5237 sayılı TCK'nın Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti başlıklı 188. maddesinin 3. fıkrası; uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, 10 yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır, şeklinde tanımlanmış olup uyuşturucu veya uyarıcı madde ticaretine ilişkin seçimlik hareketler belirlenmiştir.

Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalarda uyuşturucunun kullanma amacı doğrultusunda bulundurulduğu yönünde savunmalar yapılmaktadır. Adil yargılama hakkı kapsamında şüpheli veya sanığın savunmasının doğruluk derecesinin araştırılarak maddi gerçeğin tespiti gerekir. Uyuşturucu madde bulundurma eyleminin, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu mu, yoksa uyuşturucu madde ticareti suçunu mu oluşturduğunun tespitinde ana ölçüt, bulundurmanın hangi amaca yönelik olduğunun araştırılmasıdır. Ceza Genel Kurulu’nun 15.06.2004 gün ve 107-136 ile 06.03.2012 gün ve 387-75 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da belirtildiği gibi, uyuşturucu madde bulundurmanın, kullanma maksadına yönelik olduğunun belirlenmesinde kural düzeyinde ölçütler benimsenmektedir. Şüpheli veya sanığın suça konu uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi bedelli veya bedelsiz başkasına verip vermediğinin araştırılması gerekir. Yine suça konu maddenin miktarı ve türünün de bilimsel açıdan araştırılarak şüpheli veya sanığın kişisel kullanımı kapsamında olup olmadığının değerlendirilmesi şarttır. Ayrıca uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçiriliş şekli de eylemin niteliğinin tespitinde önemli bir kriter olarak karşımıza çıkmaktadır.

Uyuşturucu madde suçlarında somut olayın özelliklerine göre sanık hakkındaki iletişimin tespiti, dinlenmesi ve tespitine yönelik tedbir, varsa fizik takip altında tutulduğu dönemdeki eylemleri, varsa zincirleme suretiyle uyuşturucu ve/veya uyarıcı madde satışı, suçüstü yapıldığı anda kullandığı araçta, iş yerinde ve/veya evde uyuşturucu madde ele geçirilmiş olması, uyuşturucu ve veya uyarıcı maddenin miktarı ve türü, ihbar üzerine suça konu uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri satın alan kişilerin yakalama sonrası polisteki ifadeleri, soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki tüm ifadeler, tapeler, usulüne uygun olarak alınmış üst arama, araç, ev ve/veya iş yeri arama tutanakları, yakalama tutanakları, uzmanlık raporları ile olayın oluş ve işleyiş şekli ışığında maddi gerçeğin ortaya çıkarılarak bir değerlendirme yapılmak suretiyle sanığın eyleminin nitelendirilmesi, delillerin ortaya konularak tartışılması suretiyle sanığın mahkumiyeti halinde eylemine uyan yasa maddelerinin usule uygun olarak belirlenmesi gerekir. Diğer bir ifadeyle, iddia, sanığın aşamalardaki savunmaları, tanık anlatımları, kollukça düzenlenen üst arama tutanağı, ön tespit tutanağı, tartı vezin tutanağı, eşleştirme tutanağı, varsa ihbar tutanağı, fotoğraf teşhis tutanakları, … Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen uzmanlık raporu,… İl Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü Parmak İzi Geliştirme Laboratuvar Büro Amirliğince düzenlenen uzmanlık raporu, sanıklara ait nüfus ve adli sicil kayıtları ile olayın oluş ve işleyiş şekli üzerinden bir maddi ve hukuki değerlendirme yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekir.

Hukuka uygun yöntemlerle Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hakimliğinden alınan karar doğrultusunda soruşturma kapsamında uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan takip edilen sanık veya sanıklara yönelik uygulanan iletişimin tespiti ve fiziki takip çalışmaları neticesinde sanık veya sanıkların bireysel ya da fikirsel ve eylemsel iş birliği içerisinde uyuşturucu veya uyarıcı madde almak isteyen şahısların telefon iletişimine ilişkin telefon trafiği, alıcı veya alıcıların sanık veya sanıkların iş yerine veya ikametlerine giderek uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi satın almalarının tutanaklar ile belgelenmesi, fiziki takip çalışmaları, yakalamalar ile yakalanan alıcı ve satıcının usulüne uygun olarak somut olayın özelliklerine göre fiziksel veya fotoğraf teşhis tutanakları üzerinden maddi gerçeği ortaya çıkarmaya yönelik olarak mahkemenin dosya kapsamındaki deliller ışığında vicdani kanaate ulaşmasında hukuki zorunluluk bulunmaktadır. Kurgu veya varsayımlar üzerinden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırılık oluşturmaktadır.

