Sabah Gazetesi'nin 24 Ağustos 2026 tarihli haberine göre, İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülen 10 milyon liralık bir menfi tespit davası, hukuk dünyasında eşine az rastlanır bir yapay zekâ tartışmasına sahne olmuştur. Davalı vekili, davacının sunduğu dava dilekçesinde yer alan “Bu karar tam olarak sizin durumunuzla ilgilidir” ve “Argümanınızı doğrudan destekleyen en önemli karardır” şeklindeki ifadeleri gerekçe göstererek, dilekçenin yapay zekâ robotundan doğrudan kopyalandığını ileri sürmüştür. Dahası, dilekçede en önemli dayanak olarak gösterilen bir Anayasa Mahkemesi kararının gerçekte var olmadığı tespit edilmiştir.
Bu somut olay çerçevesinde, hem hakim ve avukatların yargılama sürecinde yapay zekâdan yararlanmasının hukuki/etik boyutunu hem de söz konusu davada mahkemenin verdiği görevsizlik kararının isabetini değerlendirmek gerekmektedir.
1. Yargılama Sürecinde Yapay Zeka Kullanımı ve Avukatın Sorumluluğu
Öncelikle belirtmek gerekir ki bir avukatın dava dilekçesini hazırlarken yapay zeka teknolojilerinden yararlanması, yürürlükteki mevzuata veya meslek etik kurallarına aykırı değildir. Teknoloji, hukuki araştırmaları hızlandıran en meşru bir araçtır.
Ancak yapay zeka vasıtasıyla elde edilen ve dava dilekçesine eklenen yüksek yargı kararlarının uydurma (hayali) olduğunun saptanması hâlinde, bu durum mesleki etik kurallarının ve dürüstlük kuralının ihlali olarak değerlendirilir. Zira avukatın, yapay zekâ tarafından üretilen çıktıların ve atıf yapılan yargı kararlarının doğruluğunu teyit yükümlülüğü bulunmaktadır. Kontrolsüz içerik kullanımı, yargıyı yanıltma riski taşıdığından mesleki sorumluluklar doğurur.
Bu nedenle avukatlar ve hakimler/savcılar yapay zekadan yararlanmalı, anacak yapay zekadan yaralanarak yazdıkları metni veya dilekçeyi kontrol etmeden kullanmamalıdır. Aksi halde yapay zeka sadece işimizi değil gerçekleri de elimizden alır.
2. Şirket Yöneticilerinin Sorumluluk Davalarında Görevli Mahkeme Sorunu
Yapay zekâ tartışmalarının gölgesinde, İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi davanın esasına girmeden, uyuşmazlığın temelinde işçi-işveren ilişkisi yattığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş ve dosyayı İş Mahkemesi'ne göndermiştir. Ancak kanaatimizce mahkemenin bu görevsizlik kararı hatalıdır.
Zira dava tarihinde yürürlükte olan 6102 Sayılı TTK m. 553 uyarınca, şirket yönetiminde görev alanlar, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zararlardan şahsen sorumludurlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında; icracı yönetim yetkileriyle donatılmış şirket yöneticilerinin (hizmet sözleşmesiyle çalışıyor olsalar dahi) yönetim hakkı ve görevlerinden kaynaklanan eylemleri, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 553 kapsamında mutlak ticari dava olarak kabul edilmelidir. 6102 sayılı TTK m. 553 uyarınca anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ve yapılan atıf nedeniyle Limited Şirket Müdürleri ile birlikte yöneticiler de şirkete, tek tek pay sahiplerine ve alacaklılara karşı oluşan zararlardan sorumlu tutulmuştur. Bu nedenle sadece şeklen yönetim kurulu üyesi/müdür olarak seçilen veya atanan kişiler değil, ayrıca "yönetici" olarak nitelendirilebilecek ve şirket yönetimi ile uğraşan fiili yönetim kurulu üyeleri ile üst düzey yöneticiler de TTK 553. maddesinde öngörülen sorumluluk rejimine tabi olmuştur. Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar. Ayrıca sadakat yükümlülüğü gereği, şirketin üst düzey yöneticileri yönetim ve temsil fonksiyonlarını yerine getirirken, şirketin menfaatlerini ön planda tutmak ve şirkete zarar verebilecek davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
Dava konuyu olayda, şirket müdürünün şirkete zarar verdiği ileri sürülmüş olup, ileri sürülen bu iddiaların şirket yöneticilerinin kanuni sorumluluğuna (TTK m. 553 / mülga TTK m. 342) dayandığı açıktır. Bu nedenle somut olaydaki dava da niteliği itibarıyla mutlak ticari dava mahiyetinde olup TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca bu davaların çözüm yeri münhasıran Asliye Ticaret Mahkemeleridir.
