Giriş
Üretken yapay zekâ sistemlerinin son yıllarda ulaştığı düzey, telif hukuku bakımından uzun süredir yerleşik kabul edilen bazı kavramların yeniden düşünülmesini zorunlu kılmıştır. Bugün yapay zekâ metin üretim sistemleri yalnızca kısa cevaplar üretmekle kalmamakta; makale taslağı, rapor, analiz, özet, kuramsal çerçeve ve belirli bir üslup taklidi içeren metinler de oluşturabilmektedir. Bu teknik gelişme, ilk bakışta yalnızca dijitalleşmenin doğal bir uzantısı gibi görünse de, gerçekte eser sahipliği ve yazarlık kavramlarının çekirdeğine dokunmaktadır. Zira mesele, yalnızca metnin hangi araçla üretildiği değil; hukuk düzeninin yaratıcı katkıyı kime atfedeceği, kime hak tanıyacağı ve kime sorumluluk yükleyeceğidir.[1]
Sorunun merkezinde şu yalın ama kuvvetli soru yer alır: Bir makale yapay zekâ tarafından üretilirse, yazar kim olarak kabul edilecektir? Bu soruya verilecek cevap, telif korumasının sınırlarını, akademik yazarlığın mantığını ve yapay zekâ destekli içerik üretiminde insan unsurunun hangi ölçüde korunacağını belirleyecektir. Nitekim doktrinde yapay zekâ tarafından meydana getirilen fikrî ürünlerin eser sayılıp sayılamayacağı, eser sayılacaksa hak sahipliğinin kime ait olacağı ve mevcut düzenlemelerin bu yeni üretim biçimine ne ölçüde cevap verebildiği uzun süredir tartışılmaktadır.[2]
Bu çalışma, yapay zekâya ilişkin romantik ya da apokaliptik senaryolara yönelmekten ziyade, mevcut telif hukuku mantığı içinde yazarlığın insana hangi koşullarda atfedileceği ve yapay zekânın hangi sınırlar içinde araç olarak kalacağı sorusuna açıklık getirmeyi amaçlamaktadır. Üretken yapay zekâ araçlarının yaygın kullanımı da bu tartışmayı salt kuramsal bir düzlemin ötesine taşımaktadır.[3]
I. Telif Hukukunda Eser ve Yazarlığın İnsan Merkezli Yapısı
Türk hukukunda eser kavramı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda düzenlenmiştir. Kanun’un 1/B maddesine göre eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ve kanunda sayılan fikir ve sanat ürünlerinden birine dahil olan üründür.[4] Bu tanımın merkezinde yer alan “sahibinin hususiyeti” unsuru, öğretide uzun süredir insanın yaratıcı ve özgün katkısını yansıtan fikrî çabası ile bağlantılı biçimde yorumlanmaktadır.[5] Başka bir ifadeyle telif hukuku, yalnızca ortaya konulan eseri değil; o eserin oluşumuna yön veren yaratıcı ve kişisel katkıyı koruma altına alır. Bu nedenle yapay zekâ tartışmasının düğümlendiği ilk yer, tam da bu hususiyet unsurudur. Eğer telif hukuku insanın bireysel yaratıcı katkısını esas alıyorsa; tamamen otomatik biçimde çalışan bir sistem tarafından üretilen içerikte hak sahipliği kime atfedilecektir? Bu sorun yeni değildir. Amerikalı fikrî mülkiyet hukuku alanında önde gelen akademisyenlerden Pamela Samuelson, daha 1980’li yıllarda bilgisayar tarafından meydana getirilen ürünler bakımından sorunun, makinenin teknik olarak çıktı üretme kapasitesinden değil; telif hukukunun yazarlığı insan yaratıcı emeğine bağlayan kurucu yapısından kaynaklandığını ortaya koymuştur. Bu çerçevede, üretim sürecinde insanın yaratıcı katkısının belirleyici olduğu durumlarda mevcut sistem içinde yazarlığın tespiti mümkün olmakta; buna karşılık insan katkısının zayıfladığı veya ortadan kalktığı hâllerde, hak sahipliğinin belirlenmesi telif hukukunun insan merkezli yapısı nedeniyle yapısal bir sorun hâline gelmektedir.[6]. Zira telif hukuku, tarihsel olarak teknolojiyi değil, yaratıcı insan emeğini korumaya yönelen bir hak rejimi olarak inşa edilmiştir. Bu kurucu yaklaşım, yapay zekâ çağında da geçerliliğini sürdürmektedir.
