OTEL KİRALAMALARININ HUKUKİ NİTELİĞİ
Ürün Kirası mı, Konut ve Çatılı İşyeri Kirası mı?
I. GİRİŞ
Son yıllarda artan enflasyon, taşınmaz değerlerindeki hızlı yükseliş ve ticari kiralarda kira bedellerinin ciddi seviyelere ulaşması, kira hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları daha da görünür kılmıştır. Bu süreçte, kira sözleşmelerinin hukuki niteliğinin doğru tespiti, yalnızca teorik bir sınıflandırma meselesi olmaktan çıkmış; doğrudan ekonomik sonuçlar doğuran, tarafların menfaat dengesini belirleyen kritik bir unsur haline gelmiştir.
Bu kapsamda otel kiralamaları, taşıdıkları yüksek ekonomik değer, ciddi işletme riski ve yüksek getiri potansiyeli nedeniyle, sözleşme türünün doğru belirlenmesini özellikle gerekli kılmaktadır. Zira otel kiralamasının ürün kirası mı yoksa konut ve çatılı işyeri kirası mı olduğunun tespiti farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle, otel kiralamalarında hukuki nitelik tespiti oldukça önemlidir. Bu yazımda, otel kiralamalarının hukuki niteliğini tespitini ve bu tespitin sonuçlarını inceleyeceğim.
II. ÜRÜN KİRASI KAVRAMI ve OTEL KİRALAMALARINDA HUKUKİ NİTELİĞİN TESPİTİ
Türk Borçlar Kanunu’nda ürün (hasılat) kirası, kiraya verenin, ürün veren bir malın, işletmenin veya hakkın kullanılmasını ve semerelerinden yararlanılmasını belirli bir bedel karşılığında kiracıya bırakmayı üstlendiği kira türü olarak düzenlenmiştir. Bu tanım çerçevesinde ürün kirasının ayırt edici unsuru, kiralananın yalnızca kullanılmasının değil, ürün ve gelir elde etme fonksiyonunun da kiracıya devredilmiş olmasıdır.
Otel işletmeleri, ekonomik fonksiyonları itibariyle yüksek getiri potansiyeline sahip, gelir üretmeye odaklı ticari faaliyet alanlarıdır. Bu yönüyle ilk bakışta ürün kirası tanımı ile büyük ölçüde örtüşmektedir. Ancak uygulamada, Yargıtay, ürün kirasının varlığının tespitinde, kanuni tanımın ötesine geçen tamamlayıcı bir değerlendirme yöntemi benimsemekte ve özellikle işletme ruhsatı ile birlikte kiralama olgusuna belirleyici önem atfetmektedir. Bu yaklaşım, otel kiralamaları bakımından da uygulanmakta; sözleşmenin hukuki niteliği belirlenirken, kiralananın yalnızca demirbaşlarıyla birlikte teslim edilmesi yeterli görülmemekte, işyeri açma ve çalışma ruhsatının da sözleşme kapsamında nasıl düzenlendiği dikkate alınmaktadır.
