“Hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi” başlıklı Ceza Muhakemesi Kanunu m.306’ya göre; “(1) Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar”.

CMK m.306’nin gerekçesine göre; “Mahkemece verilen hüküm, temyiz etmeyen sanık yönünden kesinleşir ve infaz edilebilir hale gelir. Kural bu olmakla beraber aynı mahkemece aynı hükümle cezalandırılan sanıklar hakkında birbiriyle çelişen sonuçların doğmasının önlenmesi, adalet düşüncesiyle ve bazı koşullarda Yargıtay’ın bozma kararından temyiz etmeyen sanıkların da yararlandırılması uygun görülmüştür.

Bunun için;

1. Aynı mahkemece aynı kararla birden çok sanığın hükümlendirilmesi,

2. Sanıkların fiilinde 8 inci maddede tanımlanan nitelikte bağlantı bulunması,

3. Hükmün cumhuriyet savcısı, katılan veya sanıklardan bir veya birkaçınca ve sanıkların tümünü kapsamayacak şekilde temyiz edilmiş olması,

4. Hükmün cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılık nedeniyle sanık yararına

bozulması,

5. Bu bozmanın hükmü temyiz etmeyen veya kendileriyle ilgili temyiz bulunmayan sanıklara da uygulanma olanağına sahip olması,

Gerekecektir.
Suç unsurlarının oluşmaması, fiilin suç olmaması, cezanın azaltılması veya ortadan kaldırılmasını gerektiren nedenler de cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılıktır.

Temyiz etmeyen deyimine; temyiz yoluna hiç başvurmayan, süresinden sonra başvuran, temyiz istemi reddolunanlar dahildir.

Yargıtay, bozma kararında, temyiz etmeyen sanıklardan hangilerinin yararlanacağını gösterir; ancak gösterilmemiş olması yararlanmayı önlemez. Mahkeme kanun gereği olarak bu durumu gözetmek zorundadır.

Bu bozmayla temyiz yoluna başvurmayan sanıklar hakkında kesinleşen hüküm de ortadan kalkar, aynı sanıklarla ilgili olarak yeniden hüküm kurmak gerekir”.

“Temyizin Sirayeti” başlıklı yazımızda, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 325. maddesi ile bu maddenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda karşılığı olan m.306 açısından ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştuk.

CMK m.306’da, hükmü temyiz etmeyen diğer sanığın lehe bozmadan yararlanacağı belirtilmiştir. Böylece; hükmü temyiz etmeyen, temyiz süresini kaçıran veya temyiz talebi reddedilen sanık, hükmü temyiz eden sanığın başvurusu ile kararın lehe bozulması halinde bu sonuçtan yararlanacaktır.

Hakim veya mahkeme tarafından verilip de temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ve sonra kanun yararına bozma yoluyla Yargıtay incelemesinden geçen bir kararın, sanık (esasında hükümlü) lehine bozulması durumunda, bu lehe bozmanın tüm sanıklara sirayet edeceğini ifade etmeliyiz. Çünkü adı kanun yararına bozma da olsa bu noktada Yargıtay’ın yaptığı ve amaçlanan, temyiz incelemesinden geçemeyen veya geçmeyen kararların hukukilik denetiminin yaptırılmasının sağlanması, maddi hakikate ve adalete ulaşmada bir hata varsa bunun düzeltilmesidir.

Yerel Mahkemece verilen hüküm, temyiz etmeyen sanık yönünden kesinleşir. Bu kesinleşme sadece hükmü temyiz etmeyen sanığı bağlar, temyiz eden sanığı bağlamaz; zira temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, CMK m.291’de öngörülen süre ve istem koşullarının yerine getirilmesi şarttır. Sanıklardan birisinin talebi, diğer sanıkların da isteği yerine geçemez. Bu itibarla, ilgililer tarafından kanun yoluna başvurulmadığı takdirde hüküm kesinleşecektir. “Davasız yargılama olmaz” ilkesi, kanun yolları aracılığıyla yapılan incelemeler için de geçerlidir[1].