Türk doktrininde de benzer biçimde, hususiyetin gerçek kişiye özgü fikrî çabayı gerektirdiği, bu sebeple eser sahipliği kavramının özünde insan unsuruna dayandığı kabul edilmektedir.[7] FSEK m. 1/B’de eser sahibi tanımında daha önce yer alan ve eser sahipliğini gerçek kişilere özgüleyen “gerçek” ibaresinin 2004 yılında metinden çıkarılmış olması, yapay zekâya doğrudan eser sahipliği tanındığı şeklinde yorumlanamaz; zira öğretide ve yargı pratiğinde eser sahipliği ile yaratıcı insan katkısı arasındaki bağ korunmaya devam etmektedir.[8] Bu sebeple yapay zekâ destekli üretimlerde ilk bakılması gereken husus, ortaya çıkan sonucun teknik olarak etkileyici olup olmaması değil; nihai ifadenin oluşumunda insanın fikrî tercihlerinin belirleyici seviyeye ulaşıp ulaşmadığıdır.[9] Dolayısıyla bugünkü hukuki çerçevede ilk söylenmesi gereken şudur: Yapay zekâ destekli her üretim koruma dışı değildir; ancak korumanın yöneldiği esas unsur, makinenin teknik çıktısı değil, o çıktı üzerinde belirleyici olan insan katkısıdır.
II. Yapay Zekâ Bağımsız Bir Yazar Sayılabilir mi?
Yapay zekâ sistemlerinin dilsel bakımdan tutarlı, hatta kimi zaman ikna edici ve yaratıcı görünen metinler üretebilmesi, bunların bağımsız yazar olarak kabul edilip edilemeyeceği sorusunu gündeme taşımıştır.[10] Yapay zekânın bağımsız bir yazar olarak kabul edilmesi, yalnızca telif hukuku bakımından değil, sorumluluk ve isnat mantığı bakımından da ciddi sorunlar yaratmaktadır. Bu nedenle güncel kurumsal yaklaşım, yapay zekânın yazar olarak tanınmaması yönündedir. ABD Telif Hakları Ofisi, 2023 tarihli rehberine göre, yapay zekâ tarafından üretilen materyal içeren telif hakkı tescil başvurularını, “insan yazarlığı şartı” çerçevesinde incelemekte ve değerlendirmesini eserin insan yaratıcılığının ürünü olup olmadığına göre yapmaktadır.[11] Bu yaklaşımda belirleyici ölçüt, başvuruya konu içeriğin salt otomatik üretimin sonucu olup olmadığı ya da insanın yaratıcı seçim, düzenleme ve yönlendirmelerini yansıtan bir katkı içerip içermediğidir.[12]
Yargısal düzeyde bu tartışmanın somutlaştığı önemli kararlardan biri Thaler v. Perlmutter davasıdır. Bu davada, “Creativity Machine” adlı yapay zekâ sistemi tarafından üretildiği ileri sürülen bir görsel için telif kaydı talep edilmiş; eser sahibi olarak ise yapay zekâ gösterilmiştir. ABD Telif Hakları Ofisi, başvuruda insan yazarlığına ilişkin bir unsur bulunmadığı gerekçesiyle tescil talebini reddetmiştir. Bu ret işleminin yargısal denetime taşınması üzerine Federal Mahkeme, Telif Ofisi’nin değerlendirmesini hukuka uygun bularak, telif korumasının insan yazarlığına dayandığını somut olay bağlamında teyit etmiştir. Mahkeme ayrıca, telif hukukunun yalnızca insan zihninin ürünü olan yaratımları koruduğunu ve insan dışı varlıkların “yazar” olarak kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır.[13] Bu karar, yapay zekânın mevcut hukuk düzeni bakımından bağımsız eser sahibi veya yazar olarak tanınmadığını güçlü biçimde göstermektedir.