Uyuşturucu madde ticareti suçundan yargılama yapan ağır ceza mahkemesi sanık hakkında mahkûmiyet kararı verdiğinde sanığın tutuklanma nedenleri, tutuklu kaldığı süre ve verilen cezanın miktarı nazara alınarak tutukluluk halinin devamına ve hüküm özetinin bulunduğu yer cezaevine gönderilmesine karar verilmelidir. Uygulamada uzun süre tutuklu kalan sanıkların sanık statüsünden hükümlü statüsüne geçerek hükümlü hakları olan açık cezaevine gitme, şartla tahliye ve denetimli serbestlik hükümlerinden faydalanmak amacıyla mahkeme kararlarını istinaf etmeyerek kararın kesinleşmesini sağladıkları gözlemlenmektedir.

CMK’nın 217. maddesine göre hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; ”Hükme esas alınan iletişimin tespiti çözüm tutanakları, görüntü çözümleme tutanağı ile diğer tutanakların duruşmada sanığa okunarak diyeceklerinin sorulması, sanığın konuşmaların kendisine ait olmadığını belirtmesi durumunda ses örneklerinin alınması ve ses kayıtlarının sanığa ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesine veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması, ayrıca tanık H..'dan ele geçen uyuşturucu maddenin sarılı olduğu fişte sanık İ…'in parmak izinin çıkması karşısında buna ilişkin sanık İ..'in beyanının alınması ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması, hukuka aykırılık oluşturmaktadır”[1].

Mahkeme uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan sanığın eylemine uyan 5237 Sayılı TCK'nın 188/3. maddesi gereğince kastının yoğunluğu, ele geçen uyuşturucu madde miktarı, suçun oluş ve işleniş biçimi, suçun işlendiği yerile meydana gelen zarar ve/veya tehlike gözetilerek asgari hadden uzaklaşarak takdiren ve teşdiden cezayı belirlerken gerekçesini somut olgular üzerinden detaylandırmalıdır.

Sanıktan ele geçen uyuşturucu maddelerden birinin eroin, kokain, morfin, bazmorfin, sentetik kannabinoid ve türevleri, sentetik katinon ve türevleri, sentetik opioid ve türevleri veya amfetamin ve türevleri olması halinde sanığa verilen cezadan TCK'nin 188/4-a maddesi gereğince yarısı oranında artırım yapılması gerekir. Yine uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulundurma fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi, hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Aynı fiiller kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz. Ayrıca TCK’nın 188/5. maddesine göre uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç etme ile uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulundurma eylemlerinin üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

İhbar üzerine sanığın evinde arama yapılmasına dair sulh ceza hakimliğinin verdiği adli arama kararı kapsamında yapılan aramada ele geçirilen uyuşturucunun miktarı ve hassa terazinin varlığı somut olayda sanığın uyuşturucu ticareti kastıyla hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Dava dosyasının kapsamına göre; sanığın ikametinde uyuşturucu sattığı ihbarı üzerine Sulh Ceza Hakimliğince verilen adli arama kararı ile sanığın ikametinde yapılan aramada, sentetik kannabinoidler grubunda yer alan ADB-BUTINICA, metamfetamin ve metamfetamin bulaşıklı hassas terazinin ele geçirildiği olayda; sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçunu işlediği iddiasına ilişkin olarak; eyleme uyan suç vasfının ve yaptırımlarının doğru biçimde belirlendiği, ikametinden ele geçirilen madde miktarı, metamfetamin bulaşıklı hassas terazinin ele geçirilmesi ile dava dosyası kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair kabulde, delillerin değerlendirilmesine aramanın hukuka uygun olduğuna ilişkin takdirlerinde, sanık müdafisinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır”[2].

Uyuşturucu ticareti suçlarında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için sanığın aşamalarda ismini verdiği şahsın hakkında dava açılarak şahsın mahkûm edilmesi şarttır. Böyle hallerde etkin pişmanlıkta bulunan sanık yargılamanın yenilenmesi yolu ile etkin pişmanlıktan faydalanabilecektir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, olay tutanağı içeriği, sanığın aşamalardaki savunmaları, tutanak tutucuların ifadeleri, uyuşturucu maddenin miktarı, ele geçiriliş şekli, kriminal rapor ile dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığı şeklindeki kabulün isabetli olduğu, sanığın savunmalarında uyuşturucu maddeyi satın aldığını beyan ettiği şahsın dava açılması neticesinde mahkûm olması halinde, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının, yargılamanın yenilenmesi yoluyla değerlendirilmesinin mümkün olduğu, bu aşamada sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve tekerrür hükümleri uygulamasının hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, sanık ve müdafisinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır”[3].