Bu ilke gereğince, ceza yargılaması alanında verilen kararlar, yargı konusu olan eylemler ve sanıklarla sınırlıdır. Hakim ancak, önüne getirilen eylem ve kişiler hakkında karar verebilir ve bu karar bu kişiler hakkında sonuç doğurur. Bu kapsamın dışında kalanlar bakımından yargılamanın sonucu yoktur. Mahkemenin son kararını temyiz etmeyen sanık hakkında, bu son kararın kesinleşmesi ve yerine getirilmesi gerekir. Aynı hükümle mahkum olan sanıklardan temyiz yoluna başvuranlar için kesinleşme ve kesin hüküm etkisi doğmaz[2].

Bozulan hükmün diğer sanıklara sirayet edebilmesi için; aynı suça katılan sanıklardan birisi veya birkaçı tarafından hükmün temyiz edilmemesi ve temyiz edilmeyen hükmün sanık lehine bozulması gerekmektedir. Sirayet, kanun hükmü gereğince ancak lehe bozmalarda mümkün olduğundan, aleyhe bozma sözkonusu olduğunda, hükmün temyiz etmeyen sanığa sirayeti ileri sürülemeyecektir.

Bu yazımızda; istinaf incelemesinden geçmekle birlikte CMK m.286 gereğince temyiz edilme yasağı sınırında kalıp temyiz edilemeyen veya edilmekle birlikte reddedilen başvurular yönünden CMK m.306’da öngörülen hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisinin gündeme gelip gelmeyeceği incelenecektir.

Yasal düzenlemeleri ve özellikle de Ceza Hukuku ve Ceza Yargılaması Hukuku normlarını incelerken; fail, şüpheli ve sanık aleyhine yorum yapılmaması, Kanunun açık hükmü olmadıkça da bu kişilerin hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmaması, “evleviyet” ve “eşitlik” ilkelerinin gözetilerek yasal düzenlemelerin tatbiki yoluna gidilmesi şarttır.

CMK m.306’nın lafzı incelendiğinde; mahkumiyet hükmünün sanık lehine bozulduğu, bu bozmanın temyiz talebinde bulunmayan diğer sanıklara uygulanması mümkün olduğu durumda, bu sanıklar yönünden temyiz yapılmış kabul edilerek bozma hükmünden yararlandırılması gerekir. Maddede “temyiz isteminde bulunmayan sanık” ibaresine yer verildiği, bundan da temyiz istemi bulunma hakkı olup da bu hakkı kullanmayan sanığın anlaşılması gerektiği, temyiz isteminde bulunma hakkı olmayan yönünden zaten temyiz hakkına sahip olmaması nedeniyle CMK m.306’nın tatbik edilemeyeceği ve diğer sanık lehine bozulan mahkumiyet hükmünden temyiz etme hakkı bulunmayan sanığın yararlanamayacağı ileri sürülebilir.

İlk bakışta Kanunun lafzına uygun gibi gözükse de, bu tür bir sonucun kanun koyucunun amacına, ilgili Kanun hükmünün ruhuna, “evleviyet” ve “eşitlik” ilkeleri ile temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlandırılacağını düzenleyen Anayasa m.13’e uygun düşmeyeceğini belirtmek isteriz.

CMK m.306’nın gerekçesi incelendiğinde; “Temyiz etmeyen deyimine
temyiz yoluna hiç başvurmayan, süresinden sonra başvuran, temyiz istemi reddolunanlar dahildir.” cümlesinin yer aldığı, buna göre temyiz yoluna hiç başvurmayan, temyiz süresini kaçıran ve temyiz istemi reddedilenlerin, diğer sanık lehine bozulan mahkumiyet hükmünün bozulması kararından yararlanacağı anlaşılmaktadır.

Şimdi bu durumda; “Temyiz” başlıklı CMK m.286/2-a’da temyiz yasağı kapsamına giren beş yıl veya daha az hapis cezasına mahkum edildiği için temyiz yoluna başvurmayan veya başvurmakla birlikte bu başvurusu reddedilen sanığın hukuki durumu, aynı davada başka bir sanık için verilen bozma kararından lehe etkilenecek midir?

Yerel mahkemece verilen beş yıllık bir mahkumiyet kararına karşı yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun ardından; dava dosyasını inceleyen bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin istinaf talebinin esastan reddi kararına karşı sanığın, temyiz kanun yoluna başvurma hakkının olmadığı, artık bu andan itibaren hapis cezasının kesinleşeceği, sanığın “hükümlü” sıfatını alacağı, ancak aynı davada ve aynı suçta yargılanıp cezada takdir teşdit uygulandığından beş yılın üzerinde bir hapis cezasına mahkum edilen sanık yönünden istinaf talebi esastan reddedildiğinde ise, bu sanığın temyiz kanun yoluna başvuracağı ve yaptığı başvuru sonucunda da mahkumiyet kararı bozulduğunda da, suçtan beraatının veya daha az ceza ile cezalandırılacağının gündeme geleceği tartışmasızdır.

İşte bu halde; aynı hukuki durumda bulunan bir sanık temyiz hakkına sahip olup temyiz ettiğinde bozulan karar lehe sonuç çıkarıp, aynı hukuki durumda olmakla birlikte temyiz hakkı bulunmayanın bu lehe sonuçtan faydalanmaması, en yalın ifadeyle adaletsizliği ve eşitsizliği gündeme getirir.

CMK m.306’nın metninde; temyiz isteminde bulunmayanın, temyiz isteminde bulunup da lehe bozulan karardan yararlanacağı belirtildiğinden, temyiz isteminde bulunma hakkı olup da bulunmayanın anlaşılması gerektiği, bunun dışında temyiz hakkı olmadığından başvurmayanın veya başvurup da hak sahibi olmadığından bahisle reddedilenin lehe bozmadan etkilenmeyeceği görüşü, hem Kanunun hükmünün lafzına ve hem de ruhuna aykırıdır. CMK m.306’nın etkisini sanık aleyhine daraltmak, Ceza Yargılaması Hukukunun Kamu Hukuku dalı olması özelliği ile de bağdaşmaz.

Her ne kadar CMK m.306’nın başlığı “Hükmün bozulmasının diğer sanıklara etkisi” olup da, “sanık” kavramına yer verildiğinden bahisle, lehe bozma kararının hakkında verilen mahkumiyet hükümleri kesinleşmiş diğer sanıkları etkilemeyeceği ileri sürülse de, bunun bir anlamı olmayacaktır. Çünkü maddede “temyiz isteminde bulunamamış olan diğer sanıklara” ibaresine yer verilerek, esasında temyiz edilmediğinden veya edilemediğinden hareketle, hakkında verilen mahkumiyet hükmü kesinleşmiş sanıklar, yani, hükümlüler kastedilmektedir. Kanun koyucu, konuyu bir olağan kanun yolu olan temyiz ve bu hakkı kullanan veya kullanmayan veya kullanamayan kişiler yönünden düzenlemiş olup, lehe bozma kararının sirayeti bakımından kovuşturma aşamasının henüz tamamlanmadığına işaret etmiştir.

Esasen CMK m.306’nın gerekçesinde; “temyiz etmeyen sanık”, “temyiz yoluna başvurmayan sanık” ibarelerinden temyiz yoluna hiç başvurmayan, süresinden sonra başvuran veya temyiz istemi reddedilen sanığın anlaşılması gerektiği ifade edilmiştir.