“…sözleşmede kiralanan alanın 1.235.000 m² Ankapark alanı ile 926.929,49 m² hayvanat bahçesi alanı olduğunun belirtildiği ve bilirkişi raporları ve ekli krokilerde de bu alanın çok büyük kısmının çatısız olduğunun belirtilmesi nedeniyle kiralanan alanın baskın vasfının açık alan ve dolayısıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) genel hükümlere tabi taşınmaz kira sözleşmesi kapsamında olduğunun anlaşıldığını, her ne kadar Mahkemece sözleşmenin ürün kirası niteliğinde olduğu kabul edilmiş ise de, anılan sözleşmede ruhsatların davacı kiracı tarafından alınacağı ve kiralananın ruhsatı ile kiralanamadığı anlaşıldığından yerleşik Yargıtay uygulamasına göre sözleşmenin ürün kirası niteliğinde olduğunun kabulünün doğru olmadığı,..”[1]
“Somut olayda, takibe dayanak 01.01.2022 tarihli adi yazılı kira sözleşmesinin tetkikinde; dava konusu mecur otel ve restoran olarak kullanılması amacıyla tüm demirbaşları ile davalıya kiralanmışsa da otelin mefruşat ve demirbaş ile birlikte kiralanması sözleşmeyi hasılat kirası olarak nitelendirmek için yeterli olmayıp, kiralananın işletme ruhsatıyla birlikte işletme hakkının devredilmiş olması gerekmektedir.“[2]
“Borçlar Kanunu'nun 270 ve devamı maddelerinde düzenlenen hasılat kirasından söz edilebilmesi için hasılat getiren bir taşınır ya da taşınmaz mal, ticari işletme ya da hakkın kira ilişkisinin konusunu oluşturması, burasının demirbaşları ve işletme ruhsatı ile birlikte kiraya verilmesi gerekir. Temyiz aşamasında dosyaya ibraz edilen iş yeri açma ruhsatı ve işletme izin belgesi davalı kiracı adına olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre kira sözleşmesi Borçlar Kanunun adi kira (Kararın verildiği tarihte konut ve çatılı işyeri kira hükümleri henüz yoktu.) hükümlerine tabi olup aynı Yasanın 260. maddesi gereğince 30 günlük ödeme süresi verilmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Bu nedenle işin esasının incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken deliller yanlış değerlendirilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.”[3]
“Sözleşmenin özel şartlar bölümü 1. maddesinde bu yerlerle ilgili her türlü işletme hakkının sözleşme tarihinden itibaren ve kullanma ruhsatının alınmasının kiracı tarafından eksiksiz tamamlanacağı, sözleşmenin özel şartlar 8 / h maddesinde şirketin her türlü işletme iznini alacağı, sözleşmenin özel şartlar 10. maddesinde de kira şartnamesinin ve demirbaş eşya teslim tutanağının sözleşmenin ayrılmaz bir mütemmim cüzü olduğu kararlaştırılmıştır. Bu şartlar geçerli olup tarafları bağlar. Borçlar Kanunu’nun 270 ve devamı maddelerinde düzenlenen hasılat kirasından söz edilebilmesi için hasılat getiren bir taşınır ya da taşınmaz mal, ticari işletme ya da hakkın kira ilişkisinin konusu oluşturması, burasının demirbaşları ve işletme ruhsatı ile birlikte kiraya verilmesi gerekir. Oysa taraflar arasında düzenlenen sözleşmede davacıya ait tesislerin demirbaşları ile birlikte otel olarak kullanılması için davalı borçluya kiraya verildiği ve işletme ruhsatı alma yükümlülüğünün davalı borçluya ait olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Kirazlı Belediye Başkanlığı’nca da işyeri açma ve çalışma ruhsatı 29.12.2006 tarihinde davalı borçlu adına düzenlenmiştir. Hasılat getiren bir yerin demirbaşları ile kiraya verilmesi tek başına ortada hasılat kirası ilişkisi olduğunu göstermez. Kiralananın işletme ruhsatı ile birlikte kiralanması da söz konusu olmalıdır.”[4]
“Musakkaf (çatılı) nitelikte olan kiralananın Borçlar Kanunu’nun hasılat kirası hükümlerine tabi olabilmesi için işletme ruhsatıyla birlikte kiraya verilmesi gerekir. Dosyaya ibraz edilen işyeri açma ruhsatı ve konaklama tesisi işletme izin belgesi davalı kiracı adına olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre kira sözleşmesi Borçlar Kanunu’nun adi kira (Kararın verildiği tarihte konut ve çatılı işyeri kira hükümleri henüz yoktu.) hükümlerine tabidir.”[5]
“Kiralananın Borçlar Kanunu’nun hasılat kirası hükümlerine tabi olabilmesi için işletme ruhsatnamesi ile kiraya verilmesi gerekir. Kiralananın kullanım şeklinin otel olarak gösterilmiş olması tek başına kira ilişkisinin hasılat kirası olduğunu göstermez. Dosyada taşınmazın işletme ruhsatı ile kiralandığına dair herhangi bir beyan ve iddia bulunmamaktadır. Bu durumda işletme ruhsatının kimin adına olduğu araştırılmaksızın kiralananın turistik tesis olarak işletilmek üzere kiralandığı gerekçesiyle hasılat kirası hükümlerinin uygulanması doğru değildir.”[6]
Bu çerçevede Yargıtay, bir otel kiralamasının ürün kirası sayılabilmesi için yalnızca taşınmazın otel olarak kullanılmasının veya demirbaşlarıyla birlikte teslim edilmesinin yeterli olmadığını; ayrıca işletmeye ilişkin işyeri açma ve çalışma ruhsatının da kiraya veren tarafından kiracıya devredilmiş olmasını aramıştır. Bu yaklaşım, çok sayıda kararda açık biçimde ortaya konulmuştur. Kiracının iş yeri açma ve çalışma ruhsatını kendi adına alması halinde bu sözleşmenin ürün kirası olarak nitelendirilmesi mümkün olmayacaktır. Bu nitelik belirleme sonuçlarına bir sonraki başlıkta değineceğim.