Zincirleme suç hükümleri uygulanırken aynı suç işleme kararı kapsamında değişik tarihlerde işlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçu sayısınca cezanın artırılması gerekir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Mahkemece, bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda dört ayrı "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçunun sanık tarafından işlendiği kabul edilmesine rağmen, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümleri uygulanırken eylem sayısına göre kanunda öngörülen alt sınır aşılarak artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, alt sınırdan artırım yapılması suretiyle sanık hakkında eksik ceza tayin edilmesi, yasaya aykırılım oluşturmaktadır[4]”. Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçlarında fiili kesinti olmaksızın aynı suç işleme kararı kapsamında işlenen birden fazla eylem bulunması halinde, iddianamenin kabul edilmesi şartıyla iddianamenin düzenlenmesi tarihinden önce işlenen aynı nitelikte suçlardan dolayı 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekir. Diğer bir ifadeyle, hukuki kesinti oluştura bir işlem olan kamu davasının açılması sonucu işlenen suç artık zincirleme suç olmayıp bağımsız suç olarak kabul edilecektir.

5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin uygulanması kapsamında Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararı ışığında 7242 sayılı Kanun'la yapılan değişikliklerin hızlı ve etkin bir yargılamanın sağlanması açısından infaz aşamasında gözetilmesi gerekir.

Mahkeme tarafından sanığın sabıka kaydının incelenmesinden mükerrir olduğu anlaşıldığında, 5275 sayılı Kanunun 108/3 maddesinin uygulanması bakımından koşullarının oluşması halinde sanığın cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanması yönünde karar verilmelidir. İkinci kez mükerrir olan sanık hakkında sehven birinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanması, aleyhe temyiz yoksa bozma nedeni yapılmamaktadır.

Mahkemece adil yargılama ışığında yapılan yargılama sonunda hukuka uygun yöntemlerle toplanan delillerin duruşmada okunup karar yerinde incelenip tartışılması, sanık veya sanıkların suçlarının sübutunun kabul edildiği durumlarda eylemlerinin dosya içeriğine uygun olarak olayın oluş ve işleyiş şekline göre nitelendirilerek suç vasfının tayin edilmesi, cezayı ağırlatıcı ve azaltıcı hallerin net bir şekilde belirtilerek cezanın şahsileştirilerek gerekçeli olarak hüküm kurulması Anayasal ve yasal bir zorunluluktur.

Arama kararının hukuka aykırı olması, ilk derece mahkemesince kurulan hükmün gerekçesiz olması, dosya kapsamındaki delillerin kurguya dayalı olarak hukuka aykırı yöntemlerle toplanması, dosya kapsamında yargılanan sanıklardan birinin veya bir kaçının diğer sanık veya sanıkların eylemine iştirak etmemesi, adil yargılanma ilkesinin ihlal edilmesi, savunma hakkının kısıtlanması, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması ya da eksik uygulanması, tekerrür hükümlerinin yanlış uygulanması, hüküm kurulurken normlarının yanlış uygulanması veya delil değerlendirmesinin hatalı yapılması hallerinde kararın istinaf ve/veya temyiz mahkemesince bozulması gerekir.

Suça konu uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin sanık veya sanıklar ile bağın kapsamında ticaretine ilişkin dosya kapsamında her türlü şüpheden uzak, mahkumiyete yeterli, kesin ve inandırıcı nitelikte somut delil bulunmadığı hallerde beraat kararı verilmesi gerekir.

Uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan cezalandırılması istemiyle sanık hakkında kamu davası açılmış olup yapılan yargılama kapsamında yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hallerinde CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince sanığın beraatına karar verilmesi şarttır. Eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu hallerde suç vasfının değişerek TCK’nın 191. maddesi hükümlerine göre yargılama yapılmalıdır.

Uyuşturucu madde ticaretine ilişkin örnek karar şöyledir:

1-Sanığın üzerine atılı bulunan uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçu ile ilgili olarak yapılan yargılama kapsamında atılı suçu işlediği sabit görüldüğünden eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 188/3. maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki kullanılan araçlar, suç konusunun önemi, suça konu uyuşturucunun miktarı, sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, olayın oluş ve işleyiş ile sanığın güttüğü amaç ve saiki nazara alınarak takdiren asgari hat olan 10 YIL hapis ve 1000 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına, (Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz)

2-Suça konu uyuşturucu maddenin kokain olduğu anlaşılmakla TCK'nın 188/4-a maddesi gereğince sanığın cezası yarı oranında arttırılarak 15 yıl hapis ve 1500 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına,

