Ceza hukukumuzda esas alınan suç teorisine göre suçun unsurları; maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç kısımda incelenmektedir. Suç, kanundaki tipe uygun haksızlık oluşturan fiildir. Suç bir haksızlık türü olsa da her haksızlık, suç olarak nitelendirilmemektedir. Ceza hukukunda bir suçtan bahsedilebilmesi için ilk önce ceza kanunundaki tipe uygun bir fiil bulunması gerekir. Ceza hukukunda fiil olmadan haksızlık olmaz, haksızlık olmadan kusur olmaz, kusur olmadan ceza olmaz kuralı geçerlidir (Mahmut Koca ve İlhan Üzülmez, (2020), “Taksirli Suçların Teorik Yapısı ve Bu Bağlamda İş Kazalarından Kaynaklanan Cezai Sorumluluğa İlişkin Değerlendirmeler”, Adalet Dergisi, S. 64, s. 239).

Suçun hukuka aykırılık unsuru, suçun hukuk düzeninin tümü bakımından hukuka aykırı olduğu, hukuk düzeni ile çatıştığı anlamına gelmektedir. Hukuk düzeninin bir bütün olduğu kabul edildiğinden dolayı hukuka aykırılık unsuru bakımından bir fiil, ya hukuka uygundur veya hukuka aykırıdır. Hukuka aykırılık unsurunu kaldıran nedenler, suç oluşturan fiilleri ceza hukukunun kapsamından çıkarıp meşru olarak görülmesini sağlamaktadır. Hukuka uygunluk nedenleri tüm hukuk düzeni bakımından fiilin hukuka uygun olmasını sağlamaktadır. Başka bir ifadeyle hukuka uygunluk nedenleri, aslında “suç” olarak cezalandırılması gereken tipik fiil işlenmesine rağmen bu fiilin, hukuka uygun kabul edilmesini sağlayarak suçun oluşmasını engellemektedir.

Hukuka uygunluk nedenleri, belirli sınırlar içinde kalmak koşuluyla fiili meşru kılmaktadır. Sınırın aşılması durumunda yeni bir sorumluluk başlamakta, sınıra uygun olması halinde fiil hukuka uygun olmaktadır.

Polisin zor kullanma yetkisi bakımından üçüncü kişilerin etkilenmesi, uygulama açısından büyük bir sorundur. Olayla ilgisi olmayan üçüncü kişiler, kolluk tarafından zor kullanılan olaylarda zarar görebilir. Bu kişiler, doğrudan kolluğa direnmemesine veya kolluğa saldırmamasına rağmen kolluğun kullandığı zordan olumsuz etkilenebilmektedir. Planlı operasyonlarda üçüncü kişilerin korunması için gerekli tedbirlerin önceden alınabilmesi mümkün olabilirse de ani gelişen olaylarda üçüncü kişiler de olaya dahil olabilmektedir. Dolayısıyla hukuka uygunluk nedenlerinde sınır, kişi bakımından aşılabilmektedir. Böyle bir durumda tek fiilin iki farklı kişiyi etkilemesi (neticesi) söz konusu olmaktadır. Muhatabına karşı hukuka uygun olan fiil, üçüncü kişi bakımından nasıl değerlendirilecektir sorusu olaya göre değişmektedir. Ayrıca polisin zor kullanma yetkisi kapsamında ceza sorumluluğu, disiplin sorumluluğu ve idarenin sorumluluğuyla ilgili birbirinden bağımsız süreçler işlemektedir.

Danıştay 10. Daire Esas No: 2016/186 Karar No : 2021/7077 sayılı kararına konu olayla ilgili olarak;

"...MADDİ OLAY :

Hurdacılık işiyle uğraşan ..., 23/11/2012 tarihinde ... ve ... tarafından telefonla aranmış, bu kişiler kendilerinde bulunan hurda malzemeleri satmak istediklerini beyan ederek adreslerini vermişlerdir.

... kamyonetiyle hurda malzemelerin bulunduğu adrese gitmiş, malzemeler kamyonete yüklendikten sonra, ... kamyonete binmiş, ... ise kendi aracı ile kamyoneti takip etmeye başlamıştır.

Uşak İl Emniyet Müdürlüğü'nde komiser yardımcısı olarak görev yapan ... ve iki polis memuru çalıntı eşyaların hurdacıya satılacağı yönünde ihbar gelmesi üzerine olay yerine gitmiş, polis aracı ile önde giden malzeme yüklü kamyonetin önü kesilerek durdurulması sağlanmış, gelenlerin polis olduğunu anlayan ... kamyonetten inerek yaya olarak, ... ise aracı ile kaçmaya başlamıştır.

