AYNI ZARAR, İKİ YOL: SİGORTA TAHKİMİNDEN TAHSİL EDİLEN DEĞER KAYBININ İŞLETENE KARŞI AÇILAN DAVADA MAHSUBU

Asıl Alacak, Feriler, Güncelleme Sorunu ve 7589 Sayılı Kanun'la Gelen Oransal Mahsup Kuralı Üzerine Bir Değerlendirme

GİRİŞ

Trafik kazasından kaynaklanan araç değer kaybı uyuşmazlıklarında zarar görenin önünde iki ayrı yol bulunmaktadır: zarar veren aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısına karşı Sigorta Tahkim Komisyonu nezdinde başvuru ve aracın işleteni ile sürücüsüne karşı genel mahkemelerde tazminat davası. Uygulamada bu iki yol giderek artan biçimde birlikte ve paralel yürütülmektedir. Bunun iki temel sebebi vardır. Birincisi, tahkim yolunun hızlı ve görece ucuz olmasına karşılık sigortacının sorumluluğunun poliçe limiti ve teminat kapsamıyla sınırlı olması; ikincisi ise tahkim bilirkişilerinin değer kaybı hesaplarının mahkeme bilirkişilerinin hesaplarından çoğu zaman belirgin biçimde düşük çıkmasıdır. Sonuçta aynı kaza, aynı araç ve aynı zarar kalemi için iki ayrı merci önünde iki ayrı rakam ortaya çıkmakta ve tahkimden tahsil edilen tutarın işletene karşı açılan davada nasıl mahsup edileceği sorusu gündeme gelmektedir.

Soru ilk bakışta basit bir aritmetik işlemi gibi görünse de uygulamada üç ayrı noktada hataya açıktır: mahsup edilecek tutarın kapsamı (yalnızca tazminat aslı mı, yoksa faiz, başvuru ücreti, bilirkişi ücreti ve vekâlet ücreti gibi ferilerle birlikte ödenen toplam mı), mahsubun hangi tarih itibarıyla ve güncellenerek mi yapılacağı ve 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanun'un usul ve maddi hukuk düzenindeki değişikliklerinin bu pratiğe etkisi. Bu çalışmada önce iki yolun hukuki temeli ve birlikte yürütülebilmesinin dayanağı ortaya konulacak, ardından Yargıtay içtihadı ışığında mahsubun kapsamı ve zamanı tartışılacak, son olarak 7589 sayılı Kanun'la Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen kısmi davada artırım imkânı ve Türk Borçlar Kanunu m. 55'e eklenen oransal mahsup kuralının bu alandaki yansımaları değerlendirilecektir.

I. İKİ YOLUN HUKUKİ TEMELİ: MÜTESELSİL SORUMLULUK VE TEMİNATIN SINIRLARI

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 85/1 uyarınca motorlu aracın işletilmesi bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa işleten doğan zarardan sorumludur; aynı maddenin son fıkrası işleteni, sürücünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu tutar. Kanun'un 88/1 maddesi ise bir motorlu aracın katıldığı kazada üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı birden fazla kişinin tazminatla yükümlü bulunması hâlinde bunların müteselsil olarak sorumlu olacağını öngörür. Zorunlu mali sorumluluk sigortacısı, KTK m. 91 ve Genel Şartlar A.1 gereği işletene düşen bu hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar üstlenir. Dolayısıyla zarar gören karşısında işleten, sürücü ve sigortacı, sigortacı bakımından limitle ve teminat kapsamıyla sınırlı olmak üzere, müteselsil borçlu konumundadır. Değer kaybının gerçek zarar kalemi olduğu ve zorunlu trafik sigortası teminatı içinde kaldığı Yargıtay'ın yerleşik kabulüdür; 17. Hukuk Dairesi daha 2013 yılında değer kaybı talebini teminat dışı sayan yerel mahkeme kararını bu gerekçeyle bozmuştur (17. HD, 18.03.2013, 2012/13826 E., 2013/3624 K.).

Müteselsil borç ilişkisinin doğal sonucu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 166/1'de ifadesini bulur: borçlulardan biri ifa yoluyla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, "bu oranda" diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur. Sigortacının tahkim sürecinde yaptığı ödeme, işletenin ve sürücünün aynı zarardan doğan borcunu ödenen tutar kadar sona erdirir; mahsubun hukuki temeli budur. Aynı hükümdeki "bu oranda" ibaresi, aşağıda görüleceği üzere, mahsubun kapsamını belirlerken de anahtar rol oynar.

İki yolun birlikte yürütülebilmesinin sebebi, sigortacının sorumluluğunun iki yönden sınırlı olmasıdır. Birincisi poliçe limitidir: gerçek zarar limiti aştığında aşan kısım işletenden istenir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 19.09.2024 tarihli kararına konu olayda, tahkimde değer kaybı 170.000 TL olarak tespit edilmiş, trafik sigortacısı 34.073 TL ödemiş, zarar gören ödenen tutarı mahsup ettikten sonra kalan 135.927 TL'yi karşı aracın ihtiyari mali sorumluluk sigortacısından talep etmiş ve bu yapı Yargıtay'ca esastan onanmıştır (4. HD, 19.09.2024, 2024/6455 E., 2024/7895 K.). Karar, "tahkimde tespit − sigortacıdan tahsil = bakiye, farklı sorumludan istenir" modelinin en yalın örneğidir; aynı mantık ihtiyari sigortacı yerine işleten ve sürücü bakımından da geçerlidir. İkinci sınır teminat kapsamıdır: araç mahrumiyeti ve kazanç kaybı gibi dolaylı zararlar Genel Şartların teminat dışı hâlleri düzenleyen hükmü uyarınca sigortacıdan istenemez. 4. Hukuk Dairesi 01.10.2024 tarihli kararında, sigortacının yalnızca gerçek zarardan sorumlu olduğunu, kazanç kaybından sorumlu tutulamayacağını bozma sebebi yapmış; bu kalemin işleten ve sürücüden istenebileceğini teyit etmiştir (4. HD, 01.10.2024, 2023/8660 E., 2024/8379 K.). Dolayısıyla tahkim yolu, değer kaybının limit içindeki kısmıyla sınırlı bir yol; işletene karşı dava ise hem değer kaybının bakiyesini hem de tahkimde hiç istenemeyen mahrumiyet kalemini kapsayan tam yoldur.

II. NEDEN İKİ AYRI RAKAM ÇIKIYOR VE İŞLETEN TAHKİMDEKİ RAKAMLA BAĞLI MIDIR?

Uygulamada tahkim bilirkişilerinin değer kaybı hesabı, mahkeme bilirkişilerinin hesabının çoğu zaman belirgin biçimde altında kalmaktadır. Büromuzun son dönemde yürüttüğü paralel dosyalarda tahkim/mahkeme rakamları 8.000/38.284, 20.000/40.000, 32.561/60.000, 45.000/67.500 ve 90.000/105.000 TL olarak gerçekleşmiş; tahkim tespiti mahkeme tespitinin yaklaşık beşte biri ile yüzde seksen beşi arasında değişmiştir. Farkın kaynağı çoğunlukla yöntemdir: tahkim bilirkişilerinin bir kısmı, Genel Şartlardaki formülün Anayasa Mahkemesi'nin 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 E., 2020/40 K. sayılı kararıyla dayanağını yitirmesine rağmen formül benzeri indirgeyici yaklaşımlar kullanmakta veya daha önce onarım görmüş ya da "orijinalliğini yitirmiş" parçaları kapsam dışı bırakmakta; mahkeme bilirkişileri ise Yargıtay'ın yerleşik ölçütü olan kaza tarihindeki hasarsız ikinci el rayiç değeri ile onarılmış hâldeki rayiç değer arasındaki farkı, yetkili satıcı ve ilan verileriyle somutlaştırarak hesaplamaktadır.

Bu durumda işletenin, "tahkimde değer kaybı şu tutarda tespit edilmiş ve ödenmiştir; zarar bununla sınırlıdır" savunması geçerli midir? Cevap olumsuzdur. Tahkim kararı, başvuran ile sigortacı arasında verilmiş bir karardır; işleten ve sürücü o yargılamanın tarafı değildir. Yargıtay, sigortacıya karşı açılan davada verilen kesinleşmiş kararın aynı kazadan doğan ve işletene karşı açılan davada "kesin delil değil, güçlü delil" niteliğinde olduğunu; o dosyada hükme esas alınan hesap yöntemindeki hatanın işleten bakımından bağlayıcı olmadığını açıkça ifade etmiştir (17. HD, 24.10.2018, 2015/17426 E., 2018/9573 K.). Hakem kararı için de farklı sonuca varmak mümkün değildir. Mahkeme, değer kaybını kendi bilirkişisine hesaplatır; tahkim dosyasındaki rapor takdiri bir delil olarak değerlendirilir. Madalyonun öteki yüzü de aynıdır: işleten, tahkimde kendisinin katılmadığı bir yargılamada belirlenen rakamla bağlı olmadığı gibi, zarar gören de tahkimdeki düşük tespitle bağlı değildir.

Bununla birlikte zarar görenin toplamda gerçek zararını aşan bir tahsilat yapması mümkün değildir; sorumluluk hukukunun zenginleşme yasağı ve TBK m. 166/1 bunu engeller. Bu nedenle işletene karşı açılan davada talep, "tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla" ve tahkimde tahsil edilen tutar düşülerek formüle edilmelidir. Mahsubun ispatı bakımından, ödeme borcu sona erdiren bir olgu olduğundan kural olarak bunu ileri süren davalıya düşer; ancak Yargıtay, sigortacının aynı kazaya ilişkin ödemelerinin dekontla değil ekran görüntüleriyle ispatını dahi "hayatın olağan akışı" gerekçesiyle yeterli görmüştür (4. HD, 22.09.2025, 2025/3405 E., 2025/12841 K.; karşı oyla). Davacı vekilinin dürüstlük kuralı gereği tahkim dosya numarasını, karar numarasını ve ödeme tarihlerini dilekçede kendiliğinden açıklaması hem mükerrer tahsil itirazını peşinen kapatır hem de mahkemeyi celp işlemlerinden kurtarır.

III. MAHSUBUN KAPSAMI: ASIL ALACAK, FAİZ VE YARGILAMA GİDERLERİ AYRIMI

Uygulamadaki en sık hata burada ortaya çıkmaktadır. Sigortacı tahkim sürecinde çoğu zaman tek bir toplam tutar öder ve bu toplam, tazminat aslının yanında başvuru ücretini, bilirkişi ücretini, tebligat giderini, işlemiş faizi ve bazen vekâlet ücretini içerir. Mahkeme bilirkişileri ise dosyaya yansıyan toplam ödeme tutarını, kalemlerine bakmaksızın, hesapladıkları değer kaybından düşmektedir. Büromuzun bir dosyasında mahkeme bilirkişisi, sigortacının 24.055 TL'lik toplam ödemesinin tamamını 40.000 TL'lik değer kaybından mahsup ederek bakiyeyi 15.945 TL olarak göstermiş; oysa hakem kararındaki dökümde bu toplamın yalnızca 20.000 TL'si tazminat aslı, kalanı başvuru ücreti, bilirkişi ücreti, tebligat gideri ve faizdi. Doğru bakiye 20.000 TL'dir ve fark, talep artırım dilekçesinde hakem kararındaki döküm tablosuna dayanılarak düzeltilmiştir.

Hukuki ölçüt TBK m. 166/1'deki "bu oranda" ibaresinden çıkar: müteselsil borçlulardan birinin ifası, diğer borçluları ancak ifa edilen borç kalemi bakımından ve o kalem oranında kurtarır. Sigortacının tahkimde ödediği başvuru ücreti, bilirkişi ücreti ve vekâlet ücreti, zarar görenin uğradığı zararın değil, tahkim yargılamasının giderleridir; işletenin değer kaybı borcuyla aynı borç ilişkisine ait değildir ve tazminat aslından düşülemez. Sigortacının ödediği faiz ise sigortacının kendi temerrüdünün (KTK m. 99, Genel Şartlar B.2) sonucudur; bu tutar yine tazminat aslından değil, olsa olsa işletenden aynı dönem için istenen faizden düşülebilir. Yargıtay bu ayrımı bedensel zarar dosyalarında açıkça uygulamaktadır: sigortacının "55.991,29 TL asıl alacak ve 20.051,00 TL işlemiş yasal faiz olmak üzere toplam 76.042,29 TL" ödediği olayda, hesaplanan tazminattan "ödemenin asıl alacağa ilişkin olan miktarının" mahsubu gerektiğine hükmetmiş (17. HD, 20.03.2019, 2016/6758 E., 2019/3272 K.); başka bir dosyada sigortacıya karşı açılan davadan "asıl alacak ve ferileri ile toplam 104.490,00 TL" tahsil edilmişken yalnızca hükmedilen 64.829,06 TL asıl alacağın zarardan mahsubunu isabetli bulmuştur (17. HD, 24.10.2018, 2015/17426 E., 2018/9573 K.). Değer kaybı bakımından farklı bir kural benimsemeyi gerektiren hiçbir sebep yoktur.