Ayrıca dava konusu olayda kambiyo senetlerine de dayanılmış olup, kambiyo senetleri TTK'da düzenlendiği için bunlardan doğan uyuşmazlıklar, tarafların tacir olup olmadığına veya işin bir ticari işletmeyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın mutlak ticari davadır.
Şirket yönetiminde görev alanlar ile şirket arasında bir işçi-işveren ilişkisinin mevcut olması, bu kişiler aleyhine açılacak sorumluluk davalarında iş mahkemelerini görevli hale getirmeyecektir.
Yargıtay HGK ve 11. Hukuk Dairesi de benzer olaylarda görevli mahkemenin iş mahkemesi değil ticaret mahkemesi olduğuna karar vermiştir.
HGK, T. 12.02.2025, E. 2023/782, K. 2025/33
“Gerek 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi gerekse 6102 sayılı TTK’nın 553. maddesi kapsamında şirket yönetiminde görev alanlara karşı açılacak davalar, nitelikleri itibarıyla mutlak ticari davalardan olup bu davalarda görevli mahkeme, her iki kanunun 4 ve 5. maddeleri uyarınca asliye ticaret mahkemeleridir. Dolayısıyla şirket yönetiminde görev alanlar ile şirket arasında bir işçi-işveren ilişkisinin mevcut olması, bu kişiler aleyhine açılacak sorumluluk davalarında iş mahkemelerini görevli hâle getirmeyecektir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından şirket içi düzenlenen teftiş raporu ile davalıların, görev aldıkları şirkette dava dışı kişilere kaynak aktarımı yapmak suretiyle şirketi zarara uğrattıklarının tespit edildiği iddia edilmiştir. Eldeki davanın da davalıların 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi (6102 sayılı TTK md. 553) kapsamındaki sorumluluğuna dayalı olarak açıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar ilk derece mahkemesince, bir kısım davalılar ile şirket arasındaki işçi-işveren ilişkisinin mevcudiyetine dayanılarak iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmişse de açılan davada ortaya çıkan uyuşmazlık, davacı ile bir kısım davalılar arasındaki iş ilişkisinden yahut İş Kanunu’ndan doğan bir uyuşmazlık değildir.
Aksine davalılara yöneltilen isnatlar, davalıların şirketteki görevleri kapsamında şirketi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı olarak 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi (6102 sayılı TTK md. 553) çerçevesindeki sorumluluklarına ilişkindir. Dolayısıyla davalıların iddia olunan zarardan sorumlu olup olmadığına ilişkin taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümü, bahsi geçen kanun maddeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Buradan hareketle, davalılar aleyhine açılan sorumluluk davası niteliği itibarıyla mutlak ticari dava olup bu davaya bakma görevi asliye ticaret mahkemesine aittir. Davalılardan bir kısmının şirket ile işçi-işveren ilişkisinin bulunması, açılan davanın niteliği ve kanuni dayanağı karşısında iş mahkemesini görevli kılmaz.”
Prof. Dr. Rauf Karasu
Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı