Ölüme bağlı tasarruflar TBK ‘nın 557. maddesinde sayılan sebeplerin varlığı halinde, iptal davası açılarak hükümsüz kılınabilmesinin yanında; bazı durumlarda iptal davası açmaya gerek kalmaksızın kendiliğinden (kanun gereği) hükümsüz olmaktadır. Bu makalemizde ise ölüme bağlı tasarrufların kendiliğinden hükümsüz olduğu durumları anlatacağız.

Ölüme bağlı tasarrufun kendiliğinden hükümsüz olduğu durumlarda, ölüme bağlı tasarrufun iptali davası değil; gerekirse tespit davası açılması gerekir. Aşağıda belirtilen hallerde, geçerli olan bir ölüme bağlı tasarruf kanun gereği ortadan kalkmaktadır(hükümsüz olmaktadır).

1) Kesinleşmiş Boşanma Kararının Varlığı

Eşin ölümünden önce evlilik bağı sona ermiş ise (eşler boşanmışlarsa)[1] sağ kalan eş, ölen eşinin yasal mirasçısı olamayacaktır ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça kaybedecektir. (TMK madde 181/2). Yani kural olarak eşin ölümden önce boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamamakla birlikte boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflar(miras sözleşmesi ve vasiyetname) hükümsüz olacaktır. Ölüme bağlı tasarrufun hükümsüz olması halinde ise, sağ kalan eş tasarrufla kendisine sağlanan hakları kaybedecektir.[2] Yani taraflar arasında boşanmadan önce bir ölüme bağlı tasarruf yapılmış ise bu tasarruf boşanma halinde, hükümsüz olacaktır( geçersiz olacaktır). Ancak bu tasarrufta” “boşanma halinde dahi geçerli olacağı” ifadesi yer alıyorsa, sağ kalan eş(eski eş) ölüme bağlı tasarrufla kendisine sağlanan hakları kullanabilecektir.[3]

Peki, taraflar arasında (eşler arasında) boşanma davası devam ederken, eşlerden birinin ölmesi halinde ne olacak? Türk Medeni Kanunu’nun 181. maddesinin 2. fıkrası bu durumu düzenlenmiştir.[4] Söz konusu madde uyarınca; “Boşanma davası devam ederken (kesinleşmeden), ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması halinde kusurlu eş, ölen eşin mirasçısı olamayacaktır”. Yani kanunun tersi yorumundan, boşanma davası devam ederken eşlerden birinin ölmesi durumunda, kural olarak sağ kalan eşin yasal mirasçılıklarının devam edeceği ve birbirleri lehine yapmış oldukları ölüme bağlı tasarrufların da geçerli olacağı kabul edilmiştir. Bu kuralın istisnası yine aynı fıkrada öngörülmüştür. Buna göre; Ölen eşin mirasçılarından birinin davaya devam etmesi ve bu davada sağ kalan eşin kusurlu olduğunun ispat etmesi durumunda, sağ kalan eş, artık ölen eşe ne mirasçı olabilir ne de onun tarafından lehine yapılmış olan ölüme bağlı tasarruftan bir hak talep edebilir.

Eşin ölümünden önce açılan boşanma davası devam ederken eşin ölmesi durumunda mirasçılardan birinin devam ettirdiği bu dava artık eşlerin boşanmasına yönelik olmayacak. Boşanma davası kesinleşmeden eşlerden birinin ölümü halinde Mahkeme, evlilik birliğinin ölümle sona erdiğine ve bu nedenle boşanmaya hükmolunamayacağına karar vermelidir.[5] Yani boşanma veya evlilik birliğinin iptali davası açan eşin davanın devamı sırasında ölümü halinde mirasçıları veya mirasçılardan biri davayı devam ettirebilecek ve davada sadece eşlerin kusur durumları belirlenecek. Hakim ise boşanmaya karar vermeyecek sadece eşlerin hangisinin tamamen veya daha fazla kusurlu olduğunu belirleyecektir.[6]Peki, Ne Tür Bir Kusurun Olması Halinde, Sağ Kalan Eş Mirasçılık Hakkını Kaybedecektir? Toplanan deliller ve boşanmaya neden olan olaylar değerlendirilerek, sağ kalan eşin boşanmayı gerektirir ağırlıkta bir kusurunun bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekecek.[7]Kanunun gerekçesine göre; zina, hayata kast, pek kötü davranış, haysiyetsiz hayat sürme sebeplerinden biriyle açılan boşanma davasında sağ kalan eşin bu sebeplerden dolayı kusurlu olduğu ispat edilirse, mirasçılık hakkı sona erecektir. Yargıtay’a göre; “eşine ağır hakaret etmek”[8] , “kanser hastası olan eşine tedavisi için yardımcı olmamak, evdeki eşyaları hasta olan hocasına fırlatma[9], “eşinin yüzüne tükürmek, ağza alınmayacak sözlerle hakaret etmek ve ölen eşine müessir fiilde bulunmak”[10] şeklindeki eylemlerin boşanmaya sebebiyet verecek şekilde ağır olduğuna karar vermiştir.[11]

