banner628

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi” başlıklı 308. maddesi uyarınca; “Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz”. Buna göre; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından, Yargıtay ceza dairelerinden birisinin kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, ilgili kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda değerlendirilmesi için “olağanüstü itiraz” yoluna başvurulabilmektedir.

Kanun maddesinin lafzından da anlaşılacağı üzere, olağanüstü itiraz yoluna başvurma yetkisi yalnızca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına tanınmış bir yetkidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ilgili Yargıtay ceza dairesi ilamının kendisine verilmesi üzerine re’sen veya talep üzerine Başsavcı itirazı adlı kanun yoluna gidip gitmeyeceğini kararını verecektir. Sanık lehine itirazda süre aranmaz.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının olağanüstü itiraz yoluna başvurması için kimlerin talepte bulunabileceği Kanunda açıkça sayılmamış olmakla birlikte, kanaatimizce “Kanun yollarına başvurma hakkı” başlıklı CMK m.260’da öngörülen kişilerin, bu kanun yolu için de talepte bulunabileceği kabul edilmelidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı taleple bağlı olmayıp, olağanüstü itiraz yoluna başvurup başvurmayacağı hususunda takdir yetkisine sahiptir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; olağanüstü itiraz yoluna başvururken, ilgili ceza dairesi kararının hukuka aykırı olduğu iddiasına dayanmakta olup, “hukuka aykırılık” temyizde olduğu gibi, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması anlamına gelmektedir. Kanun koyucu; itiraz kanun yolu başvurusunda sebep sınırlaması yoluna gitmediğinden, hem maddi hukuka aykırılıklar ve hem de usul hukukuna aykırılıklar ileri sürebilecektir. Bununla birlikte; CMK m.308’de öngörülen kanun yolu istisnai ve olağanüstü bir yol olduğundan, sonuca etkili olmayacak hukuka aykırılıkların başvuruya konu edilmemesi ve hukuka aykırılıkların yalnızca eleştiri amacıyla ileri sürülmesi halinde, olağanüstü itiraz başvurusunun kabul edilmemesi gerektiği kanaatindeyiz.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı; ancak Yargıtay ceza dairelerince verilen kararlara karşı başvurulabilecek bir kanun yolu olup, Kanunda ceza dairelerinin hangi kararlarına karşı olağanüstü itiraz yoluna gidileceği belirtilmediğinden, Yargıtay ceza daireleri tarafından verilen her türlü karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin bulunduğu kabul edilmelidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı; her ne kadar olağanüstü kanun yolları arasında sayılmakta ise de henüz kesinleşmemiş kararlara, yani ceza dairelerinin bozma kararlarına karşı da bu yola başvurulması mümkündür[1].

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraza konu ettiği ceza dairesi kararı, öncelikle kararına itiraz edilen ceza dairesinin kendisine gönderilmekte, doğrudan Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na teslim edilmemektedir. Nitekim CMK m.308/3’de; kararına itiraz edilen ceza dairesinin, en kısa sürede kararını inceleyerek, itirazı yerinde gördüğü takdirde düzelteceği, aksi takdirde dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göndereceği öngörülmektedir. Bu konuda yasal bir düzenleme bulunmamakla birlikte; ilgili ceza dairesinin, kendi verdiği kararı savunma hakkını etkin bir şekilde kullanabilmesi için, dosyayı Genel Kurula gönderirken, itirazı hangi nedenlerle haklı bulmadığını yazılı bir beyanla açıklaması yönünde bir prosedür gündeme getirilebilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu itirazı dosya üzerinden değerlendirmekte, yani Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ve tarafların yokluğunda duruşmasız inceleme yapmaktadır. Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; adil/dürüst yargılanma hakkının kapsamına giren “tarafsızlık” ilkesinin ihlal edilmemesi için, kararına itiraz edilen ceza dairesinin başkanı veya üyesi, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından yapılacak değerlendirmeye ve oylamaya katılmamalıdır[2].