Aynı ölçüt ters yönde de işler. Mahkeme bilirkişisi, tahkimde sonradan yapılan ödemeyi bilmediği için yalnızca sigortacının başvuru öncesi ödediği tutarı düşmüş ve bakiyeyi olduğundan yüksek göstermişse, davacı vekilinin tahkimde tahsil edilen tutarı kendiliğinden düşerek talebini ona göre formüle etmesi gerekir. Büromuzun bir başka dosyasında mahkeme raporu 67.500 TL değer kaybından yalnızca sigortacının 30.000 TL'lik ön ödemesini düşmüş, tahkim kararı üzerine ödenen 15.000 TL'yi hesaba katmamıştı; talep artırımı 37.500 değil 22.500 TL üzerinden yapılmıştır. Kural her iki yönde de aynıdır: mahsup tazminat aslına, yalnızca tazminat aslı olarak ödenen tutar kadar yapılır; feriler kendi kalemleriyle eşleştirilir.

IV. MAHSUBUN ZAMANI VE GÜNCELLEME SORUNU

Mahsubun kapsamı kadar zamanı da önem taşır. Yargıtay'ın bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatlarında geliştirdiği ayrım şöyledir: sigortacının dava tarihinden önce yaptığı ödeme, zarar görenin bu parayı hesap tarihine kadar kullanmış olması sebebiyle "zarar ve yararın denkleştirilmesi" ilkesi gereği ödeme gününden hesap tarihine kadar işlemiş yasal faiziyle güncellenerek mahsup edilir (17. HD, 27.06.2018, 2015/12859 E., 2018/6468 K.; 17. HD, 02.10.2019, 2016/16081 E., 2019/8832 K.); dava tarihinden sonra yapılan ödeme ise güncellenmeksizin, yani yalnızca asıl alacak tutarıyla indirilir (17. HD, 20.03.2019, 2016/6758 E., 2019/3272 K.; 17. HD, 24.10.2018, 2015/17426 E., 2018/9573 K.).

Bu ayrımın değer kaybı dosyalarına aktarılmasında dikkatli olunmalıdır. Güncelleme kuralı, tazminatın rapor tarihi itibarıyla hesaplandığı ve faizin çoğu zaman rapor veya karar tarihinden işletildiği bedensel zarar hesabının mantığına dayanır. Değer kaybı ise kaza tarihi itibarıyla hesaplanan ve işleten yönünden haksız fiil tarihinden itibaren faize tabi olan bir zarardır. Kaza tarihindeki zarardan, kaza tarihinden sonraki bir ödemeyi faiziyle güncelleyerek düşmek, işleten bakımından mükerrer indirim doğurur; çünkü işleten zaten kaza tarihinden ödeme tarihine kadar tüm tutar üzerinden, ödeme tarihinden sonra ise bakiye üzerinden faiz borçlusudur. Dolayısıyla değer kaybında doğru yöntem, ödemenin yapıldığı tarihe kadar tam tutar üzerinden, o tarihten sonra bakiye üzerinden faiz yürütülmesi ve sigortacının ödediği faiz tutarının aynı dönem için işletenden istenen faizden düşülmesidir. Talep artırım dilekçesinde bakiye için kaza tarihinden faiz istenirken tahsil edilen kısmın faizinin ayrıca istenmemesi, hem kuralı hem de mükerrerlik itirazını karşılayan pratik bir çözümdür.

