinde, sırf görevinin sağladığı güveni kötüye kullanan kamu görevlisinin ikna suretiyle ikna suçundan sorumlu tutulmasını gündeme getirmez, bunun yerine TCK m.252’de düzenlenen rüşvet suçu veya TCK m.257/1’de tanımlanan görevden kaynaklanan yetkinin kötüye kullanma suçunun oluşup oluşmadığına bakılmalıdır.
İkna suretiyle irtikap suçunda kamu görevlisi; kişiyi doğrudan tehdit veya baskı altına almamakta, ancak görevinden kaynaklanan nüfuzunu kullanarak kişiyi menfaat sağlamaya yönlendirmektedir. Burada; mağdurun iradesi tamamen ortadan kalkmamış olmakla birlikte, kamu görevlisinin telkin, yönlendirme ve ikna edici davranışları sonucu menfaat temini vardır. Kanaatimizce; kişinin psikolojik olarak etki altına alınması, görevin sağladığı otoritenin kullanılması ve failin pasif konumda kalmaması halleri ikna suretiyle irtikap kapsamında değerlendirilmelidir. Örneğin; vergi dairesinde çalışan bir memur, “bu inceleme çok zor, ceza milyonlarca lira tutabilir, ama ben dosyayı daha az ceza ile kapatabilirim” sözü, ikna suretiyle irtikap suçunu oluşturur.
3- Hatadan Yararlanmak Suretiyle İrtikap
Hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçunda ise mağdur; kamu görevlisinin görevi gereği talep edebileceğini zannettiği bir menfaati, hataya düşerek kendiliğinden gerçekleştirmekte, kamu görevlisi ise bu hatayı bilmesine rağmen düzeltmeyerek menfaati kabul etmektedir. Bu suç tipinde icbar veya ikna bulunmamakta olup, failin kusuru mağdurun yanılgısından bilinçli şekilde yararlanmasında somutlaşmaktadır. Örneğin; Bir vatandaş, tapu müdürlüğünde işlemler için harç ödediğini sanarak memura elden 10 bin lira vermesi ve memurun bu hatadan yararlanarak menfaat elde etmesi, hata suretiyle irtikap suçunu oluşturur.
İkna suretiyle irtikap suçunu tanımlayan TCK m.250/2’nin, mağdurun hatasından yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçu gündeme gelir. Mağdur; kamu görevlisi failin görevinin sağladığı güvene inanmakta, hile derecesine varmayan birtakım yönlendirmelerle hareket etmekte ve bu sırada hataya düşüp, ödemeyeceği bir parayı fail kamu görevlisine veya bir başkasına vermekte veya işinin görüleceğine olan inançla menfaat sağlama yönünde vaatte bulunmaktadır. Esasen ortada rüşvet, irtikap olmaksızın, mağdurun meşru ve hukuka uygun bir işinin görülmesi sırasında kendiliğinden vaatte bulunması veya bir menfaat sağlaması durumunda, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi gereğince rüşvet, irtikap ve hatta görevden kaynaklanan yetkinin kötüye kullanılması suçlarından bahsedilemez, ancak kamu görevlisinin disiplin mahiyetinde sorumluluğu gündeme gelebilir. İşinin gördürülmesi için bu yönde çaba gösterenin fiilinin TCK m.252/1’de tanımlanan rüşvet verme suçuna teşebbüsün kapsamına girip girmeyeceği ayrıca değerlendirilmelidir.
V. İrtikap ile Rüşvet Suçlarının Farkları Nedir?
Rüşvet ve irtikap suçları, korunan hukuki yarar ve menfaat bakımından her ne kadar benzerlik gösterse de fail sayısı, tarafların statüsü ve irade beyanları yönünden farklılıklara sahiptir. Rüşvet suçu çok failli olup, her iki taraf gayrimeşru zemindedir, taraflar serbest iradeyle anlaşarak menfaat sağlar, kamu görevlisi yapması gereken veya yapmaması gereken işi yapması karşılığında yarar elde eder. İrtikap suçunda ise; bir failli özgü suç niteliği taşır, kamu görevlisi nüfuzunu kötüye kullanarak kişiyi icbar eder, ancak mağdur meşru zemindedir. Özetle; rüşvet suçunda, tarafların serbest iradesi ile karşılıklı anlaşma ile suç tamamlanırken, kamu görevlisinin baskı yaparak veya hile ile menfaat elde ederek veya bu yönde vaat alarak menfaat elde etmesi halinde irtikap suçu gündeme gelir.
