Giriş

Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, uyuşmazlıkların önemli bir kısmı elektronik veriler üzerinden şekillenmektedir. Bu kapsamda özellikle ekran görüntüleri (screenshot), taraflar arasında gerçekleşen iletişimin ispatında sıklıkla başvurulan bir delil türü haline gelmiştir. Ancak ekran görüntülerinin, doğrudan dijital verinin kendisi olmayıp yalnızca onun görsel bir yansıması olması, bu delilin hukuki niteliği ve ispat gücü bakımından önemli tartışmaları beraberinde getirmektedir.

Bu çalışmada, ekran görüntülerinin hukuk ve ceza yargılamasındaki delil değeri; Yargıtay içtihatları ve doktrindeki yaklaşımlar çerçevesinde ele alınacaktır.

I. Hukuk Yargılamasında Ekran Görüntülerinin Delil Niteliği

1. Hukuka Uygunluk ve Aidiyet Şartı

Hukuk yargılamasında bir delilin hükme esas alınabilmesi için öncelikle hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması ve ilgili kişiye aidiyetinin ispatlanması gerekmektedir.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 16.12.2024 tarihli kararında (E. 2023/3675, K. 2024/9976), WhatsApp ekran görüntülerinin delil olarak kabul edilebilmesi için:

- mesajların davalıya ait olduğunun,

- hukuka uygun şekilde elde edildiğinin

ispat edilmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Aksi halde bu tür görüntülerin hükme esas alınamayacağı vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, 6100 sayılı HMK m.189/2 hükmüyle de uyumludur. Söz konusu hükümde, “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin mahkeme tarafından dikkate alınamayacağı” açıkça düzenlenmiştir.

2. Ekran Görüntüsünün Tek Başına İspat Gücü

Yargıtay uygulamasında ekran görüntülerinin tek başına yeterli delil olarak kabul edilmediği görülmektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 13.07.2023 tarihli kararında (E. 2022/7899, K. 2023/2156), elektronik ortamdaki görüntü ve fotoğrafların kolaylıkla değiştirilebilir nitelikte olduğu belirtilmiş; bu nedenle tek başına kesin ispat aracı olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir. Ancak bu tür verilerin, havale dekontu gibi somut delillerle desteklenmesi halinde hükme esas alınabileceği kabul edilmiştir.

Bu yaklaşım, ekran görüntülerinin ancak “delil başlangıcı” veya “destekleyici delil” olarak kabul edilebileceğini göstermektedir.

II. Ceza Yargılamasında Ekran Görüntülerinin Değerlendirilmesi

1. Delilin Elde Ediliş Amacı ve Niteliği

Ceza yargılamasında ekran görüntülerinin değerlendirilmesinde en önemli kriterlerden biri, delilin sonradan oluşturulup oluşturulmadığıdır.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 19.03.2024 tarihli kararında (E. 2021/8195, K. 2024/2481), sunulan görüntülerin sonradan delil oluşturmak amacıyla elde edilmediğinin anlaşılması halinde, bu kayıtların hukuka uygun delil olarak kabul edilebileceği belirtilmiştir.

Bu karar, ceza yargılamasında delilin doğal süreçte elde edilmesi ile sonradan üretilmesi arasındaki ayrımın kritik olduğunu ortaya koymaktadır.

2. Manipülasyon ve Sahtelik Riski

Ekran görüntülerinin en önemli zafiyeti, manipülasyona açık olmasıdır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 25.12.2023 tarihli kararında (E. 2021/18569, K. 2023/26278), hakaret suçuna ilişkin dosyada tek delil olan ekran görüntülerinin bilirkişi raporuyla sonradan üretilebileceğinin tespit edilmesi üzerine, bu delilin mahkûmiyet için yeterli olmadığı belirtilmiş ve beraat kararı onanmıştır.

Bu karar, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin dijital deliller bakımından da katı şekilde uygulandığını göstermektedir.

