Türk Ceza Kanunu’nun “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlıklı 53. maddesinin 6. fıkrası uyarınca, “Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar”.
Sürücü belgesi alma yeterliliğini kaybetme ve sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasına dair hükümlere, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da yer verilmiştir:
· KTK m.41/1-e’de; “Adli sicilinde, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 188, 190 ve 191 inci maddeleri, 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 4 üncü maddesinin yedinci fıkrası, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin ikinci ve takip eden fıkralarında belirtilen suçlardan hüküm giydiğine dair kayıt bulunmaması” şartına yer verilmiş olup, maddede sayılan suçlardan mahkumiyet halinde, cezanın infazı tümü ile tamamlanıp 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m.13/A’ya göre yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınıncaya kadar hükümlü sürücü belgesi sahibi olamayacaktır.
· KTK m.118/5’de; “Ölümle sonuçlanan trafik kazalarına asli kusurlu olarak sebebiyet veren sürücülerin sürücü belgeleri ise 1 yıl süre ile geri alınır.” hükmü bulunmakta ise de, TCK m.53/6’nin, KTK m.118/5’in ölümle sonuçlanan trafik kazalarında asli kusurlu sürücünün sürücü belgesinin mutlaka bir yıl süre geri alınmasına yönelik düzenlemesi karşısında “lehe kanun” niteliğinde olup, KTK m.118/5’i zımnen kaldırdığı kabul edilmektedir.
· KTK m.119’da ise; mülga 1. fıkrasının “Sürücü belgeleri, belge alındıktan sonra bu Kanunun 41 inci maddesinin (e) bendinde yazılı suçlardan biri ile mahkumiyet halinde süresiz geri alınır.” şeklinde hükmünün, 6495 sayılı Kanunla 02.08.2013 tarihinde resmen yürürlükten kaldırıldığı, ancak ikinci ve üçüncü fıkralarda yer alan “Diğer cürümlerden mahkumiyeti halinde, mahkemece ceza süresini geçmemek üzere geçici olarak sürücü belgelerinin geri alınmasına da karar verilebilir. Geçici olarak sürücü belgesinin geri alınması hürriyeti bağlayıcı ceza hükümlerinin infazından sonra yerine getirilir.” hükmünün halen madde metninde bulunduğu, buna karşılık TCK m.5 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesi karşısında, KTK m.119’un tatbik imkanı kalmadığı anlaşılmaktadır.
TCK m.53/6’da geçen “sürücü belgesinin geri alınması”, trafikte taksirle işlenen suçlarda tatbik edilebilen, tedbirin uygulanıp uygulanmayacağı ve ne kadar süre ile uygulanacağı konusunda mahkemeye takdir yetkisi verilen bir tedbirdir. Sürücü belgesinin geri alınması kararı verildiğinde; bu tedbir, mahkumiyet kararının kesinleşmesi ile yürürlüğe girecek olup, kesinleşme ile birlikte hükümlünün sürücü belgesi gerektiren taşıtları kullanma imkanı olmayacaktır. Bununla birlikte, mahkemenin tedbirin uygulanması için belirlediği süre bu aşamada işlemeye başlamayacaktır. TCK m.53/6’nın açık düzenlemesine göre; hükümlü, mahkum olduğu cezanın infazını tümü ile tamamladıktan sonra, yani bihakkın infazdan sonra başlamak üzere, mahkemenin belirlediği süre sonuna kadar sürücü belgesini alamayacaktır.
Tedbirin uygulanma süresi ile ilgili TCK m.53/6’nın son cümlesinde yer alan bu düzenleme, “ölçülülük” ilkesi yönünden mağduriyetleri gündeme getirmektedir. TCK m.53/6’nın hükümlü hakkında somut olayın özelliklerine göre ölçüsüz yaptırım içerebildiği, bazı hallerde etkisinin kusur derecesi çok daha ağır ağır olan kasten işlenen suçlardan fazla olduğu ileri sürülebilir. Özellikle; sürücü belgesinin geri alınmasının kesinleşme ile yürürlüğe girmesine rağmen, geri alma süresi hükümlünün fiilen ceza infaz kurumundan çıktığı tarihten itibaren başlatılmak yerine, bihakkın infazın beklenilmesi zorunluluğu, bu tedbirin ölçüsüz şekilde çok uzun süre yürürlükte kalması itibariyle, bir kısım temel hak ve hürriyetler yönünden hak ihlalini gündeme getirebilir.
Somut norm denetimi;
Anayasa Mahkemesi (AYM); “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı Anayasa m.152 uyarınca yapılan başvuru üzerine verdiği 01.07.2015 tarihli somut norm denetimi kararında, TCK m.53/6 düzenlemesinin sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin kısmı bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasını incelemiş ve Anayasa m.38 (suçta ve cezada kanunilik ilkesi) kapsamında yaptığı değerlendirmede Anayasaya aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır (E.2015/4, K.2015/61).
Bu kararın üzerinden 10 yıl geçmekle, yani Anayasa m.152/4’de somut norm denetimi açısından öngörülen 10 yıllık süre dolduğundan, sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin düzenlemenin itiraz yoluyla yeniden AYM’nin denetimine sunulması mümkündür.