Kamu görevlisinin hukuka uygun veya hukuka aykırı bir işin yapılması için menfaat temin etmek amacıyla anlaşmaya varması halinde rüşvet suçu tamamlanacaktır. Ancak kamu görevlisinin haksız davranışı nedeniyle iş sahibinin, işinin hiç veya gereği gibi ya da zamanında yapılamayacağı endişesiyle kendisini mecbur hissederek, görevliye menfaat sağlaması irtikap suçunu oluşturacaktır. Aşağıda yer verdiğimiz tabloda rüşvet ve irtikap suçunun temel farklılıkları yer almaktadır:
|
Rüşvet Suçu |
İrtikap Suçu |
|
Tarafların serbest iradesi ile oluşur. |
Mağdurun iradesi baskı, ikna veya hata ile sakatlanmıştır. |
|
Her iki taraf suçun failidir. |
Fail kamu görevlisi iken, menfaati sağlayan kişi mağdurdur. |
|
Çok failli bir suçtur. |
Bir failli ve özgü/mahsus suç niteliğindedir. |
|
Menfaat karşılıklı anlaşma ile oluşur. |
Menfaat, kamu görevlisinin davranışları ile oluşur. |
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 29.01.2013 tarihli, 2012/5-1269 E. ve 2013/26 K. sayılı kararına göre; “İcbar suretiyle irtikap suçunun gerçekleşmesi kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanmasını gerektirmektedir. Nüfuz, kamu görevlisinin görevinin vermiş olduğu yetki ve imkanlar nedeniyle sahip olduğu güç ve etkinlik; bunun kötüye kullanılması ise yetki ve imkanların sağladığı ayrıcalıklı üstün konumdan yararlanarak görevlinin kendisi ya da başkasına yarar sağlaması olup, kamu görevlisi görevi gereği sahip olduğu gücü haksız yarar elde etme amacıyla kullanmaktadır”[4].
Görevin sağladığı nüfuz, kamu görevlisine görevinin vermiş olduğu yetki ve olanaklar nedeniyle sahip bulunduğu maddi ve manevi güç ve etkinlik olarak tanımlanmaktadır. İrtikap suçunun görev suçu olması nedeniyle memurun görev ve yetki alanına giren bir işlemi yaparken veya o işlemi yapabilecek durumda iken çıkar sağlamasıdır. O nedenle; icbar veya iknanın konusu memurun görevine girmiyorsa, irtikap suçundan bahsedilemeyeceği tartışmasızdır.
Rüşvet ile irtikap arasındaki temel ve ayırt edici fark; rüşvet suçunda tarafların karşılıklı ve özgür iradeleriyle bir menfaat anlaşmasına varmalarına karşılık, irtikap suçunda mağdurun iradesinin zor kullanma veya ikna suretiyle sakatlanmış olmasıdır. İrtikap suçunda mağdur, haklı ve meşru işinin gereği gibi yerine getirilmeyeceği endişesi veya inancıyla hareket etmekte, bu nedenle rüşvet suçunda olduğu gibi iki tarafın eşit konumda bulunduğu bir anlaşmadan değil, kamu görevlisinin baskısı ya da yanıltıcı davranışları sonucu ortaya çıkan bir taraflı irade fesadından söz edilmektedir.
Bir diğer önemli fark, mağdurun talep ettiği işin hukuki niteliğinde ortaya çıkmaktadır. Rüşvet suçunda hukuka aykırı veya gayrimeşru bir menfaat sağlanması öne çıkarken; irtikap suçunda mağdur, hukuken haklı ve meşru bir talebinin yerine getirilmesi amacıyla hareket etmektedir. Mağdur, kendisine tanınmış bir hakkın kullanılmasını sağlamak için kamu görevlisinin baskısı altında menfaat temin etmek zorunda kalmaktadır. Bu yönü ile irtikap, kamu görevlisinin yetkisini kötüye kullanması suretiyle mağduru sömürmesi niteliği taşımaktadır.
