Uzun yıllardır devam eden bir evlilikte tarafların hayatı dışarıdan bakıldığında olağan görünmektedir. Aynı ev paylaşılmakta, günlük sorumluluklar yerine getirilmekte, sosyal çevreye karşı evlilik birliği sürdürülmektedir. Ancak zamanla eşlerden birinin davranışlarında belirgin değişiklikler ortaya çıkmaya başlar. Telefon görüşmeleri artar, mesajlaşmalar gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam eder, bazı günler eve geç gelinir veya hiç gelinmez. Sorulduğunda verilen cevaplar belirsiz ve kaçamak olur. Bir süre sonra ortak tanıdıkların anlatımları, otel kayıtları veya tesadüfen görülen mesaj içerikleri, eşin başka biriyle duygusal veya fiziksel bir yakınlık içinde olabileceği şüphesini güçlendirir.
Bu noktada diğer eş açısından yalnızca duygusal değil, aynı zamanda hukuki bir soru da gündeme gelir: Bu davranışlar Türk Medeni Kanunu anlamında zina olarak kabul edilir mi? Zinanın mutlaka açık bir şekilde ispatlanması mı gerekir, yoksa güçlü emareler ve hayatın olağan akışına aykırı davranışlar da yeterli midir? Başka biriyle çekilmiş fotoğraflar, mesajlaşma kayıtları veya ortak konutta elde edilen kişisel belgeler mahkeme tarafından geçerli delil olarak değerlendirilebilir mi? Bu soruların yanıtı, boşanma davasının hukuki sebebini, tarafların kusur durumunu ve davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek niteliktedir.
Türk Medeni Kanunu’nda zina, özel ve mutlak boşanma sebeplerinden biri olarak düzenlenmiştir. Kanunun 161. maddesine göre eşlerden birinin zina etmesi hâlinde diğer eş boşanma davası açma hakkına sahiptir. Zinanın objektif unsuru, eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken eşinden başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunmasıdır. Bu yönüyle zina, evlilik birliğinin temel yükümlülüklerinden biri olan sadakat yükümlülüğünün en ağır ihlallerinden biri olarak kabul edilmektedir. Ancak zina iddiasının hukuken sonuç doğurabilmesi için, bu fiilin somut delillerle ispat edilmesi gerekmektedir.
Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 15/10/2018 tarihli 2016/24076 E. Ve 2018/10959 K. Sayılı kararında “Zina sebebine dayalı olarak boşanmaya karar verilebilmesi için öncelikle; davalı eşin başka bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesinin veya cinsel ilişkinin gerçekleştirildiğine pek muhtemel bakılan bir durum içine girdiğinin kanıtlanması gereklidir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle; davalı erkeğin dava açılmadan önce başka bir kadınla birlikte birden fazla kez farklı otellerde tatil yaptıkları ve o kadınla birlikte aynı odada birlikte çekilmiş müstehcen fotoğraflarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu hale göre Türk Medeni Kanunu’nun 161’nci maddesinde yer alan boşanma sebebi gerçekleşmiştir.”