Olağanüstü itiraz yolunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun incelediği ilk şart, itirazın CMK m.308/1’de belirtilen 30 günlük süre içinde yapılıp yapılmadığıdır. Bu süre, sanık aleyhine yapılan itirazlar bakımından belirleyici olup, sanık lehine itirazda süre şartı bulunmamaktadır. Sanık aleyhine itiraz, süresi içinde yapılmamış ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından işin esasına girilmeksizin reddedilecektir. Örneğin; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.09.2014 tarihli, 2013/211 E. ve 2014/412 K. sayılı kararında, “Sanığın 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan mahkumiyetine ilişkin hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Özel Dairece, sanığın cezasının ertelenmesini talep ettiği halde bu konuda bir karar verilmemesi nedeniyle bozulmasına karar verilmesinden sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, ertelemenin kanunen mümkün olmaması ve sanığın da erteleme konusunda bir talebinin bulunmaması nedeniyle YTL olarak hükmolunan adli para cezasının TL olarak düzeltilerek onanması gerektiği görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulduğu” somut olayda, “Sanık lehine bozulan hükmün onanmasına ilişkin olan ve sanık aleyhine olduğunda şüphe bulunmayan bu itirazın 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca 30 günlük süreye tabi olduğu, dosya içeriğine göre 06.06.2012 tarihinde başlayan itiraz süresi 05.07.2012 tarihinde sona erdiği halde, itiraz kanun yoluna Özel Daire ilamının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiinden 31 gün sonra olacak şekilde 06.07.2012 tarihinde başvurulduğu” tespit edildiğinden, 30 günlük kanuni süreden sonra yapılan sanık aleyhine itirazın Ceza Genel Kurulunca görüşülmesi de mümkün olmadığından, sanık aleyhine olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı süre yönünden reddedilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazına konu edilen kararda, hem sanık lehine ve hem de aleyhine olmak üzere birden fazla hukuka aykırılık nedeni tespit edilmiş ve itirazda bu nedenler birlikte ileri sürülmüş olabilir. Böyle bir itiraza ilişkin değerlendirmede; sanık aleyhine olan nedenler bakımından 30 günlük süre dikkate alınırken, sanık lehine olan nedenler bakımından ise süre şartı aranmayacak, dolayısıyla başvuru tümü ile reddedilmeyecektir[3]. Sanık aleyhine itiraz süresinde yapılmışsa veya sanık lehine itiraz varsa, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından esasa girilerek, ceza dairesi kararının hukuka uygun olup olmadığı incelenecektir. Yapılacak incelemede; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, dairenin kararını haklı bulması halinde itiraz reddedilecek, itiraz haklı görüldüğünde ise, hem itirazın kabulü yönünde ve hem de Genel Kurulun, ilgili ceza dairesinin yerine geçmesi suretiyle itiraz konusu hakkında bir karar verilecektir. Bu karar, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından verilebilecek herhangi bir karar; örneğin, onama, bozma, iyileştirme, davanın esasına hükmedilmesi veya zamanaşımı gibi bir sebebin tespiti halinde düşme kararı da olabilir.

Doktrinde tartışmalı olan husus; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı üzerine verilecek bozma kararının “sirayet/yayılma etkisi” olup olmadığı, bir başka ifadeyle bu kararın, ilgili kanun yoluna başvurulması için talepte bulunmayan sanıklara da/hükümlülere de sirayet edip etmeyeceğidir. Bu konu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı bakımından Kanunda ayrıca ve açıkça düzenlenmediğinden, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi” başlıklı 306. maddesi tartışmalara esas alınmaktadır. CMK m.306’ya göre; “Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar”. İlgili madde; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Temyiz” başlığı altındaki hükümleri içinde düzenlenmiş olup, bir görüşe göre[4], yalnızca temyiz kanun yoluna münhasır olarak öngörülmüş istisnai bir hükümdür. Bu nedenle; istisnai hükümlerde kıyas yasağı gereğince ilgili maddenin olağanüstü itiraz yolunda uygulanmasının mümkün olmadığı ve dolayısıyla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı üzerine verilecek bozma kararının, bu yola başvurmayanlar bakımından sonuç doğurmayacağı savunulmaktadır.

Belirtmeliyiz ki; Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas mümkün olmakla birlikte, kıyasın tümü ile serbest olduğu söylenemez. Sınırlandırıcı ve istisnai hükümlere ilişkin kıyas yapılamaz. Anayasanın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesi uyarınca; temel hak ve özgürlükler ancak kanunla sınırlanabileceğinden, kişi hak ve hürriyetlerini sınırlandırıcı nitelikte olan normlara ilişkin kıyasın yapılması Anayasaya aykırı olacaktır. Örneğin; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı 138. maddesinin 2. fıkrasında, “Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse;…” delilin muhafaza altına alınacağı belirtilmiştir ki, bu düzenlemenin CMK m.135/6’da sayılmayan suçlar hakkında şüpheli veya sanık aleyhine kıyasen uygulanması mümkün değildir. Sirayet kurumunun düzenlendiği CMK m.306 ise; kişi hak ve hürriyetlerini sınırlayıcı nitelikte olmayıp, aksine sanıkların/hükümlülerin lehine bir düzenlemedir.

Bir kanun maddesinin istisnai hüküm olduğundan bahsedebilmek için, bir konuya ilişkin genel kural bulunmalı ve buna karşılık, genel kuralın dışına çıkılmasını gerektiren özel bir düzenleme mevcut olmalıdır. Örneğin[5]; Ceza Muhakemesi Hukuku’nda tanıklık yapmak genel kural olup, CMK m.45’de öngörülen “tanıklıktan çekinme” bu kuralın istisnasıdır. Her ne kadar sirayet kurumunun kendisi; “davasız yargılama olmaz” ilkesinin bir istisnası olarak karşımıza çıksa da, bu kurumun Ceza Muhakemesi Hukukunda yalnızca temyiz kanun yoluna özgü bir istisna olarak düzenlendiği sonucuna varılmamalıdır.

CMK m.306’nın kıyasen uygulanması yoluyla; olağanüstü itiraz talebinde bulunsun veya bulunmasın tüm sanıkların/hükümlülerin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı sonucunda verilecek bozma kararından etkilenmesi gerektiği yönündeki bir diğer görüşe katılmakla birlikte; bu görüşün, “olağanüstü itiraz yetkisinin yalnızca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kullanılabilen bir yetki olması ve bu sebeple Başsavcıdan olağanüstü itiraza yönelik talepte bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, tüm sanıkların/hükümlülerin kendilerini ilgilendirdiği ölçüde bozmadan yararlanacağı[6]” biçiminde temellendirilmesini eleştirmekteyiz. Kanaatimizce; CMK m.306’da “hükmün bozulmasından”, uygulanma olanağı bulunduğu takdirde temyiz isteminde bulunmamış diğer sanıkların da yararlanacağı düzenlendiğinden ve bu madde sanık/hükümlü lehine olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı sonucunda verilecek bozma kararı da elverdiği ölçüde diğer sanıklara/hükümlülere sirayet etmelidir. Ayrıca; CMK m.306’nın gerekçesinde, “temyiz etmeyen” kavramına temyiz yoluna hiç başvurmayan, süresinden sonra başvuran ve temyiz istemi reddedilenlerin de dahil olduğu belirtilmektedir. Buradan hareketle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının olağanüstü itiraz yoluna başvurması için herhangi bir talepte bulunmayan veya talepte bulunduğu halde hakkında yapılan itiraz Genel Kurulca reddedilen sanıklar/hükümlüler[7], aynı durumdaki diğer sanıklar/hükümlüler yönünden verilen bozma kararından yararlandırılmalıdır.

Kaldı ki, CMK m.308’de tanımlanan olağanüstü itiraz kanun yolu talebe de bağlı değildir. Cumhuriyet Başsavcısının re’sen veya talep üzerine sanık veya hükümlü lehine dava dosyasını incelemesi her zaman mümkün olup, ilgili sanık veya hükümlü istemde bulunmuşsa da, bu talep Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını itiraz kanun yoluna başvurmaya zorunlu kılmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yapacağı itirazın olumlu sonuçlarından diğer sanıkların veya hükümlülerin yararlandırılması gerekir.

Daha önceki yazılarımızda da ısrarla üzerinde durduğumuz gibi[8]; yasal düzenlemeleri ve özellikle de Ceza Hukuku ile Ceza Muhakemesi Hukuku normlarını değerlendirirken, fail, şüpheli, sanık ve hükümlü aleyhine yorum yapılmaması, Kanunun açık hükmü olmadıkça da bu kişilerin hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmaması, bu kişiler için lehe bir durum oluşturan kural ve ilkelerin geniş yorumlanması gerekmektedir.

Belirtmeliyiz ki; sirayet kurumunun amacı, aynı durumda ve aynı şartlar altında bulunan sanıkların/hükümlülerin, uygulamada farklı muamelelere tabi tutulmasını engellemek ve “eşitlik” ilkesini ihlal edecek uygulamalardan kaçınmaktır. CMK m.306’nın gerekçesine bakıldığında; kanun maddesinin düzenlenme amacının, “aynı mahkemece aynı hükümle cezalandırılan sanıklar hakkında birbiriyle çelişen sonuçların doğmasının önlenmesi, adalet düşüncesiyle ve bazı koşullarda Yargıtay'ın bozma kararından temyiz etmeyen sanıkların da yararlandırılması” olduğu görülmektedir. CMK m.306’ya; her ne kadar temyiz kanun yoluna ilişkin hükümler arasında yer verilmiş ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı bakımından benzer bir düzenleme ayrıca ve açıkça öngörülmemiş olsa da, aynı durumda ve şartlarda olan sanıklar/hükümlüler yönünden Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun sirayet konusunda karar vermesini engelleyecek nitelikte bir düzenleme hukuk düzenimizde mevcut değildir.