Fail bakımından da iki suç arasında belirgin farklılıklar bulunmaktadır. Rüşvet suçu; rüşvet alma ve rüşvet verme fiilleri dikkate alındığında, yapısı gereği çok failli bir suçtur. Suçun oluşabilmesi için en az iki tarafın iradesinin uyuşması zorunludur. Buna karşılık; irtikap suçunda, kamu görevlisinin tek başına gerçekleştirdiği zorlayıcı veya hileli davranışlar suçun oluşması için yeterli olup, birden fazla failin varlığı aranmaz.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 12.11.2018 tarihli, 2014/4185 E. ve 2018/8818 sayılı kararında; “ Suç tarihinde U… Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan sanığın, 2012/… sayılı soruşturmada tefecilik, yağma ve örgüt suçlarından operasyon yaparak gözaltına aldığı katılanlar ile gözaltı süresinde görüştüğü, kendilerine ‘sizi yarın mahkemeye sevk edebilirim, tutuklatabilirim, bırakabilirim veya daha uzun sizi tutabilirim, artık duruma göre hareket edeceğiz, daha önce de böyle soruşturmalar yaptım ve onların hepsini cezalandırdım.’ dediği , şahısların avukatı ile bürosunda gerçekleştirdiği görüşmede 100.000 TL para talep ettiği, iki gün boyunca gözaltında kalan şahıslar ile para konusunda anlaşamamaları üzerine şahsıları tutuklamaya sevk ettiği, 09.04.2012 tarihinde tutuklu T… T…’ı Cumhuriyet savcılığına getirterek ‘en geç bir ay içinde çıkabilirsiniz, daha sonra da bana daha önce taahhüt ettiğiniz 20.000 TL parayı da verirsiniz herhalde’ dediği, daha sonra da Cumhuriyet savcılığına sunulan dilekçe üzerine tahliye görüşü yazarak tahliyelerini sağladığı, bu tahliyelerin ardından şahıslara ait un fabrikasına gittiği, burada T… T…’in temin ettiği 4.000 TL’yi zarf içerisinde katılan S… K…’dan aldığı, şahıslar ile sık sık telefon görüşmelerinde bulunduğu, şahıslara ait olan çiftliğe de giderek çiftlikte bulunan yirmi ineği ayırttığı, şahısların tahliye olmalarından daha sonra bir adet kuzu kestirerek kendisine göndermelerini istediği, aynı gün 1 adet Johnny Walker viski istediği, arabasının muayene bakımı için şahıslardan para aldığı, yine görüşmeleri sırasında … baklavacısından baklava ve Havza’daki kuru yemişçiden kuru yemiş aldığı, para istemeye devam etmesi üzerinden katılanın, Cumhuriyet savcılığına başvurusu üzerine üzerinde seri numaraları alınmış 15.000 TL’yi sanığa verdiği, yapılan operasyonda da üzerinde seri numaraları alınmış 15.000 TL’nin ele geçirildiği, böylece açıklanan tüm menfaat teminlerinin sanığın zorlaması sonucu gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında, eylemin icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturduğu gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile rüşvet alma suçuna teşebbüsten mahkumiyet kararı verilmesi…” bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 28.01.2019 tarihli, 2015/9311 E. ve 2019/832 K. sayılı kararına göre; “Ç… ilçesi P… beldesi Belediye başkanı olarak görev yapan sanığın, katılan ...’ın üzerine kayıtlı P… Kasabası T… mevkiinde bulunan 1553 parsel numaralı arazinin imar planı üzerinde park alanı olarak ayrıldığını belirterek katılanların rızası dışında 15.000 TL’yi belediyeye ödenmek üzere talep ettiği, bu hususta senet düzenlettirdiği, bağış adı altında 14.000 TL’yi belediyeye gelir kayıt ettirdiği, görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışla müdahillerin gerçekte imar planında yeşil alan ve park olarak görülmeyen alanı bu şekilde beyan ederek mağdurları bu hileli davranışı ile ikna ederek kendisine veya başkasına yarar sağladığı, belediyeye katılanların gerçek iradesi dışında 15.000 TL bağışta bulunmaya zorladığı ve katılanların sattıkları arazi bedelinden 15.000 TL’lik kısmı belediyeye bağış yapmak zorunda bıraktığı kabul edilerek ikna suretiyle irtikap suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, bilirkişi incelemesi sırasında Belediye Meclisinin 04.12.2007 tarih ve 16 sayılı kararı ile imar planlarının dosyada olmadığı, söz konusu belgelerin raporun tanziminden sonra dosya arasına getirtildiğinin anlaşılması karşısında, 1553 parsel sayılı taşınmazın imar planında yapılan değişiklikten önceki durumu ve Belediye meclisinin bahsi geçen kararı ile davaya konu taşınmazda nasıl bir değişiklik yapıldığı ve bu değişikliğin kanun ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olup olmadığı hususlarında imar ve şehircilik konularında uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasından sonra hasıl olacak sonuca göre sanığın hukuki durumunun ve suç vasfının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir”.