2) Evlenmenin Butlanı

Evlenmenin butlanının, sağ kalan eşin mirasçılığına etkisi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 159. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, “Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak, mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.Maddenin lafzından da anlaşılacağı üzere, butlan hali söz konusu olsa bile, ilgiler tarafından dava(mutlak butlan) açılmaz ise veya açılmış olan butlan davasına (nisbi butlan) devam edilmez ise yahut mutlak butlan davası açılması veya açılmış olan nisbi butlan davasının devam ettirilmesi halinde, sağ kalan eşin iyi niyetli olmadığı ispatlanamazsa, sağ kalan eş yasal mirasçı olacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da isteyebilecektir. Ancak eş iyi niyetli değil ise yani evlenmenin batıl olduğunu biliyor veya bilmesi gerekiyorsa yasal mirasçılık hakkını kaybedecek ve lehine bir ölüme bağlı tasarruf varsa, bundan doğan hakları kanun gereği sona erecektir. Yani yapılan tasarruflar hükümsüz olacaktır. Burada “iyi niyetli “ olmadan kasıt ise, yaptığı evlenmenin batıl olduğunu bilmemesi ve bilmesinin gerekmemeksidir. Yargıtay iyi niyeti evlenmenin kurulması anında aramaktadır[12]. Kısaca, butlan davası sırasında eşlerden birinin ölmesinin halinde veya ölümünden sonra butlan davası açılmış olması durumunda sağ kalan eşin mirasçı olması asıldır. Ancak ölümden önce açılan bir nisbi butlan davası var ise, bu davanın mirasçılar tarafından sürdürülür ve sağ kalan eşin evlilik akdinin kurulması anında iyi niyetli olmadığını ispatlarlarsa, sağ kalan eş yasal mirasçı olmayacağı gibi, daha önce yapılmış ölüme bağlı tasarrufla da kendisine sağlanan hakları kaybeder. Ancak butlanın mutlak olması şartı ile ölümden sonrada butlan davası( mutlak butlan) ilgililer tarafından açılabilir. Bu durumda ilgililer sağ kalan eşin evlilik akdinin kurulması anında iyi niyetli olmadığını kanıtlanmalıdır. Şayet kanıtlarlarsa sağ kalan eş yasal mirasçı olmayacağı gibi, daha önce yapılmış ölüme bağlı tasarrufla da kendisine sağlanan hakları kaybedecektir.[13]

3) Lehine Ölüme Bağlı Tasarruf Yapılan Kimsenin Mirasbırakandan Önce Ölmesi

TMK madde 548 uyarınca;”Mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişi ölümünde sağ değilse, miras sözleşmesi kendiliğinden ortadan kalkar”. Hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere, lehine ölüme bağlı tasarruf yapılan kimsenin miras bırakandan önce ölmesi halinde, ölen kimse lehine yapılmış olan tasarruf kendiliğinden geçersiz olur. Ancak tasarrufta yedek mirasçı ya da artmirasçı ataması varsa, tasarruf geçerliliğini koruyacaktır.

4) Lehine Ölüme Bağlı Tasarruf Yapılan Kimsenin Mirastan Yoksun Olması

TMK madde 578’ de sayılan sebeplerden birinin gerçekleşmesi halinde, fiili gerçekleştiren kimse, mirastan yoksun olacağı için, lehine yapılmış olan tasarruflarda kendiliğinden hükümsüz olacaktır. Bu sebepler şu şeklide sıralanmıştır:

- Mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler,

- Mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak sürekli şekilde ölüme bağlı tasarruf yapamayacak duruma getirenler,

- Mirasbırakanın ölüme bağlı bir tasarruf yapmasını veya böyle bir tasarruftan dönmesini aldatma, zorlama veya korkutma yoluyla sağlayanlar ve engelleyenler,

- Mirasbırakanın artık yeniden yapamayacağı bir durumda ve zamanda ölüme bağlı bir tasarrufu kasten ve hukuka aykırı olarak ortadan kaldıranlar veya bozanlar mirasçı olmayacakları gibi; ölüme bağlı tasarrufla herhangi bir hak da edinemezler.