Komiser yardımcısı ..., yaya olarak kaçan ve daha önceki soruşturmalardan tanıdığı ...'yi önce "Samet dur kaçma" diyerek ikaz ederek yakalamak için kovalamaya başlamış, ancak ...'nin teslim olmaması üzerine zimmetli silahı ile havaya bir el ateş açmıştır.

Silah seslerini duyan mahalle sakinleri evlerinden çıkarak komiser yardımcısı ...'ya tepki göstermiş, bu tepkinin artması üzerine kaçmakta olan ... ve ..., ...'nın yanına gelerek ellerinde taş ve sopalar bulunan mahalle sakinleri ile birlikte ...'yı itekleyip vurmak suretiyle darp etmeye başlamış, arbede esnasında ... kafa atarak ...'nın burnunun kırılmasına neden olmuş ve zimmetli silahını elinden almaya çalışmıştır.

Elindeki silahı vermemek ve kendisine yapılan saldırıyı bertaraf edebilmek için ... ile boğuşması esnasında ...'nın silahı patlamış ve silahından çıkan mermi, olay mahallinde bulunan ...'ın kafa bölgesine isabet etmesi sonucu ölümüne neden olmuştur.

Bunun üzerine, ...'nın, telsiz ile anonslarda bulunması sonucu gelen takviye ekiplerinin müdahalesiyle olaylar sonlandırılmıştır....

Olayla ilgili yapılan ceza yargılamasında, .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla, ...'nın kalabalık bir yerde silahını ateşlemiş olması, bu nedenle birilerinin yaralanabileceğini veya ölebileceğini öngördüğü halde silahını emniyetli bir şekilde kabzasına koyması gerekirken, atışa hazır halde elinde tutmaya devam etmesi nedeniyle bilinçli taksirle hareket ettiğinin kabulü gerektiği, maktul ...'ın ise herhangi bir direnmesinin ve olayla bir ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle ...'nın 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Anılan kararın temyizi üzerine, Yargıtay .... Ceza Dairesinin ...tarih ve E:...K:...sayılı kararıyla, komiser yardımcısı olan sanığın (...), görevini yaparken direnişle karşılaştığı, nitekim adli raporda belirlendiği üzere sanık ...'in kafa atması sonucu burnunun kırıldığı, elindeki silahı almamaları için direndiği, yerde sanıklar ile boğuştuğu sırada elinde bulunan silahı ateşlemesi neticesinde maktul ...'ın ölümüne sebep olduğu, polis olan ve olaya müdahale eden sanık ...'nın, kendisine yönelen haksız saldırıyı bertaraf etmek amacı ile adam öldürme kastı olmaksızın silahı ateşlediği, ancak bir polisten beklenebilecek dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek kendisine saldırıda bulunmamış olan maktul ...'ın ölümüne neden olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleminin TCK'nın 27. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen meşru müdafada sınırın aşılması suretiyle mahkumiyet hükmü kurulması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

.... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla bozma kararına uyulmak suretiyle sanık ...'nın meşru müdafada sınırın aşılması suretiyle işlenen taksirle adam öldürme suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın 6.000,00 TL adli para cezasına çevrilmesine karar verilmiştir.

Ayrıca, Uşak Valiliği İl Polis Disiplin Kurulu'nun ...tarih ve ...sayılı kararıyla, meydana gelen olayda, olay mahallinde bulunan şahısların, görevi yaptırmamak için direnme, suçluyu kayırma, yaralama, cep telefonu ile zimmetli el telsizine karşı yapılan yağma ve boğuşma eylemleri sırasında tetiğinin kimin tarafından çekildiği belli olmayan silahının ateş alması sonucu ...'ın öldüğü, bu nedenle komiser yardımcısı ...'nın kusurlu olduğunun tespit edilemediği gerekçesiyle ceza tayinine mahal olmadığına karar verilmiştir....

darenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı maddi ve manevi zararların idarece tazmin edilmesini sağlayan hukuksal bir kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin mal varlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da artış olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, yine bu suretle kişi varlığında oluşan manevi zararların karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.

İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Kusursuz (objektif) sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, hukuka uygun olarak yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, istisnai bir risk sonucu oluşan, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazmin etmekle yükümlüdür.

Kusursuz sorumluluğu, “risk ilkesi” (hasar/tehlike/muhatara) ve “kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi” olmak üzere temelde iki başlık altında ele almak mümkündür.