Uygulamada; kamu görevlisinin menfaat temin ettiği her olayın otomatik olarak rüşvet olarak nitelendirilebildiği, mağdur konumundaki iş sahibinin iradesinin serbest olup olmadığına yeterince araştırılmadığı görülebilmektedir. Oysa suçun vasfı belirlenirken menfaat temininin varlığı yalnız başına yeterli olmayıp, bu menfaatin hangi şartlar altında, hangi irade yapısı içinde ve kimin baskısı ile gerçekleştiği ayrıntılı biçimde incelenmelidir. Özellikle icbar suretiyle irtikap suçunda, kamu görevlisinin açık bir tehditte bulunması şart değildir, görevin sağladığı nüfuzun ima yoluyla dahi kullanılması, mağdurun hakkının gereği gibi veya zamanında yerine getirilmeyeceği endişesine kapılması halinde icbar unsurunun varlığından söz edilebilecektir. Bu nedenle; “sen bilirsin”, “iş uzayabilir”, “dosya başka yerlere gidebilir” gibi örtülü ve muğlak ifadelerin somut olayın özelliklerine göre icbar olarak kabul edilmesi mümkündür.
İkna suretiyle irtikap suçunda ise; uygulamada en sık yapılan hata mağdurun menfaati kendi rızasıyla verdiği gerekçesiyle rüşvet suçunu oluşturduğu kanaati ile yanlış nitelendirme yapılmasıdır. Oysa burada belirleyici olan husus, mağdurun rızasının özgür ve eşit bir irade ürünü olup olmadığıdır. Kamu görevlisinin makamından, bilgisinden ve otoritesinden kaynaklanan üstün konumunu kullanarak kişiyi menfaat sağlamaya yönlendirmesi, taraflar arasında görünürde bir anlaşma olsa dahi rüşvet suçundan söz edilmesini engeller.
Yeri gelmişken; soruşturma aşamasında rüşvet suçunda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 140. maddesi uyarınca teknik araçlarla izleme koruma tedbiri katalog suçlar kapsamında yer alırken, irtikap suçu CMK m.140’da yer alan katalog suçlar arasında yer almadığından, teknik araçlarla izleme koruma tedbirine konu edilemez. Şayet irtikap suçuna konu olayda teknik araçlarla izleme koruma tedbiri kararına istinaden delil elde edilirse, bu delil hukuka aykırı delil niteliğini taşıyacak ve hükme esas alınamayacaktır.
Nitekim Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 17.12.2024 tarihli, 2023/460 E. ve 2024/11968 K. sayılı kararında; “Soruşturma konusu suçun kanunda sayılan suçlardan olması, suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, başka yolla delil elde edilme olanağının bulunmaması, Hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararı gerektiği, 5271 sayılı Kanun’un 140. maddesi gereğince, alınan teknik araçlarla izleme kararı sonucunda elde edilen delillerin yalnızca bu maddede sayılan katalog suçlar kapsamında yer alan suç bakımından delil olarak kullanılabileceği, katalog suçlar dışında kalan bir suç bakımından ise elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasının, maddenin 4. fıkrasının açık hükmü karşısında, Kanun’un 138. maddesi, aynı Kanun’un 140. maddesi ise gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme başlığı altında düzenlendiğinden, ‘Tesadüfen elde edilen deliller’ başlıklı 138. maddesi teknik araçlarla izlemeyi kapsamadığı gibi, Kanunda teknik araçlarla izlemeye ilişkin olarak 138. maddedeki düzenlemeye benzer bir hükme yer verilmediğinden, teknik araçlarla izleme sırasında tesadüfen elde edilen delillerin soruşturma veya kovuşturma sırasında delil olarak kullanılmasının olanaklı olmadığı anlaşılmakla, dava konusu somut olay değerlendirildiğinde; sanık ... hakkında Kanun’un 140. maddesi gereğince verilmiş teknik araçlarla izleme kararları bulunmakla birlikte, bu kararların irtikap suçundan değil rüşvet suçundan alınmış olması karşısında rüşvet suçuyla ilgili elde edilen delillerin katalog suç olmayan irtikap suçu bakımından yasal delil olarak kabul edilemeyeceği nazara alınarak, hukuka aykırı nitelikteki bu deliller dışlanarak mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi sebebiyle bozulmasına…” karar verilmiştir.