Bazı faaliyet alanlarında, işletme ruhsatının veya işletme izninin devri, ilgili özel mevzuat hükümleri gereği hukuken mümkün değildir. Bu tür durumlarda, kira sözleşmesinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde, işletme ruhsatının devrini esas alan klasik yaklaşımın aynen uygulanması, sözleşmenin gerçek ekonomik içeriğiyle bağdaşmayan sonuçlar doğurabilmektedir.
Bu noktada Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, ruhsat devrinin mevzuat gereği yasak olduğu bir somut uyuşmazlıkta, kira sözleşmesinin hukuki niteliğini belirlerken farklı bir değerlendirme yöntemi benimsemiş ve konuyu, ruhsat devrinden bağımsız olarak, doğrudan ürün kirasının kanuni unsurları çerçevesinde ele almıştır.
“Kira sözleşmesinin, ürün kirasına ilişkin hükümlere tabi olabilmesi için kiralananın işletme ruhsatıyla birlikte işletme hakkının devredilmiş olması gerektiği hususu, kanuni bir düzenleme olmayıp Yargıtay içtihatları ile getirilmiş bir uygulamadır. Bu suretle de, bu hususta her somut uyuşmazlığın özelliğine göre değerlendirme yapılması gerekir. …. Tersane, Tekne İmal ve Çekek Yeri Hakkında Yönetmelik’in 12. maddesinin altıncı fıkrası gereğince, kısmi işletme izni belgesi veya işletme izni belgesi, tesis işletmecisi dışında başkaları tarafından kullanılamaz ve devredilemez. … Bu durumda kira sözleşmesinin niteliğinin tayininde işletme belgesinin devrinin bir kriter olmayacağının kabulü gerekir. … Takip dayanağı kira sözleşmesinin incelenmesinden; kiralananın hasılat getiren bir tesis olduğu, demirbaşlarıyla birlikte kiralandığı, kira bedelinin sabit bedel ile hasılat payı olarak belirlendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde tarafların iradelerinin hasılat kirasına ilişkin olduğunun kabulü gerekir.”[7]
III. HUKUKİ NİTELİK TESPİTİNİN SONUÇLARI
Otel kiralamasının ürün kirası mı yoksa konut ve çatılı işyeri kirası mı olduğunun tespiti, yalnızca teorik bir sınıflandırma olmayıp; temerrüt, tahliye, kira artışı, sözleşmenin uzaması ve sözleşme serbestisi bakımından tamamen farklı bir hukuki rejimin uygulanmasına yol açmaktadır. Bu nedenle sözleşmenin hukuki niteliği, uyuşmazlıkların sonucunu çoğu zaman doğrudan belirleyen kilit faktör haline gelmektedir.
1. Temerrüt Halinde Ödeme Süresi: TBK m. 315 – 30 Gün / 60 Gün Ayrımı
Konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiracının temerrüdü halinde kiraya veren tarafından gönderilecek ihtarda en az otuz günlük ödeme süresi verilmesi zorunludur (TBK m. 315/1). Bu süre kamu düzenine ilişkindir ve daha kısa bir süre öngörülmesi halinde tahliye talebi hukuki sonuç doğurmaz.
Buna karşılık ürün kiralarında, temerrüt nedeniyle fesih ve tahliye için en az altmış günlük ödeme süresi verilmesi zorunludur (TBK m. 362/2). Bu düzenleme, ürün kirasının ekonomik yapısı ve işletme faaliyetinin sürekliliği dikkate alınarak, kiracının korunması amacıyla getirilmiş özel bir güvencedir.