Ancak mirastan yoksunluk, mirasbırakanın affıyla ortadan kalkar. Yani mirasbırakan söz konusu kişiyi affetmişse, ölüme bağlı tasarruf yine hüküm ifade eder.

5) Bozucu Şartın Gerçekleşmesi Veya Geciktirici Şartın Gerçekleşmemesi

TMK madde 515 hükmü uyarıca, ölüme bağlı tasarruf bozucu veya geciktirici şarta bağlanabilir. Bir ölüme bağlı tasarruf bozucu şarta bağlandıysa ve bozucu şart gerçekleşmişse o ölüme bağlı tasarruf kendiliğinden hükümsüz hale gelir. Aynı şekilse ölüme bağlı tasarruf geciktirici bir şarta bağlandıysa ve geciktirici şartın gerçekleşmeyeceği kesinleşmişse ölüme bağlı tasarruf kendiliğinden hükümsüz hale gelecektir.

Örneğin, Mirasbırakan, imar uygulaması sonucu, parselasyon yapıldığında oluşacak parsellerden bir parselini ( bir ev yerini ) A’ ya vasiyet etmiştir. Bu durumda vasiyet geciktirici şarta bağlanmıştır.[14]

6) Sözlü Vasiyetnamenin Yapılmasından Sonra Diğer Şekillerde Vasiyetname Yapma Olanağının Bulunması

Sözlü vasiyetnameler, istisna bir ölüme bağlı tasarruf şeklidir. Asıl olan vasiyetin resmi veya el yazısı şeklinde yapılmasıdır. Ancak el yazısı ve resmi vasiyetname yapma imkanının bulunmaması halinde, vasiyetçi sözlü vasiyetname yapabilir. Sözlü vasiyetname, istisnaen düzenlenen bir vasiyetname olduğu için, Medeni Kanunu’nun 541. Maddesi şu hükmü getirmiştir: ”Mirasbırakan için sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olasılığı doğarsa, bu tarihin üzerinden bir ay geçince vasiyetname hükümden düşer”. Hükümden de açıkca anlaşılacağı üzere, sözlü vasiyetnamenin yapılmasından sonra, sözlü vasiyetnamenin yapılmasına neden olan olağanüstü durumların ortadan kalkması halinde mirasbırakan bu tarihten sonra bir ay içinde resmi vasiyetname veya el yazısı vasiyetname yapmazsa, yapılan sözlü vasiyetname hükümsüz hale gelecektir.

-----------------------------------------

[1] Boşanma ile kast edilen, kesinleşmiş bir boşanma davasıdır.

[2] Yargıtay 2.Hukuk Dairesi Esas: 2004/ 12717, Karar: 2004 / 14722, Karar Tarihi: 08.12.2004

[4] Anayasa Mahkemesi’nin 22/10/2010 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 21/1/2010 tarihli ve E.2008/102, K.2010/14 sayılı kararıyla maddede geçen "... davacının ..." ve "... davalının ..." sözcükleri, iptal edilmiştir.

[5] Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, Esas: 2004/1951, Karar: 2004 / 3163 sayılı kararı

[6] Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, Esas: 2004/ 4988, Karar: 2004 / 8234, Karar Tarihi: 22.06.2004

[7] Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, Esas: 2007/ 2356, Karar: 2007 / 16218, Karar Tarihi: 21.11.2007

[8] Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,Esas: 2012/ 25527, Karar: 2013 / 10557, Karar Tarihi: 15.04.2013

[9] Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, Esas: 2008/ 17809, Karar: 2010 / 318, Karar Tarihi: 12.01.2010

[10] Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, Esas: 2009/ 8491, Karar: 2010 / 10250, Karar Tarihi: 26.05.2010

[12] Yargıtay 8.Hukuk Dairesi, Esas: 2013/ 17903, Karar: 2014 / 157, Karar Tarihi: 14.01.2014

[14] Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, Esas: 2005/ 4530, Karar: 2005 / 9190, Karar Tarihi: 14.06.2005