TCK m.53/6’daki düzenlemede sürücü belgesinin geri alınması şeklindeki tedbirin hangi hallerde uygulanabileceği, tedbir süresinin alt ve üst sınırı, tedbirin ne zaman yürürlüğe gireceği ve sürenin hangi andan itibaren işlemeye başlayacağı açık olarak belirtildiği için kanımızca “belirlilik” ve “öngörülebilirlik” açısından, dolayısıyla “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi bakımından Anayasaya aykırılık gözükmemektedir.
Bununla birlikte, sürücü belgesinin geri alınması tedbiri bazı hallerde Anayasada güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil edebilir. Somut olayın özelliklerine ve bilhassa hakkında tedbir kararı alınan kişinin mesleğine veya uğraşına göre; sözkonusu tedbirin, çalışma hürriyetine (m.48), seyahat hürriyetine (m.23) ve özel yaşama saygı hakkına (m.20) müdahale oluşturması mümkündür. Anayasa m.13 uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların ölçülü olması gerekmektedir. Kişinin; cezasının tümü ile infazından sonra sürücü belgesinden bir süre daha mahrum kalması, sürenin uzunluğuna bağlı olarak ölçüsüz bir tedbir haline gelebilir. Ancak bu olasılık, kanaatimizce ilgili düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmeye yeterli görünmemektedir; zira TCK m.53/6, trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet halinde sürücü belgesinin otomatik olarak geri alınacağını öngörmemekte olup, tedbirin uygulanıp uygulanmayacağını ve uygulanacaksa süresini mahkemenin takdirine bırakmaktadır. Dolayısıyla; somut olayın özellikleri dikkate alındığında, sözkonusu tedbirin kişinin temel hak ve özgürlüklerine ölçüsüz bir müdahale teşkil edeceği kanaatine varılması halinde, mahkemenin tedbire hükmetmemesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında; anılan düzenlemenin çalışma hürriyeti, seyahat hürriyeti ve özel yaşama saygı hakkı bakımından Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmek zor görünmektedir.
AYM’ye bireysel başvuru hakkı bakımından değerlendirme;
TCK m.53/6’nın doğrudan Anayasaya aykırı olup olmadığı tartışması bir yana, sürücü belgesinin geri alınması tedbirinin, uygulamadan kaynaklı olarak temel hak ve özgürlüklere ölçüsüz müdahale ettiği iddiasıyla AYM’ye bireysel başvuruda bulunulması mümkündür. Çalışma hürriyeti ve seyahat hürriyeti bireysel başvuru kapsamında ileri sürülebilecek haklar arasında yer almamaktadır. Bu nedenle; sürücü belgesinin geri alınması nedeniyle yapılacak bireysel başvurular, yalnızca özel yaşama saygı hakkı (özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı) kapsamında incelenebilecektir.
AYM, sürücü belgesinin geri alınmasının kişinin özel hayatın saygı hakkı üzerindeki etkisini Mahmut Aslanbay kararında ele almıştır (B. No: 2020/22893, 2/4/2024). Yapılan bireysel başvuru üzerine verilen karara konu olayda; İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri (İETT) bünyesinde otobüs şoförü olarak çalışan başvurucunun sürücü belgesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m.48/5 uyarınca alkollü olarak araç kullandığı gerekçesiyle geri alınmıştır. Başvurucunun şikayetlerini özel yaşama saygı hakkı kapsamında ele alan AYM, Anayasa m.20’nin somut olayda uygulanabilirliği hakkında şu değerlendirmelerde bulunmuştur: “Başvurucunun sürücü belgesinin geri alınması tek başına özel hayata saygı hakkının uygulanabilirliğini sağlamamakla birlikte, sözkonusu işlemin başvurucunun mesleki faaliyetlerini, mesleki ve kişisel itibarını ve ilişkilerini olumsuz şekilde etkilediği, bu etkinin ciddi olduğu ve belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı değerlendirildiğinden başvuru, özel hayata saygı hakkı yönünden uygulanabilir bulunmuş ve bu kapsamda incelenmiştir.” (§ 9).
Görüldüğü üzere AYM; sürücü belgesinin geri alınması işleminin özel yaşama saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturup oluşturmadığına karar verirken, kişinin mesleki faaliyetlerinin, mesleki ve kişisel itibarının ve ilişkilerinin ne ölçüde etkilendiğini dikkate alarak sonuca ulaşmaktadır. Somut olayda olduğu gibi bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması halinde AYM; müdahaleyi kanunilik, meşru amaç, demokratik toplumda gerekli olma ve ölçülülük koşulları bakımından incelemeye tabi tutmaktadır. TCK m.53/6 uyarınca sürücü belgesinin geri alınması nedeniyle yapılacak bireysel başvurularda da AYM’nin benzer bir yaklaşım benimsemesi kuvvetle muhtemeldir.
Prof. Dr. Ersan Şen
Doç. Dr. Erkan Duymaz
Av. Beyza Başer Berkün
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)