Dolayısıyla otel kiralamasının hukuki niteliği, temerrüt halinde 30 günlük mi yoksa 60 günlük mi süre verileceğini doğrudan belirlemektedir. Yanlış nitelendirme yapılması halinde, tahliye süreci daha baştan usul yönünden sakatlanmakta ve davanın reddi sonucunu doğurabilmektedir. Bu yönüyle sözleşmenin niteliği, icra ve tahliye süreçlerinde belirleyici bir eşik oluşturmaktadır.
2. Sözleşmenin Uzaması: TBK m. 347 – 10 Yıllık Uzama Rejimi ve Ürün Kirasındaki Farklılık
Otel kiralamalarında sözleşmenin hukuki niteliğinin belirlenmesinin en kritik sonuçlarından biri, sözleşmenin süresinin sona ermesi ve uzama rejimi bakımından ortaya çıkmaktadır. Bu noktada, konut ve çatılı işyeri kiralarına özgü TBK m. 347’de öngörülen on yıllık uzama rejimi ile ürün kiralarına ilişkin TBK m. 367–368 hükümleri arasında köklü ve yapısal bir farklılık bulunmaktadır.
Konut ve çatılı işyeri kiralarında, belirli süreli sözleşmeler, sürenin bitiminde kiracı tarafından feshedilmedikçe aynı koşullarla birer yıl uzamakta ve bu uzama süresi toplamda on yıla kadar ulaşmaktadır. Özellikle yüksek ekonomik değere sahip otel işletmeleri bakımından, TBK m. 347’de öngörülen bu uzama rejimi, sözleşme süresini fiilen 10–20 yıla kadar uzatabilen, öngörülemez ve ağır sonuçlar yaratmaktadır.
Ürün kiralarında ise, sözleşmenin sona ermesi ve uzaması, tamamen farklı bir sistematiğe tabidir. TBK m. 367 uyarınca, belirli süreli ürün kirası sözleşmesi, sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Bu yönüyle ürün kirasında, konut ve çatılı işyeri kiralarında olduğu gibi otomatik ve uzun süreli bir uzama rejimi öngörülmemiştir.
Kanun koyucu, yalnızca tarafların örtülü biçimde sözleşmeyi sürdürmeleri hâlinde, aksi kararlaştırılmadıkça sözleşmenin birer yıl için yenilenmiş sayılacağını kabul etmiştir. Ancak bu yenilenme, TBK m. 347’deki gibi zorunlu ve uzun vadeli bir koruma rejimi değil; taraf iradesine dayalı, daha esnek ve sınırlı bir yenilenme mekanizmasıdır. Ayrıca yenilenen sözleşme, yasal bildirim süresine uyularak her kira yılının sonunda feshedilebilir.
Bu düzenleme, ürün kiralarında, taraflara sözleşme süresi üzerinde çok daha geniş bir tasarruf alanı tanımakta; özellikle kiraya veren bakımından, sözleşme ilişkisinin makul süreler içinde sona erdirilebilmesine imkân sağlamaktadır.
3. Kira Artış Rejimi: 12 Aylık TÜFE Ortalaması, Sözleşme Serbestisi Ayrımı
Konut ve çatılı işyeri kiralarında kira artışı, TBK m. 344/1 uyarınca TÜFE on iki aylık ortalaması sınırıyla sıkı şekilde sınırlandırılmıştır. Bu sınırlama, ilerleyen dönemlerdeki kira bedelinin serbestçe belirlenmesini engelleyen, kiracı lehine emredici bir düzenlemedir.
Buna karşılık ürün kiralarında kira artışına ilişkin böyle bir üst sınır öngörülmemiştir. Taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde, kira artış oranını serbestçe belirleyebilir; kira bedelini ciro, hasılat payı veya karma modeller üzerinden düzenleyebilir.
4. Kira Bedeli Tespiti Davası Bakımından Ayrımın Önemi (TBK m. 344/3)
Sözleşmenin hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi, yalnızca kira artış oranı ve uzama rejimi bakımından değil, kira bedelinin tespiti davası açılıp açılamayacağı yönünden de hayati sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim TBK m. 344/3 hükmü uyarınca, kira bedelinin tespiti davası, yalnızca konut ve çatılı işyeri kiraları bakımından öngörülmüş bir hukuki imkândır. Bu düzenleme, ürün kiraları açısından uygulanma alanı bulmamaktadır.