3. Teknik Kalite ve Çözünürlük Sorunu

Ceza yargılamasında delilin teknik yeterliliği de belirleyicidir.

Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin 13.02.2020 tarihli kararında (E. 2019/10699, K. 2020/1817), güvenlik kamerası görüntüsünün başka bir cihazla kaydedilmesi sonucu oluşan görüntülerin net olmaması nedeniyle mahkûmiyet için yeterli olmadığı kabul edilmiştir.

Benzer şekilde Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 19.12.2018 tarihli kararında (E. 2016/11519, K. 2018/15922), düşük çözünürlük nedeniyle yüz hatlarının belirlenemediği görüntülerin kanaat oluşturmaya elverişli olmadığı ifade edilmiştir.

III. Bilirkişi İncelemesinin Zorunluluğu

Dijital delillerin değerlendirilmesinde teknik inceleme hayati öneme sahiptir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 22.11.2018 tarihli kararında (E. 2016/10210, K. 2018/14020), kolluk tarafından düzenlenen izleme tutanaklarının yeterli olmadığı; görüntülerin mutlaka uzman kuruluşlar tarafından teknik incelemeye tabi tutulması gerektiği belirtilmiştir.

Yine aynı dairenin 20.02.2024 tarihli kararında (E. 2021/13724, K. 2024/2721), görüntülerin iyileştirilmesi ve sanıkla mukayese edilmesinin zorunlu olduğu vurgulanmıştır.

Bu içtihatlar, ekran görüntülerinin bilirkişi incelemesi olmaksızın hükme esas alınamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.

IV. Doktrindeki Yaklaşımlar ve Tartışmalar

Doktrinde ekran görüntülerinin delil değeri üç temel yaklaşım çerçevesinde değerlendirilmektedir:

1. Zayıf Delil Yaklaşımı

Bu görüşe göre ekran görüntüleri manipülasyona açık olduğu için tek başına ispat gücü yoktur ve yalnızca delil başlangıcı niteliğindedir.

2. Belge Niteliği Yaklaşımı

HMK m.199 kapsamında elektronik verilerin belge olduğu kabul edilmekte; ekran görüntüleri de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Ancak bu belgelerin doğrulanmadığı sürece ispat gücü sınırlıdır.

3. Delil Serbestisi Yaklaşımı

Azınlıkta kalan bu görüşe göre, hâkim vicdani kanaatine dayanarak ekran görüntüsünü tek başına da yeterli görebilir. Ancak bu yaklaşım Yargıtay içtihatlarıyla örtüşmemektedir.

V. Usuli ve Stratejik Sonuçlar

Ekran görüntüsüne dayalı bir dava stratejisinde aşağıdaki hususlar kritik öneme sahiptir:

- Cihaz üzerinde keşif talep edilmesi

- Bilirkişi incelemesi yaptırılması

- Tanık ve diğer maddi delillerle desteklenmesi

- Verinin orijinalliğinin ortaya konulması

Aksi halde ekran görüntüsü, tek başına ispat yükünü karşılamayacaktır.

VI. Sonuç

Ekran görüntüleri, modern yargılamanın vazgeçilmez delillerinden biri olmakla birlikte, tek başına güçlü bir ispat aracı değildir. Yargıtay’ın istikrarlı içtihatları, bu tür delillerin:

- hukuka uygun elde edilmesi,

- aidiyetinin ispatlanması,

- teknik olarak doğrulanması,

- diğer delillerle desteklenmesi

şartlarına bağlı olarak hükme esas alınabileceğini ortaya koymaktadır.

Özellikle ceza yargılamasında, teknik inceleme ile doğrulanmayan ve manipülasyon ihtimali bulunan ekran görüntülerinin mahkûmiyet için yeterli görülmemesi, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin dijital deliller bakımından da güçlü şekilde uygulandığını göstermektedir.

Sonuç olarak, ekran görüntüsü tek başına bir delil değil, ancak doğru şekilde desteklendiğinde etkili bir ispat aracı niteliği kazanabilen kırılgan bir delildir.