Benzer şekilde, bir maymunun fotoğraf makinesinin deklanşörüne basması sonucu ortaya çıkan ve literatürde “Monkey selfie” olarak bilinen olay kapsamında ABD’de görülen Naruto v. Slater davasında, fotoğrafın ortaya çıkışında fiilen insan dışı bir varlık rol oynamış olsa dahi, telif hakkının insan dışı bir özneye tanınamayacağı kabul edilmiştir.[14] Bu örnek, yapay zekâya doğrudan eser sahipliği tanınmasına temkinli yaklaşılmasının yalnızca yeni teknolojilere özgü olmadığını göstermektedir. Bu sonucun teorik zemini de açıktır. Hukuk düzeni hak sahibi olarak tanıdığı süjeden yalnızca yaratım değil, aynı zamanda hesap verilebilirlik de bekler. Yapay zekâ ise teknik olarak üretken olsa da hukuken isnada elverişli bir kişi değildir. Bu yüzden bugün için yapay zekâyı bağımsız yazar sayan bir yaklaşımın pozitif hukukta karşılığı bulunmamaktadır.
Türk hukuk doktrininde yapay zekâ tarafından meydana getirilen ürünler bakımından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir görüş, insan yaratıcılığıyla bağ kurulamayan ürünlerin kamuya ait sayılması gerektiğini savunurken; başka bir görüş, hak sahipliğinin tek bir kişide toplanması gerektiğini kabul etmekle birlikte, bu kişinin yapay zekâyı programlayan, onu kullanan veya yaratım sürecine yön veren kişi olabileceğini ileri sürmektedir.[15] Tüm bu görüş ayrılıklarının ortak sorunu, insan katkısının hangi noktada yeterli sayılacağını kesin çizgilerle belirlemenin güçlüğüdür.
Kanaatimce meseleye, insan katkısının somut olayda ne ölçüde kurucu nitelik taşıdığını inceleyerek yaklaşmak gerekir. Bu yaklaşım benimsendiğinde, tartışma yalnızca yapay zekânın bağımsız yazarlığı meselesiyle sınırlı kalmamakta; aynı zamanda kullanıcı katkısının hukukî ağırlığına yönelmektedir. Nitekim yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerde yazarlığın belirlenmesinde insan katkısının niteliği ve derecesinin belirleyici olduğu kabul edilmektedir. Bu çerçevede son dönemde “prompt authorship” olarak adlandırılan yaklaşım, kullanıcı istemlerinin yaratıcı katkı oluşturup oluşturamayacağı sorusunu gündeme taşımaktadır. Prompt authorship, kullanıcının yapay zekâ sistemine yönelttiği istemler aracılığıyla ortaya çıkan çıktının içeriği, biçimi veya yönü üzerindeki belirleyici katkısını ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Ancak bu katkının telif hukuku bakımından yaratıcı bir katkı olarak kabul edilip edilemeyeceği henüz tartışmalıdır. Nitekim ABD Telif Hakları Ofisi, yapay zekâ tarafından üretilen içeriklere ilişkin 2023 tarihli rehberinde, yalnızca yapay zekâya yöneltilen bir istemin tek başına yazarlık için yeterli olmayabileceğini; buna karşılık insanın yaratıcı seçim ve yönlendirmelerinin somut olarak ortaya konulabildiği durumlarda korumanın mümkün olabileceğini belirtmiştir. Özellikle çok katmanlı, ayrıntılı ve belirli kavramsal sınırlar ile sonuç hedefleri içeren istemlerin, sıradan teknik komutların ötesine geçen bir yön taşıdığı ileri sürülebilir.[16] Bununla birlikte prompt authorship’i tek başına yazarlık niteliği atfedilebilecek bir faaliyet olarak kabul etmek de isabetli değildir. Zira her istem aynı yaratıcı yoğunluğu taşımaz ve aynı ya da büyük ölçüde benzer istemler farklı zamanlarda farklı çıktılar üretebilir.[17] Bu nedenle prompt, yazarlığı otomatik olarak kuran değil; insan katkısının derecesini anlamaya yarayan bir gösterge olarak değerlendirilmelidir.
Kullanıcı katkısının yoğunluğu arttıkça, farklı yazarlık görünümlerinden söz etmek de mümkün hâle gelir. Klasik durumda human authorship söz konusudur; yani fikir, yapı ve nihai ifade esas itibarıyla insana aittir. Buna karşılık yapay zekânın süreç içinde başlık önerileri, alternatif formülasyonlar, kavramsal haritalar veya ilk taslak üretimi gibi destekler sunduğu hâller, assisted authorship olarak nitelendirilebilir. Son olarak, çok aşamalı istemler, geri besleme döngüleri, tekrarlı düzeltmeler ve seçme-ayıklama süreçleriyle şekillenen üretimlerde hybrid authorship görünümü ortaya çıkmaktadır.[18] Ancak bu ayrımların ortak noktası şudur: Koruma ve sorumluluk bakımından merkezde hâlâ insan bulunmaktadır. Ne var ki bu ara formların artması, insan katkısının tespiti bakımından daha incelikli ölçütlere ihtiyaç duyulduğunu da göstermektedir.
III. Akademik Yazarlık ile Telif Hukuku Yazarlığı Aynı Şey midir?
Akademik yazarlık, eserin yalnızca kim tarafından kaleme alındığıyla ilgili değildir; aynı zamanda metnin doğruluğu, yöntemi, kaynak kullanımı ve savunulabilirliğiyle de ilişkilidir. Bu nedenle akademik alan, yapay zekâ araçlarına “yazar” statüsü tanımakta daha da ihtiyatlıdır.
Dünyanın en saygın bilimsel dergilerinden biri olan Nature’ın editoryal politikaları, yapay zekâ araçlarının yazarlık kriterlerini karşılamadığını; zira yazarlık atfının, eserin içeriği bakımından hesap verilebilirliği de içerdiğini açıkça ortaya koymaktadır.[19] Yayın etiği alanında uluslararası ölçekte standartlar belirleyen Committee on Publication Ethics (COPE) de benzer şekilde, yapay zekâ araçlarının yazar olarak gösterilemeyeceğini ve bu araçların yazarlık için gerekli sorumluluk ve hesap verilebilirlik unsurlarını karşılamadığını belirtmektedir. Bununla birlikte COPE, yapay zekâ kullanımının tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğini; aksine bu araçların katkısının uygun ve şeffaf biçimde açıklanmasının bilimsel dürüstlük bakımından zorunlu olduğunu vurgulamaktadır.[20] Bu nedenle akademik yazıda isim, yalnızca katkıyı değil; aynı zamanda savunulabilirlik, metodolojik sorumluluk ve gerektiğinde eleştiriye muhatap olabilme kapasitesini de temsil eder.
Buradan çıkan önemli sonuç şudur: Bir içerik telif hukuku bakımından belirli ölçüde koruma konusu olabilir; ancak aynı içerikte akademik yazarlık bakımından daha sıkı bir sorumluluk ve açıklama rejimi uygulanabilir. Bu nedenle “eser sahibi kim?” sorusu ile “akademik yazar kim?” sorusu çoğu zaman aynı cevaba yaklaşsa da, kavramsal olarak birbirinin tam karşılığı değildir. Özellikle akademik üretimde, insanın metin üzerindeki entelektüel sorumluluğu ve savunulabilirliği merkezde kalmaya devam etmektedir.