Karar verildiği, bu nedenle teknik araçlarla izleme esnasında yalnızca katalog suçlardan olan rüşvet suçu sebebiyle teknik araçlarla izleme kararının alınabileceği, irtikap suçu yönünden bunun mümkün olmadığı, tesadüfen elde edilen deliller kapsamında olsa bile irtikap suçunun işlendiğine ilişkin bu koruma tedbiri kapsamında elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı, irtikap suçunda CMK m.140 uyarınca teknik araçlarla izleme koruma tedbirine istinaden elde edilen delillerle karar verilmesi halinde Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a, m.217/2 ve m.289/1-i uyarınca hukuka aykırı olacağı tartışmasızdır.
Sonuç olarak; elbette her somut olayda mağdur tarafından menfaat sağlanırken korku altında mı, aldatılarak mı, yoksa hatasıyla mı hareket ettiği ortaya koyulmadan yapılacak nitelendirme hatalı olacaktır. Rüşvet ve irtikap suçları arasındaki ayırım, doğrudan bireylerin ceza sorumluluğunu, mağdur sıfatını ve uygulanacak yaptırımı belirleyen ciddi bir meseledir. Suçun yanlış nitelendirilmesi, bir yandan kamu görevlisinin daha hafif bir suçtan sorumlu tutulmasına, diğer yandan mağdur konumundaki kişinin fail olarak cezalandırılabilmesine yol açabilecek ve daha ağır sonuçlara sebebiyet verebilecektir. Bu nedenle; taraflar arasındaki irade ilişkisinin niteliği, kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kullanıp kullanmadığı, menfaatin hangi şartlar altında ve ne amaçla temin edildiği, mağdurun hukuki konumu ve talebinin meşruiyeti her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Kanaatimizce; rüşvet ve irtikap suçlarının ayırımında esas alınması gereken temel kriter, menfaat temininin serbest iradeye dayalı bir anlaşmanın sonucu mu, yoksa kamu görevlisinin baskı, telkin veya mağdurun hatasından yararlanması sonucu mu gerçekleştiğidir. Bu ayırım gözetilmeden yapılacak her nitelendirme, maddi hakikate ve ceza adaletine zarar verecek ve kamu idaresine duyulan güveni daha da zedeleyecektir.
Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Tamer Berk Bayraklı
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
---------
[1] Türk Ceza Kanunu Şerhi, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Adalet Yayınevi, 5. Cilt, Ankara, 2021, s.8501.
[2] TCK m.250/1 uyarınca; Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.
TCK m.250/2; Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
TCK m.250/3; İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
TCK m.250/4; İrtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.
[3] İcbar suretiyle irtikap suçunu işleyen fail hakkında 5 yıldan 10 yıla hapis cezasına hükmedileceği TCK m.250’de belirtilmiştir. İkna suretiyle bu suçun işlenmesi halinde 3 yıldan 5 yıla kadar hapis, kamu görevlisinin kişinin hatasından yararlanarak bu suçu işlemesi halinde ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verileceği TCK m.250’de ayrı ayrı düzenlenmiştir.
[4] Ersan Şen, İrtikap ve Rüşvet Suçlarının Mukayesesi, Erişim Tarihi: 31.12.2025, https://www.hukukihaber.net/irtikap-ve-rusvet-suclarinin-mukayesesi