V. 7589 SAYILI KANUN SONRASI: HMK M. 109/4 VE TBK M. 55'TEKİ ORANSAL MAHSUP

16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun iki yönden bu alanı etkilemiştir. Usul yönünden HMK m. 107'de düzenlenen belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmış (7589/19; Geçici Madde 1/10 uyarınca önceki davalarda uygulanmaya devam eder), buna karşılık HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra ile kısmi davada talep konusunun aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikat sonuna kadar artırılabileceği ve zamanaşımının artırılan kısım için de dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağı kabul edilmiştir (7589/20). Değer kaybı ve mahrumiyet davaları artık "fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla" kısmi dava olarak açılmakta; tahkimden tahsil edilen tutarın mahsubu, bilirkişi raporundan sonra verilen tek seferlik artırım dilekçesinde yapılmaktadır. Artırım hakkının bir defaya mahsus olması, bu dilekçedeki mahsup hesabının önemini artırmıştır: asıl alacak-feri ayrımında yapılacak bir hata, ikinci bir artırımla düzeltilemeyeceğinden doğrudan hak kaybına dönüşür. Bu nedenle artırım dilekçesinde tahkim dosya ve karar numarası, ödeme tarihleri ve her ödemenin kalem dökümü ayrı bir tabloda gösterilmeli; ZMSS teminatı dışında kalan mahrumiyet kaleminin tahkimde hiç talep edilmediği ve o kalemde tahsilat bulunmadığı ayrıca belirtilmelidir.

Maddi hukuk yönünden ise 7589/18 ile TBK m. 55'e iki fıkra eklenmiştir. Birinci ek fıkra, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faizin başlangıcını kazancın bilindiği dönem için olay tarihi, bilinemediği dönem için karar tarihi olarak ikiye ayırmaktadır. İkinci ek fıkra ise doğrudan konumuzla ilgilidir: bu tazminatlar için "ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir." Kanun koyucu böylece Yargıtay'ın güncelleme içtihadını bedensel zarar alanında yasal bir kurala bağlamış; mahsubu ödeme tarihindeki tazminat miktarına oranlayan bir yöntem benimsemiştir. Bu düzenleme, Geçici Madde 1 uyarınca yürürlük tarihinden sonraki olaylara uygulanacaktır.

Değer kaybı bakımından iki tespit yapılmalıdır. Birincisi, yeni fıkra yalnızca çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarını kapsar; değer kaybı ve mahrumiyet gibi eşya zararlarında mahsup, kıyasen değil, yukarıda açıklanan genel ilkelere (TBK m. 166/1 ve Yargıtay'ın asıl alacak-feri ayrımına) göre yapılmaya devam edecektir. Maddi zararlarda kanun koyucunun sessiz kalması, içtihadın bu alandaki rolünü sürdürmesi anlamına gelir. İkincisi, bedensel zararda tahkim ve dava yollarının paralel yürütüldüğü dosyalarda -ki maluliyet tazminatlarında sigortacıya tahkim, poliçe limitini aşan kısım için işletene dava modeli giderek yaygınlaşmaktadır- sigortacının tahkimde yaptığı ödeme, mahkemedeki tahkikat başlamadan önce yapılmışsa yeni oransal mahsup kuralına tabi olacaktır. "İfa amacıyla" ibaresi, sigortacının tahkim kararı üzerine veya kendiliğinden yaptığı tazminat ödemelerini kapsar; yargılama giderleri ve vekâlet ücreti niteliğindeki ödemeler ise ifa amacı taşımadığından bu mahsuba da konu olmaz. Bu yönüyle yeni fıkra, asıl alacak-feri ayrımını bedensel zarar alanında da dolaylı olarak teyit etmektedir.