Avrupa Birliği Yapay Zekâ Tüzüğü (EU AI Act), doğrudan telif hukukuna ilişkin bir yazarlık rejimi kurmamakla birlikte, yapay zekâ destekli içeriklerin hukuki görünürlüğü bakımından dolaylı bir önem taşımaktadır. Nitekim Regulation (EU) 2024/1689 sayılı Tüzük, belirli yapay zekâ sistemleri bakımından şeffaflık ve bilgilendirme yükümlülükleri öngörmektedir.[21] Bu düzenlemeler doğrudan “yazar kimdir?” sorusunu cevaplamaz; ancak yapay zekâ tarafından üretilen veya düzenlenen içeriğin tamamen görünmez bırakılmaması gerektiğini ortaya koyar.
AI Act’in yazarlık tartışmasına doğrudan değil, dolaylı bir katkı sunduğu söylenebilir. Zira söz konusu düzenleme, yapay zekâ sistemlerine duyulan güvenin tesisini temel hedeflerinden biri olarak benimsemekte ve bu doğrultuda özellikle şeffaflık ilkesine merkezi bir rol atfetmektedir.[22] Yapay zekâ destekli üretim süreçlerinde şeffaflık, yalnızca teknik bir yükümlülük değil; aynı zamanda yazarlığın normatif boyutunu tamamlayan bir unsur olarak değerlendirilmelidir. Nitekim yazarlık, salt hak sahipliği ile sınırlı olmayıp, aynı zamanda güven ve sorumluluk ilişkilerinin kurulduğu bir alanı ifade eder. Bu nedenle özellikle akademik ve profesyonel metinlerde, yapay zekâ kullanımının niteliğine ilişkin makul bir açıklık sağlanması, hem etik hem de hukuki açıdan tutarlı bir yaklaşım olarak ortaya çıkmaktadır.
IV. Değerlendirme ve Sonuç
Mevcut hukuk düzenlerinde yazarlık anlayışı temelde insan merkezli bir yapıya dayanmaktadır. Bu çerçevede, söz konusu yaklaşımın korunması kanaatimce isabetlidir. Zira yazarlık yalnızca yaratıcı bir faaliyetle ilişkilendirilebilecek bir statü değil, aynı zamanda sorumluluk boyutu da bulunan bir hukuki konumdur. Yapay zekâya bağımsız yazarlık tanınması, eserin içeriği bakımından kime isnat edileceği ve kimin hesap vereceği sorularını daha da içinden çıkılmaz hâle getirecektir. Oysa hem telif hukukunda hem akademik yazarlık rejiminde, gerektiğinde metnin arkasında durabilecek bir kişi aranır. Mevcut hukukta yapay zekâ sistemlerinin bu anlamda bir hukuki kişiliği bulunmadığından, bunların yazar olarak kabul edilmesi de mümkün görünmemektedir.
İkinci olarak telif hukukunun tarihsel amacı, insan yaratıcı emeğini teşvik etmektir. Makine çıktısını bağımsız eser sahipliğiyle donatmak, koruma rejiminin gerekçesini dönüştürür ve yaratıcı insan emeği ile teknik üretim kapasitesi arasındaki ayrımı bulanıklaştırır. Bu da telif hukukunun sınırlarını gereksiz biçimde genişletme tehlikesi taşır.
Üçüncü olarak, yapay zekâ destekli üretimlerin önemli bir kısmı ikili mantığa sığmamaktadır. Ne bütünüyle insan işi ne de bütünüyle makine ürünü olan çok sayıda ara form vardır. Bu nedenle normatif çözüm, yapay zekâyı doğrudan yazar ilan etmekte değil; insanın anlamlı yaratıcı katkısını ölçen daha rafine kriterler geliştirmekte aranmalıdır. Bu bağlamda, bazı yazarlarca tamamen otonom sistem çıktıları bakımından sınırlı veya özel nitelikli bir koruma modeli önerilmekteyse de, mevcut hukuk bakımından daha isabetli yol, öncelikle insan katkısını görünür ve tartışılabilir kılan ölçütleri geliştirmektir.[23]
Bu bağlamda üç öneri ileri sürülebilir. İlk olarak, yapay zekâ destekli içeriklerde koruma, insanın anlamlı yaratıcı katkısı ölçütüne bağlanmalıdır. İkinci olarak, özellikle akademik ve profesyonel metinlerde yapay zekâ kullanımının niteliğine ilişkin makul bir açıklama standardı benimsenmelidir. Üçüncü olarak, prompt authorship gibi ara alanlarda istemin niteliği ile insanın çıktı üzerindeki sonraki katkılarını birlikte değerlendiren esnek ama ilkesel bir yaklaşım tercih edilmelidir.
