Baştan söylemek isteriz ki; yakalama ve gözaltı tedbirlerini düzenleyen CMK m.90 ila m.99 ve ifade veya sorgu için çağrı ile zorla getirmeyi düzenleyen CMK m.145 ve m.146 gözden geçirilmeli, bu hükümlerde lüzumlu değişikliklere gidilmelidir, çünkü bu hükümler ile uygulama çelişmektedir.

Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını kısıtlayan tedbirlerden yakalama ve gözaltı CMK m.90 ila m.99’da, ifade veya sorgu için çağrı ile zorla getirme ise CMK m.145’de ve m.146’da düzenlenmiştir.

Buna göre; gözaltının ön şartı yakalamadır, CMK m.90’a uygun şekilde yakalama tedbirine başvurulmadan, Cumhuriyet savcısı tarafından m.91’de düzenlenen gözaltına alma kararı verilemez. Yakalama tedbirine ancak suçüstü halinde başvurulabilir. “Suçüstü” kavramının ne anlama geldiği, CMK m.2/1-j’de ve m.90/1-a,b’de tanımlanmıştır. Uygulamada, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun mütemadi, yani neticesi devam eden suçlardan olduğundan bahisle bu suçun “suçüstü” kapsamında sayıldığı ve buna göre soruşturmaların yapıldığı bilinmektedir.

Bunun dışında; soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının talebi üzerinde sulh ceza hakimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir ya da tutuklama talebinin reddi kararına Cumhuriyet savcısı itiraz ettiğinde, itiraz mercii tarafından yakalama emri çıkarılabilir.

Sonuçta; yakalama tedbiri ancak suçüstü halinde veya CMK m.98’in ilk üç fıkrasında gösterilen durumlarda uygulanabilir, yakalama olmadan gözaltına alma kararı verilemez.

Bunların dışında uygulanan yakalama ve gözaltına alma tedbirleri hukuka aykırıdır. Bu tedbirlerde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı aleyhine genişletme yapılmak isteniyorsa; Anayasa m.13’e, m.19’a ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.5’e uygun olmak kaydıyla, CMK m.90 ila m.99’da değişikliğe gidilebilir, fakat bu değişiklik yapılıncaya kadar uygulamanın yasal düzenlemelere uygun yapılması gerektiği izahtan varestedir.

Ayrıca; CMK m.145’de ifade ve sorgu için çağrı ve m.146’da zorla getirme tedbirleri düzenlenmiştir. Yakalamanın ve gözaltına almanın yasal şartları yoksa, ifadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davet edilir. Çağrı, yani davet, ifade alma veya sorgu için asıl yöntemdir. İstisna olan zorla getirmedir. CMK m.146’ya göre; hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli sebepler bulunan veya çağrı üzerine gelmeyen şüphelinin veya sanığın zorla getirilmesine karar verilebilir. Zorla getirme, yakalama ve gözaltına alma tedbirlerinin bir alternatifidir. Zorla getirmede gözaltına alma uygulanmaz. Kolluk; şüpheliyi veya sanığı doğrudan Cumhuriyet savcısına, hakime veya mahkemeye götürür. Çağrı ve zorla getirme kararları; Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından verilir.

Kovuşturma aşamasında CMK m.199 uyarınca mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme veya yakalama emri ile getirilmesine her zaman karar verebilir.

Bu usuller dışında uygulanan yakalama, gözaltı, çağrı ve zorla getirme tedbirleri ve sonuçları hukuka aykırıdır. Bu yolla elde edilen deliller hukuka aykırı olacağı gibi, yasal şartlar oluşmadan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması da gündeme gelir.

Sonuç olarak; yakalama, gözaltı, çağrı ve zorla getirme tedbirleri gözden geçirilerek, anlaşılır bir şekilde, çelişkiye ve karışıklığa düşülmeden Anayasa ve İHAS hükümleri çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir. Yasal düzenlemeden farklı uygulamalar, ister istemez Anayasa m.2, m.13, m.19, m.38/6, m.138/1, İHAS m.5 ve CMK m.90 ila m.99 ve m.145 ve m.146, m.206/2-a ve m.217/2 aykırılıklarına yol açmaktadır.

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)