17 Haziran 2020

BANKA GENEL KREDİ SÖZLEŞMELERİNDE YER ALAN KEFALET HÜKÜMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Banka genel kredi sözleşmesi (GKS), banka ve müşteri arasında doğrudan bir borç ilişkisi oluşturmamaktadır. Bu sebeple doktrinde kabul edilen ağırlıklı görüşe göre GKS, akdedilmesinden sonra yapılan her bir münferit kredi sözleşmesi ile doğrudan ilişkili ancak bunlardan ayrı bir hukuki niteliği bulunan, asli edim borcu doğurmayan bir ön sözleşme niteliğindedir.

Uygulamada, banka ile müşterisi arasında akdedilen banka genel kredi sözleşmelerinde kefilin sorumluluk sınırlarının çizilmesinde birtakım sorunlar meydana gelmektedir. Bu sorunların tespit edilmesi ve tartışılması hususu ise oldukça büyük bir önem arz etmektedir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile getirilen ve önceki Borçlar Kanunu’nda farklı olan birtakım düzenlemeler, uygulamada kefilin sorumluluk sınırlarının tartışılmasına yol açmıştır. Özellikle, banka genel kredi sözleşmelerinin bankaların yoğun iş yükleri sebebiyle tek taraflı olarak önceden hazırlanıp müşteriye sunulmasından ve genel işlem şartı ihtiva eden hükümler taşımasından[2] kaynaklanan sorunların uygulama açısından büyük problemleri de birlikte getirdiği bir gerçektir. Bu sorunlar banka müşterileri için gündeme gelmek ile birlikte aynı şekilde sözleşmelerde kefil sıfatıyla yer alan kişileri de doğrudan etkilemektedir.

Türk hukukunda kefalet, birtakım şekil şartlarına tabi tutulmuştur. Bu şekil şartları yalnızca sözleşmenin kurulması esnasında değil, sözleşmede kefil aleyhine yapılacak hemen bütün değişikliklerde de tekrarlanmak zorundadır. Aksi taktirde yapılan değişiklikler, kefil için herhangi bir sorumluluk doğurmayacaktır.

Uygulamada, bankaların ödemede zorluk yaşayan müşteriler (asıl borçlular) ile müşteriye mehil verilmesi ve/veya borcun vadesinin uzatılması hükmünün değerlendirilmesi suretiyle yapılan yapılandırma işlemlerinde kefilin sorumluluk sınırlarının değişip, değişmeyeceği uzun süre tartışılmıştır. Ancak Yargıtay’ın son tarihli kararları ile birlikte bu husus açıklığa kavuşturulmuştur. Banka ile müşterisi arasındaki yapılandırma işlemi, sözleşmenin tarafı olmayan 3. kişi olan kefil aleyhine sonuç doğurmayacaktır. Kefalet sözleşmesinin akdedilmesi sırasında tabi olunan bütün şekil şartları, bu yapılandırma işlemi sırasında da tekrarlanmadıkça, yani kefilin (evli olması durumunda eşinin de) rızası ve onayı olmadıkça kefil üzerinde herhangi bir sorumluluk doğmayacaktır.

Uygulamada yaşanan bir tartışma konusu da bankalar tarafından GKS’ye eklenen; kefilin, müşterinin “doğmuş doğacak” bütün borçlarından sorumlu olacağına ilişkin hükümdür.[3] Türk Borçlar Kanunu’nun 589/3 maddesi gereğince, tarafların buna ilişkin bir anlaşma yapmalarının önünde bir engel bulunmamaktadır.