Görüldüğü üzere Yargıtay, zinanın yalnızca açık bir ikrarla değil; cinsel ilişkinin gerçekleştiğini kuvvetle gösteren somut olgularla da ispat edilebileceğini kabul etmektedir. Bununla birlikte zina, doğası gereği çoğu zaman gizli gerçekleştirilen bir fiil olduğundan, doğrudan cinsel ilişkiyi gösteren delillerin elde edilmesi her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle uygulamada zina çoğu zaman hayatın olağan akışına uygun, güçlü ve birbiriyle uyumlu karineler aracılığıyla ispat edilmektedir.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2019/6633 E. Ve 2020/443 K. Sayılı kararında "Davacı kadın öncelikle zina (TMK m. 161) kabul edilmediği takdirde evlilik birliğinin sarsılması sebeplerine (TMK m. 166/1) dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuş mahkemece kadının zina hukuki sebebine dayalı olarak boşanma talebinin reddine, TMK 166/1. maddesi uyarınca ise davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Hüküm davacı kadın tarafından, zina hukuki sebebine dayalı olarak kabul edilmemesi, kusur belirlemesi ve tazminatların miktarı yönünden temyiz edilmiş olup Dairemizin 2016/14658 esas ve 2018/1859 karar sayılı bozma ilamı ile “Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davalı erkeğin, evlilik devam ederken yabancı uyruklu bir kadın ile ilişkisinin olduğunu, eşine karşı sadakatsiz davrandığını ancak zinanın dava tarihinde devam ettiğinin ve halen sürdüğüne ilişkin kesin kanıtlar bulunmadığı belirtilerek, kadının zina davasını ispatlayamadığı kabul edilmiş ise de, gerek tanık olarak dinlenen ortak çocuk Altay, gerek ise diğer tanık ...'ın beyanları dikkate alındığında davalı erkeğin dava açıldığı tarihe kadar başka bir kadınla yaşamaya devam ettiği davacı tarafından dosyaya sunulan fotoğraflardan ve tanık anlatımlarıyla anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı kadının zinaya dayalı boşanma davasını ispatladığının kabulü gerekir. O halde davacı kadının zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmadığı ” gerekçesi ile bozulmuş, bozma sebebine göre davalı erkeğin yeniden hüküm kurulması gerekli hale gelen kadının boşanma davasının kusur belirlemesi ve fer'ilerine yönelik temyiz itirazları ile kadının mahkemece kendisine yüklenen kusur ve tazminat miktarlarına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir."
Bu karar, tanık anlatımları, fotoğraflar ve tarafların birlikte yaşadığına ilişkin olguların bir araya gelmesi hâlinde zinanın ispatlanmış sayılabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Benzer şekilde taraflar arasında cinsel çağrışım içeren mesajlaşmalar, olağan evlilik ilişkisiyle bağdaşmayan yoğun iletişim ve gizli görüşmeler de zina karinesi oluşturabilmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2017/1870 E. Ve 2018/7294 K. Sayılı kararında “…. isimli şahısla mutad sayıdan fazla telefon görüşmeleri ile mesajlaşmalarının olduğu, tanık olarak dinlenen ortak çocuk tarafından da belirtildiği üzere, cinsel birleşmenin gerçekleştiğine delalet eden mesajlaşma içeriklerinin açığa çıktığı, kadının bazı günler eve gelmeyerek eve gelmeme nedeni, nerede kaldığı hakkında bilgi vermekten imtina ettiği gibi bu konuda yalan beyanda bulunduğu, bu durumunda tanık beyanlarınca açıkça ifade edildiği, ayrıca …. isimli şahısla alkollü mekanlarda samimi şekilde göründüğü, bu durumunda eşinden gizlenmesi için bu hadiseye şahit olan tanıklarla görüştüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı-karşı davacı erkeğin zinaya dayalı boşanma davasını ispatladığının kabulü gerekir…”
Bu tür olaylarda yalnızca tek bir delil değil; mesajlaşmalar, tanık beyanları, birlikte geçirilen zaman ve gizleme çabaları birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaktadır. Özellikle eşin başka biriyle fiilen karı-koca hayatı yaşaması veya ortak konutta yakalanması hâlinde zina olgusunun gerçekleştiği kabul edilmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/21517 E. Ve 2015/20095 K. Sayılı kararı “… Kadının, yalnızken geceleyin bir başka erkeği ortak konuta alması, zinanın varlığına delalet eder. Bu bakımdan zina kanıtlanmıştır. Tarafların zina (TMK m. 161) sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davacı-davalı erkeğin zina (TMK. md. 161) hukuksal sebebine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”