VI. UYGULAMAYA İLİŞKİN SONUÇLAR

Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, tahkim ve dava yollarını paralel yürüten zarar gören vekilleri ile bu tür dosyalarda rapor düzenleyen bilirkişiler bakımından şu noktalar öne çıkmaktadır. Tahkim kararı işleteni bağlamaz; mahkeme değer kaybını kendi bilirkişisine hesaplatır ve tahkim raporu yalnızca takdiri delildir. Mahsup, tazminat aslına ve yalnızca tazminat aslı olarak ödenen tutar kadar yapılır; başvuru ücreti, bilirkişi ücreti, tebligat gideri ve vekâlet ücreti hiçbir şekilde, faiz ise ancak aynı dönemin faizinden düşülür. Hakem kararındaki ödeme dökümü bu ayrımın tek güvenilir kaynağıdır ve talep artırım dilekçesine eklenmelidir. Mahkeme bilirkişisinin toplam ödemeyi kalem ayrımı yapmadan mahsup etmesi hâlinde rapora itiraz edilmeli; tersine, raporun tahkimde sonradan yapılan ödemeyi gözden kaçırması hâlinde davacı vekili mahsubu kendiliğinden yapmalıdır. Faiz, ödeme tarihine kadar tam tutar, sonrasında bakiye üzerinden istenmeli; tahsil edilen kısmın faizi ayrıca talep edilmemelidir. HMK m. 109/4 kapsamındaki tek seferlik artırım hakkı, mahsup hesabının ilk seferde doğru yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Son olarak, bedensel zarar dosyalarında 16.07.2026 sonrası olaylar bakımından TBK m. 55'teki oransal mahsup kuralı gözetilmeli; değer kaybı ve mahrumiyet gibi eşya zararlarında ise içtihadi kuralların uygulanmaya devam edeceği bilinmelidir.

SONUÇ

Sigorta tahkimi ile işletene karşı açılan tazminat davası, aynı zararın tahsili için birbirini dışlayan değil tamamlayan iki yoldur. Sigortacının sorumluluğunun limit ve teminat kapsamıyla sınırlı olması, tahkim bilirkişi uygulamasının değer kaybını düşük hesaplama eğilimi ve mahrumiyet gibi kalemlerin teminat dışında kalması, iki yolun birlikte kullanılmasını çoğu dosyada zorunlu kılmaktadır. Bu birlikteliğin hukuki dengesi TBK m. 166/1'de kurulmuştur: sigortacının ifası, işleteni ancak ifa edilen kalem bakımından ve o oranda kurtarır. Yargıtay'ın asıl alacak ile feriler arasındaki ayrımı gözeten ve dava öncesi-sonrası ödemeleri güncelleme bakımından farklı rejime tabi tutan içtihadı, değer kaybı dosyalarına bu kalem eşleştirmesi mantığıyla uyarlanmalıdır. 7589 sayılı Kanun, HMK m. 109/4 ile bu mahsubun yapılacağı usul aracını tek seferlik bir artırım hakkına dönüştürmüş, TBK m. 55'e eklediği oransal mahsup fıkrasıyla da bedensel zarar alanında içtihadi güncelleme kuralını yasalaştırmıştır. Eşya zararları bakımından kanun koyucunun sessizliği, mahsubun kapsam ve zamanına ilişkin ilkelerin bir süre daha içtihatla şekilleneceğini göstermektedir; uygulamanın, toplam ödemenin kalem ayrımı yapılmaksızın tazminat aslından düşülmesi biçimindeki yaygın hatadan arındırılması, zarar görenin gerçek zararına kavuşması ile işletenin mükerrer ödemeden korunması arasındaki dengeyi sağlayacaktır.

KAYNAKÇA

- 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 85, 88, 91, 97, 99.

- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 49, 55 (7589 sayılı Kanun'la eklenen fıkralar), 166.

- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 107 (mülga), 109/4.

- 7589 sayılı Kanun (kabul tarihi 16.07.2026), m. 18, 19, 20 ve Geçici Madde 1.

- Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, A.1, A.6, B.2.

- Anayasa Mahkemesi, 17.07.2020, 2019/40 E., 2020/40 K.

- Yargıtay 4. HD, 22.09.2025, 2025/3405 E., 2025/12841 K.

- Yargıtay 4. HD, 01.10.2024, 2023/8660 E., 2024/8379 K.

- Yargıtay 4. HD, 19.09.2024, 2024/6455 E., 2024/7895 K.

- Yargıtay 17. HD, 02.10.2019, 2016/16081 E., 2019/8832 K.

- Yargıtay 17. HD, 20.03.2019, 2016/6758 E., 2019/3272 K.

- Yargıtay 17. HD, 24.10.2018, 2015/17426 E., 2018/9573 K.

- Yargıtay 17. HD, 27.06.2018, 2015/12859 E., 2018/6468 K.

- Yargıtay 17. HD, 18.03.2013, 2012/13826 E., 2013/3624 K.

- Karasu, Rauf: Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası, Ankara 2016.