Buna göre risk ilkesi, idarenin hiçbir kusuru olmasa bile, yürüttüğü tehlikeli faaliyetler veya kullandığı tehlikeli araçlar nedeniyle ortaya çıkan zararı tazmin etmekle yükümlü olmasını ifade etmektedir. İdari faaliyetin bizatihi kendisinin veya faaliyetin yürütülmesinde kullanılan araç ve gereçlerin bünyesinde taşıdığı tehlike nedeniyle hizmeti yürüten kamu görevlilerinin, hizmetten yararlanan kişilerin veya yürütülen hizmetle bağlantısı olmayan üçüncü kişilerin zarara uğraması halinde risk ilkesi uygulama alanı bulmaktadır....

Buna göre, suçun önlenmesi ve/veya suçlunun yakalanmasına yönelik görev yapılırken direnişle karşılaşılması durumunda silah kullanma yetkisinin yasal sınırlarda kaldığından ve ölçülü olduğundan bahsedebilmek için, emniyet güçlerince öncelikle "dur" ihtarında bulunulması, bu uyarıya uyulmaması halinde "havaya ateş" edilmek suretiyle uyarının yenilenmesi, buna rağmen kişinin "silahla karşılık vermesi" veya benzer bir sebeple "meşru müdafaa" durumuna düşülmesi gerekmektedir. Belirtilen koşulların hepsinin, aktarılan sırayla gerçekleşmemesine karşın silah kullanılması halinde, kanuni yetkinin aşılacağı, dolayısıyla hizmetin kusurlu işletilmiş olacağı açıktır.

Uyuşmazlıkta, ihbar üzerine olay mahalline intikal eden komiser yardımcısı ...'nın, suçun önlenmesi ve suçluların yakalanması görevi kapsamında, yukarıda özetlenen mevzuat uyarınca kaçan şüpheliye önce "dur" ihtarında bulunduğu, kaçmaya devam etmesi üzerine "havaya ateş" ettiği, bu sırada olayın gerçekleştiği mahallenin sakinlerince meskun mahalde silah kullanımı nedeniyle ve suçluları kayırma amacıyla taş ve sopalarla komiser yardımcısına yönelik saldırıda bulunulduğu, polise yönelik oluşan mahalli tepkiden faydalanarak olay yerine geri dönen şüpheli ... tarafından kafa atılmak suretiyle komiser yardımcısının burnunun kırıldığı, bu suretle şüpheliye karşı "meşru müdafaa" haline düşen ...'nın silah kullanmasının kanuni yetkileri içerisinde olduğu, ancak komiser yardımcısının kendisine saldıranlarca elindeki silahın alınmaması için direndiği ve yerde boğuştuğu sırada elinde bulunan zimmetli silahı yanlışlıkla ateşlemesi sonucu çıkan merminin, olay yerinde bulunan fakat kendisine saldırıda bulunmayan ...'ın kafasına isabet ederek ölümüne neden olduğu, buna göre komiser yardımcısının olay anında bulunduğu koşullar göz önünde bulundurulduğunda, kendisine yönelen saldırıları meşru müdafaa sınırları dahilinde bertaraf etmeye çalışırken yaşanan arbede sırasında kazaen meydana gelen ölüm olayında kusurunun bulunmadığı, dolayısıyla istenmeyen sonucun oluşumunda davalı idarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

Bununla birlikte, idarenin faaliyet alanı içerisinde gerçekleşen ve bünyesinde risk unsurunu barındıran güvenlik/asayiş hizmeti sırasında meydana gelen dava konusu olay ile idari hizmet arasında illiyet bağı bulunduğu açık olup; dava konusu zararın, müteveffa ...'ın komiser yardımcısına saldırıda bulunmadığı ve olayın meydana gelmesinde herhangi bir dahli olmadığı, olayın bütünüyle güvenlik/asayiş hizmetinin bünyesinde bulunan risk unsuru sonucu meydana geldiği anlaşıldığından, komiser yardımcısının üzerine zimmetli silahı ateşlemesi sonucu ...'ın ölümü nedeniyle oluşan özel ve olağan dışı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince davalı idarece tazmini gerektiği sonucuna ulaşılmıştır...." denilmektedir.

Sonuç olarak yukarıdaki örnek olayda görevli polis hakkında taksirli sorumluluk nedeniyle ceza mahkumiyeti verilmiş, disiplin soruşturmasında ceza verilmemiştir. İdarenin sorumluluğu bakımından ise kusur sorumluluğu yerine kusursuz sorumluluk ilkesinin uygulanması önemlidir. Bu noktada ceza hukukundaki taksir, idare hukuku bakımından "hizmet kusuru" ile eş anlamlı olmadığını vurgulamak gerekir.