Zina iddiasının ispatında sıklıkla karşılaşılan bir diğer mesele ise delillerin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediğidir. Özellikle eşlerin ortak konutta bulunan telefon, günlük, not defteri veya benzeri kişisel eşyalardan elde edilen delillerin mahkemede kullanılıp kullanılamayacağı tartışma konusu olmaktadır. Hukuk sistemimizde, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kural olarak değerlendirmeye alınmamaktadır. Ancak eşlerin birlikte yaşadığı ortak yaşam alanında, zor veya tehdit olmaksızın elde edilen ve saklı olmayan belgeler farklı şekilde değerlendirilmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.09.2002 tarih ve 2002/2-617 E. 2002/648 sayılı kararında evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuksal nedenine dayalı boşanma davasında davalı kadına ait günlüğün delil olarak kabul edılıp edılemeyeceğı tartışılmış ve kararda bu konuya ilişkın olarak aynen;"'Zehırli ağacın meyveleri' olarak ifade edilen hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin degerlendirilmesi konusunda Medeni Usul Hukukunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır." tespiti yapıldıktan sonra yukarıda da işaret olunan öğretideki görüşlere yer verilmış; ardından tarafların birlikte yaşadığı evde, davalı evi terk ettikten sonra kılitli olmayan yerden elde edılıp mahkemeye sunulan zor ve tehdid ile ele geçirildiği savunulmayan ve davalı tarafindan tutulduğu tartışmasız olan ...defterin yukarıda anılan görüşler doğrultusunda delil olup olmadığı değerlendirilmiştir. Sonuçta,"öncelikli olarak özel hayatın gizliliğinin korunmasının esas olduğu; ancak somut olayın özelliğinın bu genel görüşten ayrılmayı gerektiren istisnalar içerdiği; kullanılan deliller çalınmış, tehdit ya da zorla elde edilmiş ise burada hukuka aykırılığın olacağı, hukuka aykını yollardan elde edilmemış delillerin ise yasak bir delil olarak değerlendirilemeyeceği; boşanma davasının zaten kışilerın özel yaşamını ilgilendiren bir dava olduğu ve kocanın eşı ıle birlikte yaşadıkları mekanda ele geçırdığı eşine ait fotoğrafları, not defterini veya mektupları mahkemeye delil olarak verılmesi halinde, bu deliller hukuka aykırı yollardan elde edilmediğinden mahkemede delil olarak değerlendirileceği; aynı evde yaşayan kadının, kocanın bu delilleri ele geçirilebileceğini bilebilecek durumda olduğu, kocanın yatak odasındaki bir dolabın içinde yada yatağın altında kadın tarafından saklanan bir not defterini ele geçirmesinin, bu mekan eşlerin müşterek yaşamlarını sürdürdükleri bir yer olduğundan kadın için gizli mekan kabul edilemeyeceği; hiç kimsenin evindeki bir mekanda bulduğu bir delili hukuka aykırı yollardan ele geçirmiş sayılamayacağı, özel hayatın gizli alanlarının, özel hayatın gizli alanını ilgilendiren delillerle ispat edilebileceği" vurgulanarak davalıya ait günlük delil olarak kabul edilmiştir.
Sonuç olarak zina, Türk Medeni Kanunu’nda özel ve mutlak bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Ancak her sadakatsizlik şüphesi tek başına zina olarak kabul edilmemekte; mahkemeler tarafından cinsel ilişkinin gerçekleştiğini veya gerçekleştiğine güçlü şekilde işaret eden somut olguların varlığı aranmaktadır. Fotoğraflar, mesajlaşmalar, tanık anlatımları, birlikte yaşama olgusu ve ortak konutta elde edilen hukuka uygun deliller, olayın özelliklerine göre zinanın ispatında belirleyici olabilmektedir. Bununla birlikte her boşanma davası kendi somut koşulları içinde değerlendirilir; delillerin niteliği, elde ediliş şekli ve tarafların davranışları birlikte ele alınarak hukuki sonuca ulaşılır. Bu nedenle zina sebebine dayalı boşanma iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda, delillerin doğru şekilde toplanması ve sürecin hukuka uygun yürütülmesi, hak kayıplarının önlenmesi açısından bir avukattan hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır.

Av. Umut ÖZER