1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu m.322’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazının, temyize ilişkin hükümler içerisinde düzenlendiği gözönüne alınırsa, bu kanun yollarının birbirinden tamamen bağımsız olmadığı; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazının, temyizden ayrı bir kanun yolu olarak ortaya koyulmasının kanun koyucunun bilinçli tercihi olduğu, ancak sirayet bakımından da düzenleme yapılması gerekliliğinin gözden kaçırıldığı kanaatindeyiz.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı sonucunda özellikle; suçun sübutuna ilişkin bir bozma kararının verildiği[9], örneğin, somut olayda suçun sanık tarafından işlendiğimim ispatlanamadığından bahisle o sanığın beraatına karar verildiği hallerde, sirayet konusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı yoluna özgü bir düzenleme bulunmadığı ileri sürülerek, aynı hukuki statüde olan diğer sanık veya sanıkların bozmadan yararlandırılmaması, “eşitlik” ilkesi ve adalet duygusu ile örtüşmeyecektir. Olağanüstü itiraz üzerine verilecek bozma kararının, hukuka kesin aykırılık hallerinden birisine dayanması halinde de aynı sorun gündeme gelecektir[10].

Kıyas ve genişletici yorum yoluyla; hakkında düzenleme olmayan bir Ceza Hukuku veya Ceza İnfaz Hukuku konusunda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı başta olmak üzere, kişi hak ve hürriyetlerinin aleyhine uygulama geliştirilemeyeceği, yine Ceza Hukuku ile sınırlı olmak üzere kıyas veya kıyasa varan genişletici yorum yoluyla “kanunilik” ilkesine aykırı bir uygulama veya teamül geliştirilemeyeceği de dikkate alınarak, bu kuralın Ceza Muhakemesi Hukuku yönünden de geçerliliğinin tartışmasız olduğu, hakkında düzenleme bulunmayan hallerde şüpheli veya sanıkların veya hükümlülerin aleyhine kıyas yapılamayacağı, Ceza Muhakemesi Hukukunda ancak lehe kıyas ve uygulama yapılabileceği kabul edilmelidir.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Selvacan Akpınar

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

-------------------

[1] Osman Yaşar, Ceza Muhakemesi Kanunu, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2018, s. 3606.

[2] Ayrıntılı bilgi için bkz. Ersan Şen, M. Vedat Ervan, “Temyiz İncelemesine Katılan Üye Ceza Genel Kurulu İncelemesine Katılabilir mi?”, Erişim Tarihi: 15.10.2021, Erişim Adresi: Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - Temyiz İncelemesine Katılan Üye Ceza Genel Kurulu İncelemesine Katılabilir mi? (sen.av.tr)

[3] Erhan Günay, Ceza Muhakemesi Hukukunda Olağanüstü Kanun Yolları, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2019, s.278.

[4] Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, 7. Bası, Ankara, 2015, s.880.

[5] Metin, Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukukunda Tanıklık, US-A Yayıncılık, Ankara, 1996, s.153; Vahit Bıçak, Suç Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2010, s.212; aktaran: Abdullah Batuhan Baytaz, “Kanunilik İlkesi Bağlamında Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukukunda Yorum”, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul, 2015, s.379.

[6] Bahri Öztürk, Durmuş Tezcan, M. Ruhan Erdem, Özge Sırma, Yasemin Saygılar Kırıt, Özdem Özaydın, Esra Alan Akcan, Efser Erden, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, 9. Bası, Ankara, 2015, s.751.

[7] Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazında; yalnızca sanık aleyhine itirazlar yönünden kanuni süre öngörülmüş olup, sanık lehine itirazlarda süre şartı bulunmadığından, burada sanığın süresi içinde olağanüstü itiraz yoluna başvurmaması ihtimalini değerlendirmemekteyiz.

[8] Ersan Şen, “Hükmün Bozulmasının Diğer Sanıklara Etkisi”, Erişim Tarihi: 05.10.2021, Erişim Adresi: https://www.hukukihaber.net/hukmun-bozulmasinin-diger-saniklara-etkisi-makale,6910.html

[9] Sacit Yılmaz, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı (CMK m.308)”, TAAD, Yıl: 11, Sayı: 41, Ocak 2020, s.136-137.

[10] Alternatif bir çözüm yolu olarak; “Başsavcının ilgili ceza dairesi kararına itiraz ederken, verilecek hükümde sirayeti gerektiren şartların varlığı halinde, hangi sanıkların/hükümlülerin bundan yararlanabileceğini itiraz dilekçesinde göstermesi gerektiği” görüşü için bkz. Yılmaz, a.g.e., s.136.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.