3-Sanığın eylemlerini aynı suç işleme kararı kapsamında değişik tarihlerde gerçekleştirmek suretiyle zincirleme olarak gerçekleştirdiği anlaşılmış olup 5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca sanığa verilen ceza takdiren 1/4 oranında artırılarak 18 yıl 9 ay hapis ve 1875 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına,

4-Sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurularak TCK'nın 62/1 maddesi gereğince verilen cezada takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 15 yıl 7 ay hapis ve 1562 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına,

5-Sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu ve suçun işlenmesindeki özellikler göz önüne alınarak TCK 52/2. Maddesi gereğince taktiren 1 gün karşılığı 20 TL hesabı ile 1562 gün adli para cezası karşılığı 31.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,

6-Sanığın ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurularak hükmedilen adli para cezasının hükmün kesinleşme tarihinden itibaren TCK'nın 52/4 maddesi uyarınca birer ay ara ile 12 eşit taksit halinde ödenmesine, taksitlerden birinin zamanında ödenmediği takdirde TCK'nın 52/4 maddesi gereğince geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilebileceği hususunun sanığa ihtarına,

7-Neticeten sanığın 15 yıl 7 ay hapis ve 31.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,

8- Sanık ve müdafisi tarafından talep edilen lehe hükümler ile ilgi olarak verilen ceza miktarı itibariyle lehe hükümlere ilişkin uygulanma koşulları oluşmadığından sanık hakkında CMK’nın 231/5, TCK'nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanmasına kanunen ayrı ayrı yer olmadığına,

9-Tutuklu sanık hakkında isnat olunan uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçuna ilişkin olarak somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesinin bulunması, sanığa yüklenen suçlamaya ilişkin olarak mahkememizce kurulan hükmün mahiyeti gözetildiğinde sanığın kaçacağına ilişkin somut delillere dayalı kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, yüklenen suçun CMK'nın 100/3 hükmünde yer alan katalog suçlardan oluşu, sanığın yüklenen suçu işlediğine dair somut delillere dayalı kuvvetli şüphe sebepleri bulunduğu noktada diğer tutuklama nedenlerinin bulunduğunun kabulüne olanak bulunması, CMK.nun 100/1-2-3 maddesindeki şartların birlikte gerçekleştiği ve adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı, tutuklamanın bu aşamada yüklenen suçun mahiyetine ve sanığın tutuklu kaldığı süreye nazaran ölçülü olduğu kanaatine ulaşılarak sanığın hükmen tutukluluk halinin devamına, bu hususun sanığa tefhimine,

10- 5271 sayılı CMK’nın 101/2. maddesi uyarınca tutukluluğun devamına ilişkin kararın sanık ve sanık müdafisine tebliğ edilmesi, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde … Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde sanığın itiraz hakkının bulunduğu hususunun Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü vasıtası ile tutuklu sanığa bildirilmesinin temini ve bu hususları içerir şekilde tutanak düzenlenmesi amacıyla tutuklu sanığın bulunduğu Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına,

11- Sanığın gözlem altında ve tutuklulukta geçirdiği sürelerin TCK’nın 63. maddesi gereğince sanığa verilen hapis cezasından mahsubuna,

12- Suça konu adli emanete kayıtlı uyuşturucu madde ve eklerinin TCK'nın 54/4 maddesi gereğince müsaderesine,

13-Sanığın sarfına sebep olduğu … yargılama giderinin mahkûm olan sanıktan CMK'nın 325/1 maddesi gereğince tahsili ile hazineye irat kaydına,

Dair; iddia makamında bulunan Cumhuriyet savcısının mütalaasına uygun olarak, sanık ve sanık müdafinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkeme kalemine tevdii edilecek bir dilekçe ile ya da mahkeme kalemine sözlü beyanda bulunarak bu beyanın tutanağa geçirilmesi suretiyle tutuklu ya da hükümlü bulunanlar için tutuklu ya da hükümlü bulundukları ceza infaz kurumu/ tutukevi idaresine verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile idare müdürüne beyanda bulunmak suretiyle .. bölge adliye mahkemesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere; belirtilen şekilde ve sürede istinaf yoluna başvurulmaması halinde kararın kesinleşeceği belirtilmek üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı.

--------------

[1] Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 26. 12. 2024 tarihli, 2022/11346 esas ve 2024/26568 sayılı kararı (https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202211346-e-202426568-k-sayili-karari)

[2] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 10. 12. 2025 tarihli, 2024/25122 esas ve 2025/10427 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[3] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 10. 12. 2025 tarihli, 2024/7286 esas ve 2025/10403 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[4] Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 15. 01. 2026 tarihli, 2019/5730 esas ve 2026/367 6sayılı kararı (https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20195730-e-2026367-k-sayili-karari).