Buna göre; temyiz yoluna başvurma hakkı olup da başvurmayan veya temyiz süresini geçirdikten sonra başvuran ile temyiz hakkı olmadığından bahisle temyiz talebi reddedilen sanık, bir diğer sanığın yaptığı temyiz başvurusu üzerine lehe bozulan kararın sonucundan yararlanacaktır. Her ne kadar CMK m.306’nın gerekçesinde; istinaf kanun yolu incelemesine açık olup da, hapis cezasının süresi itibariyle temyiz yolu kapalı olduğundan bahisle temyiz hakkına sahip olmayan, bu nedenle temyiz kanun yoluna başvurmayan sanığın (cezası kesinleştiği için hükümlünün), gerek maddenin lafzına ve gerekse gerekçesine göre hükmün lehe bozulmasından etkilenmeyeceği, yani bozma kararının bu kişiye sirayet etmeyeceği ileri sürülse de, yukarıda yer alan açıklamalar ve ilkeler ışığında “temyiz etmeyen” veya “temyiz talebinde bulunmayan” ibarelerinden, istinaf kanun yolu sonrası kapalı olan, hatta ilk derece mahkemesinden sonrasının kapalı tutulduğu önem derecesi düşük kabul edilen suç ve cezalar bakımından, hem istinaf ve hem de temyiz kanun yollarından çıkan lehe kararların lehe etkisi kabul edilmelidir. Bu kabulün; “eşitlik”, “adalet” ve “hakkaniyet” ilkelerine uygunluğu tartışmasızdır.

“Temyiz etmeyen” veya “temyiz talebinde bulunmayan” deyiminden; dar yorum yapılarak, yalnızca temyiz hakkı olup da temyiz kanun yoluna başvurmayan anlaşılamaz, bu ibareler geniş düşünülmeli, sanık ve hükümlü hakları ceza adaleti ve eşitlik ilkeleri adına gözetilmeli, kanun yollarının kapalı olduğu hükümler yönünden “temyiz etmeyen” veya “temyiz talebinde bulunmayan” ibareleri amaca uygun yorumlanıp, kapalı olması sebebiyle kanun yoluna başvurulmayan kararları da kapsamalıdır.

Aynı şekilde CMK m.306’nın gerekçesinde yer alan; “temyiz istemi reddedilen” ibaresi de, yalnızca temyiz hakkı olmadığı halde temyiz eden ve reddedilenleri kapsamamalı, temyiz hakkı olmadığından bahisle veya temyiz hakkı olduğu halde bu hakkı kullanmayanı veya temyiz süresini kaçıran kişiyi de içine almalıdır. Nitekim CMK m.306’nın lafzı, ruhu ve gerekçesi, temyiz kanun yolu kapalı olan istinaf kanun yolu kararlarının, bu kararlardan temyiz kanun yolu hakkı olan sanıkların yaptığı başvuru ile lehe verilen bozma kararlarından, temyiz kanun yolu hakkı bulunmayan sanıkların etkilenmeyeceğine, yani bozma kararının bu kişilere ve hukuki durumlarına sirayet etmeyeceğine dair herhangi bir hüküm içermemektedir. Belirtmeliyiz ki; CMK m.306’da bu yönde bir olumsuzluk olmadığı gibi, Ceza Yargılaması Hukukunun amacı gereği, lehe bozma kararının aynı davada yargılanan, fakat mahkumiyet kararını temyiz etmeyen veya edemeyen hükümlüyü etkilemeyeceği yönünde bir hükme de yer verilemez. Aksi halde; eşitsizlik, adaletsizlik, hakkaniyete ve maddi hakikate aykırılık gündeme gelir ki, maddi hakikate ve adalete ulaşmaya çalışan Ceza Yargılaması Hukuku buna izin veremez.

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

----------------------------

[1] Ali Parlar, Ceza Muhakemesi Kanun Şerhi, Bilge Yayınevi, Ankara, 2014, s.999.

[2] Erdener Yurtcan, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, 6. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.1463-1464.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.