Dipnotlar:
[1] Uğur Karaca / Esra Karataş, “Yapay Zeka Tarafından Meydana Getirilen Fikri Ürünlerin 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa Göre Korunması”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2022/1, s. 17 vd.
[2] Karaca / Karataş, s. 17 vd.; Mustafa Zorluel, “Yapay Zekâ ve Telif Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 142, 2019, s. 305 vd.
[3] Osman Gazi Güçlütürk, “ChatGPT ile Üretilen İçeriklerin Eser Niteliğinin 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Bakımından Değerlendirilmesi”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2022/2, s. 1900 vd.
[4] 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, m. 1/B.
[5] Ünal Tekinalp, Fikrî Mülkiyet Hukuku, 5. Bası, İstanbul, 2012, s. 107 vd.; Şafak N. Erel, Türk Fikir ve Sanat Hukuku, 3. Bası, Ankara, 2009, s. 52 vd.
[6] Pamela Samuelson, “Allocating Ownership Rights in Computer-Generated Works”, University of Pittsburgh Law Review, C. 47, S. 4, 1986, s. 1185 vd.
[7] Karaca / Karataş, s. 29 vd.; Tekinalp, s. 99-101.
[8] Hasan Kadir Yılmaztekin, “Türk Fikri Haklar Hukuku Yapay Zeka Tarafından Meydana Getirilen Eserleri Korumak İçin Hazır mı?”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2020/2, s. 1513 vd.; Büşra Kaynak Balta, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Kapsamında Eser Kavramı ve Yapay Zeka Ürünleri, Ankara, 2021, s. 112 vd.
[9] Güçlütürk, s. 1905-1907.
[10] Jane C. Ginsburg / Luke Ali Budiardjo, “Authors and Machines”, Columbia Public Law Research Paper, No. 14-649, 2019, s. 1 vd.
[11] U.S. Copyright Office, Copyright Registration Guidance: Works Containing Material Generated by Artificial Intelligence, 2023-05321 (88 FR 16190), 16 Mart 2023.
[12] U.S. Copyright Office, Copyright and Artificial Intelligence, Part 2: Copyrightability, A Report of the Register Of Copyrights, Washington D.C., 2025.
[13] Thaler v. Perlmutter, 687 F. Supp. 3d 140 (D.D.C. 2023).
[14] U.S. Copyright Office, 2023 Guidance; U.S. Copyright Office, Copyrightability Report, 2025.
[15] Karaca / Karataş, s. 39 vd.
[16] Andres Guadamuz, “Artificial Intelligence and Copyright”, WIPO Magazine, 2017; U.S. Copyright Office, “Copyright Registration Guidance: Works Containing Material Generated by Artificial Intelligence” (2023).
[17] Güçlütürk, s. 1911-1913.
[18] Ginsburg / Budiardjo, s. 1 vd.
[19] Nature Portfolio, “Artificial Intelligence (AI)”.
[20] Committee on Publication Ethics (COPE), “Authorship and AI tools”, 2023.
[21] Regulation (EU) 2024/1689 of the European Parliament and of the Council of 13 June 2024 laying down harmonised rules on artificial intelligence (Artificial Intelligence Act).
[22] European Commission, Proposal for a Regulation Laying Down Harmonised Rules on Artificial Intelligence, ayrıca karşılaştırmalı değerlendirme için bkz. Ahmet Özkan, “Yapay Zekâ Tarafından Üretilen Fikir ve Sanat Ürünlerinin Korunması”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 164, 2023.
[23] Zorluel, s. 339 vd.; Kaynak Balta, s. 167 vd.