Kanaatimce, bankalar tarafından genel kredi sözleşmesine eklenen ve kefilin, müşterinin “doğmuş, doğacak” bütün borçlarından sorumlu olacağına ilişkin hükmün önünün, TBK’nın 589/3 maddesi ile açılmış olması hakkaniyete uygun değildir. Banka genel kredi sözleşmeleri, uygulamada bankalar tarafından önceden, tek taraflı olarak hazırlanmaktadır. Müşterinin veya kefilin bu sözleşme hükümlerini banka ile müzakere etme olanağı bulunmamaktadır. Burada genel işlem şartı taşıyan hükümlerin, mahkemece iptal edilebilmesi olanağı gündeme gelse de, bu husus taraflar için zaman ve masraf kaybına yol açmaktadır. Bu sebeple, TBK’nın 589/3. maddesinin genel işlem şartı ihtiva eden sözleşmeler açısından ayrı tutularak tekrar düzenlenmesi, sözleşmenin “daha zayıf” tarafı olan müşteri ve kefil açısından daha güçlü bir hukuki koruma sağlayacak ve uygulamada yaşanan sorunların önüne geçilecektir.

Son olarak, TBK’nın 584. maddesi ile düzenlenen, kefalet sözleşmelerinde kefilin evli olması durumunda eşin rızasını bir şekil şartı kabul eden hükmün istisnası 6455 Sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 77. Maddesiyle getirilmiştir.[4] Buna göre, ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27.12.2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış̧ ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz. (TBK md. 584 Ek fıkra: 28/3/2013-6455/77 md.)

Maddeye eklenen bu fıkranın gerekçesi olarak, burada sayılan kişilerin yeterli ticari tecrübeye sahip olması ve bu sebeple aile hayatlarını tehlikeye sokacak herhangi bir işlem için kefil olmayacaklarının kabulü gösterilmiştir.[5] Buna göre, bir ticari şirketin sahibi, ortağı veya yöneticisi sıfatına haiz ve “yeterli ticari tecrübeye sahip” bir gerçek kişinin; sahibi, ortağı veya yöneticisi olduğu ticari işletmeye ilişkin bir kredi sözleşmesine kefil olabilmesi için eşinin rızası aranmamaktadır. Ancak “yeterli ticari tecrübeye sahip” bu kişinin; sahibi, ortağı veya yöneticisi olmadığı başka bir şirketin yapmış olduğu kredi sözleşmesine kefil olabilmesi için ise eşinin rızası gerekmektedir.

Şayet maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere kişi, “aile hayatını tehlikeye sokacak herhangi bir işlem için kefil olmayacak” düzeyde yeterli ticari tecrübeye sahip ise, bir kredi sözleşmesine kefil olabilmesi için şirketin sahibi, ortağı veya yöneticisi olmasına gerek yoktur. Kişinin, herhangi bir kefalet ilişkisi için aile hayatını tehlikeye sokmayacağı kural olarak kabul ediliyor ise, aynı kişinin başka bir kişiye veya şirkete kefil olması durumunda da aynı kuralın benimsenmesi gerekir. Bu sebeple, maddeye eklenen fıkrada açık bir çelişki olduğu söylenebilecektir. Eşin rızasının, bu kişilerin akdedeceği hiçbir kefalet sözleşmesi için aranmaması daha makul olmak ile birlikte, aksi düşünülüyor ise “yeterli ticari tecrübeye sahip” bu kişilerin akdedeceği bütün sözleşmelerde de eşin rızası aranması gerektiği söylenebilecektir.

Av. Batıkan Çetin Karaoğlu

KAYNAKÇA:

Gürses, Davut: Banka Genel Kredi Sözleşmesi. İstanbul, 2016.

Yazoğlu, Füsun Tuncel: Banka Kredi Sözleşmeleri ve Kredilerden Doğan Uyuşmazlıklar, Banka Kredilerine Özgü Kanun Yolları. Ankara, 2018.

Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler. İstanbul, 2015.

Fikriye Ceren Sadioğlu. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’na Göre Kefalet Sözleşmesinde Eşin Rızası http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2017-2017-1721 (Erişim Tarihi: 17.06.2020)

------------------------------------

[1] Gürses, s. 49

[2] Gürses, s. 166

[3] Yazoğlu, s. 160

[4] Fikriye Ceren Sadioğlu, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’na Göre Kefalet Sözleşmesinde Eşin Rızası http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2017-2017-1721 (E.T.: 01.07.2019)

[5] Eren, s. 772


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.