Bu çerçevede, otel kiralamasının ürün kirası kapsamında değerlendirilmesi hâlinde, kiraya verenin kira bedelinin piyasa koşullarına göre yeniden belirlenmesi amacıyla kira bedeli tespiti davası açma imkânı bulunmamaktadır. Buna karşılık sözleşmenin konut ve çatılı işyeri kirası sayılması durumunda, taraflar arasında kira bedeline ilişkin bir anlaşma bulunmaması veya mevcut kira bedelinin rayiç değerlerin gerisinde kalması hâlinde, kiraya verenin TBK m. 344/3 uyarınca kira bedelinin tespiti davası açması mümkün olabilmektedir.
5. Kiracı Aleyhine Düzenleme Yasağı (TBK m. 346) ve Ürün Kirasındaki Sözleşme Serbestisi
Konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiracının korunması amacıyla, kira sözleşmelerine kiracı aleyhine hüküm konulmasını sınırlayan emredici düzenlemeler getirilmiştir. Bu çerçevede TBK m. 346 uyarınca, kiracıdan kira bedeli ve yan giderler dışında herhangi bir ödeme talep edilemeyeceği gibi, kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar da geçersizdir.
Bu hüküm, konut ve çatılı işyeri kiralarında, tarafların sözleşme serbestisini ciddi ölçüde sınırlandırmakta; özellikle kiracının ekonomik olarak zayıf konumda olduğu varsayımına dayalı güçlü bir koruma rejimi oluşturmaktadır.
Buna karşılık ürün kiralarında, TBK m. 346 hükmü uygulanmaz. Ürün kirası, niteliği gereği ticari ve ekonomik risk içeren bir sözleşme türü olup, taraflar arasında daha geniş bir sözleşme serbestisi alanı tanınmıştır. Bu nedenle ürün kiralarında, kira bedelinin yanı sıra, işletmenin gerektirdiği bakım, onarım, yenileme, personel, vergi, sigorta, ruhsat, lisans ve yatırım giderlerinin kiracıya yüklenmesi mümkündür. Aynı şekilde, kira bedelinin ödenmemesi hâlinde ceza koşulu veya muacceliyet hükümlerine yer verilmesi de, kural olarak geçerlidir.
6. Tahliye Rejimi: Konut ve Çatılı İşyeri Tahliye Sebeplerinin Uygulanmaması
Konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiraya verenin tahliye talep edebilmesi, genel hükümlere dayalı tahliye sebepleri yanı sıra TBK m. 350–352 arasında sınırlı sayıda sayılan sebeplerle mümkündür. Bu kapsamda; ihtiyaç nedeniyle tahliye, yeniden inşa ve imar sebebiyle tahliye, yeni malikin ihtiyacı nedeniyle tahliye, tahliye taahhüdüne dayalı tahliye, iki haklı ihtar nedeniyle tahliye gibi sebepler, yalnızca konut ve çatılı işyeri kiralarına özgü tahliye yollarıdır.
Buna karşılık ürün kiralarında, bu özel tahliye sebepleri uygulanmaz. Ürün kirasında tahliye, esas itibariyle sözleşmenin sona ermesi, fesih, temerrüt ve genel borca aykırılık hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.
Bu durum, otel kiralamalarının hukuki niteliğinin yanlış belirlenmesi halinde, kiraya verenin elindeki tahliye araçlarının büyük ölçüde ortadan kalkmasına yol açabilmektedir. Özellikle ihtiyaç, tahliye taahhüdü veya iki haklı ihtar gibi yolların kullanılamaması, kiraya vereni uzun yıllar boyunca fiilen sözleşmeye mahkûm eden ağır sonuçlar doğurmaktadır.
7. Depozito (Güvence Bedeli) Bakımından Ayrımın Sonuçları
Sözleşmenin konut ve çatılı işyeri kirası kapsamında değerlendirilmesi, güvence bedeli bakımından da önemli sınırlamalar doğurmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 342. maddesi uyarınca, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracıdan talep edilebilecek güvence bedeli üç aylık kira bedelini aşamaz. Bu sınırlama emredici nitelikte olup, tarafların sözleşme ile daha yüksek bir güvence bedeli kararlaştırmaları mümkün değildir. Ayrıca aynı hüküm gereği güvence bedelinin para olarak kararlaştırılması hâlinde, bu tutarın kiracı adına bir bankaya yatırılması ve kiraya verenin ancak kiracının rızası veya kesinleşmiş mahkeme kararı ile bu bedel üzerinde tasarrufta bulunabilmesi öngörülmüştür.
Buna karşılık ürün kiralarında Türk Borçlar Kanunu’nun 342. maddesinde öngörülen bu sınırlama uygulanmaz. Dolayısıyla ürün kirası niteliğindeki sözleşmelerde taraflar, sözleşme serbestisi çerçevesinde güvence bedelinin miktarını serbestçe belirleyebilir ve üç kira bedelini aşan teminatlar kararlaştırabilirler. Bu nedenle otel kiralamalarının hukuki niteliğinin belirlenmesi, yalnızca kira artışı, tahliye ve sözleşmenin uzaması bakımından değil; güvence bedelinin kapsamı ve miktarı bakımından da önemli sonuçlar doğurmaktadır.
IV. SONUÇ VE UYGULAMAYA YÖNELİK DEĞERLENDİRME
Otel kiralamalarında sözleşmenin hukuki niteliğinin, ürün kirası mı yoksa konut ve çatılı işyeri kirası mı olduğunun tespiti; temerrüt, tahliye, kira artışı, kira tespiti, sözleşmenin uzaması ve sona ermesi bakımından tamamen farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu ayrım, yalnızca doktrinel bir sınıflandırma değil; doğrudan sözleşmenin ekonomik kaderini belirleyen, stratejik öneme sahip bir hukuki tercihtir.
Özellikle kiraya verenler bakımından, yüksek ekonomik değere sahip otel işletmelerinde uzun süreli sözleşmeler kurulurken, sözleşme süresi sonunda ilişkiyi sona erdirme imkânının korunması, büyük önem taşımaktadır. Bu amacın sağlanabilmesi için, sözleşmenin daha en baştan hangi kira rejimine tabi olacağının açık ve bilinçli biçimde belirlenmesi gerekmektedir. Zira sözleşme kurulduktan ve uzun süre uygulandıktan sonra, ilişkinin ürün kirası niteliğinde olduğu iddiasının ileri sürülmesi, çoğu durumda hukuki ve fiilî güçlüklerle karşılaşmakta; hatta somut sözleşme hükümleri karşısında artık mümkün olmayabilmektedir.
Bu nedenle otel kiralamalarında, sözleşme süresinin sona ermesi, uzama rejimi, kira artışı ve tahliye koşulları gibi hayati sonuçlar doğuran hukuki nitelik tespiti, sözleşme kurulurken yapılmalı; sözleşme hükümleri, bu tercihle uyumlu biçimde, açık, tutarlı ve tereddüde yer vermeyecek şekilde kaleme alınmalıdır. Aksi hâlde, tarafların başlangıçta öngörmediği şekilde, sözleşmenin TBK m. 347 kapsamındaki on yıllık uzama rejimine tâbi hale gelmesi ve kiraya verenin uzun yıllar boyunca sözleşmeye bağlı kalması kaçınılmaz olabilmektedir.
Sonuç olarak, otel kiralamalarında hukuki nitelik tespiti, uyuşmazlık çıktıktan sonra ileri sürülecek tali bir savunma aracı olarak değil; sözleşme kurulurken stratejik biçimde ele alınması gereken temel bir unsur olarak değerlendirilmelidir.
-----------
[1] T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 01.10.2024 Tarih, 2024/522 E., 2024/2723 K. sayılı içtihat.
[2] T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 10.03.2025 T. 2025/726 E., 2025/2085 K. sayılı içtihat.
[3] T.C. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 23.06.2009 T., 2009/5978 E., 2009/6086 K. sayılı içtihat.
[4] T.C. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 01.06.2010 T., 2010/5140 E., 2010/6524 K. sayılı içtihat.
[5] T.C. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 28.05.2007 T., 2007/5485 E., 2007/6561 K. sayılı içtihat.
[6] T.C. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 27.05.2013 T., 2013/6912 E., 2013/9179 K. sayılı içtihat.
[7] T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 07.11.2024 T., 2024/6219 E., 2024/9386 